Header Ads Widget

test banner

Akvaryumdaki Balık

Bir başkadır’ dizisi bir yoruma göre neyin başka olduğunu izleyene bırakırken, diğer yorum ise cümlenin devamının olmadığı, yani cümle bu şekilde bitiyor. İki yorum da gayet ikna edici olsa da beklentilerin aksine dizinin hiçbir yerinde “Bir başkadır benim memleketim” şarkısı çalmayarak bunu iddia edenlere, kibar bir şekilde cık diyor, çünkü birbirinden çok farklı hayat tarzını benimseyen kesimlerin yaşamış olduğu  toplumsal bunalım artık herhangi bir kalıba sığ(a)mıyor. Varoluşsal krizi izleyicisini terapi eder gibi hiç aceleye getirmeden sunuyor yönetmen. Türkiye'deki farklı toplum sınıflarının röntgenini çeken çok gerçekçi bir yapıt ile karşı karşıyayız. Bir çok ülkede ilk 10’da olması ve laik kesimin yoğun kullandığı ekşi'deki yorumlarda tartışıldığını okumak umutlandırdı beni. Kendini bir akvaryumda hisseden eğitimli laik Türk rolünü oynayan Peri tanıştırıyor seyirciye ‘akvaryum’ kavramını. Genelde mahalle deriz ancak akvaryum benzetmesini seneler önce ilk duyduğum kişi ise Bekir Ağırdır. Bekir Ağırdır Türk toplumunun günümüzde ne olduğu hakkında en iyi tespitleri paylaşan okur yazar, belkide açık ara. Türkiye'deki toplumsal kümecikleri gerek gelir, gerek oy, gerekse hayat tarzı olarak sınıflandırıp bunlara akvaryum benzetmesi yapıyor kendisi ve çalıştığı kurum. Hatta hızını alamayıp Türkiye'yi bütünüyle bir akvaryuma benzetiyor TEDx konuşmasında. Ağırdır’ın aklımda kalan başka bir tespiti de bizim toplumun farklı kesimlerinin bir ütopya ihtiyacı olduğu ve bunun zorunluluğu. Farklı kesimlerin ortak kesiştiği değerler kümesi de diyebilirim buna.

Konunun bana bakan kısmına gelmem gerekirse, dizide Meryem gibi konuya gir(e)meyerek lafı dolandırdım, çünkü bilinç altımda kaçınıyorum yaşananları paylaşmaktan. İstanbul'un en iyi lisesinden birinde okuyordum, sınıf birincisiyim, bütün çözül(e)meyen sorular bana getiriliyor. Bir kız var, en çok o soruyor, Bulgar göçmeni, şekil şemal o biçim, baktım duygularım depreşiyor. Ama bir sorun var. O bizim akvaryumdan değil. Doğduğu toprakları, Bulgaristan'ı Müslüman Türk olduğu için terk etmesi bile onu benim nazarımdan yeterince kabul edilebilir yap(a)mıyor. Muhafazakarım ya karşı cinsle iletişim zayıf, hatta yok denecek düzeyde, onun için konuşamıyorum. Ben de bir mektup yazdım, biz ayrı dünyaların insanıyız, beni meşgul etme diye ve verdim mektubu, evde aç okursun dedim.

FEM dershanesinde derece sınıfındayım. Yarış atı gibiyiz hepimiz. O kız, Atatürkçü'lerin tercih ettiği Uğur dershanesine gidiyor. İşin ilginci benim de cemaat ile temasım birçokları gibi dersanede başladı (ilk başlarda hükümetin devlet içi paralel yapılanmayı eğer mümkünse kavgasız devre dışı bırakmak için, cemaatin insan kaynakları olan dershaneleri kapatmak için girişimi gayet bilinçli bir hareketti, bu istihbaratı Kemalettin Özdemir’in verdiği konuşuldu). Muhafazakar çevreden geliyorum ama yinede FEM için çok olumlu bakmıyorlardı benim geldiğim kesimde. Çünkü the cemaat diğer muhafazakar kesimden gelen işine yarayacak en iyilerini kendilerine devşiriyordu, onun için. Demek istediğim, akvaryumların içinde küçük akvaryumcuklar var ve bunlarda birbiri ile rekabet ediyorlar. Uzun lafın kısası platonik kaldı duygularım ve hikayem, çünkü biz farklı akvaryumlardandık ve ortak bir ütopyada buluşamadık.

"Aşkımı bir sır gibi senelerce sakladım
Geceleri rüyâmda ismini sayıkladım"

Bundan öncesinde, kendi hayat tarzımı hakikatin ta kendisi ve olması gereken olarak algılıyordum ve bilinç altımda ‘bir başkadır bizim akvaryum’ diye inanıyordum. Daha da vahimi, inandığım görüşe şu an hayat hakkı verilmiyordu ve eğer verilirse o zaman cennet gibi olacaktı bu hayat. Kendime gür bir sesle söylemek istiyorum, ne benim ne senin akvaryumun tek başına üstün. Hepsinin artıları ve eksileri var. Nasıl bir renk başka renge üstünlük taslayamazsa, birlikte olunca renkli bir hayat sunabiliriz. Sizce de öyle değil mi?

-Akvaryumdaki Balık

Ek bilgi: Bir başkadır dizisinin farkli dinlerde ve coğrafyalarda çekilmiş benzerleri var. Benim aklıma gelenler; Roots (Kökler), A Separation (Bir Ayrılık), This evening (Bu akşam), Unorthodox ve Shtisel (Bunlar gerçekten çok iyi baska varsa yorumlarda paylaşabilirsiniz)
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

8 Yorumlar

  1. Bana göre harika bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık.......

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Fetullah Gulen tarikatinin en buyuk amaclarindan biri genclerin ergenlerin karsi cinse ilgisini sucluymus ve kotuymus gibi gostermesi. Bu anlamda cok alcak bir adam FG ve cevresi. Eger sana bunu dayatirlar ve sen kabul edersn ki bilincaltina isliyor alcak seytan. Cemaatte kalirsan seni cok guzel kontrol ediyor. Yolun cemaatten ayrildiysa puberty doneminde agzina s.cmis oluyorlar. Muhtemelen bipolar ve sizofreni, okb gelismeye basliyor.

      Sil
  2. Evet Meryem, “Jung” diye yazılan ama “Yung” diye okunan bir psikiyatr o. Farklı disiplinlere olan merakı ve ilgisiyle kişinin kendi dönüşümünü bireyselleşme kuramında topluyor. Mesela sen bu muayenehaneye neden gelmiştin? Bayıldın diye geldin ya… Aslında onun sebebi psikolojik. Zaten Peri de dediğinde hemen fark ettin. O zaten sadece senden değil, kendi bastırdığı duygularından da örnek veriyordu. Yani kılıflarınız farklıydı belki ama, içinizde tepişen çocuk aynıydı. Bu yüzden ayna oldunuz birbirinize. Sen ona kendini gösterirken, onun da kendisini görmesini sağladın.Çünkü insanın farkında olmadan yaptığı bir şeydi duygularını bastırmak. Gölgelerinden biriydi… Sen de çokça bastırmıştın kendini, hatta o da yetmemiş batmıştı içine kıymık kıymık. Abin, yengen, Sinan… Kendi sesini duymadıkça benliğin, sağlığını dürtmeye başladı. Hadi sen şanslıydın uyarı almıştın bedeninden. Peki ya diğerleri?

    YanıtlayınSil
  3. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

    YanıtlayınSil
  4. İşte sen diyorsun delilik, doktor diyor cesaret. O toplumsal kod sana bunu nasıl tanımladıysa ona inanıyorsun. N’olmuş tanımladıysa gerçi… Sonunda aynı yerde buluştunuz ya… Kendinizde… Gerisi önemli mi?

    İnanç bıçağıyla parçalara ayrılmış herhangi birtopluluğunsadece simgesisin Meryem sen. Jung arketipinin bir uzantısı gibi, toplumun sana biçtiği kodlardan oluşan bir kabuğun içindesıkışmış benliğine, gölgelerine, bilincine erişebilmek için geldin o muayenehaneye. Şimdi “Jung diye bir bilim adamı var mı abla?” diye sorarak dönüyorsun. Demek ki ne olmuş bu 8 bölümde, kendine giden yolu bulmuşsun.

    “Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.”

    diyen Jung’a inat…

    Kader demiyorsun Meryem sen… “Kendin” olmuş gidiyorsun.

    YanıtlayınSil
  5. Berkun Oya’nın yazıp yönettiği “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” adlı tiyatro oyununu hatırlatmakta yarar var. 30 kişi arasından seçilen ve ilk profesyonel deneyimi olan Ayşe rolüyle Karayel, 3 farklı ödüle layık görülmüştü.

    YanıtlayınSil
  6. kısaca bu denli hakiki bir şey izlemek çoğu insana iyi geldi. Bu yüzden yapım sadece beğeni toplamadı, beğenenlerin içinde aşırı bir duygu durumu oluştu. Kimi oyunculardan çok etkilendi, kimi metnine hayran kaldı, kimi kurgusuna bayıldı, kimi müziklerine aşık oldu. Aslında hepsine parça parça baktığımızda arkasında bir şeyler olduğunu fark ettik. Oyuncuların bu kadar iyi iş çıkarması, o rolü en doğru giyinecek yetenekte kişilerin seçilmesine dayanıyor. Her biri adeta bir elbise gibi oynadığı rolü giyinmiş, giymeyene de giydirilmiş. Keza metinde de cami hocasının plastik ve gerçek çiçek üzerinden yaptığı karşılaştırma, Jung hayranı Hilmi’nin toplumsal eleştiri monologları ve Yasin’in karısına yönelttiği “içine kışla ördün, bir terhis olamadın” metaforu gibi örnekler oldukça etkileyiciydi

    YanıtlayınSil
  7. Tüm bu açılardan baktığımızda, yıllarını yazmaya vermiş ancak tiyatrocu geçmişiyle de iyi oynanacak bir hikayeyi nasıl yazması gerektiğini çok iyi bilen Berkun Oya’nın açtığı bu yol sadece kendi çıtasını yükseltmekle kalmadı, diğer yapımcı ve yönetmenlerin de başına güzel bir çorap örerek gelecek yapımlardan bir makas aldı.

    Umarız bu aydınlanma en çok izleyicinin işine yarar. Duygularımızla oynayan değil, bu tür duygularımıza pike yaptıran yapımları belki de daha sık izleriz

    YanıtlayınSil