Kanser Konuşulmasın, Nezle Konuşulsun İsteyenlerin Gündemi: Yılbaşı - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

31 Aralık 2019 Salı

Kanser Konuşulmasın, Nezle Konuşulsun İsteyenlerin Gündemi: Yılbaşı



Bu yazıda yılbaşı üzerinden cemaat, tarikat ve siyasal İslamcıların İslam âleminin çok büyük problemleri varken, bunları konuşmayıp, konuşturmayıp halkı başka gündemlerle meşgul etmelerine dikkat çekeceğim. 

Yılbaşı kutlamaları İslam dünyasındaki çok büyük bir sorunun çok ufak bir parçası; Benim yaptığım benzetmeyle: Adına cemaat ve tarikat denen doktorların 4. evre kanserli olan bir hastayla onun kanserini konuşmak yerine, nezlesini veya yanağındaki sivilcesini konuşması gibi bir şey… 

Cemaatlerin, tarikatların ve siyasal İslamcıların ileri gelenleri yılbaşı kutlamalarına bakıp halkımız/gençlerimiz çok şuursuz serzenişinde bulunurlar.

Evet, ŞUURSUZLUK diye çok ciddi bir problemimiz var. Fakat halka/gençlere şuursuz diyenler, aslında onlardan daha şuursuz…

Bu yazıda yapacağım birkaç tespitle gençlerdeki ve onlara şuursuz diyen cemaat, tarikat ve siyasal İslamcılardaki şuursuzluğu dikkat çekeceğim.  

Önce gençler,

Sıcak bir yaz günü İstanbul’da bir öğrenci yurdunda gençlere sohbet ediyorum. Cemaat jargonuyla söylersem bu gençler hizmete yeni kazandırmak istediğimiz gençlerdi.

Sohbetin bir yerinde gençlere şu soruyu sordum: Ülkemiz, adı Amerika, Almanya, Yunanistan, Fransa olan dış güçler tarafından silah zoruyla işgal edilmek istenseydi ne yapardınız?

Önünüzde dört şık var:

A.            Kaçardım.
B.            Teslim olurumdum.
C.            Onlardan yana olur, onların amacına hizmet ederdim.
D.           Savaşırdım.

A şıkkını tercih edenler parmak kaldırsın; A, B, C hiç kimse parmak kaldırmadı. Bütün salon D şıkkına parmak kaldırdı. 

Ardından bir soru daha sordum.

Bu işgal silah zoruyla değil de sinema, dizi, müzik, reklam, moda, teknoloji ve benzerleri üzerinden bir kültür işgali olsaydı ne yapardınız?
Böyle bir işgal gerçekleşseydi,

  • AVM’lerdeki birçok mağazada yabancı müzik çalar mıydı?
  • Gençlerimiz arasında David Beckham ve benzeri ünlülerin saç modelleri yaygın olur muydu?
  • Gençlerimiz, üzerinde İngilizce yazılar yazan tişörtler giyerler miydi?
  • Hayat tarzımız batılılara benzer miydi?

Bu soruların ardından salonda bomba etkisi yapan şu sorular geldi

  • BU İŞGAL GERÇEKLEŞMİŞ OLMASIN? 

  • İÇİNİZDE İŞGAL EDİLMEYEN VAR MI?
Siz İngiltere’ye gitseniz tişörtünde Türkçe yazı yazan kaç İngiliz genç görürdünüz?
Peki, Türkiye’de neden çok fazla görüyorsunuz?
Kim kimi taklit eder; aşağıdaki mi, yukarıdaki mi?
Kim etkilenir; güçlü mü zayıf mı?
Kim etkiler; güçlü mü zayıf mı?
Güçlü zayıfı etkiler,
Zayıf güçlüden etkilenir,
Aşağıdaki yukarıdakini taklit eder.
Taklit etmek aşağıda olmayı kabul etmektir. 

Aşağıda olmayı kabul etmek aşağılık olmayı kabul etmek (mi) dir.

Cemaat, tarikat ve siyasal İslamcıların şuursuzluğunu da Hadisler ve Mezhepler üzerinden anlatmak istiyorum. 

Bana göre, hadislerin ve mezheplerin İslam’ın başına açtığı problemleri görmemek yılbaşı kutlamaya göre bin kat daha büyük bir şuursuzluk göstergesidir.

İleride müstakil yazı konusu yapacağım için, hadislerden ve mezheplerden sadece birer örnek vermek istiyorum.

Hadis örneği:

Ben insanlar ile onlar Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bunu söylerse, malını ve canını benden korumuş olur. Buhârî, îman, 17; Müslim, îman, 8;” 

Bu hadisle alakalı Tefsir yazarı Ali Küçük hocanın yorumu için (Link)

Bu hadise sahih hadis diyenlerin şu an savaşta olması gerekiyor. Alparslan Kuytul hocanın yorumuyla (Link) savaş iki durumda biter, karşı taraf ya Lâ ilâhe illallah der Müslüman olur ya da cizye (vergi) verir…

Bu hocalar gibi düşünen birçok hocamız (!) var. 

Bu hocalara soralım; 

  • Hem bu hadisi sahih kabul edip hem de gereğini yapmamayı nasıl açıklarsınız?
  • Diyelim gereğini yapmanız için şartlar olgunlaştı, o zaman ne yapacaksınız?
  • Müslüman olmayan 6 milyar insana savaş mı açacaksınız?
  • …  

Bu söze hadis diyenlere onlarca soru sorabilirim… 

Bu sözü, hadis olarak kabul edenler, bu ve benzeri sözleri hadis olarak kabul etmekle İslam’ın başına öyle büyük dertler açıyorlar ki, onların verdiği zarar, düşman gördüklerinin verdiği zarardan daha büyük.

Bu konuya “Hadisler dinin ikinci kaynağı olabilir mi?” başlıklı bir yazıda devam edeceğim.

Mezhep örneği:

1.     Hanefî Mezhebine göre, guslün farzı üçtür: Ağız ve burun içini ve de tüm vücudu yıkamaktır.
2.    Maliki Mezhebine göre, guslün farzı beştir: Niyet, tüm vücudu yıkamak, delk (ovmak), muvalat (uzuvları ara vermeden yıkamak), saçların, el ve ayak parmaklarının hilâllenmesidir.
3.    Şafii Mezhebine göre, guslün farzı ikidir: Niyet ve tüm vücudu yıkamaktır.
4.    Hanbelî Mezhebine göre, guslün farzı beştir: Niyet, besmele, tüm vücudu yıkamak, mazmaza ve istinşaktır.

Dört mezhebin hak (!) olduğu gerçeğinden yola çıkarsak: Diğer üç mezhebe göre, Hanefi mezhebi farzları eksik yaptığı için, bu mezhepte olanlarının tamamı “cünüp” yani gusül abdesti yok. 

Yani yeryüzündeki 1milyar 840 milyon Müslüman’ın %45’inin gusül abdesti yok. (Sayılar için Link)

Yine diğer üç mezhebe bütün göre, farzları eksik yaptıkları için toplam Müslümanlar içinde % 28’lik bir dilim olan Şafilerin de gusül abdesti yok. Onların da namazları geçersiz…

Bu durumda % 15’lik Malikileri % 2’lik Hanbelileri hak kabul edersek; geriye kalan Müslümanların gusül abdesti ve namazları geçersiz…   

Geriye kalan % 10’luk Şia’dan hiç bahsetmiyorum. Ehl-i sünnet denen dört mezhebe göre onları durumu hem itikadî hem de amelî açıdan problemli...

Böyle yüzlerce örnek verebilirim.

Yılbaşı kutlaması yapanlara “şuursuz” diyenlerin şuur seviyelerini gösterme adına bu iki örneğin şimdilik yeterli olduğunu düşünüyorum.

Bugünlerde sokaklarda yılbaşına karşı eylem yapan (büyük problemleri) “görme engelli saflar” var. Şu bahsettiğim hadis ve mezhep problemlerinden haberleri bile yok. 

Çocuk gibiler, birileri şunları taşlayın Allah size sevap şekeri verecek diyor, onlarda başlıyorlar bağırıp çağırmaya… 

Aslında bu problemlerin çözümü kolay; yapılacak iş Kur’an’ı dinin merkezine koymak.

Hadis usulünü Kur’an’a göre yeniden revize etmek. 
Bu revize işlemi yapıldığında hadisler ikiye ayrılacak: 

  • Kur’an’ın onay verdiği hadisler,
  • Onay vermediği hadisler.

Kur’an’ın onay vermediği hadisler (!) ayıtlandığında genelde referansı bu tür hadisler olan mezhep probleminin çözümü daha kolay olacak. 

Bu yola gidilmediği müddetçe karşımızda iki din olacak:

1.     İndirilmiş din; ben ona dinin “fit” hali diyorum.
2.    Uydurulmuş din; ben ona dinin “obez” hali diyorum.

Uydurulmuş din: Birçok tarikat, cemaat ve siyasal İslamcının referansı; o din üzerinden varlıklarını devam ettiriyorlar.

KANSER mesabesinde böyle ciddi problemlerimiz varken, NEZLE mesabesinde yılbaşı gibi problemleri avamın nazarına vermek “cambaza bak” demektir.

GELELİM YILBAŞINA 

Günler bardaklara benzer. Günün/bardağın kafiri-mümini, helalı-haram olmaz, bardaklar hükmünü içindekine göre alır.

İçinde alkol olan bardak için onu içmek haram denirken, içinde süt olan bardak için onu içmek helal denir.

Hem Avrupa’da olduğum yıllarda hem de İstanbul’da, Hz. İsa (as)’ın doğum günü olarak kabul edilen 25 Aralık’ta sohbet yapardım. 

Avrupa’da bu sohbetlere Hıristiyanları da davet ederdik. Hz. İsa’yı birlikte anar ve anlamaya çalışırdık. O sohbet vesilesiyle ruhuna Fatiha okur ve dağılırdık.

31 Aralık’ta da yılın son gününde muhasebe konulu sohbet yapardım. 

Yani gün denen bardağın içine, o günleri yaratan Allah’ın razı olduğu amelleri koyardım.

Doğum günü ve anneler günü gibi “gün denen bardakları” da benzer şekilde değerlendirirdim.

Hatta bu konuda o kadar ileri gittim ki, takvim de ne kadar gün varsa o güne ait sohbetler hazırladım. 

Şahsımın Cuma hutbesi verdiği camiler çok renkli hutbelere sahne oldu.
Sohbetlerde ve hutbelerde “şu gününüz mübarek olsun” diye başladığım günlerden Mart ayına ait birkaç örnek vereyim.

  • 1 mart 7 mart deprem haftası.
  • 6 Mart hukuk devleti günü… 3. Cemre toprağa düşmüş
  • 8 Mart dünya kadınlar günü..
  • 15 Mart dünya tüketici hakları günü..
  • 18 Mart Dünya yaşlılar günü 
  • 21 Mart orman haftası…
  • 21 Mart uluslararası ırk ayrımı ile mucadale günü…
  • 22 Mart dünya su günü…
  • 23 Mart dünya metoroloji günü…
  • 25 Mart kütüphanecilik haftası
  • 25 Mart kalp haftası…

Bu ve benzeri konuları dini sohbet konusu yapan biri olarak türümün ilk örneği olduğumu düşünüyorum .

Çıkış noktam şuydu: Hayatın içinde ne varsa, mutlaka ama mutlaka, İslam’ın, Kur’an’ın ve Hz. Muhammed’in o konuda diyecek bir şeyler vardır. 
Hayatın içinde Allah’ın ölçü koymadığı hiçbir şey yoktur. (Kaderin ölçü anlamına geldiğine de dikkat çekeyim.

Bu yazı vesilesiyle yılbaşı denen bardağın içini Allah’ın razı olduğu güzel amellerle dolduran tüm insanların yeni yılını kutluyor, yeni yılın hayırlara vesile olmasını Rabbimden diliyorum.

-Deniz Tavacı                                                         Twitter: @DenizTavac

--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi 
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez. 
--------------------------------------------------------------------------------------------

8 yorum:

  1. 1) Yabancı kültürden etkilenmek günah değil. Yabancı müziklerde dinlenir aksi kafa tasçı milliyetçilik olur. Irk ve kültür denen şeyi tartışabiliriz. Çok mu önemli, ne mutlu yapıyorsa onu yap. Onlar da insan sen niye İngiliz'i taklit ettin Türk'e yakıştı mı demiyecek Allah.

    2) "Hayatın içinde Allah’ın ölçü koymadığı hiç bir şey yoktur." Bu dini obez yapar. Devemi kaybetsem Kuran'da bulurum anlayışı ile aynı. Dinin çoğu konuda sözü yok, illa oraya bakmamak lazım. Dinle de kafayı bozmamak lazım. Devlet nasıl yönetilir din bişi dememiş, yok işte adalet demiş bak ölçüsü var diyecekseniz tamam, ama millet parlementer mi başkanlık mı yı bile dinde arıyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. DENİZ TAVACI:

      1) “Yabancı kültürden etkilenmek günah değil.” Bu doğru. Günah olan itikatta benzemektir… Endişem kültürle başlayan etkilenmenin günah olan alana geçmesi…



      2) "Hayatın içinde Allah’ın ölçü koymadığı hiç bir şey yoktur." Bana “Allah’ın bu konuda ölçüsü nedir?” diye 100 konu sorulsa, ibadet dahil tamamı için cevabım adalet olur.

      Aslında sizden şöyle bir soru beklerdim.

      “Şahsımın Cuma hutbesi verdiği camiler çok renkli hutbelere sahne oldu” diyorsunuz. Bu hutbelerden bir örnek verir misiniz?
      Bunu sorsaydınız size

      “26 Ocak Dünya gümrük gününüz mubarek olsun” diye başladığım hutbeden örnekler verebilirdim…

      Adına hoca dediğimiz insanlar entelektüel olmalı.

      Olaylara sadece haram-helal denkleminden bakan insanlar olmamalı…
      Evrensel değerler üzerinden hayatı kuşatan bir dil kullanmalı…

      Onu yapmaya çalışıyorum……

      Sil
    2. Din bana göre bir ilim değil hocam. İstediğiniz kadar dinde derinleşin. Alparslan Kuytul'u dinliyordum kürt sorununu çözmek kolay, Kuran ne diyor bakalım dedi. Bu kafa pakistan'da afkanistan'da da dolu. Medrese eğitimi var başka bir şey öğrenmiyorlar, çünkü onlara göre din bir ilim hatta tek hakiki ilim ve yeter. kurana bakarsın kuran ne diyorsa o dur, tüm sosyolojik sorunları çözersin. Ama ne hikmetse müslümanlar hiçbir sorununu çözemiyor. O yüzden Allah'ın ölçü koymadığı bir şey yoktur sözüne karşı çıktım. Mantıken de Allah niye karışsın diyorum. Niye her şeye ölçü koysun. Onun yerine vicdan ve akıl vermiş. Deney yap araştır eski örneklere bak daha iyi bir çözüm bul diyor. Gel kuranı 1000 kere oku ben kesin bir çözüm demişimdir onu uygularsın dediğini zannetmiyorum. Dese müslümanlar uçardı. tek yaptıkları o iş çünkü. Ölçü işine gelirsek her işinizde adil olun diye bir ayet olsa bu da bir ölçüdür tabi. Ama bunalr dinin temeli hepimiz biliyoruz, kuranı tekrardan keşfetmeye gerek yok. Öbür türlü Said Nursi gibi batınilik ebced hesavbı olayları acaba bu ayet neye işaret edyior falan harflere rakam verip yıl bulma, sonra buna gizli ilim deme, oysa bu batınilik hep var, hangi harf hangi rakam o da belli herkes yapabilir yani gizli bir ilim de değil gibi.

      ittikatta benzemek ne demek? Günah olan şeyler evrensel günah değilse evet insanlar sorgular. Mesela flört olayı, onların dizilerinde bu normal. Türkiye'de de normal aslında, onlara benzediğimiz için değil. Niye böyle oldu? Toplumun yapısı değişti şehirleştik çünkü. islam tam olarak neyi yasaklamış onun adını koyamıyor ki hocalar? Zina flört yasak diyor. Evlenirken görücü ile evlenmek çok mu mantıklı? anlaşabiliyorlar mı? Görücü olmasın bilmem kaç kere buluşsunlar, eee .o buluşmalar flört olmuyor mu? Din de diğer yandan cariye ve muta var. Cariye kesin var da muta tartışmalı. Zaten dindeki nikah herkesin olayı bilmesi ki günümüzde de kim kimle sevgili adam facebook profiline yazıyor zaten. Eğer kast ettiğiniz o diziler bizi bozuyorsa, pek sosyolojik bir açıklama olmaz. Günahların da sınırları net olmalı, batıya bakıp cinayet işlemiyoruz sonuçta. Onların dizileri bizi cinayete sevk etmiyor. Tam tersi bizim kurtlar vadisi gibi diziler ülkede mafyalığı artırdı.

      Sil
  2. Baştaki örnekte gençlere ülkemizin işgal atında olduğunu anlattınız. Bence bu problemli bir bakış açısının ve aşağılık kompleksinin yansıması.

    Kültürel etkileşim işgal midir?
    Bize zorla mı dayatıyorlar?
    Onlar insan değil mi? Aşağılık korkunç valıklar mı ki onların müzüği kıyafetleri işgal olsun?
    Daha güzel ve kullanışlı gördüğünü insan alıp gönüllü uygulayamaz mı?

    Eğer bunlar işgal ise Türkler müslüman olunca Araplaşıp işgale mi uğradı?

    Tabii ki taklitte aşırı gitme kendi kişilik onurunu kaybetme derecesinde bir benzeşmeden bahsetmiyorum,

    Fakat yazınızı alt kısımlarında bahsettiğiniz hadis ve yorumlarla gelen, dünyayı ''dost müslüman- ki onların da hepsi dost değil'' ve ''düşman kafirler'' şeklinde bir zihniyetin yansıması bunlar.

    Dünyayı darül harp darül islam diye ayıran, düşman şeytan diye dışlayan, kıyamete kadar sürecek bir savaş doktrinini cihat diye pompalayan, sürekli tetikte, korku ve kuşkulu, dört tarafı düşmanlarla çevrili olan, ayrıştırıcı ötekileştirici ve zerre kadar barış bilmeyen, toprak alıp yutmayı ''yükselme'' işgali bırakmayı ''duraklama'', işgalden kurtulan milletlerin topraklarına geri sahip olmasıyla toprak kaybetmeyi ''gerileme'' sayan savaşçık kavgacı, işgalci talann ekonomisine dayalı bir zihniyet...

    Bu zihniyetin yansımaları malesef en barışçı ve yenilikçi müslümanda bile var.

    Acaba sorun yorumda falan değil de direk olarak dinin kendisinde mi? diyorum.

    YanıtlayınSil
  3. Not: yukarıdaki yorumu sizi eleştirmek için değil, farklı bir kamptan bakış açısıyla aslında size destek olmak için yazdım. Sorunum zihniyetle, ilk verdiğiniz sohbet örneğini sadece basamak olarak kullandım.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. DT: Beni saygı sınırları içinde eleştirmeniz beni memnun eder. Sizin de yaptığınız bu. Teşekkür ederim.

      Yazarlık ve sohbet hayatımda bana yapılan takdirlerden çok tenkitlerin faydasını gördüm.


      Şu cümleniz... "Tabii ki taklitte aşırı gitme kendi kişilik onurunu kaybetme derecesinde bir benzeşmeden bahsetmiyorum,"

      Benim bahsettiğim taklitte aşırı gitmeydi...

      zannımca böyle bir taklit en liberali bile endişelendirir...

      Sil
  4. Ona buna benzememe meselesini din pompaliyor,ayni zamanda hayatin akisi icinde dinin soyledigi seyler ayrim gibi algilaniyor...bu durum hem muslumanlari yoruyor,hem de dinden sogutuyor..
    Dinin herseyle alakali bir yorumu var,gercekten Allah boyle herseye karisan bir din mi indirdi bize?
    Hicbir dini kaynagi okumak istemiyorum, oturup konustugum bircok insan ikilemde...
    Dindar olmak yoruyor insani...
    Bu zamana kadar ogrendiginiz dini,hayatinizda uygulamada skinti cekip,bazi seylerden taviz verince de bu defa nerde benim muslumanligim diyor insanlar.

    Keske dinin daha evrensel yorumlari biraz one ciksa da insanlar bu kadar kimlik skintisi yasamasa..Insan olmanin onuruyla gururuyla yasayabilse...
    Biraz fikirler degisince bu defa sucluymus,birseye ihanet edilmis psikolojiside insani yoruyor,yahut dinin gercekten hafife alinmasina,dinde olan olmayan herseyin inkarina kadar kapi aralaniyor,saniyorum burada bahsedilen taklit meseleside bu noktada muslumanlari skintiya sokuyor...
    Muslumanca yapilan birsey kalmiyor ortada!Sanki dogal olani yapinca,batiyi taklit gibi algilaniliyor...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. D. T: Empati yaparak anlamaya çalıştığım şeyleri güzel ifade etmişiniz. Tşk..

      "Keske dinin daha evrensel yorumlari biraz one ciksa da insanlar bu kadar kimlik skintisi yasamasa…"

      1998 yılında o zamanın Almanya imamı bana İçimizde mezhebi en geniş olan sensin, bu diyalog işlerini sen yapsan demişti ))

      Aslında bununla "bir türlü cemaat kalıplarına girmiyorsun" demek istemişti..

      Yıllarca cemaat içinde kalma sebebim onlar tarafından ihraç edilmeme sebebim Allah şükür dini iyi anlama ve evrensel dille iyi anlatmamdı…



      Bu taklit konusunu, yabancılaşmayı, benzemeyi çok insanla tartıştım. Kimlik ve kültür kaygısı olan her insanla bir sınır olacağı konusunda anlaştık. Anlaşamadığımız yer, sınırın nereye kadar olacağıydı…

      Bu tartışma hep devam edecek..


      Sil