Header Ads Widget

test banner

Araf'tan: İyi Adama Bir İki Soru


anladık iyisin,
ama neye yarıyor iyiliğin.
seni kimse satın alamaz,
eve düşen yıldırım da
satın alınmaz.
anladık dediğin dedik,
ama dediğin ne?
doğrusun, söylersin düşündüğünü,
ama düşündüğün ne?
yüreklisin,
kime karşı?
akıllısın,
yararı kime?
gözetmezsin kendi çıkarını,
peki gözettiğin kiminki?
dostluğuna diyecek yok ya,
dostların kimler?
şimdi bizi iyi dinle:
düşmanımızsın sen bizim
dikeceğiz seni bir duvarın dibine
ama madem bir sürü iyi yönün var
dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
iyi tüfeklerden çıkan
iyi kurşunlarla vuracağız seni.
sonra da gömeceğiz
iyi bir kürekle
iyi bir toprağa.
bertolt brecht

Araf kelimesi, İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yerin adıdır. Aynı zamanda bir Kuran suresinin de ismidir. Dinci literatürde sıklıkla aforizması yapılan, telmihlere ve teşbihlere konu olmuş bir kelimedir.

Diğer dinlerde de Araf kavramı mevcuttur ve bu isimle adlandırılır genellikle. Dante Alighieri’nin ünlü eseri İlahi Komedya’nın ikinci cildinin adı da Araf’tır. Eserde, Cehennem’de günahlarını çeken insanların, Cennet’e gitmeden önce günahlarından arınmayı bekledikleri dağın adı olarak anlatılır.

Bir bekleme, bir boşluk halidir Araf aslında. Hiçbir yere ait olamama, hiçbir şeye inanmamanın tek kelimelik tanımıdır. Geride tüketilmiş ve artık neticesi beklenen bir ömür; ilerde ise koskoca bir bilinmezliktir, bilmemektir. Ümitle korku arasında değil, iki korku arasında yaşamaya çalışmanın ete kemiğe bürünmesidir. Zordur Araf’ta kalmak. Bir talebe bağlı değildir zira, başa gelendir.

15 Temmuz 2016’dan bu yana, Araf’ta yaşıyor bu satırların yazarı. Aslında genelleme yapılabilecek bir konu ve bir alan. Benzer hali yaşayan binlerce, on binlerce insan olduğunu gayet iyi biliyorum, görüyorum. Fakat yine de durumun ve insanların ‘hassasiyetine binaen’ kişisel hikâyem üzerinden yürüyeceğim. Katılan katılır, katılmayanla ise ortak paydamızdan bir şeyler eksilmiş olur. Zaten Araf’ta yaşayan için bunun da çok bir önemi yoktur artık.
Benim ve benim gibi pek çok kişinin arafımız, iki şeyden birini tercih etme ya da edememe durumuyla ilgili değil; tersine, seçilecek, tercih edilecek hiçbir şeyin olmamasıyla ilgilidir. Mezopotamya coğrafyasında yaşayan herhangi bir insanın sıradan hayat hikâyesidir burada anlatacaklarım aslında. Tercih etmediğimiz, candan isteyerek dâhil olmadığımız bir yol haritasında yürümek zorunda olmanın hikayesi, diğer tüm çağdaşlarımız gibi.

Okuduğumuz okul, giydiğimiz elbiseler, yürüdüğümüz sokaklar, saç tıraşımız, cebimizdeki harçlığımız… Hepsi, kalıpları önceden belirlenmiş ve bizim için takdir edilmiş varlıklardı. Daha doğrusu, yokluklardı. Bu yokluklardan, varlık yaratmak zorundaydık. Doğunun ücra bir vilayetinin, çok daha ücra bir ilçesinde liseye kadar okuyup, defalarca üniversite sınavlarına girip, sonunda ‘tutturulan’ bir üniversiteyi okumak, bu coğrafya ahalisi için çok da sıradan olmayan bir olaydı. O sene ilçeden üniversiteyi kazanan yedi kişiden biri olmak, gerçek bir başarı hikayesiydi çünkü.

Zorluklar içerisinde kazanılan üniversite, çok daha büyük zorluklar içerisinde okunuyordu. Yokluk ve imkansızlık sürekli kendini tekrar eden sinsi bir hastalık gibi çıkmıyordu yerleştiği yoksul hanelerden. Bir yerden sonra kabullenilen bir kader halini alıyordu. Her zorluğun, her sıkıntının bir son bulma vakti olmasa da renk değiştirme zamanı vardı elbette. Üniversite yılları da gelip geçiyordu bir şekilde.

Üniversite sürecinin hayatıma, ait olduğum coğrafyaya, topluma, insanlığa dair bakış açımın oluşmasına yaptığı katkı, yaşamımı şekillendiren önemli kilometre taşıydı. İyinin sadece iyi, doğrunun sadece doğru, hakkın sadece hak olduğunu sanıyordum o günlerde. Brecht’i tanımamıştım henüz, ‘İyi Adama Bir İki Soru’sundan habersizdim haliyle.

Sınırlarını kendimin çizmediği, fakat kendi iyilerimle çoklukla örtüşen öğretilerle süslenmiş bir topluluk içinde kendimi daha güzel ifade edeceğimi düşünerek, bugün bedelini en ağır şekilde ödediğim bu yapının çağrısına uydum. Herhangi bir beklentim yoktu. Aksine kendimden bir şeyler vermek, içerisinde yaşadığım topluma faydalı olmak düşüncesiyle atılmış bir adımdı ve son ana kadar da öyle oldu. Maddi olarak, başladığım yerde bitiremediğim bir yolculuk oldu bu.

Yola çıkarken emeğimle, çabamla, gözyaşımla, göz nurumla, çocukluğumla, gençliğimle, yoksulluğumla, yoksunluğumla kazandığım ne varsa, yolun sonunda elimden uçup gitti birer birer. Hem de öyle yavaşça, usulca değil; bir anda, hızlıca, acımasızca.

Kaybettiklerim, sadece maddi değildi elbette. Ben, sadece omuz başımızdaki birkaç arkadaşımdan haberdarken, elimin, sesimin, gözümün ulaşmadığı yükseklerde neler yaşanıyormuş meğer. Ortaya pul diye hayatlarımızın atıldığı ne kumarlar, ne pazarlıklar, ne restleşmeler… Bundan dolayı, ruhum da çok ağır yara aldı bu süreçte. İnsanlara, topluma, iyiye, güzele olan inançlarım yok olup gitti.

Fakat hayat bir şekilde devam ediyor ve tutunmak gerekiyor ona. Yaşadığım süreçte işimden olmak, itibarımın, haysiyetimin zedelenmesi, evimi aramak için gelen kolluktan yediğim dayak, mahkemeler, hapishane süreci, aylık imza vermeler vs. ‘Araf’ımın bir tarafında dururken, öteki tarafta tüm benliğimin, ruhuma ait tüm ayrıntıların olduğunu hissediyorum. Kendini hiçbir yere ait hissetmemek, yaşadığı toplumla, toprakla herhangi bir bağının kalmaması, topluma ait temel değerlerinin anlamsızlığı, sorular, sorular, sorular…

Bu iki hal arasındaki sıkışmışlığı en iyi ifade eden kelime, ‘Araf’mış gibi geliyor bana. Bilemiyorum, belki de yanılıyorumdur. Belki de Melih Cevdet Anday doğru söylüyordur: “Araf hem inançsızlığımızın, hem de korkaklığımızın imidir, insan, Cennetle Cehennem’den başka bir şey daha olsun istemiştir”.

Tüm yaşananlardan ve yaşanmaya devam edilenlerden sonra, iyi niyetimizi kullananların, yaşadıklarımıza yaptıklarıyla sebep olanların, başından beri olacakları kurgulayıp, en azından tahmin edip, bu yolun taşlarını döşeyenlerin, tüm bu yaptıklarından sonra tası tarağı toplayıp Avrupa’ya kaçanların asla hesap vermeyecek olması, benim acılarım üzerinden mağduriyet devşiriyor olması, teolojik masallarla insanları uyutuyor olması en büyük üzüntümdür.

Maalesef, bugünün din tüccarları, acılarımızın simsarları, yarının kahramanları olarak pazarlayacaklar kendilerini. 4 yıllık suskunlukları, bunun en büyük göstergesi.

Esenlikler dilerim.

-S. Yücel Derekök Twitter: @konusankus

Not: Bu yazı ilk olarak 16 Şubat 2020’de https://konusankus.wordpress.com/ adresinde yayınlanmıştır.
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

19 Yorumlar

  1. herkesin öz eleştirisini vermesi lazım bu süreçte. açık yüreklilikle.

    YanıtlayınSil
  2. Aynen öyle,gönulden katılıyorum .

    YanıtlayınSil
  3. Siz de bir çok cemaat mensubu gibi benzer şeyler yaşamışsınız. Geçmiş olsun diyeyim öncelikle. Sizde de, tanıdığım bazı cemaat mensuplarında gördüğüm psikolojik problemi görüyorum. Kendinizi cehennemde değil de arafta gördüğünüze göre, sizin psikolojik travmanızın biraz daha düşük seviyede olduğu söylenebilir. Problemlerinizden biri, kendinizi dış çevreden soyutlamanız. Bunu yapan siz olduğunuz halde, çevrenizdekilerin size neden destek olmadıklarını sorguluyor ve onlara kızıyorsunuz. Halbuki "biz masumuz, kötü işleri yapanlar üsttekiler" modundan çıkıp, biraz da kendi yanlışınızı itiraf etseniz, "nasıl böyle bir yola girdim, gerçekleri nasıl göremedim" diyerek özeleştiri yapsanız, mahkemelerde yalan konuşacağınıza, inkar edeceğinize, her şeyi olduğu gibi anlatsanız, çevrenizle daha barışık olacaksınız. Ama siz n'apıyorsunuz; mahkemelerde açıkça söylediğiniz yalanları savunuyorsunuz çevrenize. Çevrenizdeki insanlara, mahkemeye o cemaate mensup olmadığınızın, bylock'u yanlışlıkla indirdiğinizin ne kadar sağlam delillerini sunduğunuzu anlatıyorsunuz. Çevrenize olan güvensizlikten bahsetmeden önce, çevrenizin size olan güvenini yok edecek bu tür durumlarınızı sorgulayın bence. Bu durumda kendinizi çevrenizden soyutlama ihtiyacı da hissetmeyeceğinize inanıyorum.
    Yazınızda, 4 yıldır sesini çıkartmayan, (muhtemelen diğer cemaatleri kastediyorsunuz), insanları suçlamayı ihmal etmeden bitiriyorsunuz. Sizin en büyük probleminiz de bu zaten. Sizleri, peşinden gittiğiniz adam hakkında uyaran bir sürü insan oldu. Bunların bir çoğu ehli insaf ve ilim sahibi müslüman kimselerdi. Ama siz ne yaptınız, "bizi çekemiyorlar o yüzden böyle konuşuyorlar" dediniz. "Bizim hizmetimiz böyle geniş, herkese ulaşan bir hizmet, onların hizmeti daracık, az kimseye ulaşıyor" dediniz, onlara kibirle tepeden baktınız. Kadir Mısıroğlu, bir kitabının yarısını sizin hocanıza ayırdı, taa gençliğinde Mit mensubu ile irtibatlı olduğunu söyledi, hatta şahidin ismini bile söyledi. Bir çok din aleyhine durumlarını anlattı. Peki siz ne yaptınız adama nefret kusmaktan başka. "Araştıralım bakalım bu işin aslı nedir?" niye demediniz. Cevat Akşit Hoca, "Cebrail parti kursa da oy vermem" diyen kişi kafir olur dedi. Karşılığında adamı ölümle tehdit ettiniz, o adamın peşinden gitmeye de devam ettiniz. Daha ne uyaranlar oldu, hepsini görmezden geldiniz, başınızı kuma soktunuz. Siz 4 yıldır sesini çıkarmayanlara kızacağınıza önce kendi ahmaklığınıza kızın.
    Saygılar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kimsenin peşinden gitmedim. Fethullah hiç bir zaman hocam olmadı. Ne istedilerse verenlerden daha fazla alakam olmadı bu yapıyla. 17 Aralık sonrasındaysa tümüyle kanlı bıçaklı olduk. Fakat 17 Aralık sonrasında bile bu yapıyla birlikte yürüyen pek çok kişi hala el üstünde tutulurken en basitinden Hüseyin Gülerce bile hala en makbul köşe yazarlarından birisi olarak hayatına devam ediyorsa bu söylediklerinin zulmü savunmak için söylediğin bahanelerden daha fazla değeri yok. Ancak ne istedilerse verenler hesap versin diyorsan, pensilvanyada fotolar çektirenler içeri alınsın diyorsan o zaman bir anlamı olur bu yazdıklarının.

      Sil
    2. Ne zaman zulmü savunmak için bir şeyler söyledim. Beni başka biriyle karıştırıyor olmalısınız. Çünkü zulmün her zaman karşısındayım. "ne istedilerse verenler hesap versin diyorsan ... o zaman bir anlamı olur bu yazdıklarının." demişsiniz. Evet hesap versin diyorum. Şimdi umarım bir anlamı olmuştur.

      Sil
    3. Varsayımların hatalı. Birincisi sanki bu süreçten etkilenen herkes fetöcüymüş veya Fethullah'ın peşinden gitmiş gibi yazıyorsun. Oysa dediğim gibi kendi adıma ortalama bir Müslüman olarak hiç bir zaman bu yapının adamı vs olmadım. En fazla eş dost arkadaş. Niye diyeceksin. Çünkü senin yazdığın gibi dini görüş farklarından ibaret değildi bu ilişkiler. Kimi kurumda zaten namaz kılan oruç tutan üç beş kişisin. Adamla aynı yerde durmasan bile bir arkadaşlığın oluyor. Sonra ortalık karıştı fetöcülerin yanında mı durdum hayır tam karşısında durdum. 17 Aralık'ta da karşısında durdum 15 Temmuz'da da sokaktaydım. Peki bu detaylara bakıldı mı? Hayır bakılmadı. Başka bir cemaatten vs referansın yoksa o namaz kılan üç beş kişi dediklerimin hepsi terörist ilan edilerek çoluk çocuk aç bırakılma cezası verildi. Kimler tarafından fetöcülere ne istedilerse verenler tarafından. 17 Aralık milat diye kendilerini temize çekenler tarafından. Kamuda var mı böyle bir milat? Yok. Kritik kurumlarda 20 yıl önce dershanesine gitti diye bile attılar insanları. Olmaz zannediyor insanlar bunları. Evet her yerde kriter bu değildi ama kritik kurumlarda bu kadar basit ilişkilerle çoluk çocuk açlığa mahkum ettiler insanları.

      Bu zulüm değilse nedir? Evet en azından ne istedilerse vermiş olanlar hesap versin demek de bir seviyedir. Ama 20 yıl önce dershanesine gitti diye çoluk çocuk aç bırakılan insanlara "ama siz de uyaranlara rağmen Fethullah'ın peşinden gittiniz" diyerek onları işlemedikleri bir suçtan dolayı suçlu ilan ederken, ne istedilerse verenlere açıktan ne söyledin arkadaşım? Hiç bir şey olmasa yazıktır günahtır tamam bu adamlardan emin değilsen bile bırakın gitsin bu insanlar özel sektörde rızkını kazansın sonuçta güvenemiyor olmakla terörist olduğundan emin olmak arasında çok büyük fark var diyebildin mi? Savunduğun cemaatler, dindarlar, hocalar diyebildi mi bunu? Sabah akşam en temel mesajı adalet olan yetimlerden, diri diri gömülen kız çocuklarından, zulme uğrayan insanlar için savaşmaktan bahseden bir kitabı okuyup söyleyebildiğin tek şey "ama sen de Fethullah'ın peşinden gitmeseydin mi" olabildi? Hayır fetöcüler için savaşman gerekmiyor. Devletin terörist ve darbeci olduğundan emin olduğu bir insanı sadece işten atarak cezalandırması onu affetmektir. Devlet teröristleri ve darbecileri affetme yetkisini kimden aldı? O halde yapılması gereken eğer bu kişilerin terörist ve darbeci olduğundan eminse onlara ceza kanununda bu suçlar için öngörülmüş cezaları uygulamaktır. Yok emin değilse sadece güvenemiyorsa o zaman da terörist ilan ederek insan içine çıkamamaya, çalışamamaya, çoluk çocuk ağaç kökü yemeye mahkum etme hakkını nereden alıyor? Benim senden emin olamıyorum ama bir şeyle de suçlamıyorum, git rızkını özel sektörde ara demesi gerekirdi.

      Yani doğru ve yanlış bellidir. Sadece dindarlar bunları görmek istemiyorlar. İkili oynuyorlar. Hardcore fetöcülere destek olmalarını beklemiyordum zaten ama mor beyindi, OHAL komisyonunun hata var diyerek iade ettiğiydi, iftiraya uğrayandı en az on binlerce kişi oldu bu işten çok büyük zarar gören ve fetöcü olmayan dindar. Bunlara sahip çıkan oldu mu? Varlıklarından bahseden bile yok. Hem çok ahlaklı görünmek istiyorlar, hem de acırsanız acınacak hale düşersiniz ilkesiyle yapılan herşeyi savunuyorlar. Ama Allah'ı kandıramaz kimse. Allah herkesi ne yaptığını da, kalbindekini de biliyor. Gün gelir diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günahından dolayı gömüldüğü sorulurken, diri diri gömülen bu Müslümanlara da sorulur niye sosyal olarak toprağa gömüldükleri. Ve onları sosyal olarak gömen Müslümanlara da sorulur niye onları toprağa gömdükleri.

      Sil
    4. 1. "Birincisi sanki bu süreçten etkilenen herkes fetöcüymüş veya Fethullah'ın peşinden gitmiş gibi yazıyorsun." demişsiniz. Ben öyle bir varsayımda bulunmadım. Benim yazım yazar ve yazar gibi cemaatte bulunmuş diğer insanlara yönelikti. Yazar zaten o grubun içerisinde yer almış bir kişi olduğunu söylemiş. Yani herhangi bir varsayım yok. Siz o grubun içerisinde yer almadıysanız zaten yazımın muhatabı değilsiniz, fakat üstünüze alınmışsınız.

      2. ""ama siz de uyaranlara rağmen Fethullah'ın peşinden gittiniz" diyerek onları işlemedikleri bir suçtan dolayı suçlu ilan ederken ..." demişsiniz. Buradaki amanın bağlamı, gördükleri haksız muamele ya da zulüm değil. Eğer öyle alırsanız ben sanki uğradıkları haksız muameleleri tasvip ettiğim ve haklı olduğuna bir gerekçe öne sürdüğüm sonucu çıkar, siz de bunu çıkarmışsınız. Halbuki ben kim olursa olsun, haksız, hukuksuz her türlü yapılan muamelenin, zulmün karşısındayım. Buradaki amanın bağlamı, yazarın 4 yıldır ses çıkarmayan diğer müslümanlara yönelik sarf ettiği sözlerdir. Yani o gruplara sesini çıkarmıyorsunuz diye kızarken, geçmişte kendilerini uyarmak için sesini çıkaranlara nasıl muamelede bulunduklarını hatırlatmış oldum.

      3. Yine aynı söz ile ilgili olarak, beni onları işlemedikleri bir suçtan dolayı suçlu ilan etmekle suçlamışsınız. Ben kimseyi işlemedikleri bir suçtan dolayı suçlu ilan etmedim. Birileri ilan etmiş olabilir, ama o ben değilim. Hatta kimlerin suçlu ilan ettikleri de bellidir. Ben onları işledikleri bir suç ile itham ettim. O suç da, Allah'ın (cc) Kur'an-ı Keriminde açıkça bildirdiği, fasıkların, dalalette olanların, münafıkların veya kovulmuşların yolundan gitme suçudur. Ben bu suçtan bahsettim, ama diğer suçlardan bahseden ben değilim.

      4. "Savunduğun cemaatler, dindarlar, hocalar diyebildi mi bunu? " demişsiniz. Ben her cemaati savunacak pozisyonda değilim. Fakat benim için ölçü bellidir, haksızlığı, hukuksuzluğu, zulmü hiç bir müslüman tasvip edemez. Eğer bu gruplar arasında tasvip edenler varsa onların tamamı yanlıştadır. Fakat kendilerine bir zarar geleceği endişesi ile dışarıya herhangi bir açıklamada bulunmuyorlar fakat kendi içlerinde bu durumlara buğz ediyorlar ise onlar doğru yapıyorlardır. Onları, niye ses çıkarmıyorsunuz diye eleştirenler ise haksızlık yapıyorlardır.

      5. "Sabah akşam en temel mesajı ..." ile başlayan cümlenizle ilgili olarak; Benim bu platformda bulunmamın nedeni, cemaat içerisinde bulunan/bulunmuş insanlara kendi yanlışlarını hatırlatacak bir imkan bulmaktır. Eğer zulmedenleri eleştirecek olsam, onlara sesimi duyurmayı amaç edinsem burada yazmam, onların bulunduğu bir platformda yazarım.

      6. Diğer yazdıklarınız ile ilgili genelde hemfikirim. O fikirleriniz ile ilgili bir şey yazmıyor oluşum bundan dolayıdır.

      NOT: Tekrar eden, ya da benzer anlama gelen cümleler kurduğumun farkındayım. Fakat bazı arkadaşlar beni anlayamıyorlar. Ya da ben kendimi iyi anlatamıyorum diyeyim. O yüzden bu şekilde yazıyorum, kusura bakmayın.

      Sil
    5. Bu yorumu, Kadir Misirliogluna kadar ciddi ciddi okudum. Kadir Misirlioglundan sonrasini okumayi biraktim. Insanlari yargiladigim icin kendime kizdim ve tam okumaya devam edecekken, soytarinin silueti belirdi. "Ben deliyim, ben deliyim, ben deliyim" diye 3 defa seslendi. Bende okumayi biraktim ve insanlari yargiladigim icin duydugum pismanlik duygusu kayboldu.

      Sil
    6. Bir Vatandaş21 Şubat, 2020

      Osman K arkadaş

      Öncelikle insanlara kendi ahmaksızlığınıza kızın biz sizi uyardık söylemi ile çok vizyonlu biri gibi insanları küçümseyerek bir yere varamazsın.
      Diğer mevzu ise hatayı kişilere indirgeyip kadir mısıroğlunu örnek göstermişsin. Sana göre hata yanlış cemaat seçimi sanırım. Bu dönemin en büyük iyiliği insanların cemiyetleşmeye tavır alması oldu.

      Sil
    7. Murat Bey, Kadir Mısıroğlu da bir insandır, hataları vardır, doğruları da vardır. Fakat doğruları hatalarından çok daha fazladır. Allah rahmet etsin. Tartışmayı bir kişiye yönlendirerek ne yapmaya çalıştığınızın farkındayım. Bu şekilde yazının ana düşüncesinden konuyu başka yere saptırmaya çalışıyorsunuz. Hocanıza laf geldiği zaman bu tavırları takınan çok insan gördüm. Cesaretiniz varsa düşünceleri tartışırsınız, ama yapamıyorsunuz.

      Sil
    8. Bir Vatandaş Bey, o kelime bir küçümseme ifadesi değil, bir durum tespitidir.
      Hatayı kişilere indirgemedim, yüzlerce örnek arasından sadece 2 kişinin konu ile alakalı tespitlerine yer verdim, anlayabilen için. Olayı kişisel boyuta indirgeyenler diğer yorumcular maalesef. Ben hatanın ne olduğunu çok açık bir şekilde ifade ettiğimi düşünüyorum. "Sanırım" ile biten başka bir ifadeye yer vermenize gerek olmadığını söyleyebilirim. Size de aynı daveti yapıyorum, kişileri değil fikirlerini tartışın.
      Saygılar.

      Sil
    9. Osman K, bey
      Onyargilardan kurtarin kendinizi, "hocaniz" dediginiz adam kimdir bilmem ama ben hicbir kutsali olmayan bir insanim. Herhangi bir amac olmaksizin yazdim, toplumdaki delileri ve narsistlere ses cikartmazsan o deliler toplumu esir aliyor. Zamaninda ,Said Nursiyi, Fettullah Guleni ve Kadir Misirlioglu gibi, mental problemli insanlari belirlemis ve onlara seyhlik, alimlik ve allah doslugu yerine, tedavi ihtiyaci olan bireyler gozuyle bakmis olsaydik. Bugun toplum bu kadar kutuplasmayacakti.

      Sil
    10. Murat Bey, haklısınız ön yargılı bir yorumda bulundum. Bundan dolayı özür dilerim. Onun haricinde sizin ilk yorumunuzda ne demek istediğinizi de anlayamamış olduğumu farkettim. Açıklarsanız sevinirim. Ayrıca Gerçi konumuz bu değil ama, son yorumunuzda ise asıl kutuplaştırandan bahsetmemişsiniz.

      Sil
  4. İyi hoş da,ahmak kısmı hiç olmadı,bitiş böyle olmamalıydı.. bendende saygılar..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bazen sarsıcı ifadeler kullanmak daha etkili oluyor. Bu kadar uyarıya rağmen hala bildiği yoldan dönmeyip neticede hüsrana uğrayanlar için ne denir? Bu kelime bence bu durumu birebir karşılıyor, çok da takılmamak lazım. Vesselam.

      Sil
  5. fesli manyağın müridi dadanmış yazıya :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yanıt vermeye değmezsiniz. Ama bir trol dadanmış denebilir.

      Sil
  6. Osman K

    Kendini o kadar guzel anlatiyorsun ki,
    Iste sen hep bu iyi niyetinle,insanlari uyarmaya kurtarmaya imkan hazirlayan,bunu kendine verilmis bir hak sanan ama haddi asip,insanlarin hak ve hukukuna girebilme cesaretinden de kacinamayacak olan bir din muridisin.Suan bunun ne demek oldugunu anlayamiyrsun.

    Kimseyi dusunmene gerek yok,birak bizleri kendi batakligimizda,sen kendine bak.
    Seni onceden dinlemeyenler simdi niye dinlesin.

    Bizde senin gibi insanlari kurtarma,iyiye guzel cagirma derdiyle dustuk bu duruma,senin bu dusunceyle biraz daha oyalanmaya,ahkam kesmeye ihtiyacin var.Zaten yazdigin yorumlardan belli bizim eski kafamizdan ne eksigin ne fazlan var,ama haksizlik etmiyeyim simdi arkadaslara sen biraz daha zorsun,egitim anlaminda;)Egitilmezsinizdir!


    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beni kendinize benzetmişsin. Allah size benzemekten tüm müslümanları ve beni korusun. Sizinle yakından uzaktan bir benzerliğim yok elhamdülillah. En büyük eksiğinizden biri, ilim bilmediğiniz halde FG'nin kitaplarını ve biraz da Risale-i Nur okuyarak kendinizi ilim sahibi zannediyor, gerçek ilim sahiplerini ise küçümsüyordunuz. Kur'an-ı Kerim'i bile doğru dürüst okumasını bilmeyen, 19 harfli Besmeleyi çekerken bile 19 yanlışı olan kişiler, cemaatiniz içerisinde bölge abiliği, bilmem ne abiliği yapıyordu. En kötü tarafı da kendilerinin cahil olduklarının farkında bile olmadan birilerini kurtarma peşine düşmeleriydi.
      Kimseyi kurtarma gibi bir zorunluluğumuz yok. Ama uyarma zorunluluğumuz var. Eğer burası özgür bir platform ise ben burada bunu yapıyorum, o halde siz eğer uyarılardan kendinize hisse çıkarmıyorsanız siz bilirsiniz fakat tahammül etmek zorundasınız, işinize gelmiyorsa kendi bataklığınıza dönmekte serbestsiniz. Yok eğer burası özgür fikir platformu değilse o halde ben de burada bulunmaya devam edecek değilim.
      Saygılar

      Sil