Header Ads Widget

test banner

Değişen Değerler İçin Bir 'Üçleme'



2012 - ‘Nesl-i Cedid’

Sene 2012, aylardan nisan. Shanghai’daki Pudong Shangrila Hotel’inde bir telaş hakim. Hazırlıklar ve düzenlemeler tekrar ve tekrar gözden geçiriliyor. Birazdan otele gelecek olan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi için tüm ayrıntıların mükemmel olmasına çalışılıyor. Başbakan’ın Çin’e yaptığı bu geziye 6 bakan, 4 milletvekili, çok sayıda bürokrat, gazeteciler ve 300’ü aşkın işadamı eşlik ediyor. Urumçi’den başlayan bu gezi hem Türk tarafı hem de Çin tarafı için büyük önem taşımakta.

Bir devlet erkanının yurtdışı gezisindeki en önemli hazırlık aşaması protokol çalışmalarıdır. Ne zaman nerede olacak, kiminle ne kadar konuşacak, hangi yol güzergahı izlenecek, ev sahibi ülkenin hassasiyetleri ve teklifleri gibi birçok konunun hatasız olarak konuşulması ve ayarlanması gerekir. İşte benim de burada bulunma nedenim tam olarak bu; prokol tercümanlığı ve rehberliği. Yoksa Shanghai’da tıp fakültesi okuyan bir öğrencinin bu karmaşada işi ne. Hem Çince’yi akıcı konuşmam hem ilgili tarafların hassasiyetlerini iyi bilmem hem de şimdiye kadar neredeyse tüm organizasyonlardaki çabam ve gayretlerim ile bu vazife bizzat Shanghai Başkonsolosluğu tarafından benden rica edildi. Shanghai Başkonsolosluğunun arama listesinde ilk sıralardayım. Herhangi bir organizasyonda, 19 Mayıs, 23 Nisan, bakan ziyaretleri, milletvekili görüşmeleri ve en önemlisi sağlık problemlerinde ilk arananlardanım. Bu kadar faal ve özverili olmamım ana nedeni milletime ve devletime olan sonsuz bağlılığım.

Elimden geldiğince diğer kısımlarda rehberlik ve tercümanlık yapan arkadaşlarıma da yardım etmeye çalışıyorum. Açıkcası en zorlayıcı kısım gazeteciler desem yalan olmaz. İlgili arkadaş ya bir şikayet ile geliyor ya da bir talep ile. En sonunda da sabrı taşıp rehberlikten vazgeçince başka birinin ayarlanması gerekiyor. Artık gezinin sonuna gelindiğinden ve protokol işleri hafiflediğinden gazetecilerin rehberliklerini ben almış bulunuyorum.

Herkesi otobüslere bindirip uçağa yetiştirmemiz gerekiyor. Bu kısım bile gazeteciler için bayağı bir zor. Ya birileri sigara molasını uzatmış ya birisi otel odasında birşey unutmuş ya da yazısını tamamlamaya çalıştığından birisi lobide unutulmuş. Neyse ki en sonunda hepsini havalimanı minibüsüne bindirebildim. Fatih Altaylı en öndeki tekli koltuğa yerleşti, hemen arkasındaki tekli koltuğa ise ben oturdum. Sol yanımdaki iki koltukta Ahmet Taşgetiren ve Ekrem Dumanlı yan yana. Hemen arkalarında Enis Berberoğlu ve Elif Çakır muhabbet halindeler. Sevilay Yükselir hiç kimse ile muhatap olmadan en arka sıraya doğru ilerliyor, gergin bir şeylerin olduğu aşikar. Sonradan kendi yazısı ile öğreniyorum ki, meğerse geliş uçağında Ekrem Dumanlı ile kavga etmişler. Hep bu cemaat işleri, hep...

Bu arada dönem, Ak Parti ve Gülen Cemaati’nin beraber hareket ettiği dönem. Cicim yılları sona ermiş ama açıktan bir savaş yok henüz. Hatta iki ay sonra Haziran ayında o meşhur ‘Bu hasret bitsin, dön’ çağrısı yapılacak bizzat Erdoğan tarafından.

Herkes yerlerine oturup araç havalimanına doğru harekete geçince Ahmet Taşgetiren o yumuşak ve babacan ses tonu ile bana ismimi sordu ‘Ahmet Said’ diye cevap verdim. Taşgetiren ‘Neden ailen böyle bir isim tercih etmiş?’ diyerek ikinci sorusunu sordu. Ben de ‘Ahmet, Efendimiz’den (sav) dolayı, Said ise Bediüzzaman Said Nursi’den dolayı’ diye cevap verdim. Bu cevaptan sonra yavaştan diğer gazeteciler de konuya girmeye başladılar. Neden Çin’de olduğum, hangi bölümde okuduğum, Çin’de yaşadığım zorluklar, Gülen Cemaati ile ilişkim... Herkes kendi penceresinden farklı sorular soruyordu. Sosyolojik bir inceleme öğesi gibiydim sanki. Ama istisnasız tüm sorularda saygı ve takdir mevcuttu diyebilirim.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi terk olduğumu öğrenince, Enis Berberoğlu’nun sorusu unutamadıklarım arasındadır ‘Şimdi sen bu ülkeye tayin mi edildin?’. Benim yerime Ekrem Dumanlı cevap verdi bu soruya ‘Yuh yani Enis! Sen hala mevzuyu anlayamadın. Çocuk bu, tayin yolu ile mi gelir? Okul yöneticisi, öğretmenleri veya ülke sorumluları tayin yolu ile gelir’. Sonrasında cemaat, evler ve yapılanlar hakkında herkesin sorularını cevaplamaya çalıştım. Evdeki rutinler, yemek nöbetçilikleri, kitap okuma programları, Çinliler ile ilişkilerimiz ve hatta Çinli müslümanlar ile beraber yaptığımız Çince Kuran Meali dersleri. Dünya’nın bir ucunda karşılaştıkları bu kişi oldukça ilgilerini çekmişti. Konu evdeki nöbetçiliklere ve maklubeye gelince Fatih Altaylı direkt ‘Şimdi sen maklube yapabiliyor musun?’ diye sordu.‘Evet yapabiliyorum, keşke vaktiniz olsaydı sizin için de yapardık’ deyince Altaylı Dumanlı’ya hitaben ‘Ulan Ekrem yıllardır cemaate çekmeye çalıyorsun bizi, çocuk 10 dakikada kafaladı valla’. Yarı şaka yarı ciddi güzel bir muhabbet ortaya çıkmıştı. Fatih Altaylı’nın zekası, Enis Berberoğlu’nun merakı, Ekrem Dumanlı’nın kibri, Sevilay Yükselir’in gergin hali, Ahmet Taşgetiren’nin yumuşak ses tonu en hatırlayabildiklerimden. Havalimanına kadar bir buçuk saat süren yolculuğumuz sonrası araçtan inerken herkes ayrı ayrı başarı dileklerini iletti. Taşgetiren’in ‘Ahmet Said kardeşim, Allah yardımcın olsun, inşallah bir an önce hedeflerine ulaşırsın ve ülkeni en güzel şekilde temsil edersin’ diyerek sarılması güzel bir samimiyet göstergesiydi.

Evet dediğim gibi dönem Ak Parti - Cemaat birlikteliği dönemi idi. Her iki tarafın da dindar bir yeni nesil -Nesl-i cedid- yetiştirme amaçlarına hizmet eden kıymetli bir konumdaydım. Belki de gayet kullanışlı bir elemandım. Her iki tarafın sorumluları içten içe bir mücadeleye hazırlanırken, tabanlar birbirine uyumlu hareket ediyor ve hep beraber huzurlu bir gelecek hayali kuruluyordu. O günlerimi şöyle tarif edebilirim ‘Her uyandığım yeni gün, bir önceki günden daha aydınlık ve ışıltılıydı’.

2016 - ‘Hayatta kalma içgüdüsü’

Sene 2016, aylardan kasım. Mel’un darbe girişiminden bu yana 4 ay geçmiş. Gözaltılar, tutuklamalar, KHK’lar son gaz devam ediyor. Ufak bir ilçe hastanesi acilinde pratisyen hekim olarak çalışıyorum. Her gün acaba sıra bana gelir mi endişesi ile yaşıyorum. Aslına bakarsak darbeci bir FETÖ’cü müyüm? -Hayır. Darbe girişimi ile en ufak bir ilişkim var mı? -Hayır. Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile milletin ve devletin hakkına girdim mi? -Hayır.

Peki endişem neden? -Adaletsizliğe uğramaktan, ortada bırakılmaktan, bana bakarken sadece bir sayı olarak göreceklerin kararından. Bir kısım cemaatin FETÖ’ye evrilmesi ile benim de terörist ilan edilmem arasında ufak bir perde var sadece. Hiç bir fikrim olmayan bir konu hakkında sorumlu tutulmam an meselesi.

O sabah işime her zamanki endişem ile gittim. İki saat geçmedi ki başhekim odasına çağırdı. ‘Tamam’ dedim, ‘Zamanı geldi’. Herkesin duyduğu cümleyi ben de o gün duydum ‘Merak etme, suçsuzsan dönersin’. Sonrasında eve nasıl gittim hatırlamıyorum. Eve girince tek hatırladığım eşimin beni görünce ‘Hayır yaa!!’ tepkisiydi. Hiç inanmamıştık, inanmak istememiştik ama oldu işte. Bizimkisi ümitsiz bir umuttu. Topladık birkaç valizi ve memlekete doğru yola koyulduk. Arabanın teybinden bir dönem sürgünde hayatını kaybeden Ahmet Kaya’nın seslendirdiği bir parça çalıyordu ‘Şu dağlarda kar olsaydım’.

Ak Partili bir bürokratın dediği gibi ‘Devlet şimdi kulak çekiyor, ikaz ediyor. Merak etme biraz zaman geçsin; göreceksin atılanların %90’ı işlerine geri dönerler. Önemli olan darbe ile ilişkili olmaman’. Acaba dediği gibi gerçekten öyle mi olacaktı yoksa devletin uyarı için çektiği kulak çeken ellerde kalacak mıydı?

15 Temmuz akşamı hastane acilinde nöbetteydim. Eşimden gelen bir mesaj ile şaşırmış ve olabilecek bir darbeye ihtimal verememiştim. İşin gerçeği ortaya çıkınca hem şaşkınlık hem üzüntü hem de inanılmaz bir anlamsızlık sarmıştı beni. Darbeye teşebbüs eden FETÖ’nün, bir dönem benim de içinde bulunduğum islami bir cemaatten çıkmasına akıl sır erdiremiyordum. Hoşgörü ve barış söylemlerinin kin ve nefrete dönüşmesi bu kadar kolay mıydı? Yaşanan acı tecrübe ile sabit olundu ki ‘Evet’.

Bundan sonrasını tahmin etmek zor değildi, başlamıştı bir kere. Herşey adım adım gelecekti. Gözaltılar, yasaklamalar, cezaevleri günleri ve ötesi. Masumiyet karinesinin tam aksine suçsuz olduğumu ispat edene kadar suçluydum artık. Tek tesellim 5 aylık hamile eşimin cemaat ile uzaktan yakından bir alakasının olmaması idi. Bir karar vermem gerekiyordu; ülkede kalıp boşluklara savunma mı yapacaktım yoksa artık istenmediğim bu toprakları terk mi edecektim. Böyle stresli anlarda beynimiz temel ve ilkel bir mekanizmasını hayata geçirir: ‘Hayatta kalma içgüdüsü’. O iç karartıcı günlerimi şöyle tarif edebilirim ‘Her uyandığım yeni gün, bir önceki günden daha karanlık ve ümitten yoksundu’.

2020 - ‘Hakkın hatırı alidir; hiçbir hatıra feda edilmez.’


Sene 2020, aylardan temmuz. Darbe girişiminden bu yana geçen koca bir 4 yıl. Cemaat tarafından ortaya konulan hiçbir geçerli savunma yok. Sadece herşeyi inkar etme stratejisi uygulanıyor. Aynen 16 Temmuz sabahı Akıncı Hava Üssü yakınlarında yakalanan Adil Öksüz ve Kemal Batmaz’ın ‘Tarla bakmaya geldim’ savunması gibi. İnkar, karşı tarafı salak yerine koyma, kendi tarafını ise kandırma stratejisi. Sorumluların hiç bir şeyi kabullenmemesi ile bunun cefasını çeken bir yığın insan. Bunlardan biri de benim işte.

Bu süreçteki yerimi ve konumumu belirten ‘Fetullah Gülen’e Açık Mektup’ yazısına gelen tepkilerden cemaatin bir analizini yapabiliriz. Bir tarafta bilerek ve isteyerek suçu işleyenler ve buna ortak olanlar mevcut (FETÖ - PDY). Genel olarak onların savunma mekanizmaları şu şekilde işliyor: İşlenen suçları tamamen inkar etme, inkar edemediklerini de normalleştirme, kişisel tehditler ile tepkilerin önüne geçme ve tepkilerin yaygınlaşmasını önleme, gerçekleri bulandırmaya çalışarak çözülmeyi engelleme ve kendi işledikleri suçlara herkesi ortak etme çabası bunlardan başlıcaları. Diğer tarafta ise Fetullah Gülen’e sevgisi dolayısıyla bir türlü ona suç ve günah konduramayan cemaat üyeleri mevcut. Onların da ‘Herkes hatalı olabilir ama Hocaefendi asla’ düşüncesi ile kendini ikna çabaları göze çarpmakta.

Diğer taraftan bir kısım medyada çıkan ‘FETÖ 4 parçaya bölündü’ şeklindeki haberlerde (link) beni de o parçalardan birinin içine dahil etme çabası ise yanlış bir değerlendirme. Ne cemaat içindeki bir reformistim ne de yeni bir oluşumun üyesi. Bir dönem bir kesim tarafından ‘ABD uşağı’ ve ‘CIA ajanı’ olarak itham edilirken şimdilerde diğer bir kesim tarafından ‘Saray beslemesi’ ve ‘MİT devşirmesi’ olarak suçlanıyorum. Olsun varsın. Bu günlerimi herkese çok tanıdık gelecek bir ifade ile şöyle tarif edebilirim ‘Hakkın hatırı alidir; hiçbir hatıra feda edilmez’. Kimsenin rönesansı ve aydınlanması benim elimde olmadığı gibi böyle bir çabam da yok. Benimkisi sadece normale dönme ve istikameti bulma çabası.
......

Son yıllarda kendi hayat hikayemde yer alan fikri değişimlerin bir örneğini sizlere sunmaya çalıştım. ‘Değişen değerler’ bize gerçeğe ulaşmanın bazen düşünüldüğü kadar kolay olmadığını gösteriyor. Bu yolda Allah istikametten bizi ayırmasın ve doğruyu bulma yolunda yardımcımız olsun.

-Ahmet Said
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

20 Yorumlar

  1. ozeti: Sorumluların hiç bir şeyi kabullenmemesi ile bunun cefasını çeken bir yığın insan.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Doğru özeti şu: Arkadaş zamanında cemaatin Çin'deki en has elemanlarından biriymiş, devlet erkani ile iletişim dahi onun üzerinden saglanirmis. 15 Temmuz sonrası yakayı kurtaramayacagini anlayınca yurtdışına kaçmis.

      Sil
    2. Sen bu yazidan bunu anladiysan daha cok paragraf calisman lazim dayi

      Sil
  2. Ne güzel özetlemişsin sevgili kardeşim, bizimde son dört yılda yaşadıklarımızı, canı gönülden katıliyirum size..Rabbim sabîr versin bizlere ve istikametten ayırmasın..

    YanıtlayınSil
  3. Allah razı olsun bu cesurca yaptığın tetkiklerden dolayı .cok aydınlatıcı olmuş.

    YanıtlayınSil
  4. Ahmed Said bey gibi düşünen binlerce insandan biriyim...

    YanıtlayınSil
  5. Ahmet Bey, adaletsizlik var diye bu toprakları terk ettim diyorsunuz. Bu ülkede yuzbinlerce masum insan sizin gibi korkak olmadı, adaletsizliklerden ürküp mahkemeden kacmadilar, o duruşma salonlarinda suçsuz olduklarini haykirdilar. Sizinki gibi romantik, duygusal gerekcelerle sisteme boyun egmediler.

    Sizin gibi firariler yüzünden bugün tek kabahati olmayan insanlar kaçma şüphesi olabilir diye serbest birakilmayip tutuklaniyorlar, bu vebal size ve sizin gibilere bir ömür boyu yeter. Ben de sahsen bir tutuklu eşi olarak hakkımı helal etmiyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tek kabahati yok ve yurtdisina cikanlar yüzünden cezaevinde tutuluyor öyle mi?
      Bu zihniyete ne diyebilir
      Ne anlatabiliriz
      Kuyruk acisi gözleri kör etmis
      Suc yine sagda solda yurtdisina cikanda ama asla terör orgutune o yada bu sekilde yardim edende değil
      Onlarin verdigi makami tepe tepe kullananda degil
      Turkiye de kalip haklılığımızı haykirdik diyenlerin bir kismi hem cemaatin kaymagini yiyip hem de suc unsurunu uzerinde tasimayanlar
      Uyaniklar yani
      Kritik gorevde olanlarda bylook yok
      Sendika uyeligi de yok
      Bank Asyaya para yatirmak da yok
      Ev abiliği yapmak da yok
      Beni nereden bulacak da tutuklayacaklar ?
      Zihniyeti
      Yoksa cezaevine girecegini bilen ve firsati olan herkes yurtdisina cikardi.
      Iceride olanlar ya firsati, imkani olmayanlar
      Ya da kripto olanlar
      Gerceklerle yuzlesin lutfen
      Sakin siz de kripto olmayasiniz
      Uzerinde tek suc unsuru barindirmayan benim muhterem kardesim

      Sil
    2. Anonim Bey, üzerinize alındığınıza göre siz de firarisiniz anlaşılan. Ancak böyle saldırı ve iftiralarla, suçluluk psikolojisinden kendinizi kurtaramazsınız.

      Bulaştıkları kirli işleri mahkemelerde açıklamasınlar diye bu yapının ne kadar önemli görevlerinde insan varsa, yine bu yapının destek ve organizasyonu ile yurtdışına kaçırıldı, bunu hepimiz biliyoruz. Ahmet Bey'in de, sizin de buna örnek olduğunuz aşikar. Cemaat imkanlarıyla yurtdışına kaçıp orada bir düzen kurup, sonra cemaate sövmek de yine bir cemaat taktiği mi yoksa??

      Bize kripto diyorsunuz bir de utanmadan. Biz hiçbir suç işlemediğimiz için, ülkeden kaçıp gitmeyi bile aklımızın ucundan geçirmeyip mahkemelerde hakkı savunurken, sizler korkakça ve ödlekçe kaçmayı yiğelediniz. Biz mi kriptoyuz, yoksa siz mi? Allah'tan dileğim bize attığınız bu iftiralar nedeniyle, bizim yaşadığımız mağduriyetlerin mislini size yaşatması.

      Sil
    3. Adalet isimli şahıs söyledikleriniz en hafif tabirle yalana kaçıyor. Kimse mahkemelerde birşey haykırmadı.

      Onlarca "Fetö" mahkemesinde birebir şahidim, herkes cemaatten olmadığını ispatlamaya çalışıyordu, yalan yok onlara kızmıyorum sonuçta abi takımının hepsi yurt dışında mevzu bunlara patladı.

      Sizin sorununuz, kahramanca savunma yapıp hakkınızı savunmaktan değil, cemaatten olmadığınızı ispatlayama-maktan kaynaklanıyor. AKP hukukunda işler böyle gidiyor. Eğer kızacaksanız AKP'nin yanı sıra, bugün yurt dışında olan cemaatin karar alıcılarına kızın.

      Sil
    4. ADALET doğru söylüyor. TR 'de garibanlar kaldı.

      Cematin kaymağını yiyen, Vatana ihanet eden, TR'den kaçıp kahramanlık, dürüstlük, müslümanlık satan hainlerin hepsine Allah belasını versin

      Sil
  6. Ahmet bey, bu tür yazıları okuyunca yazanların hizmet hakkında aslında hiç bir şey bilmediğini düşünmeye başladım. Kusura bakmayın siz kamplarda, evlerde ne okudunuz? Hiç risale okumadınız mı? Sohbetlerde ne anlattılar sizlere?

    Bu şekilde sormamın nedeni şu:
    Risalelerde ve Gülenin sohbet-kitaplarında çok net şekilde İslam dini, kuran, sünnet, cihat, şeriat, mehdi, mesih, hizmeti iman ve kuraniyenin aşamaları, Üstat ve HE nin görevleri çok net anlatılır.

    Risalei nurlarda net şekilde anlatılır, İman hizmetinin üç aşaması vardır, İman, Hayat ve Şeriat. İman devresini nurlar yapar. Hayat ve şeriat aşamalarını görevli gelecek şahıslar yapacaktır. Gülen ikinci aşamaları yapacak liderdir.

    (Bu arada söyleyelim, hem Nursi hem Gülen geleneksel islama sıkı sıkıya bağlıdır. Bu islam anlayışında Demokrasi gibi küfür sistemlerinin yeri yoktur, fikir özgürlüğü yoktur, mesela mürted zehirdir öldürülür, zaten son hedef net şekilde Asrı saadetteki Şeriattır). Bütün bunları nasıl bilemezsiniz, hepsi kitaplarda çok net yazar ve açıktır.

    Hizmetin omurgası ''hususi hizmettir'' yani askeriyeyi ele geçirmek. Askeriye çiçek toplamak için mi ele geçirilir Allah aşkına. Hedef bildiğimiz ortaçağ şeriatı olduğu için ve bu düzende ne solcu ne milliyetçi ne laiklerin ne demokratların hayat hakkı olamayacağı için devlet ve bürokrasi haklı olarak şeriatçılara izin vermez.

    Anadolu insanının hakkıdır girmek deniyor ama inanç ve ideallerinle ötekilere hayat hakkı vermeyeceğin ortada, sen de mecburen gizlice giriyor tedbir yalanlarıyla saklanıyorsun. Bunları bilmiyor muydunuz da şimdi şaşırıyorsunuz. Hedefi şeriat olan bir cemaat tabii ki gizlice örgütlenir, gerekirse silah da çeker, darbe de yapar.

    Bir de cemaatte üst kademelerin çok iyi bildiği ama aşağıdakilerden gizlediği bazı bilgiler vardır.
    Gülen Nursinin dediği iman hizmetinin son kısmını dahil yapacak olan Mesihtir, yani Hz isadır. Gülenin sayısı 11 dir, Hz isa gibi 11 havarisi vardır, ''vehbi yıldız, abdullah aymaz, m ali şengül....''. Doğum tarihi 11.11.1938 dir, anne karnında 11 ay kalmıştır, vs. vs.

    Gülen ahir zamanda deccali öldürecektir, deccal çinden çıkacaktır, Amerika ve çin 3. dünya savaşında birbirlerini mahvedecektir, biri mezara(abd) öteki komaya(girecektir). sonra çin tekrar doğrulacak,süper olacak çünkü başında Deccal olacaktır, Amerika avurap hristiyanlar İsa mesih olan Gülene tabi olacak, müslümanlar ve hristiyanlar İsa Gülenin liderliğinde çini yenecek, Gülen Deccali yani inkarı uluhiyyeti öldürecek,
    Ve gülen (otağımı Pekine kuracağım-kendi deyimidir) Çine dünyaya hakim olacaktır.

    Çinde görev yapan biri olarak bunları bilmediğinizi söylemeyin sakın.

    Cemaatin gizli hedefi, başkasına hayat hakkı vermeyen, demokrasi insan hakları, fikir özgürlüğü gibi şeytani konuları mezara sokacak olan klasik şeriattır.
    Bu hedeflere ancak gizlenerek varılır. Ve cemaat için bürokrasi bir savaş alanıdır.
    Soru çalmak falan mevzi kazanmakdır, cihattır.

    Bilmiyor muydunuz gerçekten?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Peki siz bilmiyor muydunuz? Ahmed Said gibi adamları şeytanlaştırarak kendi günahlarınızdan kurtulduğunuzu zannediyorsunuz ama tam tersine onların yapıp ettikleri ne kadar büyük suçsa bu sizleri de daha suçlu hale getiriyor.

      Bu ülkede Ergenekon Balyoz süreçleri yaşandı. Hergün ortalığa gizli dinlemeler ses kayıtları düştü. Hiç birinizin aklına bu dinlemeleri fetöcüler in yaptığı gelmemiş miydi? Ülkenin başbakanı çıkıp bu süreçlerin savcısıyım derken o dinlemeleri yapanların fetöcüler olduğunun farkında değil miydi? Aklının ucuna bile mi gelmemişti ordu içerisindeki gizli toplantıların kayıtlarını fetöcüler in kaydetmiş olacağı?

      MHP li yöneticilerin Baykalın yatak odası görüntüleri ortaya dökülürken ülkenin başbakanı meydanlarda ne özeli kardeşim genel genel karısıyla mı yapmış diyerek halka yuhalatıyor tepe tepe kullanıyordu o videoları. Baykal okyanus ötesinden bahsederken elinde MİT vs pek çok imkan olan başbakanın hiç mi aklına gelmemişti bunları yapanların fetöcüler olabileceği?

      YAŞ ta kimlerin fetöcü olduğu açıkça belirlenip getirildiğinde daha sonra darbeyi yapan generalleri Ahmet Said mi korumuştu o görevlere getirmişti?

      Peki muhalefete gelelim. 17-25 Aralık sonrasında hükümete darbe amacıyla ortaya dökülen ses kayıtlarını meclis kürsüsünden Ahmet Said mi okumuştu? Ver Bilal'i al meclis başkanlığı sözü Ahmet Saide mi aitti? Saatlerini 17:25 e ayarlayıp bugün firari olan Can Dündar'a röportajı Ahmet Said mi vermişti?

      Kısaca hepiniz oradaydınız. İşinize geldiği sürece hepiniz fetöcüler in en suçlu en hususi kısımlarıyla yatağa girmekten çekinmediniz. Ne istedilerse verdiniz. Şimdi yere düşmüş Ahmet Said gibilerin suratına tekme atarak şerefinizi ahlakınızı kurtardığını sanıyorsunuz ama bu sizi kurtarmak bir kenara Ahmet Saidden çok daha ahlaksız çok daha aşağı bir yere düşürüyor. Adam gibi çıkıp evet yaptık Allah affetsin bile diyemiyorsunuz. Veya yukarıda yazdıklarımı yapanlara tek bir söz söylemeye gücünüz yetmiyor onlara yaltaklanıp Anadolu un ücra köşesindeki dershane öğretmenini hapislerde çürüterek kendi suçunuz bastırmaya çalışıyorsunuz. Ahmet Said belki gerçekten suçludur ama o söylediğin kadar suçluysa sen de ondan aşağı kalmış olamazsın. Zira hepiniz oradaydınız.

      Sil
  7. Ahmet Said bey, doğruyu bulma çabanıza ve fikri değişim beyanınıza şahsen saygı duydum. Ancak, sizin gibi bir profilin 7 şubat mit müsteşarını içeri alma teşebbüsü, mit tirlari, 17 25 aralık, memlekette önemli görülen herkesin telefonlarının dinlenmesi, 2011 mhp operasyonu ve bunun gibi önemli feto operasyonları hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Bu merakımın nedenini de yazayım. Gördüğüm kadarıyla olan bitene gözünü kapatmayan birisiniz ve en azından darbenin arkasında feto olduğunu kabul ediyorsunuz. Fetoyu darbe yapmaya götüren süreçte icra ettiği diğer operasyonlarını ve fetonun bu suçlarındaki rolünü ve sorumluluğunu anlayıp makul bir değerlendirme yapacak birisi durumundasınız diye anlıyorum. Buda beni şu soruya götürüyor. 15 temmuz sonrası fetoye ilişkin fikri değişen insanlar daha önceki sorunlu işlemlerde neden rasyonel birinden beklenen tepkileri vermediler, veremediler? 15 temmuzun bir zincirleme reaksiyonun sonuncu işlemi olduğunun farkında değiller mi yoksa? Yada darbe başarısız olmasaydı bu kişilerde aynı fikri değişim yasanirmiydi?

    YanıtlayınSil
  8. Güzel bir yazı. Yalnız Cemaat'in Çindeki organizasyonlarında başı çeken biri olarak ihraç edilmeyeceğinizi ummanız ilginç. Tahminim kriminal hiç bir olaya karışmadığınız için böyle düşündünüz.

    Peki Enis Bey'in sorduğu sorunun cevabı ne? Sizi Çin'e Cemaat mi gönderdi? Cemaat'in Çin'deki amacı neydi? Orda okul açtı mı? Çinli Müslümanlarla nasıl tanıştınız? Camilerde mi? Amaç Çinli Müslümanlara okul açmak mıydı? Niye Çinden Türkiye'ye döndünüz?

    Yurtdışına çıkmakla akıllılık etmişsiniz. Cemaat için Çin'e gidip, Çin'de tıp eğitimi almayı göze alacak kadar dava adamı birine TC devleti artık güvenmez. Kolay gelsin.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Elbette herşeyi biliyorlardı hocam. Allah rızası kisvesi altında, cemaatin dünyada egemenlik oluşturma planının önemli unsurlarıydı bu gibi kişiler. Şimdi safa yattıklarına bakmayın. Suçu sadece darbeye indirgeyerek kendilerini temize çıkartma derdindeler. Oysa darbe girişimi sadece bir sonuçtu, asıl neden bir cemaati mankurt zihniyetle bu kadar güçlü hale getiren, böyle bir yapıyı dünyanın dört bir yanında aktif olarak destekleyen büyüten geliştiren bu kişilerdir.

      Sil
    2. TC devletinin bu yapıyla bu kadar içli dışlı olan birisine güvenemeyeceğine katılıyorum. Bence 15 Temmuz gibi bir olaydan sonra devletin kiminle çalışıp kiminle çalışmayacağı konusunda belirli kriterler getirmesi doğaldır. Bunlar dünyada pek çok ülkede var. Security clearence deniyor Amerika'da. Ama bunların da bir kaydı kuydu kuralı var tabi. Hangi pozisyonların ne seviyede security clearence gerektirdiği belirlenmiş. Buna göre devlet güvenlik soruşturmasından geçemeyeni belirli pozisyonlara almıyor. Kimse de niye almıyorsun demiyor.

      Türkiye'de yaşanan durum buna mı benziyor? Hayır buna benzemiyor. Devlet senden emin olamıyorum güvenemiyorum o yüzden seninle çalışmayacağım demiyor kimseye. Ne diyor sen teröristsin diyor, darbecisin diyor, özel sektörde bile çalışamazsın diyor, yurtdışına da çıkamazsın diyor, banka hesabı bile açamazsın diyor, ağaç kökü ye diyor vs.

      Bir dakika şimdi sana güvenemiyorum, senden emin değilim diyordun bir anda sen teröristsin darbecisin bundan eminime atladın oysa ikisi arasında dağlar kadar fark var. Eğer böyle bir iddiada bulunuyor ve bundan dolayı insanları cezalandırıyorsan o zaman elinde somut delillerin olacak. Var mı böyle bir şey? Yok. Onun bunun lafıyla attılar pek çok insanı, somut delil, ispat şartı aramadılar, insanları çağırıp senin hakkında böyle diyorlar ne diyorsun diye sormadılar vs.

      Bir devlet kendi vatandaşına bunları bir kere yaptıktan sonra, o vatandaşlar da artık o devlete güvenemez. Ben şahsen bu sorunlardan etkilenmemiş birisi olarak devletin bu olaya müdahale şekline baktığımda bundan sonra bu devlete güvenme ihtimalim sıfırdır (nasıl devletin vatandaşının güvenine ihtiyacı yok mu dedin?). 12 Eylül'de Kürt hareketini bitirdiğinizi zannederek ortaya bugün devlet kurma noktasına gelmiş 6 milyon oy alan bir PKK çıkardınız. Bugün yaptıklarınızın sonucunda ortaya yeni dinler mi çıkar, mezhepler mi çıkar, deizim mi çıkar göreceğiz bakalım. Kendi adıma artık sizlerle aynı dine inanmadığımızı söyleyebilirim (tabi ki gerçek Müslüman benim). Siz neyseniz ben o değilim artık (yani tekfir ediyorum sizleri). Günün birinde bu söylediklerime benzer sorunlar yaşanırsa bu ülkede, utanmadan yine dış güçler demeyin. Kendi ellerinizle bilerek isteyerek sizler yapıyorsunuz bunu. Aynı fetönün ne b.k yediğini son derece iyi bildiğiniz halde zamanında işinize gelirken Balyoza Ergenekona destek verdiğiniz gibi. Bu pisliği nasıl temizlersiniz bilemiyorum. Sizlere de kolay gelsin arkadaşım.

      Sil
    3. Aynen dediklerinize katılıyorum. Ben şahsen cemaat okullarında ve dersanelerinde yıllarca okumuş ve şu an hala devletin önemli işletmelerinde çalışan adamlar tanıyorum çünkü çocukluk arkadaşlarım. 15 temmuz dan sonre fetö temizliği yapıldığı doğru hatta bu konuda biraz fazla da ileri gidildi fakat bazıları 17/25 aralık sonrası saf değiştirdiği için fetönün dibi olduğu halde onlara dokunulmadı. Hatta başka fetöcüleri tespit ettirdiği için mükafatlandırılanlar var. Yani bir ara bir şeyler dönüyordu ortada FETÖmetre falan diye. Hah işte o gerçek anlamda uygulansa abartısız söylüyorum devlet memurluğu içinde Allah diyen adam kalmaz. Belki de amaç buydu zaten,akp sonrası için şimdi yapılan uygulamaları emsal gösterecekler.İşte asıl o zaman dünyası için ahiretini esastan satan hacı hoca tayfasına ne olacak göreceğiz.

      Sil
  9. Şimdilik imkanlar akpartinin elinde olduğu için günah keçici olarak cemaati suçlu ilan etti ve halk tarafından bu durum kabul edilen bir olaya dönüştü. Lakin ne cemaat tarafınsa ne de ak parti tarafında gerçekten dönen olayların ne olduğu hakkında gerçek bir açıklama yok. olamazda zaten. arada sırada bilinçli olarak tarafları kontrol altında tutmak için bilinçli olarak ağızdan kaçırmalar yapılıyor.

    şimdiye kadar yaşanan olaylara dışarıdan bakıldığında darbeyi cemaat+ak parti birlikte devlet adına yaptığı gibi bir durum ortaya çıkıyor. bu yorumu okuyan bir çok kişinin şaşıracağı bir şeyi yazdığımı biliyorum. fakat malesef durum bu gözüküyor.

    ak partininde cemaatin kuruluşunda da karanlık kısımlar mevcut ve bu durumlar hiçbir zaman açığa çıkmadı. 2 tarafında üst tabakası kaymak tadında ve olan alt kesimlere oluyor.

    yapılan uygulamalara bakınca ne devlet denen aygıtın ne akpartinin ne cemaatin derdinin adalet olmadığı ortada. olaylar futbol holiganlığı gibi kardeşim diye hitap edenler kırmızı görmüş boğa gibi birbirlerine saldırarak kırıyorlar ve nefreti körükleyerek farkında olarak veya olmayarak bir yerlere hizmet ediyorlar.

    bazen tv programlarında gaza gelerek ağızlardan kaçırılan kelimelere de dikkat edersek, akparti+cemmat birlikte darbeyi planlamışlar darbe esnasında cemaatin arkasında gözüken almanya yüzünden akparti son dakikada rus istihbaratıyla anlaşarak cemaate kazık atıp darbeyi onlara yıkarak kendini sağlama almaya çalıştığı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

    yani herkes özellikle yönetim kesimleri kimin ne bok olduğunu net bir şekilde biliyor. bir çok haksızlığa battılar. ne bunu cemaat nede akparti yöneticileri ortaya çıkıp anlatamazlar anlatmaları mümkün değil.

    iki organıda kuran devlet buna müsade etmez. cemaatin önde gelenlerinden ahmet kurucan bir röportajında bunu açıkça ifade etti zaten. TR de sistem (devlet) bize ne kadar müsade etti ise bizde o kadar hizmet ettik. demişti bir açıklamasında.

    yani bizi devlet kurdu yada onların müsadesiyle biz kurduk ve onlar ne kadar istedi ise o kadar hizmet ettik demektir bu aynı durum akparti içinde geçerli. onunda yabancı devletler tarafından proje olarak ortaya çıkmasına devlet kontrolu elinde tutarak müsade etti.

    insanlar burada birbirlerine atışma yaparak gazların alınmasına devam ediliyor yoksa devletin umrunda değil. devletin de adalet umrunda değil cematin de akpartinin de.

    hepsi kendi geleceklerini kendi konumlarını devam ettirme derdinde. kimisi din sosu kullanıyor, kimisi vatan millet kimisi dava bilmemne.

    yoksa 250 şehit için ortalığı birbirine katanlar dilinden düşürmeyenler, 40 bini geçen pkk şehitleri için ne yaptı. devlet hangi pkk lının ailesini hapse attı hangisinin malına el koydu. diye sorsan verecekleri cevap yok.


    yazılacak şey çokta, doğru kimin umrunda. kanun yasa vs hikaye. güç için yapmadıkları birşey yok. burası ortadoğu çünkü. güç ve imkan elinde iken senin için havlayanlar gücü kaybettiğinde ilk önce seni parçalar felsefesi mevcut. çıkar ve menfaatler gerçeklerin ortaya çıkmasına engel. amaç fırsattan istifade herkes birbirine kazık atma derdinde. nasıl olsa her kesimin ne söylenirse söylensin inanacak kitlesi var. öyleki erdoğan kalksa dese evet darbeyi biz yaptık öyle gerekiyordu ama suçu cemaate atmaktan başka çaremiz yoktu diye tabanı alkışlar.

    yurtdışında yaşamazsanız yorum bile yazamadığınız bir ülke. verecek cevapları olmayanlar hemen karşı tarafı hainlik ajanlık la suçlama derdinde. troller zaten işbaşında.



    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Elinize sağlık, güzel bir yorum olmuş. Bugün AKP'nin topluma dayattığı varsayım ve retoriğe göre yapılan cemaat eleştirisinin ne denli eksik ve yanlış olduğunu ortaya koyuyorsunuz aslında. Bu konuyu daha etraflıca ele alıp bir makale olarak bu sitede yayınlatırsanız daha geniş bir kitle istifade edecektir.

      Sil