Kendi Haklarını Koruyabilen Kız Çocuklarının Yetiştirilmesi - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

23 Şubat 2020 Pazar

Kendi Haklarını Koruyabilen Kız Çocuklarının Yetiştirilmesi



Müslüman bir anne, Müslüman olmayan bir baba (ben) ve 2 kız, 1 erkek çocuktan oluşan 5 kişilik bir aileyiz. Eşim de din kurallarının kadın açısından rahatsız edici yönleri olduğunu düşünüyor. Bunları beğenmiyor ama yine de dinde kalmayı tercih ediyor. Benim uzun yıllar süren okuma, incelemeden sonra İslam dinini terk etme sürecime şahit olduğu için bir şok yaşamadı. Benimle beraber, eşim de dinlerdeki çelişkileri ve dogmatik yapısından kaynaklanan bağnazlıkları görüyor. İnancını devam ettirip ettirmemeyi kendisine bıraktım, bu konuda baskı yapamam.

Yukarıda, ne tür bir aile yapısında olduğumuzla ilgili okuyucularda bazı fikirler oluşmasını istedim. Böylece paylaşımım daha anlamlı olacaktır. Biri 4, diğeri 6 yaşında olan iki küçük kız çocuğunun babası olarak, çocuklarımın mevcut sistemde nasıl ayakta kalabileceği ile ilgili kendimce kafa yoruyorum. Erkek çocuğumuz henüz bebek olduğu için onunla ilgili konulardan bahsetmeyeceğim. Ayrıca konu kadınlar ile ilgili olduğu için bu yazıda kendi kız çocuklarıma yoğunlaşacağım.

Eşim ve benim eğitimci olmamız yönüyle 'iyi bir eğitim' ile çocuklarımızın daha kültürlü, daha iyi gelir kazanabilecekleri, daha kendileri gibi olabilecekleri hayat standartlarına ulaşabileceklerini düşünüyoruz. Yaptığımız/yapacağımız bazı somut çalışmalardan örnekler vermek isterim:

1) Küçük yaşlardan itibaren boyama, resim çizme, makas kullanarak kağıttan parçalar kesme gibi oyunlara önem veriyoruz. Bunlar halen devam ediyor.

2) Lego gibi oyuncaklarla üç boyutlu cisimler inşa edebilecekleri oyunlar oynuyoruz. Üç boyutlu cisimleri, çocukların ileri yılları açısından önemli bir basamak olarak görüyoruz. Bundan başka çeşitli yapbozlarımız var. Zihinsel aktivite içeren başka oyunlar da oynuyoruz.

3) Kız çocukları için uygun olan bebekler, mutfak takımı, ev eşyası biçimindeki oyuncaklarla oynatıyoruz. Duygusal gelişim için hemcinsleriyle oynadıkları bu tür oyunları önemsiyoruz.

4) Orta seviye satranç oyuncusu bir baba olarak, çocuklara da 4 yaşından itibaren satranç kurallarını vermeye başladım. Bazı akşamlar satranç oynuyoruz. Bu oyunun, zekayı ve analitik düşünme becerisini geliştirdiği biliniyor. Aile içi iletişimi de artırmış oluyoruz. Satrancın çocuklar üzerinde özgüven artırma ve (kaybettiğinde) öfke kontrolü gibi etkileri de var.

5) Annemiz, temel seviyede İngilizce kelimeler-cümleler ve bunların anlamlarını öğreterek ara ara pratik yaptırıyor. Yabancı dil gelişimini yaşa bağlı olarak artıracağız. Sonraki yaşlarda yabancı dil fobisi oluşmasını istemeyiz.

6) Haftanın belirli günleri, Wushu kursuna gönderiyoruz. Esnekliklerini geliştirmeleri ve özgüvenlerinin artması için çocukların sportif çalışmalar yapması önemlidir. Şimdilik yumuşak bir eğitim veriliyor, sonra isteğe göre daha sert eğitim almaları da mümkün. Ayrıca ilerleyen yaşlarda kendilerini korumak zorunda kalırlarsa bu tür bir eğitime sahip olmaları daha da önemli hale gelecektir.

7) Okula yardımcı olacak biçimde basit düzeyde matematik eğitimi de veriyoruz. Başarılı olduğunu gören çocuk daha severek yapıyor. İlerleyen yıllarda matematik fobisi oluşmaması için temelden dikkat ediyoruz. Matematik alanında iki yüksek lisans tamamlamış birisi olarak çocukların matematik eğitimi direkt benim alanıma giriyor. Annemiz de Fen ve teknoloji öğretmeni olduğu için o da fen alanında çocukları destekleyebilecek. Çocukların okul hayatındaki akademik başarılarını da yüksek tutmayı hedefliyoruz.

8) Bazı halk oyunları kurslarına gönderiyoruz. Muhafazakar toplumda çok makbul bir dans türü olarak görülmese de eşimle beraber bale kursu araştırdık. Çocukların farklı kültür ortamlarında bulunmalarını, bu kültürleri öğrenmelerini istiyoruz. Bunları programlıyoruz. Şimdilik pek vaktimiz kalmıyor ancak yakın gelecekte keman/gitar gibi bir müzik aletini belli bir seviyede öğrenmeleri için destekleyeceğiz. İlerletmek isterlerse yine yardımcı olacağız. Bu da programımız dahilindedir.

9) ‘Otomobil kullanmayı; kız çocukları ehliyet kurslarından, erkek çocukları babalarından öğrenir’ diye bir söz vardır. İstanbul trafiğinde çok sıkıntılı araç kullanan kadınlarımız bu sözü destekler niteliktedir. Kadın sürücülerimiz için başı açık, türbanlı, zengin, orta kesim vb. ayrımı yapmıyorum. Birçoğumuzun trafikte yaşadığı o kadar çok olay var ki yazmaya buradaki satırlar yetmez. Bunun için sadece kadınları suçlamıyorum ve suçlamak da bir çözüm değildir. O kadınların babaları ve eşleri de kadının zayıf araç kullanmasından sorumludur. Burada; erkeklerin hepsi çok iyi araç kullanır yorumu yapmıyorum, bir yaraya parmak basıyorum. Ben de eşime sürüş becerilerini geliştirmesi konusunda destek oldum. Bana da çok faydası oldu. Örneğin, bir yolculuğumuzda Adana-İstanbul arası yaklaşık 1000 km’lik yolumuzun 300 km’lik kısmını eşim sürerken ben de dinlenme fırsatı buldum. Kendisi de mahallemizdeki komşu kadınlara araç kullanma konusunda çok yardımcı oldu. Kızlarımıza da iyi biçimde araç kullanmayı öğreteceğiz. Bu da insan hayatında önemli bir kazanımdır.

10) Çocukları ve kendisini dini inanışlar konusunda serbest bırakacağımı eşime bildirdim. Eşime, isterse başını açabileceğini söyledim. Çocuklara da 'büyüdüğünüzde teyzeniz gibi saçlarınızı gösterebilirsiniz ya da anneniz gibi başınızı örtebilirsiniz' diyorum. 'Ben saçım açık iken kendimi daha güzel buluyorum' dedi büyük kızım. Hayatta ne karar verirlerse versinler, yanlarında olacağımızı anlatıyoruz.

Kız çocukları, annelerinin ve özellikle babalarının desteği altındayken toplumda ikinci sınıf birey olmaktan daha fazla kurtulacaklardır. Geleceğin babaları olacak olan erkek çocuklarının da çok iyi bir bilinçle yetiştirilmesi gerekiyor. Onlar da, toplumsal hayatta bir gün çeşitli istismarlara uğrayan kişinin kendi küçük kızı olabileceğini bilmeli. Baba da bir süper kahraman değildir ve bütün dünyaya karşı savaşamaz. Fakat baba, kendi küçük kızının kahramanı olabilir. Desteğimizin her zaman onlarla beraber olduğunu hissettirmeliyiz. Anneler-babalar olarak kız/erkek çocuklarımızı yüksek bir donanımla yetiştirerek hakkını savunabilecek, gerektiği yerde sesini yükseltebilecek, hayata karşı asla çaresiz hissetmeyecek biçimde yetiştirmeliyiz. Bunun adını illa ki bir -izm koymaya gerek yoktur. Vicdanımız bizlere doğru yolu gösterecektir.

-Matematikçi L.G.

--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez. 
--------------------------------------------------------------------------------------------


11 yorum:

  1. Allah ,evlatlarımızı muhafaza etsin.

    YanıtlayınSil
  2. Elden geleni yapmak lazım fakat kendi tecrübem eşitsizliğin en önemli nedenlerinden birisi yapısal olarak kadınların erkeklerden farklı olmaları. Mesela yapılan çalışmalar gösteriyor ki erkekler iş yerlerinde daha talepkar, daha ısrarcı vs. o nedenle mesela maaşına zam yapılsın diye daha fazla uğraşıyor, yapılmadığında rest çekip gitme ihtimalleri daha yüksek vs. Yine yönetici rollerinde bu tür özellikler önemli. O yüzden o rollerde daha çok erkek oluyor. İşlerini daha iyi yaptıklarından değil aslında sosyal hayatta pek çok tercihin rasyonaliteden ziyade inançlarla ilgili olması. X şirketi kaç para eder? Net bir cevabı yok. Ama yönetici özelliği olan adam 300M TL eder diye diretebiliyor. Oysa arkası dolu değil bu diretmenin adamın kendi inancı bu başka bir şey değil ama ego büyük herkese kabul ettiriyor bunu. Sonuçta haklı da çıksa haksız da çıksa en azından bir karar alınıyor, şirket o karar etrafında birleşip işine devam ediyor. Ve aynı yönetici aslında bir tarafından uydurduğu bir kararı herkese kabul ettirebildiği için kendisinin çok büyük paraları hak ettiğine de inanıyor ve bu parayı almak için de diretiyor. Kadınlar bu tür saçmalıklara inanmakta da, bunları diretmekte de ortalamada daha başarısız. Yoksa işlerini ortalamada daha iyi yaptıklarını da düşünüyorum. Nitekim akademik hayatta erkeklerden daha başarılı oluyorlar.

    Bu 11 tane adamın bir topun arkasında koşmasına büyük manalara yüklemekten farklı değil. Hiç bir rasyonalitesi yok ama erkekler taraftar olmakta da daha fanatik.

    Sonuçta tabi ki kadınların hakları için diretmek lazım. Bunu sürekli bir çaba haline getirmek lazım. Belki insanların karakterleri değişmeyecek ve eşitlik de 100% hiç bir zaman sağlanamayacak ama en azından oraya daha fazla yaklaşmış oluruz.

    Son olarak sekülerlerde var olan kadın erkek eşitsizliklerini dine bağlama yaklaşımlarını da zararlı buluyorum. Türkiye'de seküler kesim tüm sorunları dine bağlayarak sorunlarla mücadele ettiklerini zannediyorlar fakat aslında kendi iç meseleleri nedeniyle sorunlarla değil dinle mücadele ediyorlar. Bu da sorunlarla etkili mücadeleyi engelliyor. Eğer kadın erkek eşitliği ile ilgili bir sorun varsa bununla mücadele et. Eğer gerçekten dindarlar arasında bu sorun daha yaygınsa zaten otomatik olarak oraya daha fazla odaklanmak gerekecektir. Fakat bunun yerine buna din neden oluyor diyerek dinle mücadele edelim bu sorun düzelir gibi yaklaşımlar bence seküler erkekler arasında da en az dindar erkekler arasında olduğu kadar yaygın olan ataerkil davranışları görmezden gelirken, bu türden davranışları olmayan dindarlarıysa karşısına almaktadır. Bu da açıktır ki kadınların ezilmesini ikinci plana iterek konuyu din kavgasına indirgemektedir. Ve bu her konuda yapılmaktadır Türkiye'de.

    YanıtlayınSil
  3. Sekuler kadinlar,her yonuyle,muhafazakar kadinlardan daha basarili ve daha gercekci,daha turtugunu koparan ve hatta daha mutludurlar Turkiyede.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sen bu kafayla devam et arkadaşım. Seküler daha iyi hayır dindar daha iyi, sen ne diyon lan vs. Vs. Atatürk daha iyi yok Abdülhamid iyi. Sürünün o memlekette hep birlikte.

      Sil
  4. Bu feto pisliği insanları nasıl imanından etti ya........

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Burada kimse Feto'dan dolayı imanından olduğunu söylememiş ki siz nasıl bu sonuca vardınız ? Türkiye'de 20 yıllık yönetim din istismarını dibine kadar yaptığı için imamhatiplerde bile deizm ve ateizmin ne boyutlara ulaştığını biliyor olmalısınız. MEB okullarindaki din kültürü dersi ögretmenleriyle yüzyüze görüşmelere büyük fayda var. Neler anlatıyorlar dinleyiniz. Dindar yönetimlerin uygulamalarından gına gelmiş gençlerde haklı bir arayış var ve çözümü din dışında buluyorlar. Öte taraftan yazının konusu da din değil. Kadınla ilgili görüşlerin paylaşılması daha faydalı olur.

      Sil
    2. Neyin neden olduğu nereye yazıldığı belli burada avukatcilik oynamayın
      Feto denilen yapı insanların dinini bildiğiniz yemek yer gibi yedi.

      Sil
    3. Değerli kardeşim anladığım kadarıyla müslümansın. İnsanlar, içinde bulunduğu toplumun dinini terk ederken, bu dinin hayattaki pratiğine bakıyor. Nasıl uygulandığını bakıyor. Gençlerle konuşuyorum, çok iyi çocuklar ve akıllı insanlar. "Bizi yöneten yaşlı amcaların inanışı ve bunun karşılığı olan eylemleri buysa, biz o dini/felsefeyi almayalım" diyorlar. Komşum olan yaşlı kadına misafir oluyoruz. Televizyondakileri gösterip "bu hocaları (fetvalarını) gördükçe dinde durmak istemiyorum" diyor. Dinini terkeden kadınlara soruyorum, "din erkeklerin zevkine göre inmiş" diyor. Din kültürü öğretmeni ile görüşüyorum, "birçok çocuk din kelimesini duyunca iğreti oluyor" diyor. Bütün bu toplumsal gelişmelerin yanında sizin dediğiniz şekilde feto yapılanmasından canı yanıp dini sorgulayan insanlar da var. Başka dini gruplardan zarar görüp dini terk edenler de var. Bu insanlar kötü birşey yapmamışlar ki, dini sorgulayıp içindeki çelişkileri görüp güzelce İslamı terk etmişler. Birçok din/felsefe/gelenek hatada ısrar etmemeyi takdir eder. Bu arada müslüman/hristiyan vb kalmayı kendince iyi görüp o dini tercih edene de saygı gösterilmelidir. Saldırgan dinsizlerden ben de rahatsız oluyorum. Teşekkürler

      Sil
    4. Son yazan arkadaş evet herkes inancında özgür olmalı. Fakat sorgulayıp hatada ısrar etmeme kısımları sorunlu. İnsan kendini çok rasyonel zannediyor ama gerçekte davranışlarının çoğunu aşka faktörler kontrol ediyor. Mesela ben de dahil bu süreçte dindarlardan zarar gördük. Adamlar yanına bile yaklaştırmıyor cüzzamlı muamelesi çekiyor. Doğal olarak insanda sizi de inancınızı da gibi bir duygu oluşuyor. Bu rasyonel bir sorgulama mıdır? Bugün Sovyetlerin yaptığı zulümlerle ilgili bir belgesel seyrettim. Naziler bile bu seviyede gaddarlık yapmamıştır en azından kendi insanına. Ama an itibariyle dindarlarla kavgalı solcularla aynı taraftayız. İnsan insandır. Dindar olunca farklı oluyor ateist olunca farklı oluyor iddiası dindarlar için ne kadar ilüzyonsa sekülerler için de öyledir.

      Sil
  5. Kadın sorunlarının sebebi din değildir. Fakat dinin ilk çıktığı zaman konan kurallar kutsal ve değişmez kabul edilirse kadınlar ve toplum o zamana hapsolur. Din kaçınılmaz sosyal değişmelere direnmeye çalışır. Ama başarılı olamaz ve sosyal değişimlere ayak uydurmak için yorumlarla din yeni açılımlar yapar.

    Konuyu dine bağlamadan toplumun gerçekçi değişimlerini ve ihtiyaçlarını dikkate almak gerekir. Kadının erkeğin malı olmadığı, iradesi olan bir birey olduğu ve kararlarını kendisinin verebileceği kabul edildiği zaman birçok sorun kendiliğinden çözülür.

    Erkekler tüm dünyada daha ayrıcalıklı ve güçlüdür, tüm dünyada güçlüler güçsüzleri ezme eğilimindedir. İşverenler işçileri, zenginler fakirleri ezebildiği gibi erkekler de kadınları ezebilmektedir. Dinlerden bağımsız olarak bu problem tüm dünyada vardır.

    İnsanlığın diğer problemleri gibi bu problem de eğitim, farkındalık ve empati gibi insani duyarlılıkla çözülebilir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dinle ilgili düşünceleriniz sizin inançlarınzı yansıtıyor.

      Söylemek istediğim asıl mesele Türkiye'nin sekülerleri bana göre gerçek manada seküler değiller. Sekülerlik bir tanrıya veya dine inanmamak değil herhangi bir konu üzerinde tartışırken bunun içerisine ideolojileri, inançları, kimlikleri vs. karıştırmamaktır.

      Türkiye'deyse yapılan şey çoğu zaman herhangi bir konuyu konuşurken bunun içerisine tam olarak bu şeyleri getirip getirip sokmaktır. A konusunu tartışıyorsak A konusunu konuşalım, B'yi tartışıyorsak B'yi. Bunun içerisine getirip dini sokmak ne kadar sorunluysa bunun içerisine din karşıtlığını, Atatürkçülüğü, soyalizmi, kimlikleri vs sokmak da aynı miktarda sorunludur.

      Ama Türkiye özünde bir ortadoğu ülkesidir. Suriye'de Irak'ta Mısır'da kimliklerden dolayı insanlar bir birini kesiyor. Bizde belki bir birini kesmiyor Allah'a şükür ama arka planda da hangi konu gündemde olursa olsun aslında hep kimlikleri, ideolojileri, inançları konuşuyor insanlar. Kadına yönelik şiddeti tartıştığımızı zannedebilir dışarıdan bakan ama aslında bu konuyu kendi kimliksel, ideolojik kavgalarımıza meze yaparak aslında kimlik kavgası yapıyoruz.

      Her konu böyledir Türkiye'de o yüzden bir değişim beklemiyorum. Sekülerler de zerre kadar farklı değildir ezici çoğunluğu itibariyle. Bu ülke böyle gider. Dindarlar güçlenirse Mısır'a daha çok benzer, sekülerler güçlenirse Sırbistan'a daha çok benzer. Ama Almanya Kanada hatta Japonya Güney Kore olmaz.

      Sil