İslam Dininin Prensiplerinin Potansiyel Problemleri (2) Emir Yıldız'ın Anlattıkları ve Sonuç - Münferit Fikir Platformu

SON

1 Aralık 2019 Pazar

İslam Dininin Prensiplerinin Potansiyel Problemleri (2) Emir Yıldız'ın Anlattıkları ve Sonuç



Konuya ilk olarak bir soruya cevap vererek başlayayım. Eskiden namaz kılan askerler neden fişleniyordu ve askeriyeden atılıyordu? Kısa cevap olarak bunun nedeninin yukarıda anlattığım prensiplerle preslenen cemaat veya tarikat mensuplarının işlerini yaparken TOPLUMUN GENELİNİN ÇIKARLARINI ön planda tut(a)mama POTANSİYELİ olduğunu söyleyebilirim.

Diğer bir deyişle CEMAAT ÇIKARLARINI ön plana alma potansiyelinden dolayı cemaat veya tarikat mensubu şahıslara ikinci madde C fişlemesi yapılıyor muhtemelen. Cemaat mensubu bir kamu personeli iyi niyetli ve adaletli bile olsa dini argümanların da etkisinde kalarak GENEL KAMU YARARINI gözetemeyebilir (belki de cemaat içi fişlemeler insanların güdülme ve sıddıkiyet derecesini ölçmek için yapılıyordu) Emir Bey’in açıklamaları bunun en çarpıcı örneklerinden birisi. Hele bir de cemaat lideri Gülen gibi SİYASAL GÜÇ elde etme peşine düştüyse ve de bu yapıyı dikey hiyerarşik olarak kurduysa, bu çok daha tehlikelidir. Yoksa, Gülen sadece ahlaki konularda konuşan ve siyasi güç elde etme insanları kontrol etme arzusu olmayan bir kişi olarak kalsa idi ve cemaati de yatay bir şekilde yapılanan şeffaf bir sivil düşünce kuruluşu şeklinde dizayn etseydi bu cemaatin mensubu olan bir askerin, yargıcın veya polisin POTANSİYEL OLARAK ORGANİZE bir zararı olmayabilir veya ZARAR POTANSİYELİ çok düşük olabilir ya da zararı bireysel düzeyde olurdu.

Bu örneği yine veriyorum. Haluk Levent’in AHBAP derneği gerçek bir halka ve hakka hizmet hareketidir. Gülen'in cemaati ise Gülen’e ve avenelerine hizmete evrilmiştir. Bu nedenlerle 2B ve 2C fişlemeleri toplum genelinin çıkarlarını korumak adına çok önemli gözüküyor.

Cemaat veya tarikat mensupları neden Cemaat Çıkarlarını ön plana çıkarma potansiyeline sahip oluyor şeklindeki bir soruya da kestirmeden yine İslam ideolojisinin ve prensiplerinin yaratıcı tarafından ortaya konulduğu iddiasını kabul etmek demek isterim. Bir önceki yazıda bu konuyla ilgili birçok örnek verdim. Bu ön kabul güdümlü (haşhaşi diye tabir ediyor hükumet ama kasıt güdümlü olmaları bence) ve bağımsız düşünemeyen bireyler doğuran en önemli etkendir.

Güdümlü ve bağımsız düşünemeyen her kişinin kamuya zararı olmayabilir. Ama İLAHİ olduğu düşünülen bir dinin prensiplerine veya bu dinin din adamlarına bağımlı düşünen insan kendisi bile farkına varmadan toplumda zararlara neden olabilir. Çünkü başkasının güdümüne girmenin-dini sohbetleri dinlemek dahil- en büyük nedeni İLAHİ bir gücün bu prensipleri insanlara dayattığı ZANNIdır.

Emir Yıldız’ın anlattıklarına yukarıdaki argümanlar perspektifinden bakalım. Cemaat mensupları iman, Allah rızası, kader, şehitlik, sıddıkiyet gibi kavramlarla dünyayı tartıyor. Sorgusuz sualsiz dediklerini yapacak kişileri kilit noktalara getirerek ya da Emir gibi kilit noktadakilere ulaşarak cemaat veya liderin menfaatlerini gerçekleştirmeye çalışmak ve bu menfaat zincirine engel olanların bertaraf etmeye çalışmak bu kavramlar kullanılarak yapılabiliyor.

Cemaat mensuplarının dini argümanlarla manipülasyon edilebilme ihtimali çok aşikar değil mi? 15 Temmuz veya cemaatle ilgili problemlerin toplum nezdinde tartışılmasını istememesi ve tartışmak isteyenleri cehennemle müjdelemesi nasıl açıklanabilir ki? Peygamberin bile kalp okuyamadığı yerde kendisi nasıl yapıyor bu niyet okumayı anlamak mümkün değil. Yine hizmet-i Kur’ânîyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek 15 günde bir içilmesi tavsiye edilen bir susturucu/uyuşturucu. Gülen'i eleştirmek ihlası kıran bir sebep bu prensibe göre. Hizmeti Kur’ânîyede olmayanlara çelme takabilirsin ama. Askeriyede menfi veya değişik gördüklerine 2B veya 2C’yi yapıştırabilecek noktaya gelebiliyorsun bu ihlas (aldatma anlamındaki) prensibine göre… 

Cemaat bu olanların tek sorumlusu değil tabi ki. Cumhuriyet geleneğinin din konusundaki hassasiyeti (tekke ve zaviyelerin kapatılmasının isabetli olması) bugün daha net anlaşılsa da olaylar bu noktaya gelmeden Müslümanlığı dışlamadan insanların bilinçlenmesine yardımcı olabilirlerdi iktidardaki insanlar. Atatürk’ün mirası din düşmanlığı olarak temsil edildi Cumhuriyetin sonraki temsilcileri tarafından. Namaz kılanların askeriyeden atılması gibi uygulamalar cemaat mensuplarının tedbir ya da takiyye yapmasının normal olduğuna ikna etti. Yani dindarlara karşı yapılan ayrımcılık ve dışlama dindar insanların da dindar olmayanlara karşı ayrımcılık ve linç yapmaları için bir gerekçe oldu. 

Emir Yıldız’ın söylemini baz alarak tüm cemaat mensuplarını benzer şeylerle suçlamak tabi ki haksızlıktır. Yani bu demek değildir ki “cemaatteki herkes haksızlık yaptı, bu nedenle cemaati ve Gülen’i takip etmiş herkes toplumdan özür dilesinler itirafçı olsunlar”.

Cemaatten olan insanlar da elbette kamuda görev yapabilmeli idi. Sorun, cemaat mensuplarının mahrem yapılanma yoluyla dışarıdan yönlendirilmesi ve bu durumun şahısların tarafsızlığına gölge-karabasan-zift düşürmesi oldu. Gülen sadece dürüstlük öğreten bir figür olarak kalamaz mıydı? Gülen, cemaat mensuplarının askeriye ve emniyete alınmaması konusunda açıktan entelektüel olarak mücadele edebilirdi. Ama kendisini her şeyin merkezine oturtması zaten birçok şeyi anlatıyor. Amacının cemaat mensuplarının kamuda çalışabilme hakkını korumak olmadığı artık iyice aşikâr. Bir de zaten cemaat yapılanma itibariyle baştan sona antidemokratik çarpık bir yapı ve bu da zaten din ideolojisinden geliyor maalesef.  Gülen’in temel amacı dürüstlük, hak-hukuk öğretmek değilmiş demek ki. Şimdi devlet de biraz da haklı olarak kamuda bir daha çalışamazsın diyor cemaatle bir şekilde irtibatı olanlara. (Eski) cemaat mensuplarını kamuda çalıştırıp önlemler almak da mümkün ama yapmıyorlar.

Sonuç

Yazımda İslami prensiplerin tanrı tarafından konulduğu inancının POTANSİYEL zararlarından bahsettim ve bunun nasıl mümkün olabileceğine dair uzak ve yakın tarihten bazı örnekler verdim. Yine bu örneklerde dini prensiplerin hangi mekanizmalarla suistimal edildiğini veya edilebileceğini örneklendirdim. Yine ayrıca bu prensiplerdeki POTANSİYEL problemlerin ne gibi kötü sonuçlar doğurabileceğine dair Emir Yıldız’ın anlattıkları üzerinden bazı çıkarımlar yaptım.

Peki dinin bu potansiyel zararlarından korunmak için bireyler ne yapabilir? Aslında cevap basit; ama kabullenmek çok zor. Dini ideolojilerin aslında İnsan Ürünü olduğunu kabul etmek DİN Sömürüsünün ve beraberinde gelen her türlü kötülüğün kökünü kazıyacak en önemli argümandır. Dinlerin İnsan Fikrinin Ürünü olduğu kabul edilirse o zaman dini uygulamaların veya prensiplerin yanlış yönleri tartışılabilir ve ıslah edilebilir. “Muhammet şu konuda yanlış yapmış” diyebilirsiniz rahatlıkla o zaman. Aksi takdirde ilahi kelamda yanlış olamaz deyip kıvranıp durur insanlar ve bunu suistimal edenler de yıllarca nemalanırlar dini en iyi ben tercüme ettim veya ederim diye. 

Toplum seviyesinde de ilk olarak yapılması gereken herkesi olduğu gibi kabullenmek ve her düşünceye saygı duymak olacaktır. Türk toplumu dahil hiçbir toplum homojen değildir. Müslüman olanı var, olmayanı var, başka dinden olanı var. Müslüman olup farklı inançları olan da var. Bu yüzden bu kadar farklılıkları kucaklayacak toplum kurallarımız olması ve toplumsal farklılıklara saygıyı şart kılacak yapısal değişikliklere gidilmesi gerekir. Mesela “Farklılıkları Anlama ve Kabullenme Bakanlığı” kurulabilir. Bu bakanlığın altında da din işleri (her türlü inanış), etnik köken ve dil, cinsel tercih (LGBTQ), ve özel statülü şahıslar (yaşlılar, sakatlar, otistik down sendromlular gibi) gibi farklı tercihleri ve ihtiyaçları bulunan grupları analiz edebilecek departmanlar kurulabilir. Bu farklı gruplar hakkında üniversiteler tarafından araştırmalar yapılarak bu grupların ihtiyaçları belirlenebilir. Yine bu araştırmalar bu gruplarla ilgili toplumda farkındalık yaratabilirler. 
Yine herkesi olduğu gibi kabullenme bağlamında özellikle kamusal alandaki çalışma şartları çok objektif bir biçimde düzenlenmeli. Müslümanlar ya da herhangi bir inanç mensubu her kurumda rahatlıkla çalışabilmeli ve ayrımcılığa uğramamalı ve de ayrımcılık da yapmamalı. Bununla ilintili olarak tarikat veya cemaat faaliyetleri ya da daha genel olarak STK’ların faaliyetleri ayrımcılık ilkeleri yönüyle düzenlenmeli ve bu kurumlar şeffaf hareket etmeye zorlanmalı. Devlet kurumlarına alınacak şahıslara toplumdaki farklılıklara saygılı olma şartı getirilmeli; bağımsız, objektif, ve de tarafsız hareket etmedikleri hallerde bulunduğu pozisyondan alınmaları hususları açıkça belirtilmelidir. Laiklik ilkesinin İslam dahil her türlü dini düşünceye saygılı bir şekilde uygulanması da şart tabi ki... 

Tabi bu arada farklılıkları anlama ve kabullenme konusu ilköğretimden başlayarak müfredatın zorunlu bir parçası olmalı. Bu yüzden bu konuda kısa vadede ilerleme beklememek lazım... Bugün farklılıkları anlama bakanlığı kurulsa, ki bu mümkün değil, tabela bakanlık olarak kalma ihtimali çok yüksek maalesef.  

Antiparantez şunu da ifade etmeliyim ki toplumdaki huzur ancak bireyler gayret ederse sağlanabilir. Hiçbir ülke başka bir ülkenin sorununa çözüm dayat(a)maz normal şartlar altında. Uluslararası kuruluşları Türkiye’ye baskı yapması için sağda solda konuşan Gülen ne konuştuğunun farkında değil. Ülkeler kendi çıkarları tehlikeye düştüğü zaman müdahale edebilir. Bunun dışında her toplum kendi çözümünü kendi üretebildiği takdirde sonuç alabilir. Tanrının dünyayı ve evreni yönettiği fikri biraz da çocukça.     

Kısaca, İslam prensiplerinin bir şekilde gökten geldiği varsayımı yerine bu prensiplerin insanlar arasından herhangi bir insan tarafından geliştirildiği kabullenilirse bu prensiplerdeki yanlışlıklar düzeltilebilir ve de reform yapılabilir, din istismarının ve Gülen ve benzeri din istismarcılarının da önüne geçilebilir. Toplumsal seviyede farklılıkların kabul edilebilmesi ve huzurlu bir toplum oluşturabilmenin ön şartı da budur. Atatürk demişti ki “Cumhuriyetin prensipleri gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.” Atatürk’ün bu söylemlerine anlattıklarım perspektifinden ve Türkiye’de olan bitene bakarak bir daha düşünün. Haklı değil mi Atatürk? 

Not: Şunu belirtmek isterim ki beni ateist ya da deist olarak tanımlayan veya imanen öyle olduğumu söyleyen yorumlar var. Kim istemez ki ölümden sonra sonsuz bir hayat olsun ve tüm haksızlıkları adalet içerisinde bir karara bağlayacak bir yaratıcı olsun ve iyileri cennete koysun kötüleri de cezalandırsın! Ama bu gerçekçi değil maalesef. Ben dinin argümanlarının delillerle ispatlanması gerektiğini düşünüyorum. Delil yoksa, benim çıkarımım şu: Tanrının var olduğuna ve insanlar aracılığıyla diğer insanlara mesajlar gönderdiğine dair herhangi bir delil yoktur. Benim için aksi ispatlanana kadar din de felsefi akımlardan bir akımdır, insan düşüncesi eseridir, söylenenler veya yazılanlar insan eseridir, doğruları ve yanlışları olabilir. Tabi ki insanın fiziksel ihtiyaçları olduğu gibi ruhsal ihtiyaçları da vardır, mutlu olmak gibi. Tanrı inancı mutlu edebilir insanı ancak bu demek değildir ki tanrı inancı olmayanlar mutsuzdur. Kendiyle konuşan insanlar ya da yoga yapanlar da huzur bulabiliyor mesela...

-Dr. X

--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

5 yorum:

  1. 2 yazınında,tamamına kesinlikle katılmıyorum, yazar ,fantazi dünyasının, zenginliklerini kaleme almış..vakit kaybı

    YanıtlaSil
  2. Yazdiklariniza katiliyirorum,cozum onerilerinizde faydali olur tabiki uygulanabilse...

    En buyuk sorunlardan biri de ne Ataturkun ne Gulenin buyuk bir sorun olmasinin onune gecebilecek mekanizmalarin olmamamasi...Ataturk bir insan olmaktan cikiyr,baska bir gruba ayrimcilik yapmaya sebep oluyor..Gulen grubu faydali vatandasliktan cikip,vatana ihanet edecek duruma hazir hale geliyr,biraz aklimizi en basta kullanip,bunlarin onune gecebilseydik bugun birsuru problemi yasamazdik..

    Tanri ile ilgili cikarimlariniz,dinin insan urunu oldugu iddialariniz.Dini argumanlarin delillerinin ispatlanmasi meselesini de biraz yazsaniz keske!

    YanıtlaSil
  3. "Kısa cevap olarak bunun nedeninin yukarıda anlattığım prensiplerle preslenen cemaat veya tarikat mensuplarının işlerini yaparken TOPLUMUN GENELİNİN ÇIKARLARINI ön planda tut(a)mama POTANSİYELİ olduğunu söyleyebilirim." diyorsunuz.

    Bunun anlamı aslında bu adamları atanların toplumun genelinin çıkarlarını ön planda tuttuğudur. Alakası yok. Sene 1997 annem rahatsızlandı kadıncağız yerlerde kıvranıyor. Ne yapacağımızı bilemedik daha çocuk sayılırız. Attık taksiye en yakında gülhane vardı acile götürdük. Annem başörtülü bir tane doktor yüzümüze bakmadı. Ona gidiyorum yüzüme bile bakmıyor diğerine gidiyorum yüzüme bakmıyor. Hemşireler yanımdan geçip gidiyor. Tekrar taksiye atıp başka bir hastaneye götürdük.

    Toplumun geneli demeyelim seküler kesim diyelim. Ülkeyi buraya sadece dindarlar getirmedi. Türkiye diğer ortadoğu ülkelerinden bir tık daha iyi olan bir ortadoğu ülkesidir. Sektlere bölünmüştür. Dindarı da seküleri de aynı kafa yapısındadır. O nedenle toplumun genelinin yararı vs. geyikleri çekmeyin lütfen.

    YanıtlaSil
  4. Deriiiin deriin nefes alin lutfen,haydi;)
    Biraz sinirler gevsesin!!!!

    YanıtlaSil
  5. Kusura bakmayın hocam ama siz cemaati hep şeffaf olmamakla gizli yapılanmasıyla filan eleştiriyorsunuz. Şimdi siz de sürekli kod isim kullanıyorsunuz. Nasıl inanalım size, gizli bi örgüt çıksa arkanızdan ne olacak.

    YanıtlaSil