Normalleşme Neden Olmuyor? - Münferit Fikir Platformu

SON

3 Aralık 2019 Salı

Normalleşme Neden Olmuyor?



15 Temmuz’dan sonra uyumadığım geceler azalmak bir yana, artmaya başladı. Tıpkı ülkemizin durumu gibi.  Ölçüyorum, tartıyorum; sağa dönüyorum, sola dönüyorum yok! 15 Temmuz darbe girişiminden sonra aradan üç yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, bir arpa boyu dahi normalleşme olmaz mı? Artık mağdurlar olayı gırgıra, ironiye döktü. Haksız da sayılmazlar, bu akıl yoksunluğu ve demagojiye karşı; akılla, mantıkla mücadele edilmez.  15 Temmuz darbe girişimi kadar beni yıkan bir başka olay varsa, o da halkın 15 Temmuz’dan sonraki süreci KANIKSAMASIDIR. Yani keyfiliği, hukuksuzluğu kabullenmesi, bu konuda duyarsızlaşmasıdır.

Pensilvanya duvarına söylenecek her şey söylendi. Lakin orası bir duvar olduğu için bugüne kadar mantıklı ses çıkmadı. Yapılacak bütün espriler, ironiler yapıldı. Herkes “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” havasında. Lakin yeni şeyler söylemek lazım. Ciddi şeyler! Tesir eder, etmez o ayrı konu. Ama söz uçar, yazı kalır.

Bu ülkede ne zaman normalleşme emareleri oluşsa, birileri taban yoklayayım dese, bir kesim koro halinde bu girişimi akamete uğratıyor. Ne zaman hukuka dönelim, mağduriyetleri giderelim. Yani NORMALLEŞELİM diyecek olsa. Bu koro devreye giriyor. Ağızlarında sakız olan sloganları; “Fetö’yle barışıyorlar”, “Fetö bunların eski ortağı”, “251 şehit, özel harekatta şehitler, tankın altında ezilen şehitler.” sloganlar hep aynı. Bu koronun tezi; “Darbeyi de, her şeyi de; 500.000 kişi yaptı.” tezidir. Oradan nemalanır, oradan beslenirler. Bu 500.000 kişinin yanına, bir 500.000 daha eklemek isterler.

Bu koronun mensuplarına bakacak olursak;

Nedimgiller. Nedim Şener ve Ahmet Şık Fetö’nün gazabına uğradı mı? Uğradı. Nedim Şener; küçük kızım cezaevine beni ziyarete geldiğinde iç çamaşırına kadar aradılar dedi mi? dedi. Yaşadığı travma kolay mı? Elbette değil. Şu anda zaten yaşadığı bu travmanın etkisinden kurtulamamış, gözünü kin bürümüş. “Cemaatin kapısındaki köpeğe kadar itlaf edilmesi” fikri bilinçaltından dışarı sızıyor. Cemaatin kapısından geçen, içine giren, selam veren istisnasız hepsi hapislerde çürümeyi hak ediyor. Nedimgiller dediğimiz bu kesimde solcu, sağcı, muhafazakar, ülkücü herkes var. Ortak noktaları ise; Fetö’nün gazabına uğramaları. İşini kaybeden, eşini kaybeden, içeri atılan, psikolojisi bozulan hepsi var. Bu kesim şu anda içinde bulunduğu konfordan da memnun. O yüzden topuyla tüfeğiyle normalleşmenin önünde. Ellerinde bir yol haritası da yok. Kinle, nefretle savrulup gidiyorlar. Ahmet Şık gibi hukuk, adalet diyenler de var elbet. Dediğim gibi bu kesim genelde savrulma yaşıyor. Yaşadığı travma ve şu anda bulunduğu konforun etkisiyle hareket ediyor. Bu şekilde kin, nefret dolu yüzbinlerce yeni nedimler oluşturacağının farkında olmadan!

Diğer bir kesim ise daha profesyonel. Artık istediği makamlara gelmiş, istediği paraları kazanmış. Bu nedenle bu düzenin sürmesinden yana. Normalleşmenin olmasını katiyen istemiyor. Geçenlerde durduk yere televizyonlara çıkan avukatın başka bir amacı da olamaz. Aman normalleşme olmasın, hukuk gelmesin. Bakın bu kişilerin televizyonlara çıkıp ekran yüzü olmaya ihtiyaçları yok, buna zamanları da yok. İşleri de gayet iyi! Lakin normalleşme olursa işler bozulacak. Normalleşme olmasın korosuna ses katmak için, tartışma programlarında, her mecrada bu koroya ses veriyorlar. İşi gücü bırakıp ekranlara çıkan rektörün de amacı benzer. Bazı akademisyenler de aynı şekilde. Fetö’nün gazabına uğramışlar da var içlerinde. Bu kesimin bir yol haritası var. Akademisyen, hukukçu vs. entelektüel bir kesim. Konforları da, makamları da, keyifleri de gayet iyi.

Bunlara ben sohbete gittim deyince; hemen 251 şehit, özel harekatın bombalanması diyorlar. Bunlara gazeteye abone oldum deyince; hemen 251 şehit, özel harekatın bombalanması diyorlar. Bunlara ben KHK’lıyım deyince; hemen 251 şehit, özel harekatın bombalanması diyorlar. Bunlara Bank Asya’ya para yatırdım deyince; hemen 251 şehit, özel harekatın bombalanması diyorlar. Bunlara ben cemaatin sempatizanıydım, mahrem işleri bilmem deyince; hemen 251 şehit, özel harekatın bombalanması diyorlar.  Tövbe diyorsun, tövbe kapısı kapandı diyorlar. Bu tövbe kapısı kişiye özel mi çalışıyor arkadaş. En üsttekiler, devletin tüm bilgileri elinin altında olanlar; aldanabilir. Öğretmen, memur, esnaf aldanamaz. Öyle mi? Sayın Arınç demedi mi? “Bana aptal da diyebilirsiniz ama ben bunların terör örgütü olduğunu 15 Temmuz’da öğrendim.” Eee bunu nereye koyacaksınız şimdi. Gücünüz garibana mı yetiyor?

Diğer kesim ulusalcı olan Fetö’nün kan davalısı kesim. Bunlarla zaten Fetö’nün eskiden beri husumeti var. Nedimgiller gibi bunların çocuklarından velayetini alalım, kapısından geçen, selam vereni dahi müebbetle yatıralım diyen kesim.

Normalleşmeyi en çok istemeyen, elinde yol haritası olan diğer kesim ise; malum Pensilvanya tayfası. Bunların birçoğu yurtdışında. Oradan öyle bir hariçten gazel okuyorlar ki, sesleri buradan duyuluyor. Buradaki havayı geriyorlar. Sloganları ise; “Zalimin zulmünü kolaylaştırmak, zulme iştiraktir.” Peki de, siz böyle yurtdışından gazel okurken, zulmü kolaylaştırmış olmuyor musunuz? Yoksa siz gazel okudukça, buradakilere ne olursa olsun; cennetteki konumunuz mu yükseliyor? O yüzden mi içeri atılan, Meriç’te boğulan, mülteci kampında taciz edilen rakamdan ibaret ve sizi hedefinize ulaştırmak için sadece bir basamak! Bunların derdi mümkünse, milyonlarca kişi FETÖ çuvalına, hatta darbe çuvalına konulsun ama darbeciler, mahremler kurtulsun. O yüzden normalleşmeyi katiyen istemezler. Normalleşme olmasın korosunun en sesli mensupları. Allah bunları düşmanlarına benzetmiş, haberleri yok! Düşmanlarıyla aynı koronun mensupları ve gayet uyumlular.

Fetö hariç, normalleşme istemeyen koroya diyorum ki; sürekli kullandığınız, her yerde tekrarladığınız, 251 şehit, özel harekatın bombalanması, külliyenin bombalanması, meclisin bombalanması ve buradaki şehitler, tankların altında şehit olanlar konusunda failler kimse, getirin. Darağacı kuralım! İpini de ben çekeyim! Diğer masumlar çeksin suçluların ipini!

AMA her yerde bizi bu eylemlerin faili olarak suçlamayın. Kişisel amaçlarınız için bizi kullanmayın. Bu sakızı çiğnemeyin. Bu şehitlere de, bize de haksızlık.  

Beyler, ağalar 500.000 kişi terörist olamaz. Darbeci hiç olamaz. Bunlar içinde silah tutan, kalem tutan hepsi var. Böyle bir kitle terör örgütü olarak hareket etseydi, şu anda farklı bir tablo olurdu. 300-500 terörist dağlarda gezince doğu bölgelerimizi, ülkemizi cehenneme çeviriyor. Silahlı terör örgütü öyle olunur. Böyle olunmaz. Bunu siz de biliyorsunuz.

Siz benden daha iyi biliyorsunuz ki;

1-Sempatizan,
2-İltisak,
3-İrtibat,
4-Örgüte Üye Olmamakla Birlikte, Örgüte Yardım ve Yataklık,
5-Silahlı Terör Örgütü Üyeliği,
6-Silahlı Terör Örgütü Yöneticiliği,
7-Anayasal Düzeni Silah Zoruyla Değiştirme yani Darbe kavramları birbirinden farklı kavramlar. Bunların suç olanları bile birbirinden farklı.

Siz bunu bilerek, isteyerek çorbaya çevirdiniz. Yumurtanızı kaynatmak için çorbaya çevirdiniz. Bu kişilerin ocağı sönsün önemli değil, yeter ki yumurtanız kaynasın!

Siz de biliyorsunuz ki; bu kavramlar birbirinden ayrılınca, yani normalleşme gelince, sizin kapınıza deste deste parayla gelen, evladımı kurtar diyenler artık gelmeyecek. Ekmek kapınız kapanacak.

Siz de biliyorsunuz ki, bu ayrım yapılınca, keyfilik ortadan kalkacak. Şu anda kullanıyorsunuz şehitleri, darbeyi. Geliyorsunuz istediğiniz makamlara. Ülke darbe atlattı teziyle liyakati attınız bir kenara. İstediğinizi istediğiniz yere alıyorsunuz. Herkes büyük büyük çamlar devirmiş, ama hesap soran yok. Asırlık kurumları kuşa çevirdiniz. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Siz de biliyorsunuz ki, ülkeye normalleşme gelince sıra sizin açıklarınıza gelecek. Sizin makamınıza, dolaylı gelirlerinize engeller çıkacak. O yüzden Fetö ve darbe sakızını sürekli çiğniyorsunuz.

Normalleşme olmasın diye uğraşan kesim, gücünüzün farkındasınız. Kamuoyunu çekip çeviriyorsunuz, yönlendiriyorsunuz. Öyle ki; adam çıktı dedi ki; “Altı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet” ve şunu da dedi; “Rabbim beni affetsin, ben de bunlara yardım ettim.”, “Ne istediniz de vermedim” de dedi. Ama gelgelelim bu tespitler yapılmasına rağmen; ne adli soruşturmada, ne idari soruşturmada bu tespitlerin yanına yaklaşılmadı.

Bakın makamınız, paranız, huzur hakkınız, ek ödemeniz, sekreteriniz, makam arabanız, lojmanınız, ihaleniz sizin olsun. Varsa, eğer varsa! vicdanınıza sesleniyorum. Bu sakızı çiğnemeyi bırakın!

Bu sakızı çiğnedikçe 500.000 kişiyi Nedimgillere çevireceksiniz. Ailelerini Nedimgillere çevireceksiniz.  Maalesef herkes Ahmet Şık gibi kâmil insan olamıyor. Bu sakızı çiğnedikçe insanları Pensilvanya’nın kucağına itiyorsunuz. Bunların farkındasınız, ama sizin derdiniz kendiniz. Sizin derdiniz; yumurtam kaynasın da, dünya yansın!

Not: Bir önceki yazımda itirafçılar % 40 mı, % 10 mu meselesine takılanlar olmuş. Yazı da bu tartışmanın gölgesinde kalmış.

Öncelikle; Ordu’da mahrem hizmetler, rütbesi omzunun üstünde olanlardan başlar. Emniyette ise; çelik çekirdek Tem, Kom, İstihbarat ve polis okuludur. Yargıda malum yargı mensuplarını kapsar, mahrem hizmetler. Bu sınırlama çerçevesinde; yargıda itirafçı oranı % 10’un altında, diğer birimlerde de öyle % 40’ları bulacak bir itirafçı oranı yok. Benim isteğim herkes eteğindeki taşları döksün. Yalansız, iftirasız ama ne varsa döksün. O zaman ne Pensilvanya kalır, ne de Fetö sakızını çiğneyenler kalır.
                                                                                   
-Yalnızlarkulesi

-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

2 yorum:

  1. Bir onerim var.Yazıda bahsedilen gruplara girmeyen, yani konuya tarafsız yaklaşabilen ama aynı zamanda en geniş bir şekilde toplumunun itibar edeceği kişilerden bir komisyon oluşturulsun. Bu komisyon fetoyu, darbeyi, devletin fetoye ve darbeye (öncesinde ve sonrasında) yaklaşımını analiz etsin ve raporların. Raporun sonunda devlete ve fetoden ceza alan yada mağdur olan kitleye öneriler yer alsın. Yani kimsenin gerçek durumu tarafsız bir şekilde ortaya koymadığı bir ortamda sivil inisiyatif ile araştırma yapılsın.
    Kabul edelim ki bunu devletin ve fetonun manipülasyonuna izin vermeden ve gerçek bilgiye erişerek yapmak çok zor. Ancak itibarlı ve iyi niyetli bir ekip oluşturulabilirse belki ortaya çıkan bilgileri derleyip somut bir rapor hazırlanması ihtimal dışı değil.

    YanıtlaSil