Header Ads Widget

test banner

Hasan Hoca'nın Ardından


Bu yazıyı yazmaya hakkım var mı diye epey düşündüm. Çünkü bu yazıda bahsedeceğim çok kıymetli Hasan Onat hocayı birebir tanımak, doğrudan kendisinden ders almak nasip olmadı. Maalesef artık  mümkün de değil; zira 26 eylül akşamı Covid19 marifetiyle fani dünyadan sonsuz aleme göçtü. 

Ankara İlahiyat'ta okumadığımdan merhumdan ders alma şansım olmadı. Farklı bir vesileyle tanışmak, görüşmek de kısmet değilmiş. Bu sebeple vefatının ertesi günü hakkında birkaç kelam etme hakkına sahip miyim diye tereddüt ettim. Öyle ya, yıllardır nice talebe yetiştirmiş, hatta hocaların hocası vasfını hak etmiş, bunca yakını, mesai arkadaşı var; sadece  kitaplarını okuyup, programlarını izleyip hakkında bir şeyler söylemek ne haddimeydi.

Ancak sonra düşündüm ki kendisi bir ilim adamıydı, ilim tahsil edip öğrendiklerini ve ürettiklerini  doğrudan veya dolaylı olarak aktararak ömrünü geçirmişti. Bu faaliyetin dolaylı kısmından faydalanan biri sıfatıyla çok müstefit olduğum bir insanla ilgili bir vefa yazısı yazmam mazur görülür diye ümit ettim.  

Malum Hasan Hoca'nın alanı mezhepler tarihiydi ki İslam tarihinin çok netameli bir konusudur. Bu bol kavgalı, suçlamalı hatta tekfirli mevzuyu öyle güzel anlatırdı ki ilahiyatçı da tarihçi de olmayan benim gibi sıradan vasıfsız biri bile meseleyi kolaylıkla kavrayabiliyordu. Kitaplarında ve konuşmalarında hep şunun altını çizerdi: "Mezhepler insanî oluşumlardır. İslam'ın farklı uygulanış ve yorumlanış biçimleridir. Asla dinin kendisi değildir. Tevhid, nübüvvet ahiret temelinden sapmayan hiç bir mezhebe batıl diyemeyiz. Dolayısıyla hiç bir mezhebede İslam'ın tek doğru yorumu muamelesi yapıp hak mezhep  diyemeyiz." 

Bununla birlikte meselenin şu kısmının da ıskalanmaması gerektiğine dikkat çekerdi: "Mezhepleri parçalanma unsuru olarak görüp yok saymak da gerçekçi olmaz. Mezhep olgusu tarihî ve sosyolojik bir vakıadır. İnsanların hem inanç dünyalarını  hem de ibadet-muamelat formlarını şekillendiren yapılardır. Önemli olan bu yapıların  kamplaşma ve çatışma değil zenginlik ve çeşitlilik olarak değerlendirilmeleridir." 

"Bir Müslüman'ın mezhebi olmak zorunda mıdır?" sorusunun tek kelimeyle "hayır" diye cevaplanması gerektiğini çok net biçimde söylemişti.

Merhum hocamızın ısrarla altını çizdiği bir diğer husus da düşünmenin önemiydi. İmam Maturidi'ye nisbet edilen: "düşünmemeyi telkin eden her düşünce şeytandandır." ilkesini çok zikrederdi. Aklı devre dışı bırakan her tür yaklaşımın fıtrata aykırılığı üzerinde önemle durduğu bir noktaydı. 

İnsanların yüzü, konuşurken takındığı tavırlar, mimikleri vs. karşısındakilerde olumlu ya da olumsuz bir yansımaya yol açar  mutlaka. Ben görme engelli olduğumdan benim zihnimdeki algılamalar ve çağrışımlar ses üzerinden olur. Hasan Onat hocanın sesinin bendeki karşılığı, hep sakinlik, itidal, hoşgörü gibi kavramlardır. Ses tonunun ya da kaleminin acılaştığına şahit olmadım. Herkes hemfikirdir ki anlattıklarınızın doğruluğu kadar üslubunuz da inanılırlığınızı; dinlenebilirliğinizi etkiliyor. Hoca üslup anlamında herkesin bilhassa da dini konularda söz söyleyenlerin  örnek alacakları bir şahsiyetti. 

Yazdıkları ve anlattıkları üzerinden ünsiyet kurduğumuza inandığım için, belki biraz da haddim olmayarak, bu yazıyı yazdım. Kendisi aramızdan ayrıldı ama kitapları, konferans ve program kayıtları ve tabii ki yetiştirdiği insanlar sayesinde fikirleri, çalışmaları kıyamete kadar yok olmayacak inşallah. Ne mutlu tanışmadığı bir insana bile ardından güzel sözler söyletebilenlere.

-Ahmet Gürbüz Şener
@agsener

author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar