Header Ads Widget

test banner

İslam Devletine Referans Olarak Gösterilen “Asr-ı Saadet” Gerçekten Yaşandı mı?


Günümüzde İslam devleti arayışında olanlara, “1500 yıllık İslam tarihinde içinde istediğiniz devlet modeline en uygun örnek hangisidir?” diye sorduğumuzda gösterdikleri örneğin adı “asr-ı saadet”…

Bu ve bundan sonraki birkaç yazıda “Asr-ı saadet İslam devleti arayışında olanlara model olabilir mi?” ve “Gerçekte asr-ı saadet denen bir zaman dilimi yaşandı mı?” gibi sorulara cevap arayacağız.

Müslümanlar arasında “asr-ı saadet” (mutluluk devri) dendiğinde kast edilen Peygamber Efendimizin, Peygamberlik yaptığı 23 yıllık zaman dilimidir.

 “Asır” kelimesine yüzyıl, “saadet” kelimesine de mutluluk dersek, sadece kelimelerin anlamları bile, yüz yıl boyunca mutlu ve huzurlu bir şekilde kesintisiz devam eden bir zaman diliminin hiç olmadığını gösteriyor.

Bu tespitimizi açmak için 23 yıllık zaman dilimine, o zamanı dönemlere ayırarak daha yakından bakalım.

Bu 23 yılın 13 yılı Mekke’de geçiyor. Biz bu döneme Müslümanların mahkûm olduğu dönem diyoruz.

Bu 23 yılın 10 yılı Medine’de geçiyor. Medine’de geçen ilk iki yıla Müslümanların muhatapları ile denk olduğu dönem diyoruz.

Medine’de Bedir savaşından Hudeybiye anlaşmasına kadar geçen 3 yıllık zaman dilimine hâkimiyete giden dönem diyoruz.

Hudeybiye anlaşmasından sonraki 4 yıllık zaman dilimine ise hâkimiyet dönemi diyoruz.

Peygamber Efendimizin 23 yıllık risalet (elçilik) dönemi bu dört dönemin toplamıdır. 

Şimdi burada çok önemli bir soru soralım: Bu 23 yılın sonunda ortaya çıkan İslam toplumu ideal, örnek bir toplum muydu?

Maalesef hayır.

Neden “hayır” dediğimizi açmak için bir soru daha soralım: 23 yılda 19. yıla gelene kadar Müslümanların nüfusu ne kadardı?

Bu sorunun net bir cevabı yok ama tahmini cevabımız 5-6 bin kadar olduğu yönünde. Hadi diyelim bu 5-6 bin değil de 10 bin olsun. 

19. yılda Hudeybiye anlaşması olduktan sonra Müslümanların sayısında büyük bir artış oldu. 

Peygamber Efendimizin veda haccında hitap ettiği kalabalığı (100 bin) ölçü alırsak risaletin son dört yılında Müslümanın nüfusunda 90 bine yakın bir artış oldu.

23. yılın sonunda Müslümanların nüfusunu 100 bin kabul ederek, asr-ı saadet masalları anlatanların sor(a)madığı can sıkıcı soruları soralım:

Bu nüfusta münafık oranı ne kadardı?

Münafıklar için net bir sayı bilmiyoruz ama İslam’ın Medine’de güçlenmesine bağlı olarak daha ilk yıllarda münafıkların İslam toplumunda görünmeye başladığını inen ayetlerden biliyoruz. Bakara suresini hicretten sonra ilk inen sûrelerden kabul edersek, bu sûrenin başlarında 10-15 ayet münafıklardan bahsediyor. 

Tevbe suresini sondan bir önce inen sure olarak kabul edersek, bu sûrede münafıklardan çokça bahsetmenin yanında İslam toplumundaki Müslümanlar 23 yıl boyunca inen ayetlerde görmedikleri en ağır eleştirileri bu surede görüyorlar. 

Bu nüfusun içinde önceliği ganimet olmayan Müslüman oranı ne kadardı?

Ganimet o günün toplumda bir savaş tazminatı olarak ciddi bir geçim kaynağı idi. İnsanlar savaş için evlerinden, yurtlarından çıktıklarında geride eşlerini ve çocuklarını bırakıyorlar, aylarca dönmeyebiliyorlardı. 

Böyle bir ortamda savaşa gidişte bazıları için öne çıkan niyet Allah rızası olurken bazıları için de ganimet olabiliyordu. Kur’an’da savaştan bahsedilen birçok ayette sahabe topluluğunun ganimet karşısındaki duruşu eleştirilmiştir. (Enfal sûresine bakılabilir)

Bu nüfusun içinde, Mekke’de Müslüman olan ilk Müslümanların kalitesinde İslam’ı yaşayan insan ne kadardı?

İslam’ı bir fabrikaya, Hz. Muhammed’i bir usta başına, ashab-ı suffedeki örnek Müslümanları da ustaya benzetirsek, İslam fabrikası risaletinin 19. yılına kadar gelen ham maddeleri işliyor onları mamul ve kamil hale getirebiliyordu. 

19. yıldan sonra ciddi bir talep patlaması oldu. Fabrikadaki usta sayısı aynı kalırken, fabrikaya gelen hammadde sayısında neredeyse on katlık bir artış oldu.

Bu artışın toplumdaki karşılığı kalitesizlikti. Kur’an’ın Müslüman topluma yönelik eleştiri dili kullandığı ayetlerdeki artış ve ceza hukukuna dair inen ayetlerdeki artış da bu kalitesizliğin arttığı yıllara denk gelir.

Bu nüfusa temel dersek, bu temel gelecekte yükselecek İslam medeniyetini omuzlarında taşıyabilecek miydi?

Taşıyamayacaktı. Yine detaya girmeden şu kadarını söyleyelim. Eğer 23 yılda Müslüman toplumun ulaştığı sayıya 100 bin dersek, 23. yıldan sonra geçen 30 yıl içinde Müslümanların birbirileriyle yaptıkları savaşlarda (Ridde, Cemel, Sıffin, Kerbela, Harre…) ölen sahabe ve tabiin sayısı en abartısız rakamlara göre 100 binden fazladır.

23 yılın arkasından ortaya çıkan toplum modeli o kadar sağlıksızdı ki, Ebu Bekir’den sonraki üç halife, Müslümanların iç kargaşalarının yansımalarına bağlı olarak suikast sonucu öldürüldü. Bugünkü dille söylersek, darbeye maruz kaldılar.

Bütün bunları niye anlattık: 

İslam devleti hülyası olanlar, asr-ı saadet rüyası görenler uyansın diye…

Burada bir hakperesttik adına şunu da ifade edelim. 

23 yılın hiç mi iyi tarafı yok? 

Elbette var ve çokça var… O tarafı zaten abartıyla, masalımsı bir dille anlatılıyor.

Ama işin bir de çok öne çıkarılmayan bu tarafı var.

Objektiflik her iki taraftan da bakmayı gerektirir.

Objektif bakanlar şunu görecek, 1500 yıllık İslam tarihinde, günümüzde İslam devleti arayışında olanlar için “asr-ı saadet” denen zaman dilimi dahil model olabilecek bir örnek yok.

Dilerim günümüzde İslam devleti arayışında olanlar, çok geç olmadan “bir yoku” aradıklarının farkına varırlar.

-Mustafa Yılmaz

author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

2 Yorumlar

  1. ''asrı saadet'' tabiri sonrakilerin uydurduğu hayali bir tabir.
    Önce araplar zorla müslümanlaştırılıyor (mekke fethi sonrası müşriklerin kanının helal kılınması ve peygamberin ölümünden sonra ridde savaşlarıyla).
    Arkasından ırak, iran, suriye mısır fethi (biz fetih desek de oraların halkı için yıkım, ve işgal, ölüm)
    Fetihlerden yağan ganimetlerin paylaşılamaması ve kusulması, cemel, sıffin, hariciler, onbinlerce ölü.
    Sonra Emevilerin iktidarı ve isyanlar, bastırmalar, tekrar isyanlar....(islam emevilerin pek umrunda görünmüyor bu arada)
    En son Abbasilerin tarihi, dini ve ideolojiyi yeniden yazması,
    Ne saadet asrı ama...

    YanıtlayınSil
  2. Güzel ve mantıklı bir yazı. Fakat "İslam devleti arayışı" zaten olmayan bir şeyi aramak demek. İslamiyet bir devlet yönetim biçimi sunmaz. Kişilere bırakır. Bu yüzden "islam devleti" tabiri de yanlıştır. Devleti islami yapan nedir ki? Devlet islami olmaz, olamaz. İnsanlar olur. Yani toplumda müslümanlar çoğunluk oluşturabilir. Toplumun çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeye Müslüman ülke diyebilirsiniz. Bu ülke padişahlık da yönetilebilir (mesela Osmanlı), krallıkla da yönetilebilir (mesela Suudi Arabistan), emirlik de yönetilebilir (mesela Katar), sultanlıkla da yönetilebilir (mesela Brunei), teokrasi ile de yönetilebilir (mesela İran), demokrasi ile de yönetilebilir (mesela Türkiye).

    YanıtlayınSil