Header Ads Widget

test banner

Kelimeler Bitince


Kelimelerin bitince, bir ağırlık, bir yorgunluk, biraz umutsuzluk ve bir kabulleniş çöker üstüne. Acı bir dinginlik halidir bu. “Buraya kadar” demiş olursun o an. “Bir daha başlayabilir miyim” diye düşünmeye ne enerjin, ne halin, ne isteğin vardır. Bu soru, o an için anlamsız bir sorudur. Anlamı olan tek şey vardır, ulaştığın durgunluk. O durgunluk, öncesindeki çabalamaları ve çalkantıları da anlamsız bırakır. “Bunun için miymiş?” dersin. Dalgalanmadan durulabilir miydim, durulamaz mıydım? Bu gibi soruları cevaplamaya da enerjin kalmamıştır. Ve asıl önemlisi kelimelerin kalmamıştır. Kelimelerinin dışarıya sarf edilmek, başkalarına söylenilmek için kalmamasından öte; kelimelerin kendi kendine söylenilmek için bile çok az kalmıştır. Kelimelerini çok tutumlu kullanmak, önemsiz şeyleri değerlendirmek için harcamamak gerekir. O an ne geçmiş önemlidir, ne gelecek. O an, o an önemlidir. Kelimelerinin bittiğini gerçek manada hissedersin. O an, acı bir an bile olsa, hayatında nadir olarak “tam manasıyla yaşadığın” anlardan birisidir.

Bu hali çölde yolunu bulmaya çalışırken suyunu bitirmiş, ağzındaki son ıslaklık da yok olmuş; artık çabalamanın manasızlığı idrak etmiş bir gezginin haline benzetirsin. Kelimeler sudur, kelimeler umuttur, kelimeler pusuladır. Susuz, umutsuz, pusulasız nereye gidebilirsin? Olduğun yere çöküp aptallığını, acizliğini, yenildiğini kabul edersin. “Başka bir gezgin belki gelir de beni kurtarır” demezsin. Çünkü öyle diyebiliyorsan kelimelerin tam bitmemiş demektir. Halbuki sen ve çölden ibarettir kainat, başka gezgin diye bir şey yoktur. Sen çok küçüksündür, çöl ise çok büyük. Çölü ilk defa bu kadar iyi anladığını fark edersin. Çöle kızmazsın. Çöl çöldür. Sana kötülük, gıcıklık yapmak için böyle değildir çöl. Çölün bilinci var mıdır emin olamazsın ama görebildiğin kadarıyla bilinci yokmuş gibi davranmaktadır. Belki de seni “pişirmek” istemektedir. Gerçekten istiyor mu, piştim mi, pişmedim mi; emin olamazsın. Şunları anlamışsındır ama. Çöle kafa tutamazsın. Sen ne yaparsan yap, bu çölü geçemezsin. Her zaman bu çölün kendine göre çok değerli, ama çöle göre ihmal edilebilir derecede küçük bir parçasısın. Öyleydin, öylesin, öyle olacaksın.

Kendi küçüklüğünü, acizliğini, aleladeliğini anlamış, ve aslında bu çölde bir kum tanesi olduğuna kanaat getirmişsindir. Çöldeki diğer kum taneleri gelir aklına; hepsi değil, özellikle etrafındakiler gelir aklına. Çöl—adeti olan kum fırtınalarıyla—sizleri beraberce atmıştır sağa sola. Kendi etrafındaki kumlar senin için özeldir. Çünkü o kumlar bu koca çölün anlayabildiğin, anlamlandırabildiğin kadarıdır. Elinde yaşanmışlıktan başka bir şey yoktur. Ve bu yaşanmışlıkları etrafındaki özel kum taneleri ile yaşamışsındır. En çok canını, bir daha kavuşmamak üzere savrulduğun çok özel kum taneleri acıtır. Özellikle bir tanesi öyle bir acıtır ki, sanki o küçük vücudundan büyük gözyaşları dökersin. Bir defa daha bir araya gelecek misiniz? Emin olamazsın. Umut edersin. Öyle bir umut edersin ki için acır. Bu çölde bir bilinç varsa bu umudunu senden esirgemiyeceğine eminsindir. Ama aynı zamanda emin olmak diye bir şey yoktur aslında bu çölde. Bir kum tanesi beyni nasıl anlayabilir ki koca çölü? O küçücük beynin çatlar gibi olur. Kelime envanterinin çok azaldığını fark eder, kendinle konuşmayı kesersin.

Bütün bunları sen yaşarken dışarıdaki kum fırtınaları hiç ilgini çekmez, zerre kadar ilgini çekmez. Çünkü bilirsin, ne kadar büyük de olsa fırtına, bir gün durulacak ve o kum tanelerinin her biri—önünde sonunda—kelimelerin bittiği yere gelecek. Ya ölürken, ya ölmeden önce. Ölmeden önce kelimelerin bitmesi güzel şeymiş diye düşünürsün. Hayat bitmeden hayatın manasını, veya manasızlığını, anlamak; daha doğrusu anlamaya yaklaşmak. Durulmak aslında güzel bir şeymiş diye düşünürsün. Fırtınaların önemsizliği bilinci ne güzel bir şeymiş. 

Kelimelerin bitmesi çölde rüzgarların ve esintinin bitmesi ve senin bir kum tanesi olarak çöl tabanına çökmendir. Esintilerin, rüzgarların, fırtınaların geçici, çöl tabanının kalıcı olduğunu anlarsın. Sonra kelimelerin kaldığı sürece, çöl tabanında bir kum tanesi olarak az da olsa hareket ettiğini anlarsın. Kelimeler hafif bir esintidir, senin yarattığın. Rüzgarlar ve fırtınalar, seni aciz bırakan çölün yarattıkları. “Herkesin esintisi kendine, benim fırtınalarla işim ne?” dersin. Kelimelerinin hala tamamen bitmediğin farkına varırsın. Çünkü hala yaşıyor, hala hareket ediyorsundur. Kelimelerini yavaş yavaş kendine fısıldarsın. O fısıltı, o küçücük esinti, bir kum tanesi olan seni tabandan kaldırabilir, uçurabilir tekrar. Fısıldarsın. Esintidir önemli olan. Bir daha hiç devinmemek üzere çöl tabanına çökene kadar yaşadığın o kısa seyru süluktur. 

-İsa Hafalır                                                   Twitter: @isaemin

-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

2 Yorumlar

  1. Merhaba,

    İsa bey,

    Ben çocukken okumayı çok severdim elime ne geçerse okurdum. Tanıdığım, bildiğim her şakirtten çok okumuşumdur Sızıntı dergisini ve Zaman gazetesinin verdiği İslam Ansiklopedilerini, o Arı'nın ağzından "Allah beni böyle yarattı ben böyle bal üretiyorum" yazılarınıda unutmam :) Böyle kalın kalın Sızıntı dergi yığınına bakıp seivnirdim. Okuyacak o kadar çok şey vardı ki.

    Bir yazısını hatırlıyorum FG'nin belki Sızıntı'da değildir ama küçüktüm, Sızıntı olduğunu anımsıyorum, gençlerimizin batılı felsefecileri okuyarak nasıl zihinlerinin bulandığını anlatıyordu FG. Albert Camus'un adını geçtiğini çok net hatırlıyorum.

    Artık biraz zihinleri bulandırma zamanıdır belki.




    YanıtlayınSil
  2. Dünyanın bütün aydın filozoflarının kitapları internette pdf olarak veya https://www.gutenberg.org/ gibi sitelerde bulunabiliyor.

    İngilizce okumak bana çok daha fazla fayda sağlıyor. İngilizce için Chrome'ın Google Dictionary eklentisini kullanıyorum. Kelime kelime sözlük bakmak yerine takıldığım bir kelimenin üzerine tıklayıp türkçesini veya ingilizcesini görebiliyorum.

    https://chrome.google.com/webstore/detail/google-dictionary-by-goog/mgijmajocgfcbeboacabfgobmjgjcoja?hl=en

    PDF'lerde HTML'e çeviren

    https://www.idrsolutions.com/online-pdf-to-html5-converter sitesi var.

    Buradan herhangi bir PDF'i HTML'e çevirip webte görüntülüyorum, oradan Chrome üzerinden sözlüğü kullanarak okuyabiliyorum.

    Memrise.com üzerinden sürekli kelime çalışıyorum. Bu sözlük kullanma oranımı zamanla azaltıyor.

    Yinede büyük insanları anlamak kolay değil. Onlar üzerine yazılmış kitaplarıda okumak gerekiyor.

    Baruch Spinoza'nın bir sözüyle bitireyim

    "not to laugh not to lament not to curse but to understand"

    YanıtlayınSil