Header Ads Widget

test banner

Peki ya Her Şey Yalansa?

Darbe gecesi çok zor geçti. Yıllarca içinde bulunduğumuz ve güzel işler yaptığını düşündüğümüz cemaat bir gecede darbeci olmuştu. Aradan 4 yıl geçmiş olmasına rağmen hayatımızdaki etkileri tüm şiddetiyle devam ediyor. Siyasi ve toplumsal etkileri üzerine yıllardır çokça konuşuldu fakat ben daha çok kendi inanç dünyama etkisinden bahsedeceğim.

Dini hassasiyetleri olan bir ailede büyüdüm. Anadolu dindarlığı diyebileceğiniz, ahlaki değerlerinin temeli İslam dini olan ortalama bir Türk ailesi denebilir. O yıllarda cemaat, iyi bir eğitim alabilmek için ilk başvurabileceğiniz yerdi ve benim için de öyle oldu. Çok güzel ve iyi niyetli insanlara hayatım beraber geçti denebilir. İyi bir müslüman ve iyi bir insan olabilme gayreti içerisinde sabırla bizleri yetiştirdiler. Belli bir dairenin içerisine girdikten sonra artık doğru ve yanlış kavramları tamamen o ortamda şekillenmeye başlıyor doğal olarak. İslam dinini de daha çok cemaat liderinin perspektifinden yorumlamaya ve inanmaya başlıyorsunuz. Bunu diğer cemaatler ve tarikatler için de söyleyebilirsiniz. Aynı düşünceleri tekrar tekrar duyup kendiniz de söylemeye başlayınca artık sarsılmaz inançlara ve alışkanlıklara sahip oluyorsunuz. Darbe gibi olağanüstü şiddetli bir olaydan sonra ise sarsılmaz görünen inançlarınız yerle bir oluyor ve asıl hikaye de burada başlıyor.

Darbe gecesine kadar cemaatin siyasi, sosyal, inanç ve kültürel alanlarda yaptıklarına her zaman makul bir yorum bulabiliyordum. Mevcut görülen sorunları ise sistemsel değil daha çok bireylerin zaaflarından kaynaklanıyor görüyordum. Darbe ile birlikte iyice ayyuka çıkan konulardan sonra artık olayın bireysel hatalarda falan değil, bir cemaatin devleti kendi ideolojisine zorlaması olarak görmeye başladım. Benim açımdan bu çok ciddi yaralayıcı bir süreçti. İslam dünyasında var olan problemlerin dinin özünün doğru anlaşılamaması olarak düşünüyordum. Cemaat ise tüm dünyaya yayılan faaliyetleri ile bunu çözecek ve insanlık yeniden asrı saadete dönecekti. Dünya’da İslam adına örnek bir model olarak gördüğüm tek yapı da paramparça olmuştu. O günden bu yana daha derin bir soruyu soruyorum kendime. Peki ya İslam dini bir yalandan ibaretse?

Bu soruyla yüzleşmek çok sancılı oldu. Yıllarca cemaatin yaptıklarına bir tevil bulan zihin yapımız ve sosyal düzenimiz bizi aslında İslam dini ile ilgili aynı şeyleri yapmaya itiyor olamaz mı? Yıllardır tartışılan hadisler sahih midir, hangi et helaldir, faizsiz düzen nasıl olabilir, mürtedin katli, cariyenin hükmü, kölelik gibi onlarca konu hala düzgün bir zemine oturmuş değil. Bunun sebebi İslam’ın ilahi bir mesaj değil de, insan uydurması bir din olması olabilir mi acaba? 

Bu sorular bir girdap gibidir, bir defa içine dalınca sürekli yeni sorular ve yeni şüphelerle birlikte sizi iyice içine çeker. Geçmişte aklıma tam yatmasa bile ‘benim bilgisiz olmamdan kaynaklanıyordur, İslam alimleri doğrusunu bilir’ dediğim konuları tekrardan araştırmaya başladım. Geçen 4 yıl içinde bu sorulara makul cevaplar bulabilmiş değilim. Artık İslam alimleri denen kişilerin de bu soruların cevabını bildiğini değil, sadece daha fazla yalan yanlış bilgi ezberlediğini düşünüyorum. Bu yazıda şimdilik bazı sorularımı sorayım, bir sonraki yazıda kendi cevaplarım üzerine konuşabilirim. Her türlü yorumunuza içtenlikle açığım.

İslam literatüründe 124.000 peygamberden bahsediliyor. Bugüne kadar yaşamış insanların belki %99’u sonra Hz. Muhammed’den sonraki dönemde yaşamış olabilir. %1 için o kadar peygamber gönderen Allah, neden çok daha büyük bir kısmı için peygamber göndermeyi bırakıyor? Belki 3-5 tane peygamber için bazı tarihi kaynaklarımız vardır. Peki geri kalan onbinlerce peygamber hakkında daha önce var oldukları iddiası dışında neden hiç bir bilgimiz yok?

Her peygamberin mucizesi vardır deniyor, Kur’an ise Hz. Muhammed’in mucizesi. Neden elimizde tevil yapmayı gerekli kılmayacak bir Kur’an mucizesi yok. Çok zorlama yorumlarla yapılan çıkarımlardan bahsetmiyorum. Dünyanın yarıçapını bile kilometre cinsinden belirtseydi yeterli olurdu mesela. Fakat o bile yok. Şiir özelliklerinden dolayı mucize deniyor. Peki bu kadar çok sayıda müslüman olmayan Arap bunu göremeyecek kadar aptal mı?

Her topluluğa peygamber gönderildi deniyor. Çin, Hindistan, Japonya gibi ülkelerde yaşayan milyarlarca insan peygamber kavramından neden bu kadar uzak? Bizim bildiğimiz manada bir yaratıcıya inanmadıklarına göre ebedi cehennem dışında bir şansları görünmüyor. Koskoca ülkelerdeki neredeyse herkesi ebedi cehennem gidecek olması çok garip değil mi? 

Peygamberler neden kameranın olmadığı, sözlerin kayıt altına alınamadığı, mucizelerin kontrol edilemediği devirlerde sonra eriyor? Bize ise sadece sorgusuz sualsiz inanmak kalıyor. Dünyada binlerce insan yeni bir din iddiası ile ortaya çıkıyor. İslam’ı bunlardan gerçek anlamda farklı kılan, daha inandırıcı yapan şey nedir?

Dünyadaki 70 yıllık hayatta yaptıklarımız neticesinde ebedi cehennem ihtimali var. Siz çok sevdiğiniz kendi çocuğunuzu böyle bir imtihana sokar mısınız? Dünyada en cani insanlara bile işkence yapmıyoruz. En fazla hapiste insanlardan uzak tutuyoruz. Bu kadar fazla din, inanç karmaşası varken ve hangisi doğrudur diye insanlar bu kadar şüphe yaşarken, bir insanı yanlış şeye tapındı diye sonsuza dek yakmak fikri çok canice gelmiyor mu?

Hz. Muhammed kendi devrinde köle bir kadını sahiplenmek ile ilgili bir problem görmüyor. Çocuk yaşta denilen bir kız ile evlenmek ile ilgili de bir problem görmüyor. Kendi devrinde yargılarsak bunda bir problem yok. Devrin şartları diyebiliriz. Fakat tüm kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı iddia edilen bir insan, bugün sıradan bir insanın bile insanlık dışı görebileceği şeyleri yapmış olması devrin şartları denilerek aklanabilir mi? Bu konularda bile ben kendimi peygamberden daha ahlaklı görebiliyorum. Bu çok garip değil mi? Ya da akla gelen kendi devrinin değerleriyle yaşamış bir insan yorumu daha makul gelmiyor mu?

İslam tarihi aynı zamanda savaşlar tarihidir. Bir ülkeye topraklarını fethetmek için savaş açıp, erkeklerini öldürüp kafir olarak cehenneme, kadınlarını cariye olarak yatağa, çocuklarını yine nesiller boyunca çıkamayacakları kölelik sistemine atmak ne kadar insani? Eğer müslümanlar genişlemezse ya da köle almasaydı güçsüz düşerdi yorumları yapılıyor. Mükemmel kainatın yaratıcısının ölüm olmadan, kölelik olmadan olabilecek bir sistem kuramaması ya da kurmaması garip gelmiyor mu? Ya da ilk devir müslümanları da kendi devirlerindeki zihniyete uygun yaşamış bedevilerdir fikri daha makul değil midir?

Bunlara benzer çok sayıda cevabını bulamadığım sorularım var. Kainatı var eden bir yaratıcı olduğunu düşünüyorum. Fakat mevcut semavi dinlerin tanımladığı yaratıcı çok sadist resmediliyor ya da en azından ben öyle algılıyorum. O nedenle dinlerin insan ürünü olabileceğine dair sezgilerim gün geçtikçe güçleniyor. Gelecekte ne olur, Allahu alem.

Murat Cengiz
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

18 Yorumlar

  1. Aynı yoldan geçmişiz sorularımız bile çok benzer. Hatta 2 sene öncesinde ateist olanlara bu soruların cevaplarını bulacağımı söylüyordum. Prof ilahiyatçılardan tut herkesi her ekolü dinleyip okuyup soruların cevabını aradım. Farklı ekollerden farklı kişilerin İslam yorumlarına baktım. Cevap bulamaktan ziyade sorularım daha da arttı, daha çok soru birikti. Başlarda ilahiyat okumam lazım falan diyordum sonradan tefsir-kelam-hadis-fıkıh-tasavuf bu alanlarda lisans okumadan okuma ve dinleme yapmanın mümkün olduğunu gördüm, hatta lisans okumak zaman kaybı çok yüzeysel anlatıyorlar. Cevap falan bulamadım daha çok sorum arttı 6 ay önce de nolduysa bir anda kırıldım ateist oldum ben galiba dedim artık. Namazı bıraktım, duayı zaten etmiyordum bebeklerin yakarışına cevap vermeyen tanrı beni niye sallasın diye.

    Sonra etrafa biraz bunu dillendirince müslümanlardan gelen tepkiyi görünce, her müslüman şakadan bir etrafına ateist oldum demeli bence diye düşünüyorum. Müslümanlardan normal bir tepki gelmiyor, onların o tepkisinden sonra tarikat-cemaatler gibi bu dinler de akıl hastalığı kült yapılar hepsi diye düşündüm. Yoksa mutlu değildim, bırakın insanlar inansın neye inanıyorsa hiç değilse din ısıtıyor diyordum, uyanmak huzur vermiyor diyordum ama şimdi pek öyle de düşünmüyorum dinler zararlı görüşündeyim. Tarikatla dalga geçiyoruz da, dinler büyüdükleri için kült olarak adlandırılamayan yapılardır sözü doğru geliyor artık yiyorsa kült yapıdır de bir dine. Cemaatteyken ülkeyi ateist masonlar yönetiyor diyorlardı, bu ülkede yiyorsa ateistimde de olanları bir gör. Cumaya bile gitmeyen adamdan tepki görebilirsin. Lanet olası darbeye kalkmış cemaatten ayrılırsın insanlar senin için üzülür dua ediyoruz dönmen için der. Sen de Allah akıl versin dersin, anlatırsın hiçbir şekilde anlamazlar kabul etmezler. Din de öyle üzülüyor insanlar ateistim diyince, anlatıyorsun kabul etmiyorlar. Hayatında 1 kere meal okumamışlar ama senin yanlış yaptığın konusunda kesinler. İkna etme imkanın yok. Üstten bakanlar var bir de, onlar en kazma tipler oluyor zaten, adamı çocukluğunda başka bir örgüt kafalamış (sol, kürtçü, atatürkçü, islamcı) bundan dolayı doğal olarak cemaatçi değil, ama gelir sana zaten yanlış yoldaydın gene yanlış yola girmişsin az bizi dinle der.

    Neyse son paragrafında dediğin cümlelerin aynısını son 6 aya kadar bende diyordum. Aslında sorulara cevap bulamama ve yeni sorular birikmesi beni pes ettirmedi ondan ateist olmadım. Müslümanlarda aşırı özgüven var hadis konusunda bile 1000 yıl önce bu sorular soruldu cevapları kitaplarda var tüm hadisler gözden geçirildi bu iş bitti hepsi sahihtir işte, bilmem kaç ıq lü alimler bu hadisleri taramıştır ve senin aklının alamayacağı yıllarca okuyacağın milletin doktora yaptığı bir alanda hadis usulü diye bişi var önce git onu oku gel diyorlar. Bende de bu durum hep ihtimal bırakıyordu evet bu soruların cevapları orada olabilir önce okumam gerekir diye. Tabi gidip yukarıda saydığım her alanda doktora yapmaya gerek yok insan ömrü de yetmez, bir kaç profesörü dinleyince ipin ucu gözüküyor, olayları kavramları neyin tartışıldığını neye cevap verilebileceğini neye verilemeyeceğini anlıyorsun. Anladığında da ateist ya da agnostik oluyorsun. Deist olan nasıl oluyor bilmiyorum, duygusaldır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ++Hayattaki amaç ve anlam arayışı tabi bitmiyor. Felsefe, tasavvuf (islamla alakası olmayan görüşleri), panteizm, uzak doğu kültürü arıyorsun. Bilimle tarihle vakit dolduruyorum. Ateizm kanallarına bakıyorum, onlar dinin yaymak gibi ateizmi yaymayı amaç edinmişler, açıkçası bir film vardı "Passengers" uzay gemisinde insanlar seyahat ediyor bilmem kaç ışık yılı uzaklıkta bir yere gidiyorlar insanların bedenleri uyutulmuş atıyorum 1000 yıl sürecek işte uyku makinasında ariza çıkınca adam uyanıyor ee yolculuk 1000 yıl sen uzak gemisinde tek başına öleceksin bu durumda geri uyuma imkanında yok napacaksın. Başka birini uyandırır mısın yalnız kalınca, o da sizin gibi uzay gemisinde ölecek. Ateistin durumu öyle tutup insanın kendisini anlatası yayası bile gelmiyor. Ama Türkiye'nin de sorunu doğrudan İslam dini. Akıllanma aydınlanmanın önündeki en büyük engel din. Din anlayışlarının değişmesi gerekiyor. Atatürk doğru adımlar atmış yeni anlayabildim. Din ile bilimi ayıran bir müslümanda sorun yok da öyle bir müslüman da görmedim. Selefiler gibi Allah demokrasiyi haram kıldı diye cihat ilan eden en uç örneklere gitmesek bile en yumuşağı bile eşcinsellere düşmanlık yapıyor, kadınlara değer verdiklerini sanıyorlar feminizme gerek yok islam 1400 yıl önce bu sorunu çözmüş diye, evrimi kabul etmiyorlar, ekonomiyi sosyolojiyi psikolojiyi tarih bilimini kabul etmiyor gidip ülkeyi namaz kılanların kurtaracağını düşünüyor. Dindar olup sorun olmayanlar Avrupada var hristiyanlar din ile bilimi ayırmış nasıl ayırmışlar bilmiyorum akıl vahiyden üstündür dediği sürece sorun yok işte bazı müslümanlar da muntezile(kökünü kazımışlar) ile ebu hanefi(hanefilik değil sonradan gelen talebeleri bozmuş ehli hadis kafasında) biraz der gibi olmuş bunu diye o ekollere dönülebilir diye düşünüyor. Ama 100 yıl sürer bu işler. Hadisleri reddetme ekolleriyle islam ile bilimin çatıştığı çoğu kısmı elediler ama halkta karşılığı pek yok, hadisleri geçsen ayetler var. Eşcinsellikle ilgili tek ihsan eliaçığı gördüm çıkıp akıl vahiyten üstün allah neden doğuştan gelen eşcinselliği yasaklasın diyen. Ülkede eşcinselliği serbest bırakınca ülke kurtulmayacak zaten de (ama öldürmesinler yeter) sadece bir örnek için veriyorum zihin yapılarını göstermek için. O zihin yapısında olunca demokrasiyi işletemiyorsun ki tarikat cemaat cenneti oluyor ülke. Gel tarih yap diyorsun, yapamıyor, padişahları evliya ilan ediyor.

      Neyse son söz ateist oldum falan diyince cemaatçiler de şefkat tokadının büyüğü neydi onu yediniz işte hocaefendiye laf söyleyip davayı terk ettiğiniz için diyecekler. Bu fitne döneminde biz hiç değilse susarak ve okumayarak o tokadı yemedik çok eleştirdiniz geldiğiniz yere bak diyecekler. Onlara da buradan en güzel sövüşlerimi iletiyorum. Az sorgulasalar belki intikam alacak güce erişirdik de bir hayat amacımız olurdu. Hala dönen olayları 1 gram anlamıyorlar.

      Sil
  2. Yaziyi okurkenki notlarim

    Bu iddea dogru ise Kuran'da neden yirmi kusur tanesinden bahsediliyor? Yuzde biri bile degil? Bahsedilen yirmidenden cogu cok az, azi cokca aniliyor? Ozetle bu bir iddia <>

    Kuranin temel ogretisi, ortada harika bir resim var, ve bunu yapan ressamin hic bir ortagi yok. Gozlemci olarak bizde resmi yorumlamak icin test oluyoruz, verilen yetenek nispetinde yargilanip sorgulanacagiz. Cennetin sahibi karar verecek orada kimin konaklayacaginiz, dindarlarin tahminlerine gore olmayak https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/69/62-ayet-tefsiri

    Benim icin islami inandirici yapan kismi 'ogretisi' ve kurani tekrar tekrar karistirmama ragmen, oradaki ogretnin beni ikna etmesi, ama cogunluk icin kulturel bir din algisi var gunumuzde.

    Bu konuda farkli yorumlar var. ebediligin sonsuz olmadigina dair, sonunda kaliciligin Allah olduguna dair <> https://acikkuran.com/28/88

    Bu sozun aksine bir cok ayet var kur'anda <> https://www.youtube.com/watch?v=w3mOY5IohXU

    Olaylari tarihsel gectigi zamanda yargilamak en insaflisi, kurandaki tarihsel ve yerel bir cok konuya boyle bakilmali benceAllahi sadist algilamak cok cok yanlis olur.Esenlik olsun size.

    Sahibimiz merhameti Kendi özüne yazdı.
    https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=6&ayet=54

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kuran ile ilgili değerlendirmeleriniz tamamen subjektif. Kurana güzellemeler yapıyorsunuz ancak herhangi bir nedensel gerekçe belirtme gereği dahi duymuyorsunuz.

      Bu kadar hayranlık ifadesi kullanınca, herhalde izaha ve ispata matuf bir kaç kelamda edersiniz diyerekten, cevabınızı sonuna kadar okudum. Ancak, övme var gerekçe yok somut bir nedensellik yok.

      Düşüncelerinizi gözden geçirmenizde fayda var.

      Sil
  3. Fetö gibi bencil, kibirli ve yırtıcı bir yapının beynini formatlaması sonucu fetö gidince din gitti Allah bitti sananın halini görünce, insan peygamberimiz ölünce Hz. Ebubekir'in söylediklerini hatırlıyor ister istemez: "Kim ki Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Kim ki Allah'a tapıyorsa, bilsinki O Hayy'dır ve Baki'dir (Diridir ve Ölümsüzdür)".

    YanıtlayınSil
  4. Ben de okullar, dershaneler vs. aracılığıyla bu yapı ile tanışmıştım.
    O zamanlar belli bir düzeyin üstünde netleri olan, derecesi olan, ailesi de fakir olan öğrencilerin tanışmama gibi bir ihtimali zaten yoktu.

    Ama ben o zaman da "bu işte bir tuhaflık var "diyordum...Çok güzel okullarda okumuş, pozitif bilim tahsil etmiş insanlar sümüklü bir adamın videolarına ağlıyorlardı, bana inanılmaz komik geliyordu. Bu insanlarda acayip bir rüya, mucize, ilham vs. merakı vardı (belki kadın olduğumuz için, belki muhafazakar tayfanın kadını okumuş da olsa böyle konulara takık, bilmiyorum, bana çok alalade geliyordu.) Ha erkek tarafı da kafayı yemekle-içmekle bozmuştu.

    Neyse o zamanlar çok o kadar ölçüp biçemiyordum tabi ki ama örgüt gibi kod isimler, tedbir diye yalana başvurmalar, mert-net olmamalar, devlete yerleştirmek için özel öğrenci yetiştirmeler, bize de (kadın olduğumuz için ve en iyi üniversitelerde/geçerli bölümlerde olduğumuz için) başımız açıksa hele kaymakamlarla filan evlenmeler teklif etmeler...bunlar benim midemi bulandırdı. Hep içime sinmeyen ve ters gelen şeyler oldu. Tek tutar yanı şuydu ki benden kimse kişisel olarak herhangi bir siyasi eylem beklemedi (ki biz parlak öğrenciler olarak milletvekillerinin evlerinde iftarlarda, kamp programlarında çok ağırlandık), bir de kendince hizmet eden o kadınlar (evet, rüya müya deliydiler biraz) ama çok samimi ve temizdiler, ben onları seviyordum. Daha yukarıdan kimseyi sevmiyordum. Zaten neden kadın bölge müdürü (yani il abisi/imam, kısacası hep "errrkek" makamları) filan olmuyor diye de ayrıca kıldım...Abilere gıcıktım kısacası. Göbeklerine ayrı, tiplerine ayrı, "çok istifade ettim" deyişlerine ayrı.

    Anlaşılacağı üzere ailem fakirdi, müslümandı, ibadetleri tamdı ama şeyh tarafından badelenmeye, hocaefendi tarafından çocuğuna isim koydurmaya meraklı olağan muhafazakar Türk ailesi de değildi. Atatürkçü, açık fikirli bir ailem olması beni başıma gelebilecek çok şeyden korumuş meğer.

    Çok sorgulayan ve ailesi cemaatten olmayan öğrenciler ayrı bir daire, aileden cemaatçi arkadaşlar ise bizden ayrı, birbirleriyle daha sıkı fıkı bi "iç daire" durumundaydılar. nitekim sonra da birbirlerinin referansı oldular, işlere yerleşti, evlendiler, ticarette birbirlerine yardım ettiler filan... Ben belki her şeye vakıf değilimdir (hiç bir görevim olmadı neticede). Ama vakıf olduğum kadarı bile sorularımın ardı arkasının kesilmemesine yetiyordu. Ben bu "devlet içinde devlet" "örgütmüş gibi hiyerarşi ve sorgusuz itaat" "tevil, tedbir" olaylarının patlayacağından emindim. Patladı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ++ O zaman da 20 yaşında beynimle "bu adamlar kim oluyor ki gidiyor orta asyada afrikada hatta almanyada okul açıyor, bunun o kadar izni var bürokrasisi var, ne alaka" diyordum. Yönetici olan abilere bakıyordum...Göbeğinden aşağısını göremeyen, 3 kelime yabancı dil bilmeyen, yolda görseniz yobaz anadolu köylüsü adamlar (ben hiç öyle yüzünden nur akan sevimli dede diyemeyeceğim valla)...Ne alaka yani? Ne kapasiteyle? (ha okumuşu da mankurt oluyor o da ayrı da neyse)

      Aklımda hep "kesin bunlara CIA filan yürü ya kulum dedi" fikri olmuştu. Hep diyordum bu nurcular ne ayak bilmiyorum (nur cemaati binbir parça, malum) ama bu Fethullahçılarda kesin istihbarat eli var. Böyle fikirlerim vardı.

      Hala da var.

      Mesela şimdi Ruzi Nazar ve Enver Altaylı gibi isimler, yaptıkları, komünizmle mücadele derneği Erzurum kurucusunun Fethullah Gülen olması. Özbek asıllı ajanlar filan bende epeyce bir "çok mantıklı yaa!" hissiyatı oluşturuyor. (belki 20 sene önceki fikirlerime uyuştuğu için hemen üzerine atlamışımdır, bilmiyorum).

      Ha bunu çok mu araştırdım, çok mu inceledim...Açıkçası hayır. Çünkü geldiğimiz noktada AKP Türkiyesi de genel olarak ülkedeki siyasi yapı da bana ne umut veriyor ne okusam bilsem, hakikaten gerçeği bileceğime dair inancım var. Ya da gerçeği bilsem ne olacak...Bir umudum yok. Merakım var sadece o da motive etmiyor.

      Ben dini nurculukla, başka bir tarikatla ya da aileden "cısss, cehenneme gidersin!" diye görüp öğrenmedim. Evet, tabi ki etrafımda (solak olduğum için) elime vuran, başımı örtmediğim için beni o... ilan eden çok yobaz var. Sizin yazdığınız o binlerce soru, sizde 4 yıldır varmış bende 4 yaşından beri var :) Ama benim yolum şu "bu kadar sorguya bu kadar araştırmaya bu kadar yoldan, sorgudan geçmeye yollar yokuşlar aşmaya" rağmen, bu yolla, böyle inanıyorum ben! Ben imtihan denen şeyin bu olduğunu düşünüyorum: aklımdaki milyon tane soruyla olan imtihan. Hele bir kadın olarak çok daha zor. Benim de şeyler var kafamda "ganimet" dini mi olmak lazımdı gerçekten? Bu din "üretim dini" olamaz mıydı? Birbirinin kervanına, malına, karısına, kızına saldırıp çökeceği kadar zamanı okuma yazma öğrenmeye/öğretmeye ve kayıt tutmaya ve üretip yeni pazarlarda satmaya harcamış bir ilk inananlar topluluğu olsaydı neler olurdu?

      Hala inanıyorsam, inanmaya olan ihtiyacımdan. Yaratıcıya olan imanımdan. Etraf beni dinden çıkmış bilecekmiş gibi bir korkum yok da yok bu ülkede yaşamak zorunda da değilim etraf düşünmek zorunda da.. Önemli olan benim iç huzurum ve kafa rahatlığım. İçim inanarak daha huzurlu, kafam böyle daha rahat. En azından şimdilik. Yoksa dinle sorunum epey epey çok.

      Sil
  5. Geçmişten geleceğe aktarılan fen, tıp, tarih gibi ilimler başta olmak üzere birçok ilim, akil ile birlikte nakil olarak gelmektedir. Bugün en maddecisi ve ateist kimselerin bile kabul ettiklerinin çoğu kendi gözüyle görmediği, test etmediği, tecrübesini yapmadığı, nakil sonucunda kendisine gelen bilgilerdir. Doğrusuda budur, çünkü gecmisten gelecege ulaşılan bilgi ve birikimler ancak nakille aktarılabilir.

    Bu bilgi ve birikimler nakildir diye alınmadığında, toplumun ilerlemesi mümkün değildir. Bundan dolayı, nakil, bilgiye ve hakikate ulaşmanın bir aracı olarak kabul edilmektedir. Kafa karışıklığı, İslamın hakikatine gelindiğinde yaşanmakta, bu nakildir, delil olarak kabul edilmez yaklaşımı öne çıkarılmaktadır. Halbuki bilginin doğru olarak geçmişten geleceğe aktarılmasına, yazılanların içine yalan ve yanlış şeylerin girmemesine, en çok hakiki Müslümanlar dikkat etmişlerdir.

    Hatta daha sonraki yıllarda hadis diye İslamın içine sokulmaya çalışılan sözleri ayıklamak için İslam alimleri ve Muhaddisler adeta bir ekol olacak şekilde hadis usullerini ortaya koymuşlar. Ayıklanan sadece kötüleyici olanları değil, iyi niyetle söylenilen nice yanlış ve abartılı sözleride ayıklamışlar.

    Hemde, Müslümanlar kadar gelen bilginin doğruluğuna dikkat eden, bunun için hem metni, hemde ravi zincirine itinayla koruyan ve sorgulayanı bulamazsınız. Çünkü, İslamın temelinde doğruluk, inkarın temelinde de yalancılık yatmaktadır. Doğrunun, yalana ihtiyacı olmadığı için yalanın şakasına bile cevaz verilmemiştir,. Hemde Müslümanlar, Peygamberimizin(s.a.v) “ Kim benim adıma yalan söylerse, cehennemdeki yerini hazırlasın” ikazını bilirlerdi.

    Bence temel yanlışlık, Allahı bilmemede veya inkar etmekten kaynaklanmaktadır. Bundan dolayı Peygambere ve Dine, kültürel bir hareket, sıradan sosyal bir olay gibi bakılmakta. Vahyi Allahın kelamı değilde Peygamberin kendi sözü olarak görenler, niye inkarcilar idare edilmiyor, müşriklere niye necis deniliyor, niye cehennem ile korkutuluyor gibi soruları sorabilirler. Bu gibi sorulardan önce Allah'ın varlığı ve birliği doğru olarak bilinse, Allahı isimleriyle, isimlerinide eserlerinden okunabilse, yine vahyin yol göstericiliği ile Allah tanınmaya çalışılırsa, o zaman insanlık tarihi boyunca olan tevhid ve şirk mücadelesi anlaşılabilir.

    İslam dini, hakikati, gerektiği kadar ve insanların akılları kaldıracak şekilde vermiştir. Peygamberlerin, insanlık tarihi boyunca çok fazla gelmesi hikmete aykırı değildi. Çünkü geçmişte kavimler, birbirinden kopuk yaşamaktaydı, sorumluluk ise davetin ulaşmasıyla başlamaktaydı. Peygamberimiz zamanında bu kopukluk, geçmişe göre nispeten azalmıştı. Hem tebliğin ulaşmadığı insanlar yine sorumlu tutulmamaktaydı. Ayrıca daha sonrada çok fazla peygamberler gönderilseydi, bu seferde kafamız karıştı buna ne gerek vardı denilecekti. Bugün, bir peygamberi ve bir kitabı anlamakta zorlananlar, yüzlerce peygamber gönderilseydi ne yapacaklardı?

    Hemde, Allah kendisini zorla tanıtmaktan aciz değildir, onun için peygamberlerin ve diğer insanların yardımına ihtiyacıda yoktur. Allah isteseydi, bütün insanları zorlada olsa müslüman yapardı. Fakat, hikmeti gereği hakikatin bütün tonlarıyla görülmesi için şerlere, çirkinliklere müsade etmiştir. Ta çirkinlikler ile güzelliğin dereceleri, hastalık ile sıhhatın önemi, açlıkla nimetin kıymeti gibi birçok hakikatler ortaya çıksın.

    Hemde Allah, kendisinin inkar edilmesinide, kendisine şirk koşulmasını da kabul etmiyor. Bu doğrultuda, bırakın Çini, Hindistanı, Peygamberin yakını da olsa asla bir iltimaz tanınmadığı görülecektir. Belki Çin'deki, Hindistandaki Peygamberi duymadığı için kurtulabilirler, fakat peygamberin yakınındaki amcası dahi olsa bundan kurtulamazlar.

    YanıtlayınSil
  6. Allah, hem adaletli, hemde merhametlidir, asla zulmetmez. Cehennem, işlenilen suçun karşılığıdır. İnkar, tam bir zulümdür, hem insanın kendisine, hem yaratılmışlara zulümdür, hemde yaratıcıya karşı bir iftiradır. İnkar, varlığın, yaratıcıyla olan irtibatını kesmektir, verilen nimetlere karşı nankörlüktür. Bundan dolayı İslam, kafir ve müşrikler ile birlikte Yahudi ve Hıristiyanlar arasına, inanç noktasından araya kalın bir çizgi çekmiştir. Yinede, inkarda ne var diye düşünülüyorsa, bunu ahirette anlatmaya çalışın, merak etmeyin Allah kimseye zulmetmez.

    Ayrıca, İslam kendine tabi olanları korumaya çalışır, Ehli kitab ve müşriklerle olan fiziki mücadele de, inançı zorla kabul ettirmek için değil, emniyet noktasından olmuştur. Sürekli saldıranlar, saldırmaya çalışanlar, karşı taraf olduğu için yapılan savaşların çoğu savunma ve gelebilecek saldırıları önleme adına olmuştur. Ayrıca, savaş dahi olsa onunda hukuku konulmuş, haksız yere zulüm ve eziyet yasaklanmış. Ancak savaş demek, karşıya zarar vermek demektir. Seni tamamen yok etmeye çalışanlara karşı seninde onları zayıf düşürmeye çalışman normaldir. Yoksa sürekli gelen saldırıları nasıl önleyeceksin?

    Hemde, savaş hukuku ile normal hukuku birbirine karıştırmamak gerekir. Bir meselenin anlaşılmasında, o konuyla alakalı bütün ayetleri, hadisleri nüzul sebepleri ile birlikte bilmek gerekir, Çünkü Kur'an hayat kitabıdır, yaşanılan hayata göre gelmiştir. Bu doğrultuda bir toplumun alışkanlarına ve gelişmesine göre, içki, miras, cihad gibi bazı hususlarda kademeli geçişleri bildiren ayetler ve hadisler vardır. Belki bu tebliğ ve davetin gereğidir.

    Meselelere biraz daha insafla yaklaşılırsa, hakikatın yüzü görülecektir. Yoksa gözümüzü kapatıp, sırtımızı dönünce hakikat kaybolmaz, sadece var olan güneşi inkar etmek gibi gerçeğe gözlerimizi kapatmış oluruz. Hakikat ise göz kapatılsa bile kayıp olmaz, en olmadık bir zamanda insanı kuşatarak karşısına çıkar. Hem Kuranın hakikatlerinin birçoğu, önceki dinlerde belirtilen başta imanın esasları olmak üzere olan hakikatlardır. Kuran önceki dinlerden gelen doğru olanı tasdik etmiş, yanlış olanları ise tashih edip düzeltmiştir.

    Kur'an, toplumda yaşanılan birçok yanlışı ya tamamen yasaklamış, yada belirli şartlara bağlayarak kalkmasini zamana yaymıştır, kölelik ve çok evlilik gibi. Hatta köleyi azad etmeyi teşvik etmiştir. Cahiliğe döneminde diri diri gömülen kız çocuklarına ve dünyanın birçok yerinde kadınlara yapılan kötü muamele karşısında, kadına verilen hürmet ve saygıyı ve onun hukukunun nasıl korunduğu, biraz araştırılsa görülür. Hatta, İslam kadına o kadar haklar vermişki, bir kadına doğurduğu çocuğun bakımını ve evin işlerini bile yüklememiş ve onu mecbur tutmamıştır.

    Ayrıca, Kur'anın muhatabının çoğu halk tabakasıdır. Asırlardır gelen bu insanların akıllarının alacağı şekilde onlara hitap etmiştir. Kur'an, kainattan Allah adına, nimet ve delil olması açısından, insanların akılları alacak şekilde bahsetmektedir. Delil, müddeadan daha zor olsaydı, yani delil olarak getirilen kainattan o zamanın insanları anlamayacakları şekilde bahsetseydi, yani mikroplardan, atomdan, dünyanın yarı çapından haber verseydi, son bir iki asır hariç diğer asırlardaki insanların kafası karışmazmıydı? Bunun yerine, Kur'an bir çok fenni hakikaten üstü kapalı olarak bahsetmektedir.

    Kuranın Allah kelamı olduğu aşikardır ve mucizelik ciheti o kadar çoktur ki, kelamıyla, manasıyla, envarıyla, esrarıyla, geçmiş gelecekle alakalı verdiği haberler ve işaret ettiği hakikatler saymakla bitmez. Fakat gözün önündeki siyah bir cam, herşeyi karanlık gösterdiği gibi insanında karanlıklı dünyasına gelen nice hakikatlar ve delillerde, malesef karanlığa dönüşmektedir. Asrı Saadette, Bir’in zamanla binler, milyonlar olması ve bu yolda canlarını ve mallarını ortaya koymaları ortadadır. Bununla birlikte hakikatı görüpte ihtiraslarından dolayı kabul etmeyenlerde olmuştur.

    YanıtlayınSil
  7. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

    YanıtlayınSil
  8. Mekke döneminde yaşananlar, yapılan onca zulümler bile nasıl ters yüz ediliyor anlaşılır gibi değil. Yaşanılanlar, zannettiğiniz gibi ilahi değilde nefsani olsaydı, Mekkeliler en baştan o serveti, saltanatı, kadınları, başkanlığı teklif etmişlerdi. Bir kişi ve onunla birlikte olanlar, bu kadar imkanı neden reddedip, meşakkatli olan bir yolu seçsinler? Niye onca insan bütün sıkıntıları kabul ederek babalarına, kardeşlerine rağmen İslama girsin?

    Peygamberimiz, isteseydi en başta birçok kadın ve kızla evlenirdi, çünkü ortam buna çok müsaitti. Halbuki, biz biliyoruzki, ellili yaşlarına kadar, yaşlıca bir kadın olan Hz Hatice anamızla evli kalmıştır. Hz Aişe ile evlenmeden önce, Hz Aişenin bir başkası ile sözlü olduğu bilinmektedir, yani çokta çocuk denilecek bir durum yok. Hem Peygamberimizin daha sonraki evlendiklerinin çoğu dul ve bazıları yaşlıcaydı. Bunun neresinde nefsanilik var. Bu evlilikler olmasaydı, İslam'ın aile hayatına getirdiklerini, buradaki hükümleri nasıl öğrenecektik.

    Binlerce sahabe Peygamberimizin bütün hayatını, ayrıntıları ile merak edip takip etmelerine rağmen nasıl oldu da fark edemediler ve bu yolda canlarını ve mallarını ortaya koymaya devam ettiler? Bu insanların bir çoğunun babaları ve kardeşleri öldürülmelerine rağmen nasıl olduda Peygamberin yanından ayrılmadılar? Nasıl olduda kızlarını diri diri toprağa gömen bu insanların ahlakları bütünüyle değişti? Bütün bunların cevabı, gördükleri ve işittiklerinin hak olmasıydı.

    Aslında, Peygamberimizin peygamber olduğunu sadece sahabeler değil, Mekkedeki müşriklerle birlikte Medine'deki Yahudilerin çoğuda bilmekteydi. Çünkü onu kendi evlatlarını tanıdıkları gibi tanıyorlardı ve tanıdıkları halde bile bile inkar ettiler. Bunların Peygamberimizi kabul etmemeleri delil yetersizliğinden değildi, ihtiraslarından ve kibirlerindendi. Kendi Peygamberlerini bile öldüren yahudilerin çoğu Peygamber kendilerinden gelmediği için kabul etmediler, yalnızca yine yahudi alim olan Abdullah bin Selam gibi insaflı sahabeler kabul etti.

    Bu yazı çok daha uzun sürer, çünkü bu meselede o kadar çok delil varki yazmakla bitmez. Ben Kuranı her okuyuşumda hayret ederim, senelerdir Kuranı meali ile birlikte okuyorum, her okumamda, milyonlarca Müslümanın asırlardır dediği gibi bende, bu Allahın kelamıdır diyorum. Ondaki mana ve hakikat, mananın bütünlüğü, akıcılık, mucizelik, her asra ve her asırdaki insanlara seslenmesi gibi yönleri ile hiçbir beşeri kelama benzemiyor. Hatta, alimler bu durumun, Kuranın beşer kelamlarına benzememesini, Kuranın birinci tefsiri sayılan Peygamberimizin hadisleri için bile geçerli olduğunu söylemişler.

    Kuranın bu harikuleliğinden dolayı Mekkede ve Medinede sayısız insan Müslüman olmuştur. Çünkü o dönemin Arapları birçok şeyde geri olsa bile edebiyatta, şiirde ve sözün güzelini söylemede ilerideydi. Bundan dolayı Kur'an'ın o ruhlara tesir eden ayetlerini işittiklerin de, bunun bir beşer sözü olamayacağını anlıyorlardı. Hz Ömer başta olmak üzere bunun şahitleri o kadar çok ki.

    Imtihan dünyası, kabul etmeyenlerde olmuş, kabul etmeyenlerden birine, Yalancı peygamber olan Müseylimenin arkasından yalancı olduğunu bildiğiniz halde niye gidiyorsunuz diye sorulduğunda, verdiği cevap bizim yalancımız, sizin doğru olanınızdan iyidir demesidir. Yani bunların birçoğu bile bile inkar ettiler

    Benim tavsiyem, sorularınıza doğru kaynaklardan cevap aramanızdır. Çünkü İslamın cevaplayamadığı hiçbir soru yokturdur. Hemde, kişilerin hatası İslama yüklenemez.

    Zafer Akıncı

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu cevaplarınızı yazı haline getirip MFP'de yayınlanmak için munferitfikir@gmail.com adresine göndermek ister misiniz hocam?

      Sil
    2. Evet, iyi olur, birkaç gün işim yoğun, daha sonra düzenleyip göndereyim inşallah

      Sil
    3. Yalnız, ben psikolok olan Zafer Akıncı değilim.

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

      Sil
    5. Garip ve mantıksız şeyler söylüyorsunuz, tıp gibi bilimlerin bile nakille geldiğini söylüyorsunuz ama onlar tekrar ile tecrübe edilebilen yalanlanabilen konulardır. Bunlar ile dindeki nakilleri bir tutmanız modern bilimsel düşünceden haberiniz olmadığını, savunmacı ve skolastik ezberleri tekrar ettiğinizi gösteriyor.

      Klasik ezberleri düşünmeden tekrar ettiğinizi görüyorum. Yahudiler peygamberi çocukları gibi biliyormuş ama bile bile inkar ediyormuş. (çocukları gibi bildikleri peygamber değil bu arada, ayetlerde anlatılan aslında Kabe. Yine yanlış ezberlerden biri). Allah aşkına hangi insan bile bile yanmayı kabul eder, hem de sonsuza kadar. Buna inanacak kadar naif misiniz? Milleti aptal yerine koyan çocuk gibi kandıracağını düşünen uydurmacı alim nüsveddelerinin hezeyanı olduğu açık.

      Bu konularda yazmanın bir anlamı yok. Sizin dininiz size benim dinim bana... diyeceğim fakat öyle olmuyor, maalesef müslümana artık güvenemiyoruz, çünkü takiyye yapar yalan söyler(niyeti yalan söylemek olmasa da adına tedbir takiyye deyince yalan değişmiyor, sadece kendini kandırıyor.)

      Güvenilmeyeceğinin en iyi örneği kurandır, önceleri dinde zorlama yoktur diyordu, sizin dininiz size diyordu ama kendiyle çelişip mekke fethinden sonra herkesi müslüman olmaya zorladığı gibi, bütün müşrikleri müslüman olmaya zorladığı gibi, müslüman güçlenince kimseye hayat hakkı vermez. (en yakın örneğini Humeyninde görmüştük, yalan karakteri olmuş)

      Kuran sonraki ayetleriyle öncekileri neshetmiştir. Dinde zorlama yoktur gibi ayetler neshedilmiştir. Bu açık bir çelişkidir, adına nesh deyince çelişki kaybolmuyor. Adına takiyye veya Gülenciler gibi tedbir deyince yalan ortadan kalkmıyor.

      İnsanları rahat bırakın, herkes istediği gibi yaşasın diyorsunuz ama müslüman zihniyeti seni rahat bırakmıyor. Bu gün ''dinde zorlama yoktur'' deniyor, yarın ne olacağı belli.

      Diyelim islam hakim oldu, islamı eleştirene izin verecek mi? dinden dönen öldürecek mi? kandınlar istediği gibi açık gezebilecek mi? yoksa baskıcı bir rejim mi olacak?

      Modern insan hakları ve demokrasi ile barışık değilseniz boş verin yazmayı konuşmayı. Güçlenince şeriat getirecekseniz insanları baskı altında tutacaksanız sizin zihniyete kesinlikle izin vermemek gerekir çünkü bu anlayış korku ve baskıcı yani bir çeşit terörist zihniyettir. (eğer geleneksel müslümanlığa inanıyorsanız sakın demokratik hakları vereceğiz demeyin, tam yalan olur, çünkü geleneksel yorum buna izin vermez)

      Sil
    6. sizin şuraya "en başta birçok kadın ve kızla evlenirdi," diye "kadın ve kızı" birbirinden ayırmanız bile kafanızın ne olduğunu tertemiz ortaya koyuyor...

      Sil
  9. Fen ilimlerininde, tecrübe edilse bile geçmişten günümüze nakille gelmesinde bir tuhaflık yoktur. Bugün tecrübe etme imkanı olsada, nihayetinde her insanın bu bilgileri tek tek testte tabi tutmasının imkanı yoktur, belki buna gerekte yoktur. Nihayetinde, birçok fen dalında doğru olarak kabul ettiklerimiz, ya geçmişten gelen bilgilerdir, yada bugün birilerinin söylediği bilgilerdir. Bizler, çoğunlukla bu bilgileri, görmesek ve ayrı ayrı tecrübe etmesekte, nakil ile gelen bilgilerin çoğunu kanaatimizi kullanarak kabul etmekteyiz. Bu ise insanoğlunun tekamül sürecinin gereğidir. Burada nakil sadece din için geçerli olmadığını, diğer ilimlerde bunu bir sekilde kullandığını belirttim. Hani bugün kimileri nakil ile gelene değil, gözümle gördüğüme inanırım diyor ya, aslında bu kimseler gözüyle görmedikleri o kadar çok şeye inanıyorlar belki farkında değiller. Mesele kimin neye inanıp, inanmamasıda değil, nakil'in bir metot olarak genelde kullanıldığını anlatmaya çalıştım.

    İnsanın bile bile yanlışa gittiğinin örnekleri o kadar çoktur ki, bugün bile çevrenize baksanız bunun yüzlerce örneğini göreceksiniz. Bugün, işlenilen onca zulüm ve haksızlıkları yapanlar, bunun yanlış olduğunu bilmiyorlarmı, yakalandığında bunun bir cezasının olduğunu anlamıyorlarmı? İnsan, aynı insan, geçmişte yaşayanlarıda buna göre kıyas edebiliriz. Bunu sadece bizim Peygamberimiz içinde düşünmeyin, bir Hz İsa'ya kimler eziyet ediyordu ve bunun gibi daha yüzlerce örnek vardır. Bir Ebucehil, Ebulehep delil yetersizliğinden mi iman etmediler, yoksa kibirlerindenmi?

    Müslümana artık güvenemiyoruz diyorsun, durum dediğin gibi ise buda bizim hatamızdır. Çünkü, Müslüman güvenilir ve emin olmalıdır, bahaneler kendisini haklı çıkarmaz.

    Evet dinde zorlama yoktur, zorlama ile olsaydı, Allah herkesi zorlada olsa müslüman yapardı, bunun için kimsenin yardımına da ihtiyacı yoktur. Hemde, Allahın böyle bir şeye ihtiyacı olmadığı gibi kimseye böyle bir görevde vermemiştir. Maalesef yaşanılan yanlış örnekler, diğer samimi Müslümanlarada şüpheyle bakmaya insanları sürükledi. Bu açıdan işimiz biraz zor

    İslam hakim olursa korkmaya gerek yok. İslam herkesin hukukunu korur. Hemde İslam tepeden inme yolu ile gelmez, toplumun geneli isterse gelir. Bu şekilde gelse bile İslami istemeyenlerin hukukunuda korur. İslam, insanı kendisine davet eder, fakat günah işleme özgürlüğünüde elinden almaz. Burada önemli olan, günah işleyen başkasına zarar vermemesidir. Yani bizler, herkesin cennete gitmesini isteriz, fakat kişilere cehenneme gitme özgürlüğü de verilmiştir.

    Ayrıca İslam, baskıcı rejimleri, istibdatı, diktatörlüğü, saltanatı kabul etmez. İşlerin şura ile meşveretle yürütülmesini emreder, bugünkü mana ile demokrasi ile. Demokrasiyi de takiye olsun diye değil, İslama uygun olduğu için desteklenir. Bu konu uzundur , inşallah başka bir zaman üzerinde durmak gerekir. Bu hususta Üstad Said Nursinin hem hayatında, hemde eserlerinde belki yüzlerce yerde demokrasinin ve hürriyetin İslama aykırı olmadığına dair yazıları vardır. Tabi, bilhassa yaşanılan feto olaylarindan dolayi Said Nursi de doğru olarak anlaşılmadığı için tepki verebilirsiniz. Ancak Said Nursinin takiye yapmadan bitirdiği hayatı ve eserleri ortadadır. Bundan dolayı, ya o da takiye yapıyorsa denilemez. Bugün, Said Nursinin eserlerini okuyan önemli bir kesim gerçek manada demokrattır.

    Bir arkadaş, kadın ve kızlar diye ayırmamı eleştirmiş. Kastım, kızların haricinde, dul ve biraz daha yaşlıca olanları belirtmek için kadınlar dedim.

    YanıtlayınSil