Kendim İçin Yazdım - Münferit Fikir Platformu

SON

28 Ekim 2019 Pazartesi

Kendim İçin Yazdım





Sadece kendim için yazdım. Söyleyeceklerini haykıramazsın, muhatap bulamazsın. Yazayım dersin. Ben de o yüzden yazdım. Kafama esti. Yazdım!

1979 yılında İran’da Humeyni devrimi olduğunda, Dünya’nın gözü bu tarafa çevrilir. Beklenmeyen bir anda Humeyni devrim yapmıştır. Fethullah Gülen de bu olaya şaşıranlar arasındadır. Merakla çevresindekilere bunlar bu işi nasıl yaptılar bir araştırın dediği söylenir. Artık İran Devrimi’nden mi etkilendi, Opus Dei den mi, Moon Tarikatı’ndan mı bilinmez ama ben bazı yöntemlerinden bahsedeceğim.

Bu yapıda ortaokuldan itibaren yetiştirilen mensuplarının önemi ayrıdır. Onlar daha çocuk yaşta, istenilen şekilde yetiştirilir. Anne, babaya hediyeler alınır. Çocuk anne, babaya daha önce yapmadığı öyle saygı, muhabbet gösterir ki; bu çocuğa öğretilir ki, anne baba her şeyiyle bu yapıya güvenir. Çocuğunu teslim eder. Çocuğunun kendinden koparıldığının farkında olmadan!

Okuldan sonra çocuğa üniversiteli ağabeyleri ders çalıştırır, hafta sonu yatılı kalır. Kenar mahalle çocukları için 90’lı yıllarda üniversite okuyan bir abiyle muhatap olmak, ondan ders almak büyük lütuftur aileler için de.

Bu arada çocuk herhangi bir konuda itiraz edecek, fikir belirtecek olur. “Şakird, itaat” denir. Ama demeye kalmadan, “İtaat şakird!” Abinin son sözü budur. İtaat sırlı bir kelimedir. Abinin sözlerine itiraz edilmeyeceğini zamanla, yıllar geçtikçe öğrenir çocuk. Abinin söylediği şey mantıksız da olsa. Kendisi söylemez o sözü. Onun çocuktan hiçbir isteği kendinden değildir. Ona büyük abiler söylemiştir. O istekler, o sözler istişare kararıyla alınmıştır. İstişarede alınan karar yanlış da olsa itaat etmelidir. Çünkü o kararlar peygamberimizin de katıldığı istişarelerle alınmıştır. Nitekim Fethullah Gülen de Perşembe günleri gayb alemiyle görüşmektedir. Yani ona abinin dediği her şey, ta Fethullah Gülen’in gayb aleminde yaptığı istişareler sonucu alınmış kararlardır. Çocuğun bilinçaltına bu husus iyice yerleştirilir. Artık hiçbir şeye itiraz edemez.

O artık seçilmiş bir topluluğun, seçilmiş üyesidir. Kur’an’da: “içinizde iyiliği emreden, kötülüğü nehyeden bir topluluk bulunsun” mealindeki ayetin işaret ettiği topluluk budur!

Bu yapı öyle bir aidiyet duygusu verir ki kolejdeki güvenlikçisinden küçük esnafına, öğretmenine; en üst seviyede ordu mensubundan, avukatına kadar kendisini özel ve seçilmiş insanlar olarak görürler. İçeriye karşı mahviyet duygusu, dışarıya karşı müthiş bir ego aşılanır.

İtaat kuralıyla tamamen sorgulamayan bir yapıya ulaşan mensup, yavaştan tedbir yapmaya da başlar. Hizmette olan bazı olayları, alınan bazı istişare kararlarını kimseye söylemeyecektir.

Daha genç yaşlarda cemaatle yapılan bir kamp, bir gezinin dışarıdakilerden saklanması, tedbir yapılması gerektiği öğretilir. Tedbir yapmak için bazen yalan da mübahtır. Dün neredeydin diye soran arkadaşına, Şakir “evdeydim”, der; ama o il dışına gezmeye gitmiştir. Ağabeylerinin evinde maklube yemiştir. Bunlar masum gibi görünse de artık yalan kolay söylenir olmuştur Şakir için.

Kurban Bayramının ilk günü herkes ailesinin yanındadır. Bizim Şakir ilk gün ailesinin yanına gidemez. Çünkü deri toplanacaktır. İzin kesinlikle verilmez, mazeret kabul edilmez. Okul tatil olur olmaz arkadaşları ailesine koşar. Bizim Şakir kampa koşar. Kamp biter, ev taşır. Bu süreçler duygusal olarak Şakir’i ailesinden de koparır. Amaç biraz da budur. Samimiyet, bağlılık testi. Kurban Bayramının ilk günü hizmeti mi seçecek nefsini mi, Tatili mi seçecek, bizi mi? Sürekli bağlılık testidir bunlar.

Bir kampa katılmamak, deri toplamayıp memlekete gitmek yazılır bir kenara. Şakir de bunu bilir. Filanca büyük abi, büyük bölgeci seni bekliyor denir. Büyük abi sorar neden katılmadın, neden gelmedin diye. Büyük hata yapmıştır Şakir, mesele deri değildir. Mesele itaat ve bağlılıktır.

Yıllar yılları kovaladıkça tedbir, itaat gibi kurallarla mensup artık iyice olgunlaşmıştır. Artık tüm mahrem hizmetlere girebilecek kıvama gelmiştir. Artık asker, polis, savcı vs. tüm görevler için hazırdır.

Mahrem hizmetlere hazırlık sürecinde geçmişiyle bağını koparır Şakir. Okul, mahalle arkadaşlarıyla artık irtibatı yoktur. Akrabaları Şakir’i çok az görür, ailesi zaten önemli günlerde gelmemesine, bayramlarda gelmemesine alışmıştır. Onun hep önemli işleri vardır.

Artık Şakir hizmete muhtaç yapayalnızdır. Kimsesizdir. Hizmet dışında tanıdığı, irtibatı olduğu kimse neredeyse yoktur.

Hizmet Şakir için akvaryumdur. Bu akvaryumun dışında hayat yoktur. Ulvi hedefler için de bu yapılmalıdır.

Mahrem hizmetlere has olmak üzere bazı yöntemler vardır.

Bu seçilmişler topluluğundan olmayan herkes düşmandır. Çok az kendi halinde insan vardır, gerisi düşmandır. Bu yapıdan olmayan, hafiften dikkat çeken, yetenekli birisi varsa o kişi parlamadan söndürülmelidir.

Çünkü o muhafazakarsa İrancı’dır. İran zaten bütün dini gruplara sızmıştır. İran ayrıca çağımızın Yahudi devletidir!

Muhafazakâr değilse, istihbarattandır. Ergenekoncudur. Karı, kız işleri vardır. Kimlerle görüşmektedir kim bilir! Uzak durun, dikkatli olun denilir. O kişiye artık tüm mensuplar mesafelidir. Şakir’in yetişme tarzı gereği o kişi, ağzıyla kuş tutsa artık Şakir’in gözünde iyi bir insan olamaz.

Aleviyse, özel alevi yapılanmasındandır. O, A takımından denilir. Hiç kendi halinde alevi yoktur!

Burada ilginç olan rakip olabilecek herkes düşmandır. İrancıdır, ulusalcıdır, istihbaratçıdır, alevidir. Ama kimse Amerikancı, İngilizci değildir. Batı ve Amerika için düşman tanımı kullanılmaz. Her zaman İran, Çin kötüdür. Aslında bu, yapının iki kutuplu dünyada tarafını kimden yana seçtiği, kimin kucağında oturduğunu gösterir.

Fethullah Gülen’in geçmişte Komünizmle mücadele derneğinde görev alması da hep vatanseverliğindendir! Neden hep sırtını batıya dayayıp karşısına Rusya, İran bloğunu almıştır?

Neden hep münferitçilere İran mutaşası demektedirler. Bu sözle hedef dışarı değildir. Bu söz tamamen içerdekilerin gözü kaymasın, bir bakalım ne diyor bunlar demesin diye. İçerdekileri bir arada tutmak için söylenen bir sözdür.

İlginçtir. Şu anda dahi bu yapı mensupları sürekli Çin’in Uygur Türklerine zulmünü paylaşır. Çin, İran ve Rusya’ya vurur. Batıya laf etmez. Amerika’yla ilgili hiçbir olumsuz paylaşımda bulunmaz. Fransa’nın zulümlerinden bahsetmez. Şakir de bunu hiç sorgulamaz. Çünkü mensup olduğu yapı onun sorgulama yeteneğini yıllar önce törpülemiştir. Buna karşılık dışarıya karşı da aşırı şüphecidir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’na kardeşi istihbaratçı, Prof. Dr. Abdurrahim Karslı’ya siyaset yapıyor, AKP’nin adamı; İsa Hafalır’a İran’cı demeniz tıynetinizi gösteriyor. Yıkılıp gittiniz birkaç hakkı söyleyene karşı susun. Sadece susun.

Lan siz şehit olmuş adama laf atmış insancıklarsınız. Mehmet Alkan’a laf söyleme cesaretini kendinizde bulmuşsunuz. Akıbet önemli akıbet.

İtirafçılar Neden Hedefte?

Çünkü bu yapının kırmızı çizgisi tedbir ve takiyyedir. Fethullah Gülen’i görsen bile tedbirini yapman, yani kendini gizlemen gerekir. Öte yandan abiler biz yapmadık diyorlarsa yapmamışlardır. İtirafçılara düşmanlığın sebebi, Fetö’nün B planını bozmalarıdır. Fetö’nün B planı, darbe gerçekleşmezse, biz yapmadık planıdır. İşte itirafçılar biz yapmadık argümanını yok etmiş, geçmişe yönelik sorgulamaya girmiş, geçmişteki kirli çamaşırları da ortaya çıkarmışlardır. Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Sözündeki gibi bu zayıf halkalar nedeniyle B planı neredeyse çökmüştür. Tabi bu zayıf halkalar, korkaktır, iftiracıdır, menfaatçidir, şehit olsa bile öbür dünyasını kaybetmiştir. Nereden de çıkmıştır bunlar!

İtirafçılar işten atılmamak için arkadaşlarına iftira atmıştır. Onlar yüzyılın kandırma, insan harcama hareketinin yaşattığı hayal kırıklığının meydana getirdiği travmayı yaşamamışlardır. Hepsi gayet güzel işinde, gücündedir. Kıllarına zarar gelmemiştir.

Oysa ki, mahrem abiler çok çile çekmiştir. Yerinden yurdundan edilmiş, yurtdışında dubleks evlerinin taksitlerini ödemekte zorlanmaktadırlar. Çocukları yeni okullarına alışamamış, yabancı dil öğrenmek zorunda kalmışlardır. Gerçekten de yurtdışındaki çilekeş abiler dünya ve ahiretini kurtarmışlardır. Gerçekten de her gün sosyal medya mesajlarıyla buradaki insanları gererek çok güzel hizmet etmektedirler. Ege ve Meriç’te boğulan garibanlarla ilgili mesajlarıyla, dualarıyla çok güzel hizmet etmektedirler. Kaçın talimatı vererek onları neden boğdurduk diyen yoktur.

Entelektüel, eğitimli bir yapı olduklarından dolayı böbürlenenler, Letonya Muhtarı’nın işemeli, mutaşalı, fahişeli tweetleriyle coşmaktadırlar. Gaza gelip tesbih itelemesine de hayır dememektedirler. Bir hesap kapanınca yeni hesabı beklemeye koyulmaktadırlar. Lan biz hepimiz diplomat adamlarız ! ne işimiz var tespihle, argoyla diyen çıkmaz. Allah şaşırtırsa işte böyle aleme ibret yapar!

İşler yolundayken neden bir şey demediniz, işler bozulunca mı gerçekleri gördünüz? Lahanayı yerken kıtır kıtır, köküne gelince mee mi!

Kısa cevap, bırakmadınız ki ayrılalım. Bunu neden inkâr edersiniz ki? Yukarıda yazdım. “İtaat şakird” diyerek yetiştirilen bir nesil. Sorgulama yeteneği törpülenen, bireyselliği öldürülen bir nesilden bahsediyoruz. İtiraz etme fırsatı mı verdiniz? Rüyalar, hayaller, bir türlü gelmeyen baharlarla birinci hedefiniz neydi mahrem abiler? 17/25 Aralıktan sonra ve gırtlağınıza kadar siyasete girdiğinizde, muhalefet yaptığınızda ayrılmak isteyenler olduğunda siz ne yaptınız?  Aba altından sopa göstermediniz mi? Vefa duygusundan girip, ulvi hedeflerden çıkıp, işi duygusala bağlayarak uyuşturmadınız mı? Şimdi ele geçen belgelerde ne yazıyor? 17/25’ten sonra ayrılan, fakat kazanılan, ikna edilen demek, ne demek?  Bıraksaydınız gitselerdi. Neden bırakmadınız da 15 Temmuz’da yüzbinleri, yüzüstü bırakıp kaçtınız? Şimdi gelip menfaatçilikle suçluyorsunuz insanları. Uyanan üç beş kişiyi de iftiracılıkla suçluyorsunuz? Olmayanı anlatıp, iftira atanın canı cehenneme. Olanı anlatana diyecek bir şeyiniz yok beyler! Anlattığı şeyler suç olmadığı halde, oradan suç çıkaranlar varsa, o da onların sorunu!

Son söz;

Fetö yüzyılın kandırma, satma, insan kıyma hareketidir. Olay geçmiş olsunla geçiştirilemeyecek kadar vahimdir, bu yüzden başımız sağ olsun!

-Yalnızlarkulesi
--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

6 yorum:

  1. Buyuk oranda dogru maalesef. Keske boyle olmasaydi..

    YanıtlaSil
  2. Son söz herşeyi özetliyor. Ama iznininizle oraya bir de "kibirli seçilmişleri" ekleyelim.

    YanıtlaSil
  3. "Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamı ile medeniyetin ışığı karşısında filan veya falan şeyhin uyarmasıyla maddî ve manevi mutluluğu arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat reisleri bu dediğim gerçeği bütün açıklığıyla anlayacak ve kendiliklerinden hemen tekkelerini kapatacak, müritlerinin artık erginliğe ulaştıklarını elbette kabul edeceklerdir."

    "ütün
    bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde
    iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde
    bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini,
    müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."

    Dinlemediniz, böyle oldu... Umarım artık akıllanırsınız.

    YanıtlaSil
  4. Unknown
    29 Ekim 2019 12:05
    "Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamı ile medeniyetin ışığı karşısında filan veya falan şeyhin uyarmasıyla maddî ve manevi mutluluğu arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat reisleri bu dediğim gerçeği bütün açıklığıyla anlayacak ve kendiliklerinden hemen tekkelerini kapatacak, müritlerinin artık erginliğe ulaştıklarını elbette kabul edeceklerdir."

    "Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde
    iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde
    bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini,
    müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."

    Dinlemediniz, böyle oldu... Umarım artık akıllanırsınız.

    YanıtlaSil
  5. Ha bu bana ders olsun!....

    YanıtlaSil
  6. münferit'in en mükemmel yazılarından biri. yani bunu okuyup da ne idik ne olduk demeyen bi şakirti Allah bildiği gibi yapsın.

    YanıtlaSil