Menkıbelerde Asla Değil Fasla mı Bakılır? - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

10 Aralık 2019 Salı

Menkıbelerde Asla Değil Fasla mı Bakılır?

Şöyle bir menkıbe var, belki duymuşsunuzdur: 
Bir gün şeyhi, İbrahim Ethem'i çağırır. 'Benim canım şarap istiyor. Falan çarşıda, falan dükkanda vardır. Git, bana al getir' der. İbrahim Ethem hiç kalbini bozmadan, itikadını zedelemeden hemen kalkıp söylenen dükkana gider. Şarabı alır getirir, şeyhine arz eder. Şeyhi 'istemiyorum artık, canım istemiyor' diyerek şarabı reddeder.
İbrahim Ethem için imtihan devresi başlamıştır artık. Şeyh onu tecrübelerinden geçirmektedir. 

 Aradan bir müddet geçer, Şeyhi onu tekrar çağırarak, 'canım güzel bir kadın istiyor' der. İbrahim Ethem 'Peki kurban' diyerek huzurundan çıkar. Düşünmeye başlar, 'Şeyhimin emrini acaba nasıl yerine getireceğim' diye. 'Eskiden olsaydı padişahlık zamanında etrafımda birçok güzel kadın vardı. Fakat şimdi ne yaparım? Şeyhimin arzusunu nasıl yerine getireceğim?' diye düşüne düşüne eve varır. Eve girer, karısına 'Hanım kalk, en iyi elbiselerini giyin. Ziynetini tak, beraberce şeyhimin yanına gideceğiz' der. Hanımı hazırlanır, beraberce çıkarlar. Şeyhinin huzuruna vararak 'Efendim, emriniz üzere getirdim' der. Şeyhi 'Neyi getirdin?' diye sorunca: 'Siz benden genç ve güzel bir kadın istememiş miydiniz? Kendi hanımımdan daha güzelini bulma imkânım olmadığından onu getirdim' diye durumu arz eder. 
  
Şeyhi İbrahim Ethem'in hanımını hemen geri gönderir. Yapmış olduğu bu tecrübeyi kâfi görür. İtikadını, teslimiyetini tam olarak ölçen şeyh, hemen İbrahim Ethem'e halifelik verir. İbrahim Ethem zamanın en büyük evliyası olur. ( Sohbetler-Seyyid Abdul Hakim el-Huseyni s.126) 
  
Öncelikle bu hikâyenin gerçekten yaşandığını düşünmüyorum. Ama anlatılanı yorumlayabiliriz hepimiz. Ekşi Sözlük’te birisi bu menkıbeye şu yorumu yapmıştı “böyle kız düşürülüyor mu, çalışıyor mu bu yöntem?”  
  
Şu soru da sorulabilir: Şeyh erkek istese ne yapacaktı? “Kendimden daha yakışıklısını bulma imkânım olmadığından kendimi getirdim!” mi diyecekti? 
  
Bazen böyle menkıbeleri eleştirdiğimizde alacağımız cevap bazen “menkıbede asla değil fasla bakmak lazım” oluyor. Tabi bu iyi ihtimal. Muhatabınız ortada bir yanlış olduğunu düşünmüyorsa, zaten bu sözü söylemez. Öbür türlü daha büyük bir problemle karşı karşıyasınızdır. Bu yazıda, bu "asla değil fasla bakmayı” tartışacağım. 

Bu mesele neden önemli? 
Bu mesele önemli çünkü yazının başındaki örnek gibi akla ziyan çok sayıda menkıbe var. Bunlar sosyolojik açıdan ciddi problemler barındırıyor. Yukarıdaki hikâyedeki problemlerin sadece birkaçını örnek olarak sıralayacağım: 
  
  • İbrahim Hakkı, eşini şeyhe götürürken kadına karşı neden dürüst olmuyor ve götürme sebebini anlatmıyor? Eşler arası güveni bitirmez mi bu? Güven sarsılırsa bir daha gelmesi çok zordur.  
  • Kadının rızası var mı? İbrahim Hakkı belki geniş bir insandır, eşini paylaşmayı kendisi tercih edebilir. Ama kadının rızası yoksa bu bir tecavüzdür. Hikâye bunu fedakâr olmakla izah edip, yüceltiyor. 
  • İbrahim Hakkı eşine tecavüz edileceği bir kumpas kurmuş. Ama hikâye kumpası normalmiş gibi anlatıyor.  
  • Kadın neden hiç itiraz etmiyor? Bir kız çocuğu bunun gibi beş tane hikâye duysa belki kocaya asla itiraz edilmemesi gerektiğini düşünecek, aklına öyle yerleşecek, büyüyünce öyle bir eş olmak isteyecek, bilemezsiniz.  
  • En bariz problem: bir öndere böyle körlemesine itaat çok tehlikelidir. İslam dini ile de çelişiyor. Ama hikâye bu tutumu matah şeymiş gibi yüceltiyor. 
  
Dinleyenler menkıbedeki problemleri göremiyorsa (mümkündür, çocuktur, dinleyenler o konuda yeterince bilgili değildir), orda anlatılanları normalmiş gibi görebilir. Bu da problemli görüşleri normalleştirmek olur. Sorunlu mesajlar barındıran menkıbeleri paylaşıp, sonra da “aslına değil faslına bakmak lazım” demek bu yüzden problemli bir yaklaşımdır. Olabilir, herhangi bir konuda bazen verdiğimiz örnekte hatalı bir nokta olabilir ve biz görememiş olabiliriz. Birisi anlattığımız örnekteki hatayı söylerse, “aslına değil faslına bakalım, sen mesajı anladın” demektense, “ben daha önceden fark etmemiştim. İlginç bir noktaya değindin” demek daha güzel olmaz mı? 

Menkıbeyi Rasyonel Mantıkla Değerlendirmek Çok Saçma! 

Daha önce Bahattin Karakaş’ın yazısındaki problemleri İsa Hafalır ile analiz ettiğimiz yazıda böyle geri bildirimler almıştık: menkıbe bu, katı bir rasyonel mantığa vuramazsın!
Siz saçma olduğunu görüyorsanız ne mutlu! Ama oradaki yanlış bakış açısını fark edemeyen ve yanlışları hayatına uygulamaya çalışan çok insan var. “Benzetmedeki yanlışları herkes biliyor zaten” diye bir ön kabul yapamazsınız. Avama anlatılan bir menkıbe icinBuradaki tüm yanlış noktaları herkes biliyor zaten” derseniz elitist bir tavır sergilersiniz. Kaldı ki herkes biliyor bile olsa korkunç bir örnek vererek bir noktayı izah etmeye çalışmanın bir anlamı yok. Dikkat dağıtıcı ve yanlış.  
  
Eğitimsel açıdan hatalı bir yaklaşım 
 Burada aslına değil faslına bakmayı teorik olarak ve basitçe inceleyeceğim. Doktora eğitimimde, farklı disiplinlerden çok sayıda öğrenme teorisini inceledim. Şunu söyleyebilirim ki yanlış bir örnek vererek bir konuyu öğretmeye çalışmak, eğitim teorilerine ters. Bir şeyi anlatırken verilen örnekler dikkat dağıtıcı olmamalı. Bu önemli bir noktadır. Mesela bölme işlemine yönelik bir örnek verirken “4 porsiyon çikolata soslu frambuazlı dondurmanın yarısı, 2 porsiyon çikolata soslu frambuazlı dondurmadır” demek kötü bir örnektir. Dikkat dağıtıcıdır. Elma örneğinden yürümek basittir ve temizdir. Benzer şekilde bir konuya örnek vermek için de problemli bir menkıbe anlatmak, en iyi ihtimal konuyu dağıtır, kötü ihtimal konuyu bambaşka bir noktaya getirir. Kötü örnek vererek öğrenmeyi desteklemek diye bir yaklaşım yok. Tersi örnek vermek (counter example) var. Ama orda da onun ters örnek olduğunu söylersin. Muhatap bilir örnek ters bir örnek olduğunu. Örneğin, bir cocuğa üçgenleri anlatırken, üçgen olmayan sekiller gösteripbunlar üçgen değil” diyerek ters bir örnek verebilirsiniz. Çocuk da bilir, o üçgen degildir 
  
Öğrenme Teorileri Ne Diyor? 
“Öğrenme ne zaman gerçekleşir?” sorusu öğrenme teorilerinin cevap bulmaya çalıştığı en temel sorulardan birisidir. Bu soruya açık bir cevap olmasa da “yanlış örneğin doğru gibi sunulduğu zaman” asla bir cevap olamaz. 
  
Genelde öğrenmenin olması için şunlar etkili görülür: bilişsel çelişki (congitive conflict), kafa karıştırıcı ikilem (disorienting dilemma), bilişsel uyumsuzluk (cognitive dissonance). Aslına değil faslına bakılan kötü bir örnek, bunları sağlamaktan uzaktır. Menkıbeyle oluşan kafa karışıklığına “bilişsel çelişki oluyor ya işte, daha ne istiyorsun!” diyenler olabilir. Farklı konulardaki karışıklık bunlar. Menkıbenin vermeye çalıştığı mesajla ilgili olması lazım bilişsel uyumsuzluğunun, menkıbenin kendisiyle ilgili değil. Ha amaç menkıbeleri her yönüyle doğru kabul eden birisine menkıbelerin problemlerini göstermekse, o zaman problemli menkıbe anlatmak iyi bir örnek olur. 

Sen anladın mesajı zaten! 
 Asla değil fasla bakılır sözünü desteklemek için " Sen anladın mesajı zaten!” sözünü duymuşsunuzdur. Bu yaklaşım da yanlış. Karmaşık bir meseleyi anlatırken sorunlu bir menkıbe örneği verip, sonra da sen anladın mesajı denirse, “Ben biliyordum madem, o zaman niye anlatıyorsun” demez mi insan? Kaldı ki muhatabının anlayışına bırakıyorsan, onun zaten oradaki ince mesajı bildiğini düşünüyorsan niye anlatıyorsun? Düşünsenize bu yaklaşımın bilimsel yayın yaparken sergilendiğini. Akademi iptal olur. Makalede konuya dair bir şeyler söyleyip, “siz anladınız zaten, asla değil fasla bakın” denildiğini... 
  
Bir diğer boyutu, muhatabınızın neyi nasıl anladığını bilemezsiniz. En güzel örneği bile verseniz, insanlar pekâlâ anlamayabilir.  Aynı metinden iki zıt anlamı çıkarmanın mümkün olduğu bir evrende, kötü bir örneğin üstüne “sen aldın mesajı zaten” demeyi sağlıklı bulmuyorum. Onun yerine “evet, kötü bir örnek oldu. Neyse takılmayalım, örneği unut gitsin” demeyi tercih ederim.  


-Enes Gökçe                                                                 Twitter: @EnesGokce01 
  
-------------------------------------------------------------------------------------------- 
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi 
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez. 
-------------------------------------------------------------------------------------------- 


43 yorum:

  1. Yazarın bakış açısını okuyunca aklıma Kurandaki Musa Hızır kıssası ve çocuğun öldürülmesi geldi.

    Bir çocuk sırf ileride asi falan olacak diye niye öldürülür? Bu mantık osmanlıların bebek şehzade katlini gatırlatıyor.

    Ya da Allah o çocuğun yaşamasını ailesi için zararlı gördü diyelim, yaratmadan önceden bilmiyor muydu? Niye sonra öldürmeye karar verdi?

    Fasla değil asla bakarsak Allah bizim bilmedikletimizi bilir, hikmetinden sual olunmaz deriz iş çözülür.

    Ama fasla bakınca, yazarın mantığıyla bakınca, Allah pek de iyi bir örnek seçmemiş gibi duruyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ilginc bir nokta. Ben soyle dusunuyorum:
      Hz. Musa kissasinda Yaratici gelecekte ne olacagini kesinlikle bildigi icin ve savunulabilir bir gerekce goruyorum. Cocugun isleyecegi buyuk sucu tahmin etmiyor, direkt biliyor Yaratici.
      Insanlara ait degerlerde gelecegi kesin bilme gibi bir sifat denkleme dahil edilmedigi icin, boyle bir istisnayi bir insan yapsa, onu tasvip edemeyiz.

      Sil
  2. iyi de Musa peygamber, Hızır da farklı makamda bir şahıs. Örneği veren Allah, onun zalim olacağını elbette o bilir, bilebilir.

    Ancak menkıbelerde kişiler o zat bu zevat. Örneği veren şeyh, molla. Hatta ilkokul mezunu hoca...hatta okuma yazma bilmeyen teyze. kaderi mi biliyor gaybı mı?

    Bence bu menkibe anlatma faslını tamamen geçmemiz lazım. Sene 2020 illa bir şey anlatacaksak film çekip kurgu roman yazıp dünyaya pazarlamak daha etkili ve tutulan bir yöntem.Zamanın bir şey anlatma yolu bu. Bilmem kim bi okumuş adam ayağa kalmış diye anlatınca kimse yemiyor. Ekşiciye malzeme olunuyor.

    YanıtlayınSil
  3. Bu menkibemsi seyi hic duymamistim,iyiki de duymamisim.rezillik...

    YanıtlayınSil
  4. menkibe demek öykü demek. bunları gerçek gibi kabul ederek yorum yapılmaz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gercek oldugunu dusunmedigimi yazida ifade ettim.
      Elestirdigim sey, problemli ornek vererek bir konuyu izah etmeye calismanin yanlis oldugudur. Yoksa, konuya uygun bir oykuden ornek vermekte bir beis gormuyorum.
      Saygilar

      Sil
  5. Bizim menkıbatta bu tarz neredeyse iğrenç diyebileceğimiz şey çok. Bir zamanlar Tavaslı hocanın menkıbeler kitabını almıştım. Neredeyse her menkıbe falsolu idi. Bu birazda bu menkıbeleri uyduranların cehaletinin göstergesi. Yağmurda kalan bir genç bir mollanın evine sığınması, tuvaletin ibriği değişince o eski ibrik benim bütün mahrem yerlerimi biliyordu, şimdi bu yabancı ibrik niye geldi diye ağlaması vs. gibi tuhaf menkıbeler var ve bunlar yerin dibine batırılmalı.

    YanıtlayınSil
  6. Enes Gökçe bey, olayı bir de şöyle düşünün: İbrahim Edhem, Şeyhi kendisinden şarap istediğinde şeyhinin bu şarabı içmek istediği için istediğini hiç aklının ucuna bile getirmemişti, çünkü şeyhi günah işlemezdi. Neden istediğini sormasına gerek yoktu çünkü sorsa edepsizlik olurdu. Nitekim de şeyhi şarabı içmedi. Kadın getir dediğinde de şeyhinin zina yapmak istediği için kadın istediğini aklının ucuna bile getirmedi. Şeyhine karısına zina yap diye getirmedi, o da zaten zina yapmadı. Yani ortada bir günah talebi olmadığı gibi bir günah da yok. Şeyhi müridini, normal bir insanın aklına türlü türlü fitne girebileceği bir ortama soktu, müridinin de aklına her hangi bir fitne girmedi. Eğer bu olayı bu şekilde düşünürseniz, bu hadisede problem olarak ortaya koyduğunuz maddelerin tümü otomatikman havada kalıyor sayın Enes Gökçe.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz icin tesekkurler.
      Kissayi sizin dediginiz gibi yorumlarsak, o zaman ortada Ibrahim Ethem icin imtihan da yok. Seyh yanlis soru sormus imtihanda, bosa zahmet vermis. Halifeligi de bedavadan, kolayca kapatmis Ibrahim Ethem.
      Kaldi ki kissada "İbrahim Ethem için imtihan devresi başlamıştır artık. Şeyh onu tecrübelerinden geçirmektedir." diyor.

      Sil
    2. Aslında bu cevabı vermememdeki neden, bu olaya yaklaşımlarının sorunlu olduğunu düşündüğünüz insanların yaklaşımlarının neden sorunlu olduğunu ortaya koyarken gösterdiğiniz yaklaşımın sorunlu olmasıdır. :) Başlangıçta bu hadise ile ilgili "Öncelikle bu hikâyenin gerçekten yaşandığını düşünmüyorum" diye giriş yaparak, kendi düşünceniz olduğunu belirtmiş oluyor ve bu hadisenin doğru olabileceği ihtimaline de açık kapı bırakmış oluyordunuz. Objektif gibi görünen bir başlangıç yapmıştınız. Fakat yazınızın devamında olayı tamamen seküler dünyanın dizayn ettiği sosyolojik bir yapının etkisinde değerlendirme yaptığınız görülüyor.

      Bu sosyolojik yapının düşünce sistematiğine uymayan tüm dini değerlendirmeler, kesin yanlıştır yargısıyla damgalanıyor. Hatta bu sosyolojiyi benimsemiş günümüz ilahiyatçıları da, yine bu çerçevede değerlendridikleri islami ve tasavvufi düşünce yapısını, "geleneksel islam" ismini vererek, aslında gelmiş geçmiş tüm ehl-i sünnet akidesine bağlı düşünce yapısını itibarsızlaştırma gayreti içerisine giriyorlar. Bir çok yerde bağnazlık olarak damgalandığı görülüyor. Aslında problemin temelinde, seküler dünyanın etkisinde değişen sosyolojik yapının içerisinde kesin doğru kabul edilen, hatta "evrensel değerler" ismi takılan, aksine düşünenlerin linç edildiği bir çok yanlışın, ehl-i sünnet akidesi ile çatışması vardır. Geçmişten gelen bu dini inanış bu düşünce yapısıyla değerlendirildiğinde de, "bakın ne saçmalıklar, ne iğrençlikler varmış" sonucuna varılabiliyor. Varılan yargıların yanlış olabileceğine ihtimal dahi verilemiyor, çünkü bu yargılar evrensel değerler(!) üzerine kurulmuştur. Bu durumda, Ehl-i sünnet ve tasavvuf anlayışını bağnazlıkla suçlayanların kendileri aslında bir bağnazlığın içerisine girmiş oluyor.

      Bu açıklamaları sizi bu katagoriye soktuğum için yazmadım, yani bu suçlamalar size karşı değil. Bir durum tespiti yapmak ve sizin bu yazınızda gösterdiğiniz yaklaşımın neden sorunlu olduğuna bir zemin olması için yazdım. Yani sizin ve sizin gibi bu tip menkıbeleri eleştiren insanların bu olaya yaklaşımında, etkisinde kaldığınız düşünce yapısını açıklamak istedim. Yazınızda anlattığınız olayla ilgili kendinize göre bir takım problemler ortaya koydunuz, fakat bu problemleri kesin yargılarla doğru kabul ettiniz ve "Dinleyenler menkıbedeki problemleri göremiyorsa (mümkündür, çocuktur, dinleyenler o konuda yeterince bilgili değildir), orda anlatılanları normalmiş gibi görebilir. Bu da problemli görüşleri normalleştirmek olur." diyerek farklı bir fikri yapının olabileceğine ihtimal dahi vermediniz. Ben de cevap yazarak Tasavvufi terbiye almış bir bireyin gerçekte böyle bir olaya bakış açısını yansıtmaya çalıştım.

      Cevabımdaki düşünce yapısına itiraz etmediğinize sevindim. Fakat bu anlaşıya göre imtihan olmayacağından hareketle, bu yaklaşımın doğru olmayacağını iddia ettiğinizi görüyorum. Halbuki cevabımda imtihanın ne olduğundan bahsedilmiştir. Ortada elbette bir imtihan vardır, hem de çok kişinin kaybedeceği bir imtihan vardır.

      Sil
  7. Sayın Gökçe, itaat konusunda doğru bilgiye sahip değilsiniz. Zira islam bir itaat dinidir. En başta Resulullah'a (SAV), sonra ulul emre, sonra alim olanlara itaat. Tarikatta da durum budur, aslolan itaattir. Tarikatın başındaki mürşide itaat... Bir itaat ettin mi artık o saatten sonra aklını bir kenara koyacak, mürşidin ne derse emir telakki edeceksin. Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Şah-ı Nakşıbendlerin, Aziz Mahmud Hüdayilerin, İbrahim Edhemlerin... aklınıza gelebilecek tasavvuf erbabı büyük velilerin o mertebeleri elde etmelerindeki anahtardır itaat.
    Kritik nokta kime itaat edildiği ile alakalıdır. Müslüman uyanık olacak, itaat edeceği kimsede şeriate, edebe muhalif bir hal var mıdır ilk önce ona bakacak. Yoksa medeniyetin en önemli buluşlarından biri olan bıçağın, yanlış ellere geçip göğsüne saplanarak hayatını elinden alması gibi, dinini elinden alıp sizi ortada bırakabilir.
    Tasavvufta itaatin ne olduğunun anlatıldığı, muteber kabul edilmiş, özellikle eskiden yazılmış kitaplardan bilgi edinmenizi tavsiye ederim.
    Saygılar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tesekkur ederim yorumunuz icin.

      Ayni Peygamber, Abdullah Bin Huzafe'nin yaktirdigi atese atlamayi kabul eden sahabelere "Atlasaydiniz bir daha o atesten cikamazdiniz" da diyor. Abdullah bin Huzafe, itaat etsinler diye baslarina Peygamber tarafindan konulmus bir komutandi. Ama bir kismi ittati tercih etti, bir kismi isyani. Peygamber de kendi atadigi komutana o konuda itaat etselerdi ateste olacagini soyledi. Birisi sirf lider diye her dedigi yapilmak zorunda olmadigini Peygamber ve sahabe hayatinda cok kez goruyoruz.

      Bu ornekten ben soyle anliyorum: Kime itaat edilecegi cok saglam belirlendikten sonra bile o kisiye ne olursa olsun mutlak itaatin yanlistir. Bana mantikli gelen de bu oluyor.


      Tasavvuftaki itaat algisinin mukemmel oldugunu da dusunmuyorum. O yuzden "Tarikatta da durum budur, aslolan itaattir" argumani, olayi hakli cikarmak icin yetmiyor benim icin.

      Okumaniz icin bir kitap tavsiyem yok. Varolan bilgilerinizin isiginda muhakeme gucunuze saygi duyuyorum.

      Direkt benim bilgi olarak hatali oldugumu dusundugunuz noktalari paylasirsaniz (tasavvuftaki itaat tanimi gibi), beni binlerce sayfa extra bir okuma yapmaktan kurtarirsaniz, yardimci olmus olursunuz.

      Saygilar

      Sil
    2. Allah'a açıkça itaatsizlik olan bir hususta itaat edilmez. Gerçek mürşid de zaten Allah'a açıkça itaatsizliği emretmez. Verdiğiniz örnek ise bizim konumuzla çok uyuşmuyor, zira Abdullah Bin Huzafe'nin maksadı şaka yapmaktır. Ateşe atlayan kimse de olmamıştır. Bu hadis zaten itaatin sınırını çiziyor. Açıkça Allah'a isyan olan bir emre itaat edilmez, ben de zaten aksini söylemiyorum.
      Sizi binlerce sayfa okuma zahmetinde bırakmayayım, sadece bir kitap tavsiye edeyim. Tasavvuf düşüncesinin sistematiğini anlamanıza yardımcı olacak bir değerli eser olan İmam-ı Rabbani(k.s.)'nin Mektubatını okumanızı tavsiye ederim. Eğer okursanız göreceksiniz ki, düşünce yapınız bu mübareklerin düşünce yapısı ile bir çok yerde çatışıyor. Bu noktada bir karar vereceksiniz, ya "benim düşüncem doğrudur bunlar yanlıştır" diyecek, kendi nefsinizi ön plana çıkaracaksınız, ya da "ben çok farklı düşünüyormuşum" diyerek bir nefis muhasebesine girişeceksiniz. İlk seçeneği tercih ederseniz unutmayın ki, kendi nefsinizi tercih ettiğiniz zat, 500 yıldır adı hayırla yadedilen, 1000. yılın müceddidi olduğu ehl-i sünnet tarafından ittifakla kabul edilmiş bir zattır. Siz ise öldükten 2 ay sonra adı unutulacak bir kişisiniz.

      Sil
    3. Hocam rabbani'den önce islam dini yok muydu insanlar mektubat kitabı olmadan önce ne yapıyordu

      Sil
    4. Imam-i Rabbani ile uyusmak gibi zorunluluga kimsenin sahip oldugunu dusunmuyorum. Bu yuzden onunla celismekte de problem gormuyorum, eger celisiyorsam.

      Kimin adi daha cok bilinirse o daha itibarlidir gibi bir anlayisi da kabul etmiyorum. Argumanlarimin neden yanlis oldugunu ifade eden bir itirazi daha mantikli bulurum. Kimin soylediginin pek bir onemi olmaz.

      Hikayede Allah'a itaatsizligi acikca istemis. Ibrahim Ethem de sizin dediginiz gibi "Gerçek mürşid de zaten Allah'a açıkça itaatsizliği emretmez" deyip seyhine karsi gelse, daha ogretici bir hikaye olurmus.

      Sil
    5. Tüm ehli sünnet itikadına mensub müslümanlar İmam-ı Rabbani Hazretlerinin müceddid olduğuna, mürşidi kamillerin de büyüklerinden olduğuna inanmış olmasını gözönüne alırsak, bizim gibi ehli sünnet itikadına tam manasıyla inanan tüm müslümanlar olarak elbette o zat ile uyuşmak gibi bir zorunluluğumuz ortaya çıkar. Tabiki tercih bu noktada size aittir.

      Size bu menkıbeyi anlamanız için farklı bir yol önermiştim. Bu anlayışa göre İbrahim Ethem Hazretlerinin mürşidi zaten Allah'a açıkça bir itaatsizliği emretmiyordu. Siz de bu anlayışa itiraz etmemiş, sadece İbrahim Ethem Hazretleri için imtihan olmayacağı düşüncesiyle bu şekilde anlaşılamayacağını iddia etmiştiniz. Ben ise size cevaben bu anlayışın içerisinde ciddi bir imtihanın var olduğunu belirtmiştim. Şu an imtihan olmadığına dair iddianızı savunmadığınıza göre imtihan olduğunu sizin de kabul etmiş olduğunuzu düşünüyorum. Fakat bu sefer de benim önerdiğim anlayışın içerisindeki İbrahim Ethem Hazretlerinin mürşidinin Allah'a açıkça isyan emri olmadığına dair düşünceyi reddediyorsunuz, fakat bunu reddederken herhangi bir mantıki ya da ilmi delil getirmiyorsunuz.

      Sil
    6. Islam Allah a itat edin diyor,peygamberimizde sunnetime ve Kurana bakin diyor...ulul emr mis,alim mis ,ucanmis,kacanmis bunlara itaat edin falan demiyor...Hatta peygamberimizin vefatindan sonra hz.Omer kuran da yazan seylerin ziddi yonde ictihatlar yapiyor...
      Heralde ortaya cikmis olan Feto rezilligi yetmiyor,birde alime itaat,seyhe itaaat,abiye itaat ablaya itaate devm diyorsunuz.Allah yardim etsin,bu kafayla bizim daha cok isimiz var!!!

      Sil
    7. iyi bakın, ulul emre itaat kuranda da sünnette de, icmada da vardır.

      Sil
    8. Allah tan baskasina itaat yoktur dinin ozunde...ulul emre itaati sonradan,peygamberin tirunlarin8 bogazlayip,yonetimi ele geciren halifeler cikartmislardir...ya itaat edersin yada parca parca edilirsin..hatta dinin ozunde isyankar idareciye,itaat etmeme vardir...

      Uluk emr kim ki itaat edeyim.onlar da benim gibi insan,niye kula kul olayim..Mesele Allaha kul olmak,kucuk Allahciklara degil;)

      Sil
    9. Maalesef çok eksik bilginiz var. Bu sözleri söyleyerek Kur'anı-ı Kerim'deki açık olan ayetler de dahil olmak üzere İslamın açık ahkamı arasında bulunan bir konuyu yalanlamış oluyorsunuz. Mesela Nisa 59. Ayetin tefsirini muteber bir kaynaktan incelemenizi tavsiye ederim. Ayrıca bu konu ile alakalı diğer muteber kaynakları da incelemenizi tavsiye ederim.

      Sil
    10. Muteber kaynaklari incele-kime goree neye gore muteber o ayri cikmaz-ehli sunnet velcemaati incele-uymuyolarsa,yanlis yapiyorlarsa,o ayri bir dipsiz kuyu-ama yinede illa ehli cemaat diye savun,olumune savun hatta...

      Isin yoksa beynini dinle imanla,haciyla hocayla doldur,beynin busuzsun,dogru yolda yuruyemeyecek hale gel...insanca yasayamadan dunyadan goc git..daha fazla uzatmayayim,size 100/100 dogru yolunuzda mutluluklar...

      Sil
    11. 1400 yıldır gelmiş geçmiş tüm müslümanlarının EKSERİ'sine göre muteber. ben o ekserinin yolu üzere dinimi yaşıyorum, sen ise günümüzdeki bir avuç azınlık üzere dinini yaşıyorsundur. Ben o ekseri müslümanlar ile inşallah haşrolunurum. Sen de zamanımızdaki bir avuç azınlık ile haşrolunursun.
      Sana ayet ismi veriyorum, açıkça ulul emre de itaat edin diyor ayette, hala başka şeyler peşindesin. Sana başka bir şey demek bu aşamadan sonra fuzulidir.

      Sil
  8. bir kere bu anlatılan menkibenin gerçekten gerçekleştiğine dair delil yok ortada. farazi bir şeyin üzerinden tartışılma yapılmaz. menkibeler islamda kaynak değildir. muteber değildir. öyküdür.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Önemli olan menkıbenin gerçek olup olmadığı değil, günümüz müslümanlarının gözünde değersizleştirilmeye çalışılan islami anlayışın, yani ehl-i sünnet vel cemaat itikadı ile tasavvuf yolunun, günümüz müslümanlarının bir çoğu tarafından değerlendirilmesinde gösterilen yaklaşımın ciddi problemler taşıdığını ortaya koymaktır. Bunu yaparak emri bin ma'ruf nehyi anil münker emri gereği insanları uyarmak, hataya düşmelerine mani olmaktır.

      Sil
  9. Zaten basimiza ne geldiyse herseyi ehli sunnet velcemaat itikadini koruma,kollama,gozetme,yayma yuzunden geldi..bu haliyle yeteri kadar problem ehli sunnet velcemaat anlayisimiz...

    YanıtlayınSil
  10. Mesela ne? Örnek verir misin?

    YanıtlayınSil
  11. Siilere,alevilere,hatta sirf Iran vatandasi diye iranlilara yapln ayrim...

    Butun cemaatlerde cok sk gorulen birsey,tarikat ve cemaat erbabinin birbirini tutmasi..daha acik tabirle,sakirtmisin degilmisin,cemaatten misin degil misin?
    Simdilerde ise akp limisin degilmisin...
    Butun bu gruplar icindeki herkes sadece kensini ehli sunnet velcemaat gorur ve diger gruplarin yasamaya hakki yoktur!!!

    Tarihte musluman ulkelerin birbirleriyle savaslari,sahabelerin arasindaki savaslar....herkes kendisini ehli sunnet velcemaat olarak tanimlayip,karsi gruptan olanlara musluman bile olsa yasama hakki vermiyor......

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kendilerini ehl-i sünnet vel cemaat mensubu gören herkesin buna uygun hareket ettiği pek söylenemez. Hatta bazıları itikaden sorunlu. Şakirt diye tabir ettiğin grubun başındaki şahıs (F.Gülen) de dahil bazılarının başındaki insanlar da öyle. Senin ilk 2 parağrafta ortaya attığın problemler, eğer insanlar gerçekten ehl-i sünnet vel cemaat itikadına uygun yaşasalardı zaten ortaya çıkmazdı.

      "Butun bu gruplar icindeki herkes sadece kensini ehli sunnet velcemaat gorur ve diger gruplarin yasamaya hakki yoktur!!!" söylemin ise gerçeği yansıtmıyor. Ehl-i sünnet itikadına mensup tüm cemaatler birbirlerini ehl-i sünnet görür, bırak birbirlerinin, ehl-i sünnet mensubu olmayanların dahi yaşama haklarının olmadığını iddia eden yoktur.

      Tarihte müslümanların, sahabenin (sahabelerin tabiri yanlış) birbirleriyle savaşmasını ise "ehli sunnet velcemaat itikadini koruma,kollama,gozetme,yayma yuzunden geldi" katogorisine sokmak, yani bu kapsamda değerlendirmek çok sığ kalıyor. Her olayın kendi içerisinde değerlendirilmesi gereken tarafları var, derin ve uzun konular. Elbette ehl-i sünneti korumak için gerekirse savaşacağız, ama bu durumda olayları tek taraflı değerlendirip suçlu ehl-i sünnettir demek kolaycılığa kaçmaktır.

      Sil
    2. ehl-i sünnet vel cemaat denilen şey Uydurulmuş İslam dinidir. İslam dinin tahrif edilmiş halidir.

      Her türlü devletçiliği yaparlar, yezide bile laf diyemezler Muaviye taparlar, 1400 yıldır gelen tüm islam devletlerini ve onların katil sultanlarından maaş alan onlara tapan onların her türlü pisliğine fetva veren, her türlü yobazlığı yapan, her türlü şirki koşan, farklı fikirleri kılıçtan geçiren, insanları mürted ilan eden, kendileri altınlar içinde yüzen, kerbela olaylarını gizleyen, devletin menfaati üstündür gibi uyduruk fetvalar veren, işleri gelen her türlü hadisi uyduran, tarikat cemaatler gibi hristiyanlar gibi islama din sınıfı .getiren, bunların da peygamber gibi ismet sıfatına haiz olduğunu söyleyen, tamamen kitaplarının yarısı bunların olağanüstülülükleriyle dolu olan, Ebu hanefi'yi de dinsiz ilan eden ne idiğü belirsiz bir paralel din yapılanması

      Sil
    3. Ameeeen!!!May God bless you:)

      Sil
    4. "Kendilerini ehl-i sünnet vel cemaat mensubu gören herkesin buna uygun hareket ettiği pek söylenemez"

      breh breh breh
      laf olan beri gele...
      ne o fetömetre gibi elinizde bir itikadmetre mi var? söylenip söylenemeyeceğine kim neye göre karar veriyor? siz kimsiniz?

      ne güzel iş yahu. İŞİD önüne geleni kessin, karısını cariye, oğlunu köle yapsın "ama gerçek islam bu değil" .Her adım tarikat cemaat kaynasın hepsi ayrı şarlatan olsun "ama onlar ehl-i sünnet vel cemaat mensubu olsa da buna uygun hareket etmiyor"

      sahabe bile (peygamber öleli 50 yıl bile olmadan, ortaya tercüme, tefsir hiç bir şey girmeden) birbirini kessin. Ama "Kendilerini ehl-i sünnet vel cemaat mensubu gören herkesin buna uygun hareket ettiği pek söylenemez" ahh süper. sahabe bile uygun değil..kim bu uygun müslümanlar acaba? ortada hiç örnek yok da!

      Sil
    5. Ehl-i sünnet'e uydurulmuş din diyen arkadaş; Elhamdülillah bizler peygamberimizden bil itibar tüm müslümanların ekseriyeti tarafından kabul edilmiş bir itikad üzereyiz. Bunun yanında bu itikada uymayan başka itikadi akımlar da çıkmış. Onlar ise çıktığı dönemler haricinde müslümanlar arasında itibar görmemiş. Sizin gibilerin itikadı da çıktığı bu dönem hariç gelecekte hiç bir müslüman tarafından itibar görmeyecek.
      Biz 1400 yıldır günümüze kadar korunarak gelen ehl-i sünnet velcemaat mensubu müslümanların kurtuluşta olduğuna inanıyoruz. Siz ise 1400 yıldır bu itikad üzere gelmiş geçmiş tüm bu müslümanları en büyük günah olan şirk ile itham ediyor ve onları cehennemde görüyorsunuz. Kurtuluşun ise günümüzde sizin itikadınıza dahil olmuş küçük bir azınlığa ait olduğuna inanıyorsunuz. Kısaca sizin ve bizim inancımız arasındaki fark bu, hangi inanış yakın geliyorsa herkes ona inansın.

      Sil
    6. "Breh breh" ile başlayan arkadaş; sen Allah'ın tüm emir ve yasaklarına harfiyyen uyan, dinini en mükemmel şekilde yaşayan, bile bile günah işlemeyen, hatta neredeyse hiç günah işlemeyen bir kişi olduğundan, başka insanların imanının gerekliliğini tam olarak yerine getirememesi, tam manasıyla dinini yaşamıyor olması sana pek inandırıcı gelmiyor. Fakat ehl-i sünnet de olsa, ben dahil, insanların çoğu böyle değil maalesef. Ama bu sözümün ashabın döneminde yaşananlar için olmadığını yazımdan anlamamışsın, zira yazının devamında bu sözün sahabe için söylendiğinden hareketle alaycı üslubuna devam etmişsin.
      İşid ehl-i sünnet vel cemaat değildir. Kendilerine sünniyiz diyorlar fakat itikadları, 1700 yıllarda ingilizlerin büyük desteğiyle taraftar toplamış, şu an Suudlar başta olmak üzere Arap emirliklerin önemli bir kısmında ciddi hakimiyiti olan, şu an Amerika ve Küresel güçler tarafından islam'ın tahrif edilmesi ve istediklere bölgelere "terör" gerekçesiyle müdahale edebilmesine zemin hazırlaması maksadıyla desteklenmeye devam eden Vahhabiliğe uygundur. Özellikle vahhabi suudlar tarafından kurulan El-Kaide'den çıkma bir örgüttür. Yani referans verdiğin örnek geçersizdir.

      Sil
    7. beyefendi siz bana, 1400 yıllık İslam tarihinde İslam'ın ehli sünnet vel cemaat anlayışıyla başardığı bir şey göstersenize?
      İslam ne zaman ne üretmiş?
      IŞID'i islam olarak görmüyorum, suudileri görmüyorum (ben de görmüyorum) günümüzde "en medeni" islam devleti olarak nereyi görüyorsunuz peki? bana laik Türkiyeden daha medeni daha hür, daha aydın bi tane İslam devleti göstersenize?
      Günümüzü geçin hangi İslam devleti? buyrun örnek gösterin?
      Roma olmaya öykünen Osmanlı mı?
      Endülüs Emevileri mi?

      sıkıntının burada olduğunun farkında değil misiniz? savunduğunuz anlayış o kadar hasta ki taaaaaaa en başından beri. ilerlemeye imkan tanımıyor. medeniyete katkı yapmıyor. aydınlatmıyor. geliştirmiyor. itaat edip, otoriteyi kabl ettirip susup oturtuyor.

      Keşke islamı böyle yorumlamayan bir anlayışı inşa etse ve yaşatsaydık (yaşatsaydık da islamın görünen yüzü vahhabi araplarla kafa kesen İŞIDliler olmasaydı) diyoruz biz. siz tam tersinden anlıyorsunuz.

      "ISID islam değil" demekle iş yapmış olmuyorsunuz kusura bakmayın. sizin bu yorum şekliniz sayesinde (çok sağolun!) bugün anlaşılan islam tam da bu işte.

      Sil
    8. Sizin için başarı nedir? Çölün ortasından çıkmış, medeniyetten nasibini alamamış bir topluluğun, tüm dünyanın yarısına hükmetmesi, İspanya'nın 700 sene islam'ın egemenliğinde kalması, küçük bir beyliğin büyüyerek dünyanın en güçlü ülkesi konumuna geçmesi, sizin için ne ifade ediyor? İslam tarihine baktığınızda başarılarla dolu bir geçmiş göreceksiniz. Fakat bardağın neresine baktığınızla alakalı bir durum bu. Ben başarılarla dolu bir geçmiş görüyorum, muhtemelen siz trajedilerle dolu bir geçmiş değil, trajedilerden ibaret bir geçmiş görüyorsunuz. Sizinle benim aramızdaki fark da bu, ben geçmişteki trajedileri de, başarıları da görüyor, her ikisini de islam topluluğunu geliştiren etkenler olarak değerlendiriyorum. Siz ise sadece trajedileri görüyor ve karanlık bir geçmiş olarak değerlendiriyorsunuz.

      2. Konu, siz işidi kimin çıkardığını hala anlayamamışsınız görünüyor. İslam düşmanı global güç odakları kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı çıkarttı, büyüttü kullandı. Haliyle bu yapının lansmanını da kendileri yaptılar. Şimdi adamlar hem bu sapkınlığın lansmanını yapıyorlar büyük paralarla, hem de islamın görünen yüzü bunlar oluyor diye ben suçlu oluyorum. Nasıl bir mantıktır bu? Sizin savunduğunuz islami anlayış hakim olsaydı bu yapı çıkmayacaktı mı zannediyorsunuz?

      Sil
  12. Kimseyi korumak zorunda degilsiniz,hele de 1400 sene once yasamis insanlari korumak zorunda hic degilsiniz...

    Onlara saygi gostermek,sevmek ayri biseydir,yapilan tartismali seyleri,hatalarini konusmak ayri birseydir...

    Ama onlari korumak icin "gerekirse savasiriz" demek,o korudugunuz,korumaya calistiginiz dusuncenin elestiriye acilmasina en buyuk sebeptir...

    Insandan kiymetli ne olabilir ki,olmus gitmis insanlarin itibarini korumak icin,hala savasmayi goze aliyorsunuz..

    Allah insani hur yaratmistir..
    Hatta sabah aksam kendisine kufr edene,sirk kosana bile hava su,ekmek vermektedir...Insanin iradesi secim yapmasi,dusunebilmesi cok onemlidir...

    Sahabelr kendi dusunceleri icin kalkip,birbirleriyle catir catir savasmistir,bize gelince bunu konusmak,onlar hata ettiler demek ayip,gunah,yoldan cikmak...hadi canim oradan!
    Hatta birde onlarin yaptigi bu savaslari kutsal saymaliyim,birde bunu korumaya calismaliyim...

    Ben sig bir insanim.sigligimla cok mutluyum...hickimseninde yukunu sirtima almiyorum..cunku tek dogdum,tek olecegim,tek hasrolacagim!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İlk 2 parağrafta ortaya koyduğun örneklere verdiğim cevaba itiraz etmediğine göre, bu örneklerinin doğru örnekler olmadığını kabul etmiş olduğunu düşünüyorum. Fakat konuyu tahrik edici ifadelerle, Ehl-i Sünnet anlayışının problemli olduğu iddiasından, ashab-i kiramın yanlışlar içerisinde olduğu iddiasına evirmeye çalışıyorsun. Ben ilk iddianın geçersizliğini önceliyorum ve şu kadarını söylüyorum;

      Asahb-ı Kiram zamanında ehli sünnet ve ehli sünnet olmayan diye bir kavram yoktu dolayısıyla o dönemde yaşananların hiç birinin gerekçesi ehl-i sünneti müdafaadır demek ancak senin gibi sığ kişiliklerin ifadesi olabilir. Dolayısıyla usulen hatalı olan bir yaklaşımın esasına girmeye gerek olmadığından, bu kapsamda söyledikleriniz de cevap vermeye şu aşamada gerek yoktur.

      Sil
    2. hocam sen hangi partiye oy veriyorsun, AKP mi destekliyorsun merak ettim de, ehli sünnet vel cemaat itikadı savunucu olarak pratikte ne yaptığını

      Sil
  13. Kaç kere yazılacak işidin islamla ilgisi olmadığı. CIA tarfından kurulmuş islam soslu istihbarat elemanları tarafından yönetilen terör örgütüdür. ne sünnilikle ne herhangi bir akımla ilgisi yoktur. islamla zerre ilgisi yoktur. İslamı kötülemek, yapılan tüm pislikleride islama yamamak için amerika tarafından kurulduğuda resmi olarak açıklanmış bir TERÖR ÖRGÜTÜDÜR.

    Buna rağmen hala işidi örnek vermek, onun üzerinden islaimiyete yorumlar yapmak ya art niyetliliktir yada aptallıktır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Işid'i örnek vermek aptallık ise ışid'e katılan mülümanları nereye koyuyorsunuz? Türkiyede ofis açıp adam topladıkları zaman "Bunlar birkaç öfkeli genç" diyen devlet yöneticilerini nereye koyuyorsunuz? Bir de bu adamlara oy vererek destekleyen muhafazakarları nereye koyuyorsunuz? Başkasında aptallık belirtisi arıyorsunuz da kendinizde de bir tür aptallık olduğunu düşünüyor musunuz? Işid İslamı temsil etmiyor mu? Adamlar yaptıkları bütün hükümleri Kuran'dan çıkarıyor. Bu kadar tehlikeli yorumları olan bir kitabı rehber edinmek mantıklı mı? Gerçek İslam şu değil, gerçek İslam bu değil diyorsunuz? İslami yöntemi olan hangi parlak ülke örneğiniz var? Hepsi baskıcı ve karanlığa gömülmüş durumda. Sizin gerçek İslamı temsil ettiğinizi nereden bileceğiz?

      Sil
    2. işidin ne olduğunu kabul edilirse, sorduğunuz kesimlerin nereye konması gerektiği gayet ortada. Herhangi bir terör örgütü islamiyeti temsil edebilir mi?
      onların kurandan çıkardıkları hüküm kabul edilebilir mi?


      İslamda terör yoktur ve dinen haram hükmündedir. sizin, adamlar her yaptıklarını kurandan çıkarıyor dediğiniz insanlar bu hükmü uygulasınlar o zaman ilk önce. İslamın haram kıldığı bir metodla islamı temsil ettiklerini mi iddia ediyorsunuz?

      işid kafa kesmek, öldürmek dışında ne yaptıki hangi hal ve hareketlerine göre islamı temsil ettiği düşüncesine varıyorsunuz?

      Pentagonun işidi biz kurduk, ingiltere MI6 başkanının işid içerisinde unsurlarımız var ve kontrol ediyoruz, açıklamaları ortada iken siz hangi donelere göre işidi müslüman olarak görüp ve islamı temsil ettiği kanaati taşıyorsunuz?


      Bu kadar ayan beyan ne olduğu ortada olan bir terör örgütüne katılan müslümanlar (ne kadar müslüman olduğu yada gerçekten müslümanmı belli değil) bir insanın hadi diyelim gerçekten müslüman olduğunu kabul etsek bile ahmak aptal değilmidir. sen hayatını neye harcıyorsun. gittiğin yerin neresi olduğunu bilmiyor araştırmıyormusun diye kendisine zamanı gelince sorulmayacak mı?

      ne cevap verecek, islam da haram yolla dine hizmet edilmez diye bir kaide varken. ne cevap verecek Allah'a. senin rızan için kelle kestim yaktım ona buna kafir dedim mi diyecek.


      islami yönetimi olan ülkeyi soruyorsunuz. Malesef bu gün için dünyada islam ülkesi diyebileceğiniz, islami kurallarla yönetilen herhangi bir ülke yok (arabistan-iran dahil). halkından müslüman olan ülkeler var ve oralarda da islami kuralların bazıları uygulanıyormuş miş mış gibi yapılıyor.


      Bütün bunlar yanyana üstüste konulunca, büyük resmi görenler o yüzden gerçek islam bu değil diyorlar.


      Sil
  14. Menkıbenin ana fikri şudur: Şehyine tam itimad et, onun fikilerini sorgulama. Böyle yaparsan sen de yüksek manevi mertebelere ulaşırsın, halife falan olabilirsin. Bu hikaye, bireylere "düşünme, sorgulama, itaat et" fikrini aşılıyor. Bunu da "ehli sünnet vel cemaat" gibi arapça köklenli kelimelerle bezemek fikri doğru yapmıyor. "Aku-soku-zan felsefesine inancım tam" dersem pek bir anlamı yok değil mi. Şeyhlerin, tarikat liderlerinin peşinden giden insanların perişan olduğunu görüyoruz. Örneğin bir şehy, genç müridine "şeriatte haram olan tarikatte helaldir" diyor, bir süre sonra ona ilmini aktarmak için dudaktan ve dili yalayarak öpüşmeye davet ediyor. Bir süre sonra da daha büyük ilim aktarmak amacıyla şeyhi müridine "hortumu" bağlıyor. Mürid şüpheleniyor, acaba şeyh bana tecavüz mü ediyor ne? Yıllar sonra mürid adliyeye gidip şikayetçi oluyor ve olayı basından öğreniyoruz.

    YanıtlayınSil