Header Ads Widget

test banner

Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin Mantığı Neden Hatalı?


Bu sözü çok iyi niyetli insanlardan bile duyuyoruz. Master’ı, Doktora’sı olan insanlardan da duyabiliyoruz. Genelde sosyal medyada cemaat eleştirilerine yönelik gördüğümüz cevaplardan birisi oluyor. İnsanlar gerçekten böyle düşündüğü için bu sözü söylüyorlar. Topu taca atma, yanlışların üstünü örtmek gibi art niyetlerle söylendiğini sanmıyorum, her ne kadar ucu oraya gidiyor olsa da. 

Öncelikle sevdiğimiz şeylerin eleştirilmesine kötü gözle bakılan bir kültürden geliyoruz. "Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin” yaklaşımının altındaki sebeplerden birisi de bu olmalı. Hazindir ki, sevdiğinin kusurlarını görmezden gelmenin ne kadar acı sonuçlar doğurabileceğinin en kötü örneğini son yıllarda cemaat tabanı yaşadı, yaşamaya da devam ediyor. Gülen’in kendisi bir Bamteli’nde AKP’ye karşı aşırı hüsnü zan beslediğini ve yaşananları “gayr-i meşru muhabbetin neticesi” olarak yorumlamıştı”. Sevdiklerimiz hakkında, acı da olsa eleştiriye açık olmaktan gerekir. 

Teorik olarak "Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin” yaklaşımı mantıksızdır. Çünkü eleştiri çözüm bulmaya motive edebilir. Eleştirinin yanında çözümü de sunmuyor olmak eleştiriyi geçersiz yapmaz. Bu aynı zamanda sorunlu bir akıl yürütmedir. Çünkü herhangi bir sorunu potansiyel olarak çözmenin ilk adımı, bir durumun eleştirilerini tanımak ve anlamaktır. "Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin” diyen kişiye en azından şunu sorma hakkımız var: ortada böyle bir problem olduğunu kabul ediyor musun? 

Eğer bu bakış açısı makul olsaydı, o zaman bir alternatif düşünmediğimiz için her absürt fikri kabul etmek zorunda kalırdık. Örnek vereyim:

Şahıs A: Başım ağrıyor, neden bilmiyorum. 
Şahıs B: Kafanı keselim, ağrın diner. 
Şahıs A: Ama o zaman ölürüm? 
Şahıs B: Daha iyi bir çözümün yoksa beni eleştirme! 
Şahıs A: Başımın ağrısını dindirmeye daha iyi bir çözümüm yok ama ölmeyi de tercih etmiyorum. 

Elbet bütün eleştiriler, kafayı gövdeden ayırmak gibi çok bariz bir yanlışa yönelik yapılmıyor. Ama bu örnek, böyle mutlak bir kaide olamayacağını gösterir. 

Mükemmel Çözüm Yanıltmacası (Perfect solution fallacy) 

"Bir çözüm sunmuyorsun, eleştiremezsin” yaklaşımı, bir açıdan mükemmel çözüm yanıltmacasına örnektir. Mükemmel çözüm yanıltmacası, bir problemin mükemmel bir çözümünün var olduğunu, sunulan alternatif bir çözüm eğer mükemmel bir çözüm sunmuyorsa reddedilmesi gerektiğini varsayar. Kompleks, oldukça karmaşık sorunları ya hep ya hiç ikilisi içinde değerlendirir. 

"Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin” diyen kişi de mükemmel bir çözüm sunmadığın için, varolana yönelik eleştirini geçersiz görme yanılgısına düşer. Zaten büyük ve karmaşık problemlere mükemmel, kusursuz bir çözümler sunmak pek mümkün değildir. Sunduğun alternatifteki kusuru bularak, eleştirilenin doğru olduğunu düşünür. Hoş, zaten bunu diyen kişiler genelde tabandan kişiler, eleştirinin muhatabı olmayan kişiler. Detaylı ve güçlü bir çözüm ile gelsen de aslında bu kişilerin bir şeyleri değiştirebilecek yetkisi yok. Bu da ayrı bir ironidir. 

Skandal ile mücadeleye bir çözüm örneği 

Büyük bir skandal karşısında güçlü bir çözüme örnek vereceğim. Cemaat tabanındaki "Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin” diyen arkadaşlar, bununla bir kıyaslama yapabilir. Bir çözüm sunulsa da olayın kendileriyle alakalı bir durum olmadığını görebilir. Çünkü büyük sistemsel problemlere çözümleri uygulamak, cemaatin en üst yöneticilerinin yapabileceği birşey. Örneğe gelelim: 


2011 yılında Penn State Üniversitesinde 15 yıldır devam eden korkunç çocuk tacizi skandalı patlak veriyor. Üniversitenin Amerikan Futbolu takımında uzun yıllardır savunma direktörlüğü yapan Sandusky’nin, 10 çocuğu taciz ettiği tespit ediliyor. Uzun yıllardır rapor edilmesine rağmen, yetkililerin ihmalkarlıkları sonucu Sandusky görevine devam edebilmiş. Sonunda FBI olaya el atıyor, kapsamlı bir soruşturma yürütüyor. Penn State Üniversitesi gibi köklü ve itibarlı bir kurumu hallaç pamuğu gibi atıyor. 

Sandusky’nin suçu yüzünden Penn State Üniversitesi mağdurlara yaklaşık 100 Milyon dolar ceza ödüyor. (“Olanları Penn State’e mal edemezsiniz, şahıslara takılmayın” diyemiyor.) Burda bitmiyor. Takımın efsanevi koçu Joe Paterno kovuluyor. Paterno için ayrı bir parantez açmak lazım. Çünkü çok özel bir isim. 1966’dan 2011’e kadar takımın 55 yıl boyunca koçluğunu yapmış, heykeli dikilmiş birisi. Futbol takip edenler için, Joe Paterno'nun Penn State için anlamı, Manchester'dakı Sir Alex Ferguson’dur. Paterno gibi herkesin gönlünde yer etmiş birisinin kovulma sebebi ihmalkarlıktır. “Daha uyanık olmalıydı, böyle korkunç bir olayı ne yapıp edip önlemliydi. Çünkü takımın başında o vardı”, denildi. (İlgililer, daha fazla bilgi için HBO tarafından çekilmiş Paterno isimli filmi izleyebilir.) 

Devamında Penn State bir daha böyle bir şeyin yaşanmaması için sıkı önlemler alıyor. Mesela bazıları: 

Artık üniversiteye çocuklar antrenman yapmaya gelecekse, en az iki yetişkin nezaretinde olacak. Böylece bir yetişkin, çocuklarla asla başbaşa kalamayacak. 
Rapor etmekte ihmal, 3. Dereceden suç teşkil edecek. 
İyi niyetle hareket eden ve bildirmesi gerekip gerekmediği konusunda tereddütte olan, devamında çocuk istismarı raporu yapan bir kişinin hukuki ve cezai sorumluluktan muafiyeti olacak. 

Bunların cemaat eleştirilerine çözüm sunma ile ne alakası olduğunu birçoğunuz anlamış olmalısınız. Ama ben yine de kısaca anlatalım. 

Cemaat evlerinde onca çocuk kalmış olmasına rağmen, Allah’a çok şükür asla çocuk tacizi ithamı ile muhatap olmadı. Bu açıdan yüzü ay gibi berrak. Öte yandan malesef soru dağıtmak gibi, devlete memurluklarına torpil ile adam sokma gibi ciddi yüz kızartıcı suçların muhatabı. Hiç düşündünüz mü, Hacı Kemal Erimez hayatta olsa, bu olay yüz kızarmadan nasıl izah edilirdi kendisine? Savaş zamanı Tacikistan’da okul açmaya giden adama “Abi, biz eğitim işini by-pass ettik, daha kolayını bulduk!” mu diyeceksin? 

Bir diğer ağır ihmalkarlık, Bylock. Bylock MİT takibine 2014 Ağustos ayında giriyor, bu daha sonra havuz medyasında bile haber oluyor. Ama buna rağmen Bylock cemaat tabanına 2016 Ocak’a kadar ibadet aşkıyla yükletiliyor. Yanlış anlaşılmasın, Bylock yüklemek suç değildir asla. Ama şu götürmez bir gerçektir ki, cemaat yönetimi, tabana Bylock yükleterek kuzuyu kurda teslim etmek gibi büyük bir ihmalkarlık etmiştir. Birisi ihmalleri gösterdiğinde “çözümle gelmiyorsan eleştirme!” diyen tabandaki iyi niyetli arkadaşlar, şunu atlıyorsunuz: Penn State’teki skandalda olduğu gibi sorumlulardan bir hesap sormadı cemaat yönetimi. Aksine sorumlular halen aktif. Dahası, problemleri rapor etmekte ihmalkarlık gösterenler var, görmezden gelenler var, rapor edenleri susturanlar var. 

Diyor ya, “beni bu virus öldürmez, beni senin düzenin öldürür”. Ben de diyorum ben cemaatle olan bağımı başım sıkıştığı için koparmadım. Ben senin düzeninle, ilkesizliğinle bağımı kopardım. 

Bu noktada, bazen Uhud Savaşı sonrası Peygamber’in okçular tepesinde ihmalkarlık edenleri cezalandırmaması örneği verildigine denk geliyorum. Şunu atlıyor bunu diyenler: Okçuların başındaki kişi Abdullah b. Cübeyr, okçular ayrılmasın diye yalvarıyor, kendisi de şehit oluyor. Cemaat yönetimi ise bu hataları ve ihmalkarlıları bizzat organize ediyor. Okçular tepesini terk edenler, müslümanların hayatının her anını etkileyecek yönetici pozisyonunda değiller. “Biz hiç yanlış yapmadık” modunda gezmediler. Büyük mahcubiyet yaşıdılar. Cemaatteki yanlış yapanlar halen en üst yönetimdeler ve mahcup değiller. Mahcup olacak bir hata yaptıklarını bile düşünmüyorlar. (Karar alıcıların kim oldukları bile taban tarafından bilinmiyor). 

Gerçekten bunların üstüne gitmek isteyen bir kurum, sağlam bir ekip kurup bunları pekala soruşturabilir. Cemaat kendi içinde bunu geçmişte ATM ismi verilen, denetim yetkisi olan kişilerce yapıyordu. İsterse pekala yapar yani. Konu hususi hizmetlere geldiğinde, cemaat ortalığı hallaç pamuğu gibi atıyordu, bu denetim mekanizması nadiren de olsa işleyebiliyordu. Cemaat yönetiminin sorunu, hesap sormayı bilmemeleri değil. “Excel cemaati” diye nam salmış bir topluluk sonuçta. Hesap sorma konusunda tecrübeli olduğunu hepimiz iyi biliyoruz. 

İlla çözüm duymak isteyenler için, ayak üstü söylenebilecek buyrun birkaç madde: 

Cemaat içi soruşturma birimi kurulsun. 
Yanlış işlere bulaştığı tespit edilenler, ağır ihmalleri olanlar, onay verenleri görüp ses etmeyenler süresiz bir şekilde yönetimden uzaklaştırılsın. (Asla polise verin, Türkiye'ye gönderin demiyorum, olmayan hukuka teslim edin demiyorum. Halen Türkiye'de yaşayan isim varsa ismini açıklayın demiyorum, yönetimden uzaklaştırın yeter) 
Bununla ilgili kamuoyu net bilgilendirilsin. (Kamouyu yerine “Cemaat tabanı” da derdim ama halk gözünde sarsılan kurumsal imajı düzeltmek istenirse, kamuoyu bilgilendirmesi şart). 
Bundan sonra bu tarz ihmallere şahit olanların, gördüklerini rapor edebileceği güçlü ve yetkili bir birim kurulsun. Rapor edenler dokunulmazlık koruması altına alınsın. Tayin vs. yöntemlerle ayakları kaydırılmasın, cezalandırılmasınlar. 
"Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin” diyen temiz kardeşim, “olayın seninle alakası yok” dememin sebebini umarım anlamışsındır. Benim seninle tartışacak bir şeyim yok. Seninle en fazla çay içer, muhabbet ederiz. Yukarıdaki çözümlerin hiçbirisini sen uygulayamazsın. Yapabilecek güçte kişilere de talepte bulunamazsın, Twitter’dan ulaşsan bir geri dönüş duyamazsın. Ali Yurtsever’in tabiriyle “Sen kimsin duyacaksın, yani orda bir tane öğretmen...” (Gülşah Çavuşoğlu röportajı). 


Tabanın Yapabileceği birşey yoksa neden eleştiri dinlesin? 


Diyebilirsin, madem tabandan bir kişinin düzeltmeye yönelik yapabileceği pek birşey yok, cemaat yönetimi de eleştirileri muhatap almıyor, o zaman neden eleştiriyorsun anlamsızca? 


Cevabım: Bir birey kendini değiştirebilir. Kendisini ve ailesini olası tehlikelere karşı korumak için önlem alabilir. Hizmet’in kurumsal korumasının eksikliğini görürse, daha ihtiyatlı olup kendi tedbirini alabilir. Bakarsınız, parasını ensar kardeşlerine(!) kaptırmaz. Bakarsınız haysiyetini iki paralık edecek soru hırsızlığı ile suçlanmaz. Bakarsınız “Türkiye'de kalmalısın, sana burda ihtiyaç var” diyen bazı abilerinin, ablalarının tavsiyelerini tekrar değerlendirip, devamında göz ardı edip, yurtdışına çıkıp 7 yıl hapis cezası almaktan kurtulur. Kim bilir? 

"Bir çözüm sunmuyorsan eleştiremezsin” yaklaşımının pratik sonuçları 

"Bir alternatif sunmuyorsan eleştiremezsin” demek, “kapa çeneni” demenin nazik halidir, diyor Ward Cunningham. İnsanlara ‘shut-up’ demenin olası sonuçlarından bazıları şöyle: 

Bunu dediğinde problemli noktalar kaybolmuyor. 
Bir çözüm sunulmadığını bahane ederek problemleri hasıraltı ediyorsun. 
Hazırdaki alternatifi tek çözüm olarak sunuyorsun: Tavsiyeleri gözardı et, aynı tas aynı hamam devam etsin. 
Var olan durumu iyi gibi kabul ediyorsun, ki alternatifleri susturmayı tercih ediyorsun. Nerden biliyorsun iyi olmaktan çok uzakta olmadığını? Somut örnek vereyim, nerden biliyorsun Bank Asya’yı kurtarmaya çalışmanın en başıdan beri kötü bir fikir olmadığını? Alternatifinin, yani banka kurtarmaya çalışmamanın daha iyi bir fikir olmadığını? 
Fırsat maliyetini (opportunity cost) göz ardı ediyorsun. Kötü bir yaklaşıma harcanan zaman, emek ve para israfını hafife alıyorsun. 
Yanlış metotlar, hiç olmayanlardan daha kötü olabilir. Yanlış, yanıltıcı veya önyargılı metotların varsa, cevapların da yanlış, yanıltıcı veya önyargılıdır. Bakınız: “Nezih Anadolu insanı” inanışıyla hareket edip, devamında varılan yanlış sonuçlar. 
Problemleri tanımayı reddederek, insanların çözüm adına alternatif yollar bulma şevkini kırıyorsun. 
Sonuç olarak, bir alternatif yaklaşım sunmadan da insanlar varolana yönelik eleştirilerini rahatça yapabilmeliler. İfade özgürlüğünün ayaklar altına alınmasından hemen herkes şikayet ederken, sırf sevdiğiniz insanları eleştiriyor diye farklı sesleri susturmaya çalışmak ayrı bir çelişki değil mi? Bırakın insanlar konuşsunlar. Beğenmek zorunda değiliz. Ama ajanlıkla suçlamak, eleştirenleri bastırmaya çalışmak nedir? Ahmet Şık gibi bir ismin vaktiyle cemaate gönül vermiş hakim ve savcılar tarafından nasıl hapse atıldığını anlamıyorsun ya, işte bu da sebeplerden birisi. Hoşlanmadığın fikirlerin beyan edilmesini sen istemezsin, senin bakış açındaki güç sahibi birisi de tutar Ahmet Şık’ı hapse atar. 

Ayarı bozulan kantarın gün gelip bizi tartacağını malesef toplumca tecrübe ettik. Hiç düşündünüz mü, mesela birgün MFP yönetimi dese, “bizi eleştiriyorsunuz ama çözüm sunmuyorsunuz. Eleştiremezsiniz!” Çok hoş olmaz değil mi? 

Not: MFP’ye yapılmış uzun bir eleştiri yorumunu, sahibinin izni ile yazı olarak yayınlamıştık. 

-Enes Gökçe https://twitter.com/EnesGokce01
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

8 Yorumlar

  1. 15 temmuz sonrasinda bile hala merak etmeyin bylock içerikleri çıkmaz rahat olun denildi.ama kuruldugu gunden beri kiminle ne yazıştı isem kabak gibi ortaya çıktı.savcılıkta onüme 100 küsür sayfalık yazışmalar konuldu,hani çıkmazdı,hani sistem kendisi siliyordu zaten? Işte o zaman satıldığımı,kullanıldığımı,kurdun önüne sunulan bir yem olduğumu bir kez daha anladım.gülen ve ekibi bir çetedir,masum ve iyi niyetli insanları kirli hayallerine dini de kullanarak alet etmiştir.kirli pazarlıklara bulaşmışlar,masumların ocagina ateş düşürmüşlerdir.lanet olsun o çeteye ve başındaki gülen denilen alçağa...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. yani tamam lanet olsun da. Allah size de akıl fikir vermiş. Siz de bi deseydiniz ki "biz gizli örgüt müyüz, ajan mıyız neden böyle bir şey kullanıyoruz" yahut "şu dijital çağda datanın silinmesi diye bir şey yok" bunu artık çoluk çocuk biliyor, siz o kadar mı cahildiniz? 100 sayfa yazışana kadar gerçekten hiç mi beyin kullanmak aklınıza gelmedi? hayatınızı fotosentezle filan mı idame ettiriyorsunuz? yoksa o zamanlar öyle işinize geliyordu şimdi de lanet olsun demek mi işinize geliyor?

      Sil
    2. saf şakirt özeleştiri yapmış, kripto şakirt bel atından cevap vermiş

      Sil
    3. Doğru tespit. Burada pişmanlık izhar edenlere, hariçten gelip fetöcü diye saldırsnların kripto olduğunu düşünüyorum. "bak size acımazlar" diye korkutuyorlar, dağılma olmasın diye.
      Hakikaten bir grup çakal, koyunların sırtına binmiş. Para, emek sömürmüşler. Bunlar kaçtılar bu arada. Allah kitap diye kullanılan tayfa da hapiste veya özgür de olsa mimli.
      Bu çakalların başı da Fettop denen baş-çakal.

      Sil
  2. Kullanıldığını anlamak hem de çok acı bir şekilde.agrima giden şey kaçanlar ailesiyle bir arada biz ise şuan ne kapalı ne açık görüş yapamıyoruz.sadece 2 kez 10 dk telefonda sesini duyuyoruz.empati yok bunlarda.bir de kalkıp diyorlar ki virüs icerdekileri oldurcekmis.icimizi karartıp psikolojimizi bozmaya çalışıyorlar.herseyimizi aldınız bı imanımız bize kalsın yoksa nasıl dayanicaz bu acıya.onu da kinle nefretle doldurup yerine ruhsuz insanlar mı istiyorlar ne oldukları belli değil takiyeciler

    YanıtlayınSil
  3. sözün doğrusu bilgin yoksa eleştiremezsin olacaktı. Eleştiri için çözüm değil bilgi sahibi olmak gerekir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu da tam olarak doğru değil, çünkü bu yapının yöneticileri, abileri tabandan gelen eştirilere "sizin bilmediğiniz şeyler var, hocamızın bildiği şeyler var, hocamız bu kararları kafasından mı alıyor sanıyorsunuz? (Peygamberle rüyada istişare ediyor)" gibi cevaplar veriyordu. Yani eleştirmek için yeterli bilginiz yok diyor adamlar. Normali, şeffaf olup neyi neden yaptığını açıklamaktır. Bilgisi olmayanı da bilgilendirmektir. Fakat, bu yapı öyle şeffaf olacak bir yapı da değil. Bu durum sürdürülebilir değildir. En sonunda kirli işlerinin günahı tabanındaki gariban kitlenin üstüne kaldı. Kendi halkının içinde nefret ve tiksinti objesine dönüştüler.

      Sil
  4. Emirleri Gülen'in verdiği bir ortamda, Gülen'in "bu işte bir hata var, bir ekip kurup bu hataların sorumlusu kimmiş bulun bakalım" demesini beklemek mantıklı olmaz. Yanındakiler diyecek ki "Hocam, sen yap dedin yaptık. Sorumlu sensin!"
    Gülen'den, yaptığı işlerden dolayı kendi rızasıyla tabanına hesap vermesini, kararttığı hayatlar karşılığında bir cezaya mahkum edilmesini beklemek saflık olur.

    YanıtlayınSil