Header Ads Widget

test banner

Klonlanmış Leviathan’ın Hazin Sonu!


Değerli bilim adamları Daron Acemoğlu ve James Robinson tarafından kaleme alınan “Dar Koridor, Devletler, Toplumlar ve Özgürlüğün Geleceği” isimli muhteşem eseri okuduktan sonra bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kitap kapsamlı bir çalışma. Araştırmacılar gerçekten çok geniş bir konteksti tarayarak eseri oluşturmuşlar. Ben burada tutup kitabın tamamından bahsedip size ukalalık yapmak istemiyorum. İlgili olanlar zaten eseri okumuşlardır veya okuma listelerine eklemişlerdir.

Eseri okurken son zamanlarda yaşadığımız olaylar ve elbetteki Türkiye özelinde zihnimde çağrışım yapan bir takım düşünceleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ünlü siyaset felsefecisi Thomas Hobbes’ın 1640’lı yıllarda (İngiliz iç savaşı yıllarında) kaleme aldığı bir eserden bahsediyor araştırmacılar. Herkesin herkesle savaştığı böyle bir savaş ortamında kaleme alınan bu eserin adı “The Leviathan”. Garip bir isim değil mi? Kitabı Mukaddesteki Eyüp Kitabında bahsedilen büyük deniz canavarının adı: Leviathan. “Yeryüzünde onunla kıyaslanabilecek hiç bir güç yoktur” (Eyüp 41.24) diye tasvir edilen bu güçlü canavardan hayli etkilenmiş olsa gerek ki, Thomas Hobbes yazdığı esere bu canavarın adını vermiş.

Peki neden böylesine güçlü bir mitolojik canavarı seçmiş ve kitabına isim yapmış? Kitabı yazdığı yıllarda İngiltere’de iç savaş varmış. Hobbes uzun yıllar herkesin herkesi öldürdüğü böyle bir ortamda, öyle bir varlık olmalı ki bu varlık herkese sözünü geçirsin ve çatışmaları sonlandırsın diye düşünmüş olabilir. Mutlak otoriteyi temsil eden iktidar gücünü tasvir etmek için daha önce okuduğu Kitabı Mukaddes’teki bu tasvirden etkilenmiş olabilir. Hobbes’ın düşüncesine göre savaş haline son verecek olan güç, mutlak ve tek başına tüm gücü temsil eden devlettir. Devletsiz bir toplumda savaş kaçınılmazdır ve aslında sürekli bir savaş hali vardır. Devleti bir Leviathan’a benzeten yazar toplumların kendi Leviathanlarını kendilerinin oluşturabileceklerini savunmuştur.

Toplumsal uzlaşıyla kişiler, kabileler, aşiretler, mezhepler, tarikatlar, din müntesipleri, değişik toplumsal sınıflar v.s. güçlerini Leviathan’a (devlet) devredecekler, kanunlar yoluyla çatışmaları sonlandırabilecekler ve bu güvenli ortamda daha huzurlu ve özgür yaşayabileceklerdir. Yani savaş halinin son bulması ana hedeftir.

“Hobbes’ın tezindeki ilk çatlak Leviathan’ın tek bir yüzü olduğu görüşüydü. Ama aslında devletler iki yüzlüdür. Bir yüzü Hobbes’ın tahayyül ettiğine benzer: savaşı engeller, yurttaşlarını korur, ihtilafları hakkaniyetle çözer, kamu hizmetleri, kolaylıklar ve iktisadi fırsatlar sağlar ve iktisadi refahın temellerini atar. Diğer yüzü ise despotik ve korkutucudur. Yurttaşlarını susturur, onların isteklerine kulak asmaz, onları boyunduruk altına alır, hapseder, sakatlar ve öldürür. Hatta emeklerinin meyvelerini çalar veya başkalarının çalmasına destek olur.” (Acemoğlu & Robinson) Nazi Almanya’sında ve Kominist Parti yönetimindeki Çin’de olduğu gibi bazı toplumlar (Uygurlar gibi!) Leviathan’ın korkutucu yüzünü görürler.

Leviathan’ın bu ikinci ve sevimsiz hali aslında normlar kafesinde bocalayan toplumların eseridir. Halklar bu despotik Leviathan’ı dizginleyip ehlileştirebileceklerken, inandıkları normların ve çıkarlarının etkisiyle gizliden gizliye bu canavarı daha da azdırmayı başarabilmektedirler! (Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinin hali buna en büyük delildir.)

Tam tersi Leviathan’sız (devletsiz) toplumlarda da normların ana belirleyici ilkeleriyle düzensizlik içinde bir düzen var olabilir diyor araştırmacılar. Normları güçlü olan toplumlar (ilkelliklerini muhafazayla birlikte) devletsiz bir düzende uzun yıllar varlıklarını devam ettirebilmektedirler.

Efendimiz kurduğu Medine Site Devleti’nde ilk yaptığı işlerden birisi birbirleriyle savaş halinde olan kabileleri uzlaştırarak Medine Sözleşmesi ile çatışmaları sonlandırmak oldu. Leviathan’ı (devleti) ehlileştirip barış ve huzur ortamını tesis etti. Hicretten sonra ta ki vefat edene kadar bunun mücadelesini verdi ve kendisinden sonra gelen haleflerine bunun yollarını öğretti. Prangalanmış Leviathan (devlet) adaleti ve özgürlüğü İslami normlarla çatışmadan tesis etti. Efendimiz Leviathan’ı o kadar güzel prangaladı ki kendisinden sonra gelen özellikle ilk iki halife döneminde Müslümanlar insanlığın bir daha erişemeyeceği bir toplumsal model oluşturdular.

Prangalanmış Leviathan Beni Ümeyye’nin elinde despotik Leviathan’a evrildi. Kendilerine özgü kabile normlarıyla, prangalanmış Leviathan’ı kendi çıkarları uğruna kullanan Emeviler, Abbasiler ve diğerleri maalesef her şeyi berbat ettiler. Belirli bir zümrenin köpeği haline dönüştürülen despotik Leviathan ilk iş olarak ikinci yüzünü göstermeye başladı ve kendi öz evlatlarını birer birer yok etti, tüketti. Kendi fıkhını, kendi hukukunu uydurdu ve bunu din diye yutturdu!

Aynı şekilde despotik Leviathan ile mücadele ediyorum diyerek kendi tevil penceresinden uydurduğu ne olduğu belirsiz paralel bir fıkıhla yol almaya çalışan bizlerdik. Mevcut Leviathan’ın yanına bir de klonlanmış bir çakma, paralel Leviathan oluşturmaya çalışınca olanlar oldu tabii. “Despotik Leviathan’ı ehlileştirip prangalanmış Leviathan’a dönüştüreceğiz, herkes adil ve özgür bir ülkede dilediği gibi yaşayacak ve “ikinci diriliş” gerçekleşecek inşallah!” diyerek insanların maddi ve manevi himmetini gasp edenler yaptı bunu. Nasıl ki bir köyde iki muhtar olmaz, bir devlette de iki Leviathan olamazdı, olmadı! Güçlü olan zayıf olanı yendi!

Despotik Leviathan’ı ehlileştirip prangalanmış Leviathan’a dönüştürecek diye yıllarca emek verip, maddi manevi destek verdiğimiz toplumsal ve siyasi hareketlerin bizleri bu canavarın önüne atıp tribünden “…sabret kardeşim!, beklenen bahar yok yakın!” tezahüratları atması veya bir takım ucube milatlar belirleyerek bizleri terörist ilan etmesi çok ilginç! Edebim müsaade etseydi “…bre densiz derdim alayına…”

Ehli sünnet reklamı yapıp, herşeyin en iyisini biz biliriz diyenlere son bir sözüm var.

Efendimizin örneğinde olduğu gibi “toplumsal uzlaşı olmadan o Leviathan prangalanamazdı.” (Acemoğlu & Robinson)

Olmadı.

Vahdettin Polat
Twitter: @VahdettinPolat6
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

22 Yorumlar

  1. Hocam asrı saadet gerçek mi? Ebubekir ömer dönemi iyi miydi? bunlar tartışmalı. Sunni ekol bize o dönemleri asrı saadet olarak gösteriyor. Bir kere cumhuriyet falan yok o dönem, 10-20 kişi toplanıp şu başa geçecek diyorlar. Ve başa geçen kişinin yetkileri ne mesela? Peygamber kadar yetkili, tek adam yönetimi var. Güç yozlaştırır, Gülen'in kurduğu sistem ne kadar istismara açık gördük, en tepede de Gülen'i gücün nasıl yoldan çıkardığını gördük. Sahabe döneminde tüm güç tek başına birilerinde, bu sıkıntı bir durum. Peygamber değilse bu kişiler insan oldukları için gücün yozlaştırması lazım bu kişileri ve o dönemlerin asrı saadet olmaması lazım. DAR koridor tarzı kitaplar zaten yönetimin nasıl olması gerektiğini anlatırlar ve tam tersi ebubekir ömer dönemindeki yapıların 180 derece zıttı ile hukuk ve adalet ortamı görebilir. Gücü tek kişide toplamak 1000 yıl öncenin yöntemleri ve hep hüsrana neden olmuş ama tarihi reddedip gene bu iyi diye gücü tek kişide toplamaya çalışıyorlar. Aynı şeyi Erdoğan ümmitin lideri halife gibi dini söylemler ile yapıyor, cemaatler ise bizler devlet değiliz ne olacak yani diye gücü tek kişide topluyor. Gülen insan üstü, en zeki, kimseye danışmaya gerek duyulmayan, kal gözü açık, en merhametli, en hatasız olarak görülüyor ve güç tek kişide toplanıyor. Aslında tarih boyunca nerde güç tek kişide toplanmışsa o kişi insan üstü olarak vasıflandırılmıştır. Mesela padişahlarda kut anlayışı vardır, allah'ın yeryüzündeki gölgesi ve kılıcı sıfatları. gücü tek kişiye verdiğinde diğer insanlar bu sümüklüden benim farkım ne dememesi gerekir, o yüzden böyle olaganüstü sıfatlar ile bir nevi kişilerin beyni yıkanır. Gülen'in de olagan üstü hiçbir vasfı olmadığı gibi oturup 2 dakika daren acemoğlu ile konuşacak bir ilmi birikimi bile yoktur. Ama takipçilerine göre daron acemoğlu onun tırnağı olamaz, hem de hukuk ekonomi tarih bilgisinde yani acemoğlunun kendi alanında bile Gülen acemoğlundan daha çok biliyordur, onlar öyle inanır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bence yazdıklarınızda çok ciddi anakronizm var. Halifelerden, padişahlara geçiyorsunuz, 7. 15. yy için tek adam vs diyorsunuz. Peki bir soru sorayım Atatürk'ün tek adamlığı konusunda ne düşünüyorsunuz? Niye konuyu oraya getirdim zira dindarların otoriterliğine örnek bulmak için 7.yy a kadar gitmişsiniz ve onlardan demokrasi, çoğulculuk, insan hakları beklemişsiniz ama daha 10-15 yıl önce şahsen yaşadığımız baskının nedeni olan seküler otoriterlikten ve beyin yıkamalardan hiç bahsetmemişsiniz.

      Sil
    2. Atatürk büyük adammış.

      Sil
    3. şaka atatürk de tek adam evet, insanın fıtratında bu var zaten, her insan güç peşindedir.

      Sil
    4. Her erkek kadin pesinde oldugundan tecavuzculeri ve tacizcileri mazur gorelim mi? Veya bazi insanlar subyanci olarak dogdugu icin cocuklara yaptiklarini normal karsilayalim mi?

      Sil
  2. Evet Behçet Çağlar da öyle demiş:

    Atatürk ekber!


    Hak Teala çün yarattı Türk’ü ilk

    Dedi, ‘Üç kıta da olsun ona mülk.’

    Mustafa nurunu alnına koydu,

    ‘Bil! Kemal’in nurudur, ol nur!’ dedi.”

    Geçti böyle nice ay, nice sene,

    Vakt erişti bin sekiz yüz seksene

    Ger dilesiz, bulasız oddan necat,

    Mustafa-yı ba-Kemal’e essalat!”

    Ol Zübeyde, Mustafâ’nın ânesi

    Ol sedeften doğdu ol dürdânesi!

    Gün gelip oldu Rızâ’dan hâmile

    Vakt erişti hafta ve eyyâm ile.

    Geçti böyle, nice ay nice sene

    Vakt erişti bin sekiz yüz seksene.

    Merhaba ey baş halâskâr merhaba

    Merhaba ey ulu serdâr merhaba!

    Atatürk ekber!

    Ancak O var Atatürk!

    Evliya odur,

    peygamber odur,

    sanatkâr Atatürk.

    Talihe hâkim,

    zekâya önder,

    doğma serdar Atatürk.

    YanıtlayınSil
  3. Her insan kendi çağının çocuğudur. İslam da bundan beri değildir. Roma veya iran dan daha özgür veya barış ortamı getirmemiştir.

    İlk medine anlaşması çabuk bozuldu, islam güçlenmeye başladıkça yahudiler problem oldu, 3 kabileninin biri tamamen öldürüldü, diğer ikisi sürüldü.

    İslam güçlenmeden önce ''dinde zorlama yoktur, dileyen inansın dileyen inkar etsin'' gibi konuşurken güçlenince adeta terör estirmiş, en yumuşak davrandığı ehli kitabı ebu bekir ve ömer devrinde peygamberin vasiyeti olarak arap yarımadası dışına sürmüş, ağır keller vergileriyle (cizye) kuranın değimiyle aşağılamış baskı altında tutmuştur.

    Ömerin uygulamsı şöyledir, ehli kitap değişik elbise giyecek, sesli dua edemez, kilisesi yıklırsa tamir edemez, nüfusu artsa bile yeni kilise yapamaz... Osmanlıda da olan kafirlerin şehirde ata binememesi, müslümandan yüksek ev yapamaması gibi kurallar burdan gelir. Ehli kitap aşağılanır, ağır vergilere tabi tutulur, baskı altında aslına müslüman olmaya zorlanırdı.

    Peygamber dönemindeki arpaların durumu ise tam bir baskı şiddet ve terördür. Tevbe suresi ile tüm müşrikler müslüman olmaya zorlandı, ehli kitap gibi cizye verip dinlerinde kalamaz ya müslüma olur ya ölür. Kılıç ayeti tüm eski ''dinde zorlama yoktur'' gibi ayetler neshetti. Kuran kensdisiyle tam bir çelişki içindedir, en acı örneklerinden biri de budur.

    Bütün araplar müslüman olamya mecbur edildi. İran ve roma bile din konusunda bundan çok daha hoşgörülüydü. Peygamber ölür ölmez bütün araplar isyan ettiler, zaten zorla müslüma olmuşlardı. Onlar da islamın Halitin ''merhametli'' kılıcıyla kanlı savaşlarla ebu bekir döneminde yola geldiler. İslama dönmeyenler ateş çukurlarında yakıldı.

    Dikkat ediniz, araplar peygamber döneminde tevbe suresinden önce teslim olmuşlar hakimiyeti kabul etmişerdi, bazılarıyla anlaşmalar yapılmıştı. Ama sonra hepsine tek seçenek sunuldu, islam veya ölüm. Allah ezeli kelamıyla önce ''dinde zorlama yoktur'' deyip sonra ''onları gördüğünüz yerde öldürün'' der mi ayrı konu.

    Daha sonra fetih dönemlerinde iran veya mısır gibi yerlere güller atılarak gidilmedi. Çok kan döküldü. İslamın barış götürmesi için gereken bu savaşlar günümüze kadar hiç durmadı. bu savaşlardan gelen zenginlikler hayır getirmedi. Ganimetleri paylaşamayan sahabeler Osman döneminden itibaren birbirine girdi. Onbinlerce insan öldü. Fetihlerle gelen zengilikler adeta kusuldu.

    Yani islamı kutsallaştırıp en harika sistemi getirdi gibi boş iddialarda bulunmamak gereklidir. O da zamanının insan anlayışının bir ürünüdür. Şiddet de, baskı da, sözünden dönmek de, inancından dolayı insanları ötekileştirmek de vardır. Doğal olarak adalet de düzen de barış da vardır ve iç içedir. Yani sıradan bir insanlık hikayesi.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar yeterli değil. Kendi durduğunuz yeri de savunmanın gerekiyor. İslam'a gelince 7. Yydan demokrasi talep edip, bugün kendin demokrasiyi, insan haklarını savunamıyorsan sen İslam'a demokrasi yok diye çakmıyorsun, İslam'a çakmak için demokrasiyi kullanıyorsun demektir. Mesela seküler otıriterlikle tek parti Türkiyesiyle, Atatürkün otoriterliğiyle vs de hesaplaştın mı? Evetse oradan bir ortayol bulabiliriz aynı düşünmemiz gerekmiyorsa da. Değilse eleştirdiklerinden farkın yok sadece kendi kutsallarını satıyorsun bize.

      Sil
    2. Devlet gibi sistemler için insanlığın ortak tecrübesinden ders almak önemlidir. Bu günkü fikirleri veya başka din ideolojileri savunmak bir taraf olmak değil hepsinin katkılarını gözeterek insanlığın ortak tecrübesini değerlendirmek gerekir. Her tür kutsallıştarmaya karşıyım.

      Sil
    3. İnsanlığın ortak tecrübesi diye bir şey var mı devlet yönetiminde? Yani tabi ki modernlik vs. Ama herkes modern, herkes insanlığın ortak tecrübesinden yararlanıyor. Bugün İran da Suud da modern devletlerdir. Erdoğan Türkiye'si Türkiye'nin tarihinin zirve noktasıdır mesela eğitim olarak, şehirleşme oranı olarak vs. Mesela bugün bir Çin var diğer yanda Amerika var. Hangisi insanlığın tecrübesinden yararlanmıyor? Peki ikisi aynı şey mi?

      Yani bunlar ortaya karışık yuvarlak laflar. Seküler otorizme gelince 7.yy a karşı gösterdiğiniz şiddet azalıyor görüldüğü kadarıyla. Oysa konu devlet İslam değil. İslam'a çakıyırsunuz ama buradan nereye gitmiş oldunuz? Çakmış olmak için mi çaktınız? (ben konu ne olsa İslam'a çakıyorum gibi) yoksa bir sonuca varıyor musunuz? Amerika gibi çoğulculuk mu Çin gibi bir otıriterlik mi? İslam'a çakmak bunların cevabını verdi mi?

      Sil
    4. Amacım "islama çakmak" falan değil (Çirkin bir tabir). Yazar islamı ideal olarak göstermiş, "efendimiz leviathanı güzelce dizginlemiş" gibi şeyler yazmış. Ben de islamın diğer insani sistemlerden farklı olmadığını, kendisinin de leviathana dönüştüğünü, toplumsal sözleşme, hoşgörü, başka inançlara saygı, eşit adil paylaşım gibi şeylerin masal olduğunu ifade etmek istedim. İslam gibi tarihte kalmış anlayışlardan dersler çıkarılabilir, ama idealize etmek gereksizdir.

      Sil
    5. O öyle hissediyor ve öyle anlıyor demek ki. İsteyen istediği şeyi idealize eder. Kötü bir şey söylemiyor. O kişi kendi hayatına öyle anlam vermiş demek ki. Ne mutlu ona. Ne adına, hangi amaç için adamın anlam dünyasını bozmak istiyorsun? Yerine ne koymasını öneriyorsun? Başkasının idealize ettiği şeylere tarihte kalmış vs. demek, bozmaya çalışmak çirkin bir şey o yüzden de çakmak kelimesi bence uygun.

      Sil
  4. kur'ana celiski icinde dediginden anlasiliyorki musluman bile degilsin, ne isin var bu sitedek, git kusmuk fikirlerini baska yerlere bosalt.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sizden farklı düşünen kimselere "kusmuk" gibi kelimelerle hakaret ederseniz düşünceden ve düşünmekten nasibiniz olmadığı ortaya çıkar. Öfkenizin sebebi sanırım yazdıklarımın doğru olma ihtimalinin inancınıza zarar vermesi, sizi korkutması. Fikirle karşılık verme yerine kavgayı ve uzaklaştırmayı seçiyorsunuz.

      Sil
  5. Platformda İslam inancını benimsemeyen yazarlar ve takipçiler olduğunu hatırlatmak isterim. Yani kimseye "müslüman bile değilsin, ne işin var bu sitede" denilemez. Anlamsız bir çıkış oluyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aşağıdaki arkadaşa katılıyorum. Türkiye'nin dinsizi de dindarı kadar sığ oluyor. Dinsiz arkadaşların mesela 12 yaşındaki kızlarla evlenmek bizim hakkımız gibi bir yazıya eleştiri yapmalarını anlayabilirim. Fakat adam demokrasi diyor, insan hakları diyor, ona da başlıyorlar sizin İslamınızda demokrasi mi var vs. diye. Neyi tartışacağız bu arkadaşlarla? Amaç ortak bir iletişim zemini bulmak mı yoksa ateizm propagandası yapmak mı? Niçin dinlesin dindarlar bu arkadaşların kendilerine ve inançlarına hakaret etmesini?

      Ruşen Çakır'la yapılan röportajda biraz kaotik gidiyor demişti. Ben de katılıyorum. Farklı düşünceleri paylaşmak güzel fakat belirli bir çerçevesi de olması lazım yazılıp çizilenlerin. Bu düşünceye baskı yapmak değildir. Amerika'da solcu yayın organlarında aşırı sağcıları konuk edip yazdırıyorlar mı mesela? Veya ilahiyatla ilgili bir dergide new atheistleri konuk etme, new atheistlerin yayın organında evanjelik papazlar yazıyor mu? Bunlar düşünce özgürlüğüne zarar vermez. Ateistlere ölüm filan demiyoruz ama en modern, en makul İslam yorumlarına bile sizin peygamberiniz sübyancıydı, tanrı yok deyin kurtuluşa erin modunda cevaplar yazan arkadaşlarla neyi tartışacağız?

      Bence bu sitenin ileride söyleyeceği bir şeyler olacaksa bir çerçevesi olması lazım. Yoksa eski cemaatçi yeni ateistlerin nasıl ateist oldum türü yazılarının toplandığı bir site olur. O da bir noktadan sonra ateistleri bile bayar.

      Sil
  6. Burası kimsenin kimseye inancından dolayı hakaret etmemesi bilenlerin yeri olması lazım. ama görüyoruzki islam dinine nefretle bakanların fırsattan istifade kinlerini kusma arenasına dönmüş durumda. Daha çok cemaat içindeki insanların yaşanılan olayları sorgulayarak kendi doğrularına ulaşma için sunulmuş bir platfotm burası.

    bunun yanında elbette herkes fikirlerini söyleyebilir. Lakin yapılan yorumlarda, iş çığrından çıkmış, kendi fikrini anlayışını empoze ettirme şekline veya karşı tarafa egolarını tatmin etmek isteyen ergenler gibi yorumcular türemiş.

    öğrenmek anlamak için değil kendi düşüncesini başkasına sataşmak üzerinden kemikleştirmek amaçlı yorumların çoğaldığını görüyoruz.

    burdan site ditörlerine mesajım şu. şayet bu durumun önüne bir şekilde geçmezseniz, site amacının dışına çıkarak, trollerin, salgırganların, kendini bilmezlerin cirit atmasından dolayı makbul kişiler tarafından takip edilmemekle sonuçlanacaktır.

    Fikir yerine sidik yarışına girilen her yer bu sonuçla karşılaşmıştır.

    sitede emeği geçen herkese teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  7. Bazı insanlar her türlü eleştiriyi hakaret olarak algılıyor. Bu bir seviye ve anlayış eksikliğidir. Eleştiriye tahammül edemeyen, hatta kendi inanç veya düşüncesini eleştiremeyen düşünemiyor demektir.

    Eğer siz bir konuda en güzel örnek ve çözüm olarak islamı öne sürerseniz, birilerinin de ''hayır islam en güzel örnek ve çözüm değildir'' diye eleştirmesi gayet normaldir.

    Hemen ''vurun söyletmeyin'' moduna girenler var. Kendin çalıp kendin oynayacaksan nasıl ''Fikir platformu'' olacak ki?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Takılın siz burada arkadaşım. Zihinsel mastürbasyona devam.

      Sil
  8. Ivancho,cok dogru bir yorum yapmissiniz ama seviye biraz dusuk oldugu icin anlatmakta zor,anlamalari daha da zor!!
    Zihniyet farki var.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bizim seviyemiz çok düşük. Siz burada takılın kendi aranızda. Haftalık sohbet yapıp Turan Dursun okuyun. Ne haklıymışız diye zevkten dört köşe olun.

      Sil
  9. Vahdettin Polat02 Mart, 2020

    Arkadaşlar yazdıklarım elbetteki beni bağlar.Ben böyle düşünüyorum.Yazdiginiz yorumlar için teşekkürler!

    YanıtlayınSil