Değiyor Mu? - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

2 Şubat 2020 Pazar

Değiyor Mu?



Son günlerde iktidarın kendi tabanı sayılabilecek dindar muhafazakar gruplara da dokunmaya başlaması (en son BİSAV'a kayyum atanması) iktidarın otoriterleştiği yorumlarını tekrardan gündeme getirdi.

Bir otoriterleşme olduğu kesin, fakat kendi adıma ben bu durumu bir kişiyle ilgili, hatta iktidar gücünü elinde tutanlarla sınırlı bir duruş olarak görmüyorum. Dindar muhafazakar kesimin genelinden de destek alan bir duruş bu bana göre.

Dindarların otoriterliği tek tercih olarak gördüğünü düşünmüyorum, fakat bence bir kafa karışıklığı içerisindeler demokrasi, insan hakları, kadın hakları gibi konularda ve bu da bu konularda ahlaki olarak tutarlı bir tutum geliştirmelerine mani oluyor. Başka şartlarda daha demokratik bir duruşları da olabilirdi (nitekim geçmişte oldu da) ama bu kafa karışıklığı nedeniyle siyasi ve dini liderler otoriterliği tercih ettiğinde buna da bir itirazları olmuyor.

İşin konjonktürel kısımları bir yana, ben burada mevcut İslam anlayışının önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum; nitekim bunun örneklerini İslam dünyasının dört bir yanında da görüyoruz. Geçmişte uzun süre bunun tersini savunmuş olsam da geldiğimiz noktada artık açıktır ki bizim geleneksel İslam anlayışımız demokrasiyle, çoğulculukla, insan haklarıyla, kadın haklarıyla uyumlu değil. 

Bu noktayla yüzleşip bir çözüm üretmemiz lazım Müslümanlar olarak. Bugünkü durum şu bana göre. Dindarlar ne şiş yansın ne kebap anlayışıyla gidiyorlar. Bir yandan ahlaki üstünlüğü ellerinde tutmak istiyorlar. Mesela elçilikte kıtır kıtır gazeteci kesildiğinde bunun İslam'la Müslümanlıkla alakası yok gibi tepkiler veriyorlar. Fakat çoğulculuğa, demokrasiye, insan haklarına, kadın haklarına saygıya gelince bu sefer bunlara da karşı çıkıyorlar. Oysa Mısır'da İran'da olduğu gibi demokratik hakkını kullanan insanların üzerine ateş açılıp yüzlercesinin hatta binlercesinin öldürülmesi de gazetecilerin öldürülmesi de bu tercihin doğal ve zorunlu sonucudur. Demokrasiye insan haklarına saygılıyım dediğiniz anda artık halkın geleneksel İslam anlayışına ters kararlarını, mesela ateist bir yöneticiye ve onun İslam'a ters kararlarına tabi olmayı kabul etmişsiniz demektir. Kabul etmiyorsanız halk dindarların inançlarına uymayan tercihler yaptığında (ki eninde sonunda böyle bir tercihi olacaktır halkın; zira hiçbir toplum sadece inançları ile hareket etmez konjonktürel rüzgarlar, propagandalar, ekonomik sorunlar gibi pek çok faktörden etkilenir), bunu engellemek için elinizde baskıdan ve şiddetten başka bir yol yok benim gördüğüm kadarıyla (var olduğunu düşünen varsa anlatsın). Ve baskı ve şiddet 2020 yılında ahlaksızlık olarak görülüyor. Ayrıca şiddet şiddeti doğuruyor ve taraflardan birisi mutlak olarak hakimiyet sağlayamıyorsa iç savaşlara, yıkılmış ülkelere neden oluyor ve sonuç olarak bugün İslam dünyasında gözlemlediğimiz tablo çıkıyor ortaya.

Açmazımız budur. Müslümanlar olarak bir yandan sürekli şiddetle, baskıyla, iç savaşlarla anılmak istemiyoruz, ahlaki üstünlüğü kaybetmiş olmaktan dolayı utanıyoruz. Diğer yandan demokrasinin, çoğulculuğun, insan haklarının gereklerini de inançlarımızla çelişkili buluyoruz ve onları da içimize sindiremiyoruz (mesela ateist ve gay bir kişinin başkan seçilmesini düşünelim).

Bu noktada imdada post olgusalcılık yetişti son yıllarda. Dünyanın her yerinde yaşanmakta olan gerçekleri eğip bükerek algıları, kabulleri, inançları gerçek olarak gösterme mahareti sayesinde bu çelişkilerle yüzleşmeden, hatta bu iki tutum arasında tam olarak bir tercih yapma zorunluluğu hissetmeden hem en demokrat, en insan haklarına saygılı biziz denirken, aynı zamanda en otoriter, en baskıcı tutumlara destek verilebilmektedir.

Fakat sadece algı yönetimine dayalı bu yöntemler yaşadığımız bu krizi belki bir süreliğine gizleyebilse de herkesin herkesle temasta olduğu global dünyada geleneksel İslam’ı rasyonel ve ahlaki olarak savunulabilir bir hale getiremez. Belki haşa Allah'ı arkanıza asker yazmış gibi nefsinizin hangi emrini yerine getirirseniz getirin Allah benim yanımda diye inanabilirsiniz ve sizi eleştirenleri de Allah benim yanımda sana bir şey anlatmak zorunda değilim diyerek ciddi bir tartışmaya girmeden geçiştirebilirsiniz (ilginçtir bu coğrafyada birbirini boğazlayan çeşit çeşit grupların hepsi de Allah'ın kendilerinin yanında olduğuna inanıyor). Çok eleştiren gazeteciyi konsoloslukta kesebilir veya hapse atarak susturabilirsiniz. Fakat gün gelir kendi çocuklarınıza rasyonel bir şekilde niçin biz doğru yoldayızı anlatamazsınız ve çocuklarımız deist oluyor, ateist oluyor diye hayıflanırsınız (veya eğer ateist olan sizin çocuğunuz değilse bunu da inkar ederek içinizi rahatlatırsınız). 

Kısaca dünyanın dört köşesindeki insanlara bir mesajı olabilecek bir İslam'ın şiddetle, baskıyla hesaplaşması, adalete, ahlaka sahip çıkması gerekiyor. Ve adalet ve ahlaka sahip çıkmak demokrasiyi, insan haklarını, kadın haklarını savunmaktan geçer. Size karşı kurulmuş hiçbir komplo, ulaşmaya çalıştığınız hiçbir ulvi amaç insanların hakkını yemenin, baskının, şiddetin gerekçesi olamaz. Allah'a rağmen Allah için anlayışı “fetö”cülerin (yapının örgüt kısmı) anlayışıdır (içki içerek Allah rızası için orduya sızmak gibi). Allah insanlardan iktidardan düşerseniz, acınacak duruma gelirseniz, zulme uğrarsanız cehenneme atarım sizi o yüzden acımayın demiyor mesela. Bu belki İsrail'in anlayışı olabilir ama bir insan Allah'a inanıyorsa, ahiret gününe inanıyorsa siyaseten kaybetmek, zulme uğramak, haksızlığın, adaletsizliğin gerekçesi olamaz. Ama onlar da şunu yaptı, ben yapmasam onlar bana yapacaktı, onlar gelirse kim bilir neler yapar diyemez. Mazlum olur ama zalim olmaz. Meşru dairede mücadelesini verir gerisini Allah'a bırakır. İktidarı Allah rızası için istiyorsa uğraşır kazanır, kaybederse meşru dairede yeniden uğraşır kazanırsa kazanır kazanamazsa mücadelesini verir çekilir (iktidar amaçtır demiyorum ama bir Müslüman da kendine bunu yol seçtiyse yapması gereken budur). Orduya, yargıya girmesi gerektiğini düşünüyorsa meşru yollardan uğraşır giriyorsa meşru dairede işini yapar. Sokmazlarsa içki içeyim insanları kandırıp gireyim ve beni almayanlara komplo kurayım demez.

Belki bazılarınız sen de çok safsın kardeşim diyecekler ama belki de artık biraz da şark kurnazlığını bırakıp saf olmanın zamanı gelmiştir de geçiyordur. Belki de harp hiledir demekten, tüm komploları çözecek cinlikte olmaktan, politikayla yatıp kalkmaktan kirlendik bu kadar. Belki de Müslümanların insanlığa mesajı saflıkları, iyi niyetleri, dürüstlükleri, ahlaktan taviz vermemeleri olmalıdır. Değilse Tayland’daki fahişeye, Meksika'daki uyuşturucu satıcısına, Londra'daki bankere başka ne anlatacağız? Gazetecileri keserek, milletin yatak odasını kasete alarak, soru çalarak, barışçıl göstericileri binlerle öldürerek, camiden çıkanları otomatik silahlarla tarayarak, pazar yerinde canlı bomba patlatarak nasıl üst akılların tüm komplolarını boşa çıkardığımızı mı? O zaman dünyadaki tüm bu insanlar ne güzel insanlar bu Müslümanlar kendilerine kurulan tüm komploları boşa çıkarıyorlar, acınacak duruma düşmüyorlar, herkese boyun eğdiriyorlar mı derler? 

Müslümanlar olarak şu soruyu sormalıyız kendimize demokrasiyi, modern hukuku, insan haklarını, kadın haklarını, çoğulculuğu kabul etmemek için ödediğimiz tüm bu bedellere değiyor mu?

-Ahmet Şeker

-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

37 yorum:

  1. İlk önce neyin ne olduğu açıkça belirtelim.

    İslam, insanların dünya ve ahiret mutluluğunu hedefleyen ilahi kaynaklı bir dindir.

    Demokrasi ise, insanların kendi akıl, irade ve bilgi birikimine dayalı olarak ortaya çıkardıkları bir yönetim biçimidir.

    Bu nedenle din ile bir yönetim biçimini mukayese etmek zaten doğru değildir. bunlar birbirinin alternatifi değildir. veyahut birbirleriyle tamamen uyuşan unsurlarmış gibi de takdim etmekte doğru değildir.

    Bundan dolayıdır ki islamı din olarak, demokrasiyi de yönetim şekli olarak kendi kulvarlarında değerlendirmek en doğrusu olur.

    Nasılki bugün islam ülkesi diye söz edilen ülkeler de islamın sadece adı olupta uygulamada islam dışı ne varsa, demokrasi ile yönetildiği söylenen ülkelerde de demokrasinin adı vardır kendisi yoktur.

    Demokrasi ile yönetildiği iddia edilen ülkelere baktığımızda, insan hakları hak hukuk adı altında insanlara atılan yüzyılın en büyük kazığı olduğunu görürüz.

    islamda yönetim şekli açıkça belirtilmemiş, insanlara bırakılmış sadece ana kaide ortaya konmuştur. ana kaide ise hukuk-adalettir. devlet biçimi olarak ifade etmek gerekirse, islamın emrettiği devlet modeli hukuk devletidir diyebiliriz.

    Bunun yanında esas olarak da hangi yönetim şekillerine karşı çıktığı da açıkça belirtilmiştir.

    Nedir bu islamın karşı çıktığı yönetim şekilleri?

    Herhangi bir şahsın diktatörlüğüne dayanan 'otokrasi',

    Kendisinde ilâhî bir sıfat olduğu iddiasıyla ortaya çıkan kişinin idaresine dayanan 'teokrasi',

    Üstün azınlık sınıfının hâkimiyetine dayanan 'oligarşi',

    Kişilerin heva ve heveslerine göre idare ettiği "demagoji"

    Bu yönetim şekillerini islam reddeder, kabul etmez.

    islam genel itibariyle demokrasinin öngörüleriyle tamamen uyumludur demek imkansızdır. Doğal olarak islam bir Allah tarafından gönderilen dindir. Ve gerçek manada islam hak hukuk bakımından verdiği değerler, dünyadaki diğer yönetimlere göre çok üstündür.

    yönetim şekli açısından bakarsak, demokrasi diğer sistemlere göre islama daha yakın ve bazı prensipleri itibariyle islam ile en uyumlu (eksiklikleri olmasına rağmen) bir yönetim biçimi denilebilir.


    örnek verecek olursak, demokrasinin insan haklarına karşılık (bir çook insan bu değerleri islamın vermediğini düşünür), islami bilginin zayıf olması nedeni ile, bırakın diğer insanları, kendine müslümanım diyen kişiler bile, islamdaki ZARURAT-I HAMSE'yi bilmezler.

    1) canın korunması, 2) aklın korunması, 3) namus ve haysiyetin korunması, 4) dinin korunması, 5) malın korunmasıdır.

    aslında batıda insan hakları diye bir kavramda yok. Human Right insan hakları değil insan sağduyusu demek çeviri hatası var. Bunun yanında veda hutbesi evrensel insan beyannamesinin çok ötesindedir.

    bunun yanında evrensel insan hakları diye geçen metnin orjinalinin bir insan derisi üzerine yazılmış olduğunuda not olarak belirteyim.

    Bu bağlamda, demokrasi, özgürlük, akıl, cumhuriyet hepsi tek başına her zaman ve mutlak manada fazilet içemeyebilir, hepsi birer puta dönüşebilir.

    Meşru zeminde olmak ve ilahi emirlere ters kalmamak kaydı ile geçerli bir yöntem olabilirler sadece.

    dünyadaki demokrasilere baktığımızda, kelime manaları ile uygulamalarından ziyade, insanların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alınmasını sembolleştiren "teorik bir doktrin" olarak varlığını sürdürmektedir.

    Demokrasinin ilk ortaya çıkışı eski yunan çağındaki perikles zamanında olmuş, çıkmasından kısa bir süre sonra aristo tarafından yapılan bir açıklamada, demokrasinin, demogoyiye döndüğü ifade edilmiştir. zaten bir süre sonra eski yunanda demokrasi bırakılmış, tekrar krallık yönetim biçimine geçilmiştir.



    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Burada geleneksel İslam'ın demokrasiyle uyumsuzluğu benim söylediğim bir şey değil pek çok örneğini verebilirim fakat bugün Türkiye'de dindarlar arasında en fazla kabul gören fıkıh alimlerinden Hayrettin Hoca'nın şu yazısını paylaşayım. Açıktır ki Hayrettin Hoca burada demokrasinin ve çoğulculuğun İslam'la uyuşmadığını söylüyor. Nitekim başka yazıları da var bu konuda ve bir tanesinde açıkça Çin'dekine benzer bir otoriter rejim öneriyor (gücün başkanda olacağı ve başkanı sadece önceden belirlenmiş cami cemaatinden "güvenilir" kimselerin seçtiği bir sistem).

      Demokrasi bir ahlak rejimi değildir pazarlık rejimidir. Allah tarafından insanlara indirilmiş de değildir. Fakat sonuçları itibariyle 2020 yılı itibariyle dünyada en az kan akmasına neden olan, en az baskıya neden olan sistemdir. Fakat yukarıda örneğini verdiğim gibi bu haliyle ana akım hocalar tarafından dahi reddedilmektedir.

      Veda hutbesi insan haklarının ötesinde gibi söylemler boş sloganlardan başka bir şey değildir. Ortada somut gerçekler varken (Almanya İngiltere vatandaşlarının üzerine ateş açıp öldürmüyor fakat İslam ülkelerinde bunlar olağan şeyler) bu sloganlarla insanlara İslam'ı anlatamazsınız.

      Soru şudur elinizde güç varsa ve halk sizin inançlarınızdan farklı tercihlerde bulunduğunda bu tercihlere saygı duyacak mısınız? Yoksa azınlık olarak kendi bildiğiniz ve inandığınız gibi yönetmeye devam mı edeceksiniz? İkincisiyse azınlık olarak şiddet ve baskı kullanmadan bunu nasıl yapacaksınız.

      Basit sorular bunlar herşeyin en iyisi bizde var veya bunlar hep dış güçlerin oyunu gibi söylemler bunların cevabı değil.

      Sil
    2. https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/demokrasi-cogulculuk-laiklik-ve-islam-53629

      Sil
    3. Veda hutbesinin nasıl boş bir slogan olduğuna karar verdiniz bilemiyorum açıklarsanız öğrenmiş oluruz.

      en büyük sıkıntı ve insanların yanlış değerlendirmelerinin nedeni bugün günümüzde islami kurallarla yönetilen gerçek bir islam ülkesinin olmayışıdır. nedense bu gerçeklik, görünmezlikten gelinmekte, ve ısrarla hiçbir şekilde islamı temsil etmeyen ülkeler, işte şu islam ülkelerinde böyle böyle yapılıyor diye kendi açıklamalarına referans getirilmektedir.

      sizden gerçekten islami hükümlere uygun hareket eden bir ülke ismini vermenizi rica ediyorum bende o ülkenin islam ülkesi olmadığını ispatlayayım.

      islam iman meselesidir. Yani allaaha ve onun emir ve yasaklarını kabul etmek ve uygulamak meselesidir. İnanç özgürlüğü zaten islamda var. müslüman değilseniz zaten sizi bağlamaz. ama müslümanım diyorsanız ve iman ettim diyorsanız o zaman dinin kuralları sizi bağlar bu kadar basit.

      günümüzde, bir çok hoca var ve herkesin verdiği fetvalar farklı. yani istediğinize göre fetva verecek bir hoca mutlaka var. bunların bir çok takip edeni de olabilir, ama sokak röportajlarında da seyredildiği gibi, bir çok kişi fetva verse de insanların vicdanlarında yer etmiyor.

      Herşeyden önemlisi Türkiye zaten laik bir ülke. islam ülkesi değil. islam olmayan bir ülkede şu hoca bu hoca fetva veriyor denmesi de ayrı bir saçmalık. sonuçta bir geçerliliği olmayan bir şey.

      sorduğunuz soruya gelince, yeniden keşif yapmaya gerek yok. islam dini yeni inmedi. bu sorularının cevapları mevcut. yönetimde de olsanız da olmasanız da, güçlü de olsanız azınlık ta olsanız, yapılacak şeyler bellidir. eğer bunun nasıl olacağına örnek istiyorsanız, istanbuldaki azınlıklara, onların nasıl yıllardır ayakta durduğuna, kudüsün hz.ömer tarafından fethedildiği halde orada nasıl insanların dinlerini serbestçe yaşadıklarını tarihe bakarak görebilirsiniz.

      gerçek manada islamın vermeyip te diğer yönetim şekillerinin bana verdiği islamın zayıf kaldığı nokta yokki, tercih edeyim.

      biz burada konuyu islami kurallara göre ele alıyoruz. yani bir trafik kitabını örmek verelim. kitapta güvenli sürüş teknikleri ayrıntıyla anlatılıyor. biz bundan bahsediyoruz. siz bize kitaptaki yazılı kurallara uymayan, alkollü araç kullanan, kemer takmayan, hız limitlerine uymayan şöförlerin yapmış oldukları kazaları, sebep verdikleri ölümleri, katliamları, sakat kalanları örnek göstererek trafik kitabının kötü olduğundan bahsediyorsunuz.

      tekrardan soruruyorum, islam ülkelerinde oluk oluk kan akıyor deniyor. Bende soruyorum gerçekten hangi devlet islam devletiymiş? hangi devlet islamın kuralları ile yönetiliyormuş? siz neye bakarak bir ülkenin islam ülkesi olduğunu söylüyorsunuz çok merak ediyorum.

      İslami emir ve kurallar ortada ve bir tane buna uyan ülke yok ki...

      Sil
    4. Boş slogan olan veda hutbesi değil veda hutbesi bunlardan iyi diyerek konuyu geçiştirmek. Veda hutbesi bir kısım ilkeler belirliyor ve bu ilkeler ışığında o zaman için (yani 7. yüzyıl için) müthiş ileri bir kısım haklar tanımlanıyor. Fakat bunların 2020 yılında da insan haklarında en ileri uygulamalar olduğunu iddia etmek savunulabilir bir pozisyon değildir. Mesela deniyor ki "efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın". Açıkça burada kölelik var. Bunun bugünkü insan haklarının ilerisinde olduğunu nasıl iddia edeceksiniz? Bunlar ancak bizim için yol gösterici ilkeler olabilir. Nasıl ki peygamber efendimiz içinde doğduğu toplumu olduğu noktadan çok çok ileri bir noktaya taşımıştır. Bizim de buradan alacağımız 7. yy Arap toplumundaki bir kısım uygulamaları kutsamak değil bu ilkeler ışığında içinde bulunduğumuz toplumdaki haksızlıklara adaletsizliklere karşı çıkmaktır. Değilse Işid'a niye kızıyoruz? Adamlar savaşıp Sencar dağını ele geçirdiler ve burada Süryani kadınları cariye yaptık diye aldılar yanlarına. Kur'an'da ayet var cariyelerin helal kılındığı ile ilgili. Eğer kurallar bu kadar değişmezse adamların suçu nedir? Geleneksel İslam fıkhındaki cariye hükümlerine aykırı mıdır bu adamların yaptıkları. Öyleyse açıklayın bana niye aykırıdır?

      1.5 milyar Müslüman 50 tane Müslüman çoğunluklu ülke varsa hiç birisi İslamı yaşamıyorsa veya yaşayamıyorsa kim ne zaman yaşayacak bunu acaba? Suud İslam devletiyim diyor ama o gerçek Müslüman ülke değil diyorsunuz. İran İslam devrimi yaptı onunki de olmadı diyorsunuz. Türkiye'de yıllarca uğraştık dindarlar iktidara geldi o da değil diyorsunuz. Geriye kalan tüm Müslüman ülkelerin hukuk sistemleri en azından kısmen geleneksel İslam hukukunu içeriyor:

      https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/9/92/Map_of_the_Legal_systems_of_the_world_%28en%29.png

      Ama hiç birisinin İslam'la alakası olmuyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu gerçeklerle yüzleşmemek için kendinize söylediğiniz bir bahane.

      Osmanlı'nın geleneksel dönemine veya Hz. Ömer dönemine bakalım diyorsunuz. Bunlar o dönem için gerçekten çok üstün uygulamalardı. Avrupa'da bir Müslüman topluluğun yaşamasının hayal edilemediği reconquistaların yapıldığı dönemde İslam dünyasında gayri müslimler özgürce dinlerini yaşayıp var olabildiler. Fakat bu eşit oldukları anlamına gelmiyor. Evleri Müslümanlardan daha alçak olmak zorundaydı, ata değil eşeğe biniyorlardı, renkli kıyafetler giymeleri yasaktı, ek vergiler veriyorlardı vs. Bugün Almanya Türklere bu tür kurallar koysa ırkçılıktan girer, İslamofobiden çıkarız. 16.yy'da ecdad bunları yaptığı için övünebiliriz ama 2020 yılında bizim için ölçü olamaz bu uygulamalar.

      O halde soru şudur 2020 yılında uygulama ne olacak? Eğer yine aynı şekilde olacaksa (nitekim Hayrettin Karaman CHP'lileri zımmi statüsünde değerlendirmeyi önermişti) buradan dünyanın geriye kalanına utanmadan anlatacağımız bir uygulama çıkmaz. Değilse "bu sorularının cevapları mevcut." demek yerine anlatın bilelim nedir bu hiç bir somut uygulaması olmayan farazi ama mükemmel İslam devleti?

      Sil
    5. Bu arada Osmanlı'da herşey çok iyiydi bize örnek olabilir gibi bir anlam çıkıyor yazdıklarınızın bazısından. Aşağıda Fatih'in vakıf mallarına el koymasına değinince İslam Ansiklopedisi'nden şu maddeyi de burada paylaşayım:

      https://islamansiklopedisi.org.tr/musadere

      "Müsâdere usulü, Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerinde yalnız devlet malını zimmetine geçirenlerle isyancılar hakkında uygulanan bir ceza türü iken zamanla merkezî yönetime siyasî ve iktisadî menfaat sağlamak amacıyla başvurulan bir vasıta halini almıştır. Devletin kuruluşundan XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eden bir buçuk asırlık süreçte keyfî müsâderelere pek rastlanmamışsa da Fâtih Sultan Mehmed döneminden (1451-1481) itibaren Tanzimat Fermanı’nın ilânına kadar yaklaşık dört asır boyunca çeşitli şekillerde uygulanmıştır."

      Demek ki neymiş, adaletini öve öve bitiremediğimiz Osmanlı'da padişah keyfi olarak istediği kişinin malına mülüne el koyabiliyormuş. Bu da ne zaman son bulmuş? Batılılaşmanın başlangıcı sayılan ve dindarlar tarafından yerin dibine sokulan Tanzimatla.

      Yine Tanzimatla kaldırılan bir diğer uygulama da siyaseten katl uygulamasıdır. Osmanlı padişahları istediği kulunu gerekçe göstermeden öldürtme yetkisine sahipti. Şehzadelerin, sadrazamların zaten pek çoğu padişahın emriyle öldürtüldü ama sadece onlarla sınırlı değildi bu uygulama. Mesela şair Nefi'yi fazla ağır yazdı diye öldürtüyor 4. Murat. MBS'ye niye kızıyoruz gazeteciyi öldürttü diye? İşte tarihten örnek. Bir seferinde sanırım 1.Mahmut döneminde evrak hazinesinden geceleyin bir tapu istiyor padişah. Evrak hazinesinden sorumlu memur da gelen kişiye Sultan Fatih'ten kalan ferman var gece tapuların hazineden çıkarılmasını yasaklayan veremem diyor. Padişah vay nasıl benim emrimi dinlemez diye adamın öldürülmesini emrediyor. Yeniçeriler gidiyorlar emri uygulamaya. Yanındakiler padişahım ağır oldu biraz gerçektan adam kanunu uyguladı sadece diyorlar. Padişah haber yollatıyor vazgeçtim öldürmeyin diye ama o zamana kadar adamı öldürmüşler bile. Bu sefer türbe yaptırıyor adam için.

      Başka bir sefer Kanuni döneminde İstanbul'da bir aile canice katlediliyor. Söylenti çıkıyor bunu yapanlar seyyar sebzecilik ve odunculuk yapan Arnavutlardı diye. Padişah emrediyor 800 Arnavutu mahkemesiz delilsiz veriyorlar cellata. Tarihi yazan gerçi diyor şeriata aykırıydı ama nizamı alem için gerekiyordu diyor.

      Padişahların kendileri de tahttan düşünce çok acı şekilde bağrıta bağrıta öldürülüyorlar.

      Daha örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama Osmanlı'nın 2020 yılındaki bizler için bu anlamda örnek olması mümkün değil. 16.yy'da durum Avrupa'da da farklı değilken bunlar göze batmıyordu ama 19.yy'da artık çok canice görülmeye başlandığı için İngilizler Tanzimat'ın ilanı için bastırdılar (bugün AB'nin bastırması gibi). Artık dinini yaşa ama eşeğe bin demek ileri bir hak olarak görülmediği için İsyan etmeye başladı Sırbı Yunan'ı.

      Sil
    6. Ülke ismi veriseniz size islam ülkesi olmadıklarını ispatlayabilirim demiştim.
      3 ülkenin adını vermişsiniz, Suudi arabistan, İran ve Türkiye. Buna ilave olarak Malezyayı da ekleyelim.

      1,5 milyar müslüman ve 50 ye yakın islami ülke olduğunu belirtiyorsunuz.

      Ve gerçeklerle yüzleşmemek adına bahane uydurduğumu söylüyorsunuz. Bırakın yüzleşmeyi, enine boyuna inceledikten sonra gerçekleri haykırıyorum burada.

      Gelelim ispata.

      03.02.2020 tarihi itibariyle, ülkelerin uyguladıkları faiz oranları aşağıdaki tablodadır.

      % 12,00 İran
      % 11,25 Türkiye
      % 2,75 Malezya
      % 2.00 Suudi Arabistan

      bir de diğer bazı ülkelerin oranlarına bakalım.


      % 0,00 Avrupa Birliği
      % -0.10 Japonya (eksi faiz)
      % -0.75 İsveç (eksi faiz)

      Şimdi gelelim islamın emrine. Bakara suresi 278-279 ayetlerine göre, faiz haramdır. Faizi bırakmazsanız, faizli düzenden vazgeçmezseniz, faizi savunan yöneticileri terkedip onlardan ayrılmazsanız, bilinki allah ve Rasülüne savaş açmışsınız demektir.

      ayet böyle söylüyor. Ne kadar bir ağır ifade. Allaha ve Peygamberimize savaş açmak. Kim diyor bunu Allah.

      Şimdi, size göre;

      % 12 faiz veren İran, Allaha ve peygamberine savaş açtığı halde, devrim yapan ve islamiyete göre yaşayan bir ülke oluyor.

      %11,25 faiz veren Türkiye, islam dünyasının, ümmetinin lideri oluyor.

      % 2,75 faiz veren Malezya, kalkınmış ekonomisi güçlü müslüman ülke oluyor.

      % 2 faiz veren suudi arabistan Şeriatla yönetilen ülke oluyor öylemi?

      Rakamların yüksekliğine bakın. bırakın yüksekliği % 0.00000001 bile faiz verseniz, ayete göre savaş açmış olursunuz.

      Yine bu tabloya göre japonya ve isveçe bakarsanız, islam olmayan, bu ülkeler islamın emrini uyguluyor ve adeta rakamlarla faiz bizde haramdır diyorlar.

      Şimdi soruyorum size, İslam ülkesi olduklarını söylediğiniz, bu ülkeler Ayette net, açık bir şekilde belirtilen, faizi dünyadaki en yüksek oranlarda vererek, İslam dinine, dinin sahibi Allaha ve onun gönderdiği elçisi olan Peygamberimize savaş açarak, islamı nasıl hangi hakla, hangi yüzle temsil etiklerini söylüyorlar?

      Bu ülkelerdeki yaşayan müslümanlar, bu faiz sistemine karşı gelmeyerek, faizi uygulamaya devam eden yöneticileri destekleyerek, faiz düzenine karşı gelmeyerek, faize kredi diyerek, ne yapalım bu zamanda başka imkan yok diyerek, Rabbine ve peygamberine savaş açarakmı, müslüman olduklarını ve dine hizmet ettiklerini idida ediyorlar?


      Sil
    7. Avrupada faiz oranları vererek güya islamın faizi yasaklamasını yüceltmeye çalışmanız çok komik olmuş. Faiz avrupa ekonomik sisteminde yasak değildir, iner çıkar, yasaklanırsa o güzel ekonomileri çöker.
      Vücut yoruldukça kalp atışlarının artması azalması gibi ekonominin doğal bir enstrünanıdır. Faiz azalmışsa ihtiyaç o yönde olduğu içindir, yatırımlar atınca ve nakit ihtiyacı olunca yine faizler artar, bu da büyüme hızının artmasına da denk gelebilir.
      Verdiğiniz avrupa örneği aslında islamın faizi sıfırlamasının ne kadar yanlış olduğunun bir delilidir.

      Sil
    8. OOOOO sen konuyu anlamamışsın birader, kalkmış bir de cevap yazmışsın.

      Sil
    9. Bugün önceki kadar uzun yazmaya fırsatım yok ama bir iki şey paylaşayım. Ben İran Suud İslam devleti demedim. 2020 yılında İslam devleti faizi sıfıra çeken veya cariyeliğe izin veren değil insan haklarına, hukuka en saygılı, halkını barış, huzur refah içerisinde yaşatan devlettir.

      Faiz meselesine gelirsek kendi adıma o zamanki faizle bugünkü faizi aynı görmüyorum. İslam'ın yasakladığı faiz bir çeşit tefeciliktir. Bugünse faiz ekonominin olmazsa olmazıdır. O yüzden İran da olsa Suud da olsa kaçamıyor bundan. Adına faizsiz bankacılık veya Emin evim vs denmesi de sonucu değiştirmiyor. Faizi paranın zaman değeri olarak tanımlarsanız hepsinin içerisinde faiz var. Aldım sattım demek sonucu değiştirmiyor.

      Osmanlı'da da faiz vardı. Hem de altın üzerinden %10-15 arasındaydı. Sadece devlet bankerlerden borç almıyordu aynı zamanda para vakfı denilen kurumlardan esnaf ve halk da faizle borç alıyordu. Faizin oranını da şeyhül islam belirliyordu. Taha Akyol çok sık yazıyor bu konuda. İran İslam değil Suud değil Osmanlı değil kim o zaman?

      Sil
    10. Pardon login olmamışım. Şunları da paylaşayım.

      http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D02533/2010_16/2010_16_OGEA.pdf

      Para işlemlerinde muamele-i şer’iye denilen uygulamanın daha yaygın olduğu görülmektedir. Para vakıflarına ait paraların borç verenin alacağını her an talep etme ihtimaline takılmadan açıkça faiz yasağını ihlal etmemek kaydıyla belli bir oranda fazlalıkla ödünç verilmesine imkan sağlanmaktadır. Bu muamelenin açık tanımlarına İbn Kemal’in fetvalarında rastlamak zordur. Ancak şekil kısmıyla ilgili fetvalara rastlamaktayız.

      “Zeyd Amr’a bin akçeye bir kaftan bey eylese kable nakdi’s-semen Amr, o kaftanı yine Zeyd’e bin yüz akçeye bey eylese, bu sûretteşer’an bey-i sâni sahih midir?
      “Cevap: Câizdir”.

      “Zeyd, vakfın mütevellisinden vakıf akçe aldıkça muamele etmek için mütevelli Zeyd’e bir nesne bey edip, o mecliste Zeyd yine mütevelliye bey edip ya hibe eylese, mütevelli mebiye alsa bu sûrette muamele sahih olup ribh lazım olur mu?
      “Cevap: Lazım olur”. (vr.172a)

      “Bir kimse akçe vakfeylese ama vâkıf bu akçeyi “Ona bire midir ona ikiye midir tayin eylemese ama mütevelli onu on bire veririz” dese vazifehûrlar ona on iki taleb etseler şer’an mütevelliden alabilirler mi?
      Cevap: Alamazlar”.(vr.162a-b)

      “Zeyd-i vakıfdan muamele ile vakıf akçe alıp vakıf fevt olup nice mütevelliler gelip kırk yıl onun on iki üzerine Zeyd, ol akçenin muamelesini verse, hâlbuki şart-ı vakıf “onun on bir üzerine muamele olunmak” olsa onun on birden ziyade verdiği muameleyi Zeyd, asıl mala tutabilir mi?
      Cevap: Tutabilmez.” (N,vr.172b)

      Bu fetvalar müteebbislerin finansman ihtiyaçlarını karşılamada ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduklarını göstermektedir.%10’la para bulamadıkları için %20 vermekteler bu durumda da vakfedenin koymuş olduğu %10’luk şartı aşmak için çözümler aramaktalar. İbn Kemal’e %10 fazlalığı asıl mala saymanın caiz olup olmadığı sorulmakta o da buna cevaz vermemektedir. İhtiyaç sahipleri için gerekli olan krediyi sağlama yolunun muamele-i şer’iyye yolu olduğu belirtmektedir. Ebusuûd döneminde ise bu oran %15’tir. Muamelelerdeki bu oranlar padişahın emri ve şeyhülislamın fetvasıyla yapılmaktadır. %20 ile muamele etmenin şiddetli cezalarının olduğu bilinmektedir.63

      İbn Kemal döneminde muamele-i şer’iyyenin bir hile olup, Allah’ı (c.c) aldatmak olduğunu ve bu yolla elde edilecek kazancın câiz olmayıp haram olduğunu iddiaeden hukukçuların da bulunduğu görülmektedir. Ancak İbn Kemal, bunun haram olmadığı hususunda o kadar emindir ki haram olduğunu söyleyen kimselerin şer’an kâfir olup tecdid-i iman etmeleri, şayet bu itikattan dönmezlerse katledilmeleri gerektiğini belirtir:

      “Bir kimse “muamele-i şer’iyye hiledir, Hak Teâla‘yı aldatmaktır. Bundan hasıl olan ribh haramdır ve câiz değildir” dese şer’an ne lazım olur? Cevap:Kâfirdir,ol itikattan dönmez ise katli lazım olur.”(vr.21a,30a)

      Aslında bu hüküm zorlamadır. Fakat böyle bir uygulama da iktisadi açıdan bir zorunluluktur. Osmanlı Devletinde o dönemlerde bir takım sıkıntıların olduğunu sosyal hayat başlığında belirtmiştik. Bu fetvaların bu ortam içersinde verildiği unutulmamalıdır. İslamın açıkça yasaklamış olduğu faiz yasağı dikkate alınarak İslam hukûkunun zahirine bağlı kalmak suretiyle hile-i şer’iyye yoluyla finansman ihtiyacının karşılanmaya çalışıldığı görülmektedir.

      Sil
    11. https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/diyanetin-faiz-fetvasi-12509

      1878’de Avusturya tarafından işgal edilen Bosna-Hersek’te Müslümanlar banka kurmak için İstanbul’daki Meşihat’ten (Şeyhülislamlık) fetva istediler.

      Böylece Bosna Müslümanlarının tasarrufları yastık altında kalmayacak, bir finansman kaynağına da sahip olacaklardı.

      Fakat Şeyhülislamlığa göre, banka veznesinde kalemler, mendiller falan gibi ucuz şeyler bulundurulmalı, faiz ödeyecek kişi, faiz ödemiyormuş da bunları satın alıyormuş gibi belge imzalamaydı!

      Kredinin faizi, atıyorum, yüz lira mı? Siz iki kuruşluk mendili yüz liraya satın almış olacaktınız!

      Fıkıhta buna “hile-i şeriye”, kısaca “hiyel” deniliyor!

      Bosnalı Müslümanlara verilen cevapta şöyle yazıyordu:

      “Faiz alırken veya verirken bir belge hazırlamalısınız. Bu parayı (faizi) şuna mukabil olarak verdiniz mi diye sormalısınız…”

      O zaman hesap makinası bile yoktu; bir de böyle bir formalite!

      Bosnalı Müslümanlar banka kurmadılar! İktisadi güç haline gelemediler.

      Bu bilgiyi nereden aldım?..



      MÜSLÜMAN AYDINLANMASI

      İslam dünyasında 19. Asırdaki aydınlanma hareketini ilk başlatanlar Kazan Türkleridir. “Cedidçilik” (yenilikçilik) denilen bu akım hem milliyetçidir hem İslamî…

      Şehabettin Mercani, Rızaeddin Fahreddin, Musa Carullah gibi büyük âlim ve mütefekkirler yetiştirdiler.

      Kazan Türklerinden gazeteci Fatih Kerimi, bu aydınların bir örneğidir. Balkan Harbinde mücahit ve hastabakıcı olarak Türk ordusunda gönüllü hizmet ettiler, şehitler verdiler.

      Sovyet rejiminde “Türk casusu” diye kurşuna dizilecek olan Fatih Kerimi 1913 yılında Kazan’da çıkan Vakit gazetesinde İstanbul izlenimlerini yazdı.

      Kerimi’nin görüştüğü isimler arasında Mehmet Akif, Fatma Aliye, Halide Edip, Yusuf Akçura gibi isimler ve din âlimi Mahmut Esat Efendi vardır.

      Saraybosna Müslümanlarının başvurusunu ve Şeyhülislamlığın talihsiz cevabını Fatih Kerimi’ye anlatan, işte bu saygın din âlimi Mahmut Esat Efendi’dir.

      Kazan’da 28 Şubat 1913 günlü Vakit’te yayınlanmıştır.

      Merhum şehit Fatih Kerimi’nin bu yazılarını Dr. Fazıl Gökçek “İstanbul Mektupları” adlıyla yayınladı. (Çağrı Yayınları 2011) Ben oradan size aktardım.



      MAHMUT ESAT EFENDİ

      Mahmut Esat Efendi’nin Fatih Kerimi’ye anlattıklarından birkaç satır:

      “Araplar zamanında zenginler fakirlere borç vererek yüksek miktarda faiz alıyorlardı. Şimdi şirket ve banka usullerinde böyle değildir. Parayı fakirler zenginlere borç veriyorlar…”

      Hile-i şer’iye yaparak faiz işlemini satış işlemi gibi gösterme konusunda da şöyle diyordu:

      “Bankada her gün bin türlü muamele olmaktadır. Bunların hepsi için böyle belge mi alacağız? Bu muamele ile Allah’ı mı aldatacağız? Kendimizi aldatarak vicdanımızı mı rahatlatacağız?

      Kanuni Süleyman’ın para vakıflarında faizli işlem yapılmasını yasaklaması üzerine ekonomik çöküntü başladığını, Ebussuud Efendi’nin yüzde 12’ye kadar faizli krediye cevaz verdiğini daha önce yazdım, hatırlatmak yetiniyorum.

      Mahmut Esat Efendi’nin “Tarih-i İlm-i Hukuk” adlı son derece değerli bir eseri vardır; Yetkin Yayınları’ndan çıktı. Vesile olduğunda ayrıca yazacağım.

      “Faizsiz bankacılık”ta “kâr payı” diye alınan veya verilen oranların ortalama faize denk olması, üzerinde durulması gereken konulardan biridir.

      Fıkıhçıların kendi aralarında tartışması yetmez, kredi-finans uzmanlarıyla birlikte tartışmalıdırlar.

      Müslümanların kaderi geri kalmışlık olamaz.

      Sil
    12. ahmet şeker, ahmet şeker,

      çevir kazı yanmasın yapmayalım.

      "1.5 milyar Müslüman 50 tane Müslüman çoğunluklu ülke varsa hiç birisi İslamı yaşamıyorsa veya yaşayamıyorsa kim ne zaman yaşayacak bunu acaba? Suud İslam devletiyim diyor ama o gerçek Müslüman ülke değil diyorsunuz. İran İslam devrimi yaptı onunki de olmadı diyorsunuz. Türkiye'de yıllarca uğraştık dindarlar iktidara geldi o da değil diyorsunuz. "

      "Ben İran Suud İslam devleti demedim."

      bu 2 cümlede sana ait. arkadaş demişki sana bana islami ülke ismi söyle sana olmadığını ispatlayayım. sen yukardaki cümleleri yazmışsın. ne yazdığını okumuyormusun.

      demekki arkadaş haklı yani şu an için herhangi bir islam devleti yok yeryüzünde. ispatınıda yapmış. o zaman islam devleti olmayan ülkelerdeki olaylar ve icraatler üzerinden islama laf söylemeye kimsenin hakkı yok.

      ben konuya girmeyecektim ama sözlerinle kendinle çelişince müdahil oldum.

      değil bilmemne efendi, padişah veya diyanet kurumu veya herhangi bir hoca, isterse dünyadaki tüm insanlar toplansa 8 milyar insan faiz helal dese Allahın emri karşısında bir hiçtir. o zamanki faiz başka bu zamanki faiz başka gibi laf salatası yaparak kıvırmaya gerek yok. faiz faizdir o kadar.

      islamda iktisadi işlemler için banka kurmaya da gerek yok. bankanın yerine geçecek, ve kredi sistemin yerine geçecek sistemler zaten var. müslümanlar bu kurumları kurup işleteceğine kapitalizm sisteminin içinde oyunu kazanmaya çalıştıkları için durdamadan gol yiyip duruyorlar.

      yok faiz olmazsa kimse borç vermezmiş borç verirse değer kaybedermiş, faiz olmazsa ekonomi ilerlemezmiş, banka olmazsa ticari hayat olmazmış. mış mış da mış.


      beyler, islamda bunların hepsinin kurumları ve çözümleri var. ha o zamaan neden uygulamıyorlar veya dile getirmiyorlar. işte arkadaş ispatını yapmış. islamla yönetilen bir ülke olursa şayet bu işletmeler hayata geçirilir. yoksa islamın faizsiz sunduğu çözümler, kapitalizmin işine gelmez ve uygulanmaması için elinden geleni zaten yapıyor. Neden milyarlarca oturdukları yerden faizi alıyorlarken, Türkiye bile saniyede 4 bin tl faiz ödüyorken, islami çözümlerin çalışmasına müsade etmek isterlermi.

      madem bu şekilde çözümler varda osmanlı niye uygulamadı diye soracaklar haliyle. arkadaşlar osmanlı bu kurumlar vardı ve uyguladığı için yükseldi, ne zaman bıraktı hülle hile yollarına başvurdu o zaman kaybetti.

      ya tefeciler sizin kadar savunmuyor faizi. size ne oluyor. yok hülle yolları, yok şeri hile, yok filanca hoca şöyle demiş, yok filanca cemaat böyle demiş, ne bu ya.

      ya faiz yiyeceksen benim için problem yok de ye o senin bileceğin iş. istersen faiz haram ama bana helal de. bize ne. bizmi vereceğiz senin hesabını.

      tamam kendini kandırmak istiyon onu anladık da bunu bizede yutturmaya çalışmak niye.

      nedir bu Allahın haram kıldığını, helal etmeye çalışmanız. siz nasıl bir Allaha inanıyorsunuz.



      Sil
    13. çok ilginçsiniz gerçekten. kaç milyar müslüman arasında bi tane "gerçek müslüman" yok. kaç tane devletten bi tane islam devleti yok..ama bu din şahane! yaşanabilirliği olmayan din nasıl şahane oluyor? pratiği olmayan şeyin biz neyini tartışıyoruz şu halde?

      Sil
    14. Asıl mesele de bu zaten. islamın kendisinde sıkıntı yok. sıkıntı onu yaşadığını sanıp, kendi heveslerine göre eğip büküp müslümanım diyenlerde. Pavlusun çözmüş olduğu insan psikolojisi sayesinde, günümüz pavlus kılıklı, birçok müslüman görünümlü, dinin içi boşalsın, yaşanmasın, çarpık kısır döngüler kurulsun diye bu hale düşmesi için bilinçli kasıtlı olarak uğraş veriyor. bunları konuşmak tartışmak kimsenin işine gelmiyor. bilinçli ve art niyetli bir aforoz, ötekileştirme işlemleri var. tvlerde, gazetelerde, cemaatlerde, vakıflarda bir çok insan bilinçli olarak islama zarar gelsin diye, şeytana akıl verecek seviyede işlerle meşgul. suyun başını tutmuşlar, kimseye meydan vermiyorlar.

      gerçek islam bu diyenler doğruyu söylüyorlar. ben bir müslüman olarak verilen fetvalara baktığımda ister arapça ister türkçe olsun ayetlerden söylenenlerin çıktığını göremiyorum. kimse hocasının söylediği şeyi araştırma zahmetine girmiyor. adam söyledi ama bende bir kitaba bakayım ne yazıyor demiyor. zorluyorum zorluyorum piyasada konuşulan tartışılan herşeyin kitabi bilgisinde sıkıntı yok.

      kitapta faiz haram yazıyor, insanlar bu ifadeyi bırakıp, helal hale getirmek için dokuz takla attırıyor. müslümanım diyende direkt kitaptaki bilgiyi kabul edeceğine, ama şu hoca şöyle dedi, ama bu hoca şöyle olursa olur dedi. aslını bırakıp faslıyla hareket etmeyi tercih ediyor. bu durumda gerçek islam bu olmuyor.

      gerçek islam ülkesi yok diyorsun, olurmu öyle şey deniyor. bu,şu devlette islam değilmi deniyor. değil be kardeşim değil. neden ısrarla bozuk olan şeyi geçerli olarak görmeye çalışıyorsun. işinemi öyle geliyor. ordaki yanlış uygulamalar yüzünden islama saldıracak bahaneyi bulduğun içinmi gerçeği görmezlikten geliyorsun. anlamamak için kulaklarını neden tıkıyorsun.

      eğer art niyetli değilsen, birde tersinden sormayı denesene, nasıl oluyorda bizim islam diye bildiğimiz devletlere bu kişiler neden islam devleti değil diyorlar diye? bunu söyleyenler aptalmı bu kadar devleti, insanı karşılarına alsınlar.


      şu an için geçerli olan şey, dünyada islami kuralların uygulandığı bir tane bile ülke olmadığı gerçeği. 1,5 milyar müslüman olduğu söyleniyor ama,müslüman olsa da kalite açısından müminler az sayıda. sıkıntının ana kaynağı bu.

      insanlar müslüman oluyorlar ama münmin olmak için uğraşmıyorlar. bu nedenle, bilmediği şeyi çarpık çurpuk yaşamaya çalıştığı, öğrenmek için uğraşmadığı içinde inanmayan, ateist deist insanların islamla alay etmelerine neden oluyorlar.

      inanmayanların çok işine gelen bir durum bu. çünkü karşılarında, islam deyince bacak arasından başka bir şey düşünmeyen insanlar olmasını istiyorlar, 4 karı, cariye, oh gel keyfim gel şaklabanlığı yapanları görmek istiyorlar. Müslümanları işid gibi terörist olarak görmek istiyorlar, cemaatlere, gruplara binlerce parçaya ayrılmış olarak görmek istiyorlar.

      Allah akıl vermiş ama şimdi kullanmayalım kenarda dursun diyen müslümanlarda onların değirmenlerine su taşıyorlar.

      Sil
    15. Ne yazdığım ortada. Ben hiç bir yerde şu İslam devleti bu değil gibi bir iddiada bulunmadım. Paylaştığınız kısımda da böyle bir şey yok. Söylediğim şey İran değil Suud değil bugün var olan hiç bir devlet değil, 1400 lü yıllardaki Osmanlı da değil diyorsunuz ben de bunların hiç birisi değilse kim o zaman demek ki yok böyle bir şey diyorum.

      Gerçekten de bunlar sizin hayal dünyanızın ürünleri. İkili bir hayat yaşıyorsunuz. Bir yanda kaf dağının arkasındaki masal ülkesi, Alice'in harikalar diyarı, Peter Pan'ın Hiçbiryer'i gibi gerçek dünya ile bağları olmayan faizin zerresinin girmediği vs bir devlet var. Bugün İslam dünyasında haksızlık mı var bizim Hiçbiryer'imizde (siz buna İslam devleti diyorsunuz) bunlar olmaz diyorsunuz hemen, zulüm mü var Hiçbiryer'e ulaşınca ortadan kalkacak bunlar diyorsunuz. Hayali bir dünya inşa etmişsiniz, Batı'da hatta Doğu'da işler iyi giderken bizim düştüğümüz durumdan utandığınız için her eleştiride oraya sığınıyorsunuz ama gerçek dünyada bu coğrafyada kan akmaya, gazeteciler kesilmeye, cemaatler darbeye teşebbüse devam ediyor.

      Eğer bu Hiçbiryer gerçek bir ülkeyse anlatın nasıl bir ülkedir burası. Faiz'e Suud kadar bile bulaşmadan nasıl yöneteceksiniz ekonomiyi? Demokrasiyi uygularsanız sizin gibi inanmayanların başa gelmesini nasıl engelleyeceksiniz? Uygulamazsanız şiddet uygulamadan nasıl yöneteceksiniz ülkeyi? Gerçek sorular bunlar öyle bizde herşeyin en iyisi varla olmuyor. Örnek Osmanlı diyordunuz şimdi Yavuz ve Kanuni döneminin alimi İbni Kemal'i bile Osmanlı'yı batırmakla suçluyorsunuz.

      Bu arada size Halil Berktay'ın kendi tecrübesinden zamanında solcuların nasıl benzer bir süreçten geçtiğini anlattığı yazılarını tavsiye ederim. Onlar da Sovyetler gerçek sosyalist ülke değil, Çin gerçek sosyalist ülke değil diye diye en sonunda yok olup gittiler.

      Sil
    16. gerçektende sovyetler sosyalist değildiki mafya ülkesiydi, çinlilerde sosyalist değil zaten kapitalist hemde dibine kadar.

      seninde arkadaşında yorumlarını okudum. avukatı elbet değiliz ama. arkadaş zaten yok diyor sen ise madem o fikirdesin evet katılıyorum bence de yok diyeceğine, iranda suudda değilmi o zaman kim diyorsun.

      diğer sorularının cevaplarını bilmiyorum, belki arkadaş cevaplarını yazarda öğrenmiş oluruz.

      Sil
    17. Ahmet Şeker arkadaş, bilgiyi verirken tüm orjinalliği ile verki yazdıklarına gölge düşmesin.

      Sadece işine gelen kısmı aktarman doğru olmamış. Verdiğin datayı araştırmayan yada bilmeyen insanlar eksik bilgine inanabilirler.

      Ben burada doğrusunu yazayımki bilgi kirliliği ortadan kalksın.

      Tarihleri yuvarlak olarak veriyorum.

      Osmanlı 1300 yılında kuruldu. osmanlıdaki faiz meselesi para vakıfları diye geçer ve para vakıflarının ortaya çıkışı 1500 yılları. yani osmanlı yaklaşık 200 sene kuruluş ve yükseliş dönemlerinde faiz kullanmamış. Demekki faizsiz sistemle o gün için süper devlet durumuna gelebilmiş.

      Sizin dediğiniz ibni kemal diğer adıyla kemalpaşazade efendi, para vakıflarına caiz fetvası verdi. verdi ama ortalık karıştı çeşitli olaylar yaşandı. tıpkı bugün diyanetin faize fetva verdiği gibi.

      Rumeli Kazaskerliği yapan Çivizade Muhittin Mehmet Efendi, uzun münakaşalar ve uğraşlar neticesinde para vakıflarını yasaklatmıştır. ibni kemalin fetvalarına karşı gelerek hemde yasaklattı.

      çivizade efendi ölünceye kadar para vakıfları açılamadı. ölünce ebussud efendinin fetvasıyla yasak kaldırılarak, tekrar açıldı.

      Bunun üzerine tartışmalar tekrar alevlenmiş, bugün izmir ödemiş birgi de kabri bulunan, Birgivi Mehmet Efendi bir risale yayınlayarak, para vakıflarının meşru olmadığını (haram olduğunu) açıkladığı için İstanbul’dan uzaklaştırılmış ve Birgi’de yaptırılan bir medreseye imam olarak tayin edilmiştir.

      Kısacası bugün diyanet başkanının yaptığı gibi o zamanın mevkidaşı sayılan şeyhülislam yetkilileri, belki emirle belki başka nedenle, bu fetvaları vermek zorunda kalmış olabilirler.

      Yani sizin dediğiniz gibi osmalıda da faiz vardı meselesinin gerçek yüzü budur.

      Osmanlının duraklama dönemide para vakıflarının kuruluş yıllarıdır. Birgivi hazretlerinin vefatından sonra, onlar kadar kuvvetli şekilde para vakıflarına karşı çıkan olmamış ve para vakıfları sayısı hızla çoğalmıştır.

      Teknik olarak, osmanlıyı batıran sebeplerden birisi de, para vakıflarının (faiz) işlemleri demek doğru olmaktadır.

      Sil
    18. 4 Şubat 2020 19:08 iletisini yazan arkadaş;
      Sizin demenize göre ortada bir makine var, şahane bir makine, süper, muhteşem de bir kullanma kılavuzu var. tek bi kusuru var. çalışmıyor...
      islam şahane din ama gerçek müslüman yok ve hiç islam devleti yok demek buna benzer.
      kim ne yapsın çalışmayan makineyi? çalışmayan makine nasıl şahane makine olur?
      eğrisiyle doğrusuyla, "uygulanabilirliği" ile, operatörüyle kılavuzuyla, girdisiyle çıktısıyla bu makine budur. inanılamayan, uygulanamayan, "gerçek" "tam" "düzgün" olarak temsili olmayan, hiç düzgün örneği olmayan, haata tarihte de olmamış din nasıl şahane oluyor bu durumda açıklar mısınız? ütopya olur o olsa olsa.
      "din şahane de inananı yok" demek sakat bir kaçma mekanizmasından başka bir şey değildir.

      Sil
    19. Arkadaşlar yorumları daha dikkatli okumanız tavsiye ediyorum.

      evet ortada bir makine var şahane, süper muhteşem bir kullanma kılavuzu da var, makineyi en iyi kullanan kişi de zamanında gelmiş tüm bilgi ve deneyimini yaşayarak tatbik etmiş ve bize miras bırakmış.

      tüm yorumlarımda günümüzde diye başladım. günümüzde müslüman yok demedim mümin sayısı az ve gerçek islam kurallarıyla yönetilen yok diyoruz. tarihte olmadı demedik. Belirli zamanlarda dersini iyi çalışan klavuzu tam okuyan ve makineyi şahane kulllanan mümin vasıflı müslümanlar oldu.

      onlar yaşadıkları dönemde, çeşitli alanlarda ilerlerdiler ve çeşitli eserler meydana getirdiler. matematikte, astronomide, tıpta vs. vs.

      Hatta bazılarının bugün dahi kopyası bile yapılamamaktadır.

      tarih inişli çıkışlı her zaman aynı değil gece gündüz gibi birbirini kovalar. devletler de insanlar gibi doğar büyür ölürler.

      Ama bu zaman dilimleri yine yaşanmayacak demek değildir. bahsedilen konu budur zaten.

      müslümanlık bir iddiadır. bir kişi müslümanım diyorsa iddia sahibidir ve bu iddiada bulunanlar bunun gereğini de yapmak zorundadırlar.

      İddia eden Müslüman, Müslümanlık iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğuna göre kolaycılığa kaçmayacak. ilk önce oturacak kullanma klavuzunu okuyacak dikkatlice. makineyi kullanmayı öğrenecek. ustasının makineyi kullanırken neler yaptığına pür dikkat edecek.

      Bunlar geçmişte kaldı aynısı olmaz, devir değişti nasıl yapılacak, 21.ci yüzyılda bunlarmı olur diyeceğine, ki bu sözleri tembel müslümanlar bile söylemeyecek, paradigmasını değiştirecektir.

      hikayelerin değil gerçeklerin peşine düşecek. çünkü şu an için temel bakış açısında yanlışlıklar var. Müslümanım diyenlerin ilk görevi itikatlarını kontrol etmektir. alacaklar ellerine kullanma kılavuzunu kendilerini çek edecekler. hangisine uyuyor hangisine uymuyor. uymayan kısımların nedenleri tespit edecek ve çözüm getirecek tekrar çek edecek. ta ki kılavuzda tüm maddeler doğru şekilde bitinceye kadar.

      biz ütopyadan bahsetmiyoruz. kaçma mekanizmasıda değil. bu denilen şeyler belirli dönemlerde en iyi şekilde temsil edildi. tarihin bundan sonraki dönemlerinde temsil edilmesi de kendilerine müslümanım diyen insanların bahsedilen proseslerden geçerek gerçek manada kamil insan olmalarına bağlı.

      ortada uygulanabilirliği olmayan bir islam yok. aksine şahane bir islam var.

      şayet müslümanım diyen insanlar ilk emir olan okuyu kavrarlarsa, kuranda tam 116 yerde geçen aklımızı kullanma tavsiyesine uyarak, düşünmeye, araştırmaya, aklını başkalarına kiraya vermeyerek , kolaycılığa kaçmadan üstüne düşenleri önceki örnekleri gibi yapmaya başlarlarsa, yine tarihteki örnekleri olan Mimar sinanlar, cabir bin hayyanlar (kimyanın kurucusu), harizmiler (matematikçi), Farabiler(felsefe), Biruniler (astronomi), ibni sinalar (tıp), cezeriler (sibernetik ilmi), Uluğ beyler (aydaki kritere ismi verilen astrnom) vs vs. çıkacaktır.

      Tarihteki daha sayamayacağımız kadar çok olan bu insanlar kamil müslüman olarak hem dini yaşamışlar hemde insanlığa faydalı eserler vermişlerdir.

      bu bilgiler ışığında daha hala hatta tarihte de olmamış yaşanmamış din diyebiliyormusunuz? düzgün temsil edilmemiş, düzgün örneği olmayan diyebiliyormusunuz?

      google da müslüman alimler diye bir araştırma yapmak çokmu zor geldi?

      Sil
    20. Para vakıflarının başlangıcı olarak pek çok kaynak 15.yy'ı veriyor. Örnek:

      https://www.researchgate.net/publication/322722100_XV_ve_XIX_Yuzyillar_Arasinda_Osmanli_Para_Vakiflari_ve_Modern_Finans_Kurumlarinin_Karsilastirilmasi

      Yani 15.yy demek 1400 lü yıllar demektir. Zaten Kemalpaşazade'nin 15.yy sonu 16.yy başında yaşadığı (1469-1534) düşünülürse bu konunun ulema arasında tartışma konusu olabilmesi için bu kurumların bu dönemlerde var olması gerekir. 15.yy sonu değil de 16.yy başı olursa da sonuç değişmez.

      Osmanlı 1500'lü yılların başında mı çökmeye başlamıştı? Bu dönemde Avrupa'da %4-5 faizle borç verilirken %10-15 faizle borç alıyordu. Belki faiz olduğu için değil de yeterli finans kurumları olmadığı için geri kalmıştır. Bunları da düşündünüz mü? Avrupa daha 12. 13.yy'da bankalar kurmaya başladı. Niye onlar geri kalmadı da banka değil vakıf kuran Osmanlı geri kaldı madem?

      Hayal dünyası bunlar. İş kuracağım bana 10 bin TL lazım (çok da istemiyorum bakın) faizsiz hayrına verecek var mı? Burada şu kadar yazışıyoruz.

      Bu bakışın varacağı yer Işid'dır. Niye kızıyorsunuz adamlara ben onu anlamıyorum. Ne güzel faiz bile olmayan ülke kurdular işte. Gidip savaşıp cariye alabiliyorsun. Belki köle filan da oluyordur. Bunlar geleneksel fıkıhta olan şeyler. Pek çok İslam ülkesinde 1950'lerden sonra yasaklandı kölelik. Bunlara niçin karşı çıkıyorsunuz madem. Yok bunlar İslam fıkhında diyebilir misiniz? Oraya gelince niye ayet filan takmıyorsunuz da bu konularda en katı görüşleri benimsiyorsunuz?

      Hadi İslam devleti yok dedik. Peki nasıl olduğunu açıklayın bari. Sizin mükemmel devlet faiz olmadan nasıl idame ettirecek ekonomiyi finansı? Cariye köle olacak mı? Olmayacaksa niye? Sizin yönetiminizi istemediği için sokağa çıkan kalabalıkları nasıl şiddet kullanmadan geri evine yollayacaksınız? Bu ve bunun gibi tonla soruya cevap verin en azından. Her şeyin en mükemmeli bizde İslam devletini kurunca göreceksinizle olmuyor. Kurmadan önce de anlatabilirsiniz sorunları nasıl çözeceğinizi.

      Sil
    21. ahmet geyik muhabbeti yapma, madem bilgi istiyorsun al sana Prof. Dr. Mete Gündoğan 4 tane dil bilen uluslararası saygınlığı olan akedemisyen birisinin sitesi.

      Burda sorularının cevabı var bak oku. Varsa akedemik cevabın kendisine ilet.

      www.metegundogan.com

      Sil
    22. kaç kere yazıldığını bile hatırlamıyorum. işidin cia tarafından kurulduğu amerikan başkanı tarafından açıklanan bir terör örgütüdür. islamla ilgisi yoktur. şu anda petrol ticaretinden kara para aklaması yapmaktadır. dünyanın kara para aklama cennetidir. ve amerikan cia ile ingiliz mi6 tarafından yönetilmektedir.

      bu kadar açık bilinen bilgiye rağmen işidi neden islamla ilişkilendiriyorsun. bundan bir çıkarınmı var?

      sen cariyelerle bozdun kafayı galiba aklın fikrin şeyindemi?

      fazissiz ekonomi olmaz gibi ayrıca bir saplantın da var. kim borç verecekmiş. araştır bunların tamamının çözümleri var. Bir makale şeklinde yazıp burada yayınlanması için göndereceğim.

      demokrasilerde izinsiz gösteri yapanları yönetimi istemeyip sokağa çıkanları gül vererek mi evlerine gönderiyorlar? demokrasiyi savunuyorsun kendi örneklerini versene, hangi ülkede demokrasi var? fransadamı sarı yeleklilere baksana, ingilteremi köprü olaylarına baksana.

      lakin bunların senin için bir önemi olmadığı belli. gücü ele geçirince sende aynı şekilde despotluk yapacağını yorumunda deklare etmiştin. bunun için herhangi bir sistemin modelin senin için ne önemi varki.

      Sil
    23. Halep oradaysa arşın burada arkadaşlar. Sonuçlar ortada. Aşağıda da yazdığım gibi bal bal demekle ağız tatlanmıyor. Mete Gündoğan ve benzeri arkadaşların bu konularda çözümleri var ama daha Osmanlı 16.yy'da Osmanlı şeyhülislamları çözüm bulamayıp faize cevaz vermiş. Varsa çözümü kursun sistemi. Ben Erdoğan'ın faiz konusunda samimi olduğuna inanıyorum. Gitsin anlatsın projesini ve kapatsın bu konuyu. O dinlemiyorsa Suud'a gitsin, olmadı İran'a gitsin, olmadı Malezya'ya gitsin. Böyle çözüm var ama hepsine faizci dediğinize göre demek ki hiç biri uygulamıyor.

      Bunlar hep laf sadece. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Sonuçta olacağı söyleyim. Sizler kendinizi ve başka kuşakları kandıracaksınız. Günün birinde birileri Türkiye'de bir çeşit "İslam devleti" kurarsa deneyecekler bunları ve sonuç çıkmayacak. Ve eğer İslamcılık bu ülkede hala iflas etmediyse, o zaman bir başarısız İslam devleti hikayesi daha olacak. Aynı sizlerin İran, Suud vs için onlar da İslam devleti mi dediği gibi başka ülkelerdeki başka İslamcılar da Türkiye İslam devleti mi bizim Hiçbiryer'imizde herşeyin en iyisi var demeye devam edecekler. Ama bu arada Batı'da hatta Doğu'da insanlar barış ve refah içerisinde yaşarken bu coğrafyada kan gövdeyi götürmeye devam edecek. Bizim ülkeler faiz aldığı için değil sizler gerçeklerle yüzleşmeye cesaret edemediğiniz için. Tekrar soruyorum değiyor mu ödediğimiz bedele?

      Sil
  2. Mazlum olur ama zalim olmaz. Meşru dairede mücadelesini verir gerisini Allah'a bırakır. İktidarı Allah rızası için istiyorsa uğraşır kazanır, kaybederse meşru dairede yeniden uğraşır kazanırsa kazanır kazanamazsa mücadelesini verir çekilir (iktidar amaçtır demiyorum ama bir Müslüman da kendine bunu yol seçtiyse yapması gereken budur).

    YanıtlayınSil
  3. Bu söz her şeyi açıklıyor zaten,sesine yazına sağlık...

    YanıtlayınSil
  4. Ahmwt şeker, Demokrasi bir ahlak rejimi değildir pazarlık rejimidir ne demek pazarlıkta anlaştığımız müddetçe her şey serbest mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Eğer bir ülkenin karar alıcıları bir konuda bir karar almışsa her şey zaten serbesttir. Mesela eğer Türkiye'de meclis bir kanun geçirmişse, başkan onaylamışsa, AYM reddetmemişse o yasa uygulanır. Bunun ahlaken doğru ya da yanlış olması sonucu değiştirmez. Mesela tüm Suriyelileri vagonlara doldurup Suriye'ye süreceğiz diye karar çıksa bunun ahlaklı mı ahlaksız mı olduğunun bir önemi olmaz. Bu her ülke için geçerlidir. Dahası geçmişte de farklı değildi. Fatih Sultan Mehmet tüm vakıfların mallarına şeriata aykırı olarak el koymuştur ve kimse de sesini çıkaramamıştır. 2. Beyazıt tahta çıkınca yeniden iade etmiştir bu malları.

      Demokrasinin farkı bu kararlar tek bir kişi tarafından alınmaz toplumun farklı kesimleri anlaşarak pazarlık yaparak bir karara ulaşırlar. Demokrasinin özünü kuvvetler ayrılığı oluşturur. İngiltere'de daha 13. yy'da magna carta imzalandığında halk hala bir çeşit köleydi. Ama soylular kralın yetkisini sınırladılar belirli miktarda. Amerika'da bugün şirketler, lobiler kendi çıkarları için her türlü ahlaksızlığı yapmaya hazırdır fakat hepsinin çıkarları bir yerde birleşmez. Birisinin işine gelen diğerinin işine gelmez. O yüzden orta yolda anlaşırlar. Yani demokrasi bu sistemdeki aktörler çok ahlaklı olduğundan olumlu sonuçlar veriyor değil, insan doğasında var olan zalimliği aç gözlülüğü başka insanların zalimliği ve aç gözlülüğü ile sınırlayabildiği için olumlu sonuçlar veriyor. Müslüman toplumlardaysa insanlar başa gelenler sanki insan değil de Allah'ın yolladığı meleklermiş gibi tüm yetkileri hiç bir sınırlama olmadan kişilere vermeye meyilli. Onlar da bu gücü ele alınca ben de dahil her bir insan böyle bir güce sahip olsa ne yaparsa onu yapıyor.

      Sil
    2. olmadı ahmet şeker olmadı. gücü ele geçirince bende kafama göre iş yaparım diyorsun. ahlak etik inanıyorsan dini kuralları hiçe sayarım diyorsun. yanlış yapıyorsun. gerçekten bu zihniyette isen senin değerlendirmelerin fikirlerin dikkate alınmaz. diğerlerinden ne farkın kaldı. yakıştımı hiç.

      halbuki ben gücü ele alınca, zulüm, yanlışlık, haksızlık kimden gelirse gelsin, zalimin karşısında mazlumun yanında olurdum demen gerekirdi. yanlışı yapan babamda olsa adaleti ve hakkı korumak adına gereken cezayı veririm demen gerekirdi.

      zalim kardeşimde olsa, mazlum düşmanımda olsa, adil şahit olarak ceza neyse onu uygularım demen gerekiyordu. herhangi bir zümreye, devlete, gruba olan öfkem onlar hakkında adaletsiz karar vermemi sağlamaz, hakkın hukukun gereği neyse onu uygulardım demen gerekiyordu.

      olmadı ahmet şeker hiç yakışmadı.

      Sil
    3. Mutlak gücü ele geçirenler dünyanın her yerinde ve tarihin her zamanında bunu keyfi olarak kullandılar. Sloganlarla sorunlar çözülmüyor. Bu söylediklerinizde samimiyseniz yapılması gereken kimsenin mutlak gücü ele geçiremediği denge denetleme mekanizamaları olan bir sistem kurmaktır. Bu da 2020 yılında demokratik bir devlet oluyor. Demagojiyle (demokrasilerde herşey serbest gibi) demokrasiye karşı çıkıp sonra tüm gücü tek adamlara vererek zulme, şiddete, baskıya neden olmak değilse amacınız 2020 yılında hangi sistemin zulüm, yanlışlığı, haksızlığı engellediği ortadadır. Lafla peynir ekmek gemisi yürümüyor, bal bal demekle ağız tatlanmıyor.

      Sil
    4. hayal dünyasında yaşıyon galiba ahmet şeker. madem mutlak gücü ele geçiren her zaman keyfi kullanıyor o zaman herhangi bir sistemden bahsetmeye gerek yok. demokrasilerin ne olduğu ortada iken hala daha bu sistemi savunmak yerine daha üstün bir sistem üzerinde fikir cimnastiği yapmak doğru olacaktır.

      gördüğüm kadarıyla nerdeyse sizin için demokrasi put seviyesine gelmiş varsa yoksa demokrasi diyorsunuz. lafla peynir gemisi yürümediği gibi demokrasiyle de yürümüyor.

      Sil
  5. Çok güzel ve ufuk açıcı bir yazı, teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  6. Demokrasi temelde pazarlık rejimidir, ama olduğu yerde kalmıyor, evriliyor ve kusurları düzeltilmeye çalışılıyor. Mesela 250 yıl önce kurulan amerikan demokrasisinde kölelik vardı, kadınların seçilme hakkı yoktu.

    Doğru yöntem de budur, yani geçmişte konmuş kuralları kutsamak değil yeni şartlar altında değiştirmek.

    İslamın kurallarını da aynı şekilde değişmez dogmalar görmek yerine örnek ve yol gösterici uygulamalar olarak görmek daha gerçekçi olacaktır.

    Bugün eğer demokrasi veya başka bir sistem sorunları büyük ölçüde çözüyorsa ona din adına karşı durmak pek de akıllıca olmaz.

    YanıtlayınSil
  7. "Demokrasinin farkı bu kararlar tek bir kişi tarafından alınmaz toplumun farklı kesimleri anlaşarak pazarlık yaparak bir karara ulaşırlar. Demokrasinin özünü kuvvetler ayrılığı oluşturur."

    ha ha ha ner de kuvvetler ayrılığı, hangi partide parti başkanının emrine karşı gelebilenler, 600 mv. den hangisinden bir farklı ses çıkıyor. Parti başkanlarının 2 dudağı arasında olan bir olaya mı demokrasi diyorsunuz. Düğmesi olmadığı halde cübbesini iliklemeye çalışan yargımı kuvvetler ayrılığını temsil ediyor.

    Otoyoldaki fahişe pazarlığı gibi. anlaştıktan sonra her şekilde iş bitiririz gibi. Ne ahlak ne etik var, sadece çıkar üzerine kurulu düzene mi demokrasi diyorsunuz. Bu düzenmi insanlar için en iyisiymiş. Aramızdaki pazarlıkta anlaştığımız müddetçe herkesin ebesini bile öpebiliriz. Eğer gerçekten demokrasi buysa tüküreyim böyle sisteme.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ülkemizin demokrasiyle ilgisi olmadığı doğrudur. Yüz yıl önce meşrutiyet ilan edildiğinde yargı çok daha bağımsızdı. Meclisimiz içler acısı, partilere ön seçim mecburiyeti konmadığı için vekilleri bir kişi seçiyor. Son başkanlık sistemi ise aslında tek adam rejimi.
      Batı demokrasileriyle bir ilgimiz kalmadı. Onlar da ideal değil belki, ama bizimkinden çok çok ilerde oldukları kesin.

      Sil
  8. Ahmet Şeker, yazı ve diğer yorumlarınızı isabetli buldum. Doğru noktalara parmak basmışsınız. Kaleminize sağlık

    YanıtlayınSil