Eşikler (2) / Ermeniler - Münferit Fikir Platformu

SON

12 Kasım 2019 Salı

Eşikler (2) / Ermeniler



Giriş

Münferit Fikir Platformu’nda yazdığın ilk yazıyı “Eşikler” olarak adlandırmıştım. Bilhassa son yıllarda, muhafazakâr mahallenin çocukları olarak yaşadığımız fikirsel evrilmelerin başlıklarından, din ve inanç ile ilgili kesitler sunmuştum. Yazımın ikinci bölümünde toplumsal-tarihsel konular ile ilgili üç başlık üzerinde durmayı planlamaktaydım. Ermeni Soykırımı bunlardan ilki idi. Bu başlık ile ilgili fikirlerimi toparlayıp yazdıktan sonra, diğer ikisini bir sonraki yazıma bırakma kararı verdim. Bunun iki sebebi var. İlki, nispeten daha odaklı ve makul uzunlukta bir yazı kaleme alabilmek. İkincisi ve daha önemlisi, bu bölümü yazarken oluşan haleti ruhiyemin diğerlerine geçmeme müsait olmaması.

Ermeni Soykırımı

Ermeni halkının Anadolu geçmişi, Türklerin burada yerleşmelerinden en az bin yıl öncesine dayanır. Tüm medeniyetler gibi, Ermenilerin kurmuş olduğu toplulukların da yükseliş ve düşüşleri olmuştur. Fakat her şeye rağmen değişmeyen tek bir şey olmuştur: Anadolu’da nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Ermeni halkının varlığı. Ta ki 1915’e kadar. Bu toprakların gördüğü en büyük acılardan birinin yaşandığı o melun zamana kadar.

Ermeni meselesinin ortaokul yıllarımda tarih derslerinde ele alınışını hiç unutmam. Yaşadığım vicdani şok hala hafızamda tazedir. Ortada bir iddia vardı, yüzbinlerce - milyonlarca kişinin katledildiği söyleniyordu. Bu korkunç iddiaya karşı tarih öğretmenim, tarih kitaplarım ve devletin resmi kaynaklarının geliştirdiği savunmaların hiçbiri vicdanımı rahatlatmıyordu. Aksine, bu savunmaları duymaktan içten içe utanç duyuyordum. Özetle şunlar söyleniyordu ve yıllarca şu soruların cevabını aradım:

Ermeniler de katliam yaptı: Tüm dünyanın milliyetçilik akımları ile kavrulduğu bir dönemde, çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü kaçınılmaz bir son idi. 400 yıllık Balkan topraklarının sadece iki hafta içinde kaybedilmesi ve buradaki Türk nüfusunun sökülüp atılması, Türk ulusu olarak yaşadığımız en büyük felaketlerden biridir. Bu felaket sonrası İmparatorluk bünyesinde Türklerin yanında iki ana unsur kalmıştır: Kürtler ve Ermeniler. Son iki yüzyılın kadim düşmanı Rusya’nın da desteği ile Ermeni’lerin bir kısmı örgütlenmiş ve bir çeşit gerilla savaşı başlatmışlardır. Çok sayıda masum insan katledilmiştir.

Maalesef bir acı başka bir acıyı bastırmıyor. Atalarımın Ermeni çetelerce öldürülmüş olduğunu biliyorum, inkâr eden de görmedim. Fakat, bu yaşanan çatışmalar, kadın-erkek-çoluk-çocuk demeden, çatışmalarla ilgisi olup olmadığına dahi bakılmadan, bir yıl içerisinde tamamen yok edilmelerini haklı mı kılar? Yahut, Türkler’in Ermeniler tarafından öldürülmüş olması, daha sonra Ermeni’lerin bir etnik soykırıma maruz kalmış olmalarının mümkün olmadığı anlamına gelebilir mi?

Soykırım değil “Tehcir”: Vicdanımı en çok yaralayan Ermeni Soykırımı karşı tezi budur. Yıllar süren savaşların fakirleştirdiği 1915 Anadolu’sunun ortasında bir köy hayal edin. Bir Ermeni köyü. Olan bitenden habersiz yaşam mücadelesi veren köylüler. Ansızın askerler geliyor ve tüm köyü boşaltmaya zorluyor. Anadolu’nun sert kışının ortasında bir kadın, bebeği kucağında çocuğu elinde, yarı aç yarı çıplak Suriye’ye doğru yola çıkarılıyor. Bu insanların hayatta kalma şansları yoktur. Bunu en iyi bilen de “tehcir” kılıfının mucitleri meşhur İttihatçı üçlüdür. Amaçlarının etnik temizlik olduğu çok açıktır.

“Amaç masum insanları öldürmek değildi. Güvenli bir bölgeye göç ettirilecek idiler, fakat soğuk ve hastalıktan çoğu yollarda hayatını kaybetti” açıklaması vicdanınızı ne kadar tatmin eder? Bu açıklama, binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan bir ulus yok edildi mi edilmedi mi, sorusuna bir cevap sunabilir mi?

Sayılar abartılıyor: Ortaya konan başka bir tez de maalesef bu. Katledilen insanların sayısı konusunda kaynaklarda gerçekten de çok değişken rakamlar bulunmaktadır. Birkaç yüz bin ile birkaç milyon arasında değişen analizler bulmak mümkün. Durumun korkunçluğunu tahayyül edebiliyor musunuz? Bu nasıl bir savunmadır? Suçsuz günahsız insanlar çoluk çocuk demeden katledilmişken, ölü sayma oyunlarına girmek hangi vicdanı rahatlatır?

Başkaları da soykırım yaptı: Bu da bir başka doğru önerme olmasına karşın, Ermeni Soykırımı’nın yaşanıp yaşanmamasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Fransa Cezayir’de katliam yaptı. Naziler dünyanın gelmiş geçmiş en büyük katliamını ve insanlık suçunu işledi. Yeni kıta yerleşimcileri Kızılderilileri yok ettiler. Hiç kimse bunları inkâr etmiyor. Ölenin ve öldürenin kimliğine bakmadan acıları kabullenmek, bir daha yaşanmamaları için mücadele etmek en insani yol değil midir?

Bu argümanların devamları da var elbette. “Soykırımı kabul edersek Ermeniler bizden tazminat isteyecekler”, “bu işi tarihçilere bırakalım” ve buna benzer diğerleri. Benim duyduğum ve okuduklarımın hepsinin bir ortak noktası var: bir birey olarak baktığımda vicdanımı zerre kadar rahatlatmıyor, bilakis daha fazla yaralıyorlar.

İttihad ve Terakki Partisi’nin son üçlüsü Enver-Talat ve Cemal Paşa’lar yaygın olarak, ülkeyi felakete sürükleyen maceracılar olarak bilinir. Sevenleri pek azdır. Bir macera ve hayal uğruna binlerce askeri feda etmek onlar için sorun bile değildir. Osmanlı’yı onlar yıkmıştır. 1. Dünya Savaşı’na, hem de yanlış saflarda, bizi onlar sokmuştur. Fakat her ne hikmet ise, pek sevilmeyen bu üçlünün en önemli icraatlarından biri olan, Ermeni probleminin “nihai çözümü”ne sıra geldiğinde, sanki hayatlarının tek doğru işini yapmış muamelesi görürler. 

Sonuç olarak, ortada inkar edilemeyecek bir gerçek var. Binlerce yıldır Anadolu’da yerleşmiş bir millet tamamen yok edilmiştir. Bugün bu topraklardaki Ermeni sayısı sıfırdır. İstanbul’da bir avuç Ermeni dışında bu ulustan Türkiye coğrafyası içerisinde kimse kalmamıştır. Olayın inkar edilebilecek ne tarihi ne de vicdani bir yönü vardır. 1. Dünya Savaşı sırasında müttefikimiz Almanya’nın olayların yaşandığı bölgelerde bulunan asker ve mühendislerinin yazmış oldukları mektuplar bile korkunç gerçekleri ortaya koymaktadır. Bu yaşanan ‘soykırım’ kelimesinin bizatihi tanımıdır. Zira, Raphael Lemkin 1944 yılında bu tanımı yaparken Ermeni Soykırımı ve Holokost örnekleri ile somutlaştırmıştır.

Yaşanmış olan bir acı diğer bir acıyı ortadan kaldırmıyor. Bir Türk olarak ne büyük felaketler yaşadığımızı çok iyi biliyorum. Yıllar boyu kaybedilen savaşlar, sürekli ölen genç nüfus ve yüzlerce yıllık topraklarından koparılan insanların torunlarıyız. Fakat maalesef, yaşadığımız felaket ve varlık mücadelesinin ortasında, aynı zamanda başka büyük bir acının da tanığı ve suç ortağı olduk. Kimse atalarının günahı ile yargılanamaz elbette. Tek arzum gerçeği bilmek ve ölen masumların yasını tutmak. 

-Nehir Geçen                                                                 Twitter: @Nehirgecen


--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder