Gülen ve Hizmet Hareketi Üzerine Değerlendirmeler (2) / Cemaat Fanatizmi - Münferit Fikir Platformu

SON

9 Ekim 2019 Çarşamba

Gülen ve Hizmet Hareketi Üzerine Değerlendirmeler (2) / Cemaat Fanatizmi



Münferit Fikir Platformu’na yöneltilen hakaretleri, aşağılamaları görüp de utanmamak elde değil. Hangi ara bu kadar bozulduk, gerçekten merak ediyorum. Fikirlerini beyan eden insanlara küfür etmekten tutun münafık ilan etmeye kadar oldukça zengin bir hakaret dili ile; kendileri gibi düşünmeyenleri polemiklerle, ağız kalabalıkları ile alt etmenin peşinde olmaları anlaşılır gibi değil.

Platformda bulunan onlarca yazının içeriğinde barındırdığı hakikatlere, iddialara, tezlere, yaşanmışlıklara dayalı şahsi kanaatlere; cemaate yön veren muktedirlerin değil de trol seviyesinde mesai yapan eğitimli insanların yanıt veriyor olması gerçekten acınası bir durum. Keşke bu platformda yer alan ifadelere; tek amacı basında çıkan Gülen ile alakalı haberlere tekzip göndermek olan “AFSV” cevap verebilse. Hizmet hareketi ile alakalı kamuoyunu aydınlatma adına kurulan bir teşkilat maalesef; mağdur ve mahpusların değil Gülen’in avukatlığını yapmakla meşgul. Gerçek ismi ve görüntüsü ile kamera önünde, geçmişin muhasebesini yapan insanların karşısında; kendilerine mağduriyet bildiren isimler seçmiş olan bir grup insan görüyoruz. İddialara cevap vermek yerine şahsı hedef alan hakaretleri; bakış açılarının darlığını ve hizmet hareketinin ne derece eksen kaymasına uğradığının en büyük göstergesi.

Kendilerine muhalif her sese, üsluptan uzak esas anlatma peşinde olan arkadaşlar; bize gelmek yerine Osman Şimşek’e, cemaatin temsilcisi görünen mollalara veyahut AFSV’ye mesaj atmak suretiyle onları biraz bunaltsanız nasıl olur?

Başta AFSV’ye sonrasında Osman Şimşek formatında, medyatik önde görünen mollalara; e-mail yoluyla veya sosyal medya aracılığı ile yüklenseniz mesela nasıl olur? Kamuoyunda çeşitli iddialar dolanmakta ve bizler bu iddiaların doğru olup olmadığını merak ediyoruz; cevap mahiyetinde bir açıklama yapsanız, ricasında bulunsanız çok faydalı olur.

Hizmet camiasının zamanla içerisine düştüğü gayri meşrulukları en iyi bilen kendileri olmalarına rağmen susan dilsiz şeytanların, darbenin çok öncesinde yerleştikleri yeni coğrafyalarından; cemaatin gayri meşruluklarını ve hukuksuzluklarını dile getiren insanlara yaptıkları yakıştırmaları kendilerine iade etmek istiyorum.

Cemaat Fanatizmi, ifade etmek istediklerimi bünyesinde barındıran yüksek kalibreli kelimeler olmasına rağmen fazla incitici olmamak adına bu kelimeyi özellikle seçtim. Sosyal medyada veya farklı mecralarda yıllarca yan yana saf tutmuş namaz kılmış insanların birbirlerine sarf ettikleri akıl almaz sözleri okuyor olmanın çıldırtıcı can sıkıntısıyla yazıyorum, bu satırları.

Fanatizmin gözleri bağlayan, kulakları tıkayan, akıl ve mantığın önüne setler kuran gücüne şahitlik etmekteyiz. Bünyesini sardığı bedenlerde öncelikle aklı devre dışı bırakan sonrasında ise kişiyi 21. yüzyılda orta çağ zihniyeti ile dünyaya baktıran lanet bir hastalık ile karşı karşıyayız. Fanatizm hastalığına yakalanmış şahıslarda aklın tüm üniteleri ya tatile çıkmıştır ya da emekliye ayrılmıştır, diyebiliriz.

Bu anlayışta olan insanların olayları, kafatasları içerisinde nasıl gördüklerine bakalım.

Toplum içerisinde kişiler ben-sen diye ayrılırken, gruplar veya hizipler ise biz-siz olarak ayrılırlar. “Ben” ve “biz” e olumlu anlamlar, güzel çağrışımlar yüklenirken “sen” ve “siz” e ise olumsuz manalar, çirkin anlamlar yakıştırılır. Bu durum normal karşılanabilir. Ancak fanatik gruplarda veya gruplar içerisindeki fanatikler de ise bu biraz daha farklılık arz eder bir hal almıştır. Bunlara göre “ben/biz” vardır, ancak “ben/biz” in karşısında “sen/siz” kavramlarını koymama cahilliği ve kibrini fıtrat haline getirmişlerdir.

Normal insanlar, toplumu ilgilendiren olaylar karşısında hareket tarzlarını akıl, ilim ve mantık dahilinde belirleme kabiliyetine sahip iken, ifrat ve tefrit dengesini tutturamayan bu insanlar ise maalesef aklı ve alt birimlerini kullanmak yerine liderlerinin, önderlerinin söylem ve fiillerine göre kendilerine yer tayin ederler. Kendi tespitlerinde yanılabileceklerine inanırken, liderlerinin asla yanılamayacağı anlayışındadırlar. (Bu kısmı bir sonraki yazıda daha ayrıntılı irdeleyeceğim).

Aklın kabiliyetinin sınırlandırıldığı ve basiret, ferasetin çalışmadığı bünyede, iradeyi teslim alan hissiyatlar gerçek doğruya ulaşma yolunda insanoğluna on yıllar kaybettirebiliyor, maalesef. Tuttuğu takımı, sevdiği kişiyi, sempati duyduğu siyasi görüşü veya cemaati “geçerli tek doğru” olarak kabul etme yanılgısına düşen birey, zamanla daha keskin bir hal alarak, toplumu tehdit eder duruma gelebiliyor.

Gerekli benlik gelişimini sağlayamayan bu tip insanların; hayatlarını anlamlandırma adına gruplara dâhil oldukları görülür. Zamanla katıldıkları grubun seçilmişliğine inanır hale gelen ve ne yüce topluluğun içerisindeyim zannıyla özsaygısını iç dünyasında tesis etme gayretine girerler. İçlerinde bulundukları maneviyat boşluğu, kendilerinin istismar edilmelerine sebebiyet verir. Eksik manevi bilgileri ile itikadi yanlışlıklar içerisine girer ve bunun farkında bile olamazlar. Örnek olarak, İslami bir harekette fanatik bir müntesip; cennete ulaşabilmek adına hakikatlerle irtibat yerine, hareketin lideriyle irtibatı önemsemesini gösterebiliriz.

Fanatik kişilerde bulunan; hakikatin ve doğrunun olduğu tek yer var, ben de oradayım; gerçek bir tane lider var, ben de ona tabiyim görüşü dışarıdan bakıldığında oldukça komik bir görüntü vermektedir. Üstüne üstlük bir de tüm insanlardan kendileri gibi düşünmelerini beklemeleri yok mu? Aksini ifade eden şahıslarla veya durumlarda karşılaştıklarında ise sevimsiz bir hal alır ve saldırganlaşabilirler. Günümüzde olduğu gibi.

Bu tip fanatiklerin hayatını anlamlandıran tek şey grup aidiyeti ve lidere olan muhabbetleridir. Cemaatlerine, partilerine, tarikatlarına akılları ile değil de hisleri ile bağlı olan bu kitle, yaşamlarını gruplarına ve liderlerine methiyeler düzerek, kutsallık atfederek geçirmeye başlarlar. Ailesi, anne ve babası dahil her şey kendi kendine kutsal ilan ettiği değerlerden sonra gelir.

Hizmet Fanatikleri

Kişilerden gruplara sirayet eden bir fanatizmin ise ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabildiğini görmek adına başka tarikatlara, partilere bakmaya gerek yok. Kendi içimizde yeteri kadar örnekleri bulunmakta.

Hizmet hareketi içerisinde çoğunluğu etkisi altına alan fanatizm, bireysellikten çıkmış ve cemaati çepeçevre sarmış vaziyette. O kadar ileri boyuttaki, mesela Gülen günün birinde “hepinizi aldattım” dese ciddi bir kitle buna inanmayacak, inanmak istemeyecektir. Hatta kimileri “Hocaefendi bizi sınıyor; bu bir imtihan bakalım kimler elenecek” düşüncesini ortaya atacaklardır.

Fanatizmin ele geçirdiği cemaat müntesibi arkadaşlar, üzülerek söylüyorum, hakikatin sadece kendi ellerinde olduğunu iddia ederekten sadece bir açıdan düşünmenin kişileri düşürdüğü acınası halden ibret almamızı sağlayacak görüntüler ortaya koyuyorlar.

Fanatizmin esiri olmuş, aldatılmadıklarına kendilerini inandırma gayreti ile akıl mekanizmasını harekete geçirebilecek en küçük bir ifadeye dahi tahammülleri yok maalesef. Gerçekler, bu arkadaşların kafatası içerisinde farklı bir anlam kazanmış. Kendileri gibi düşünmeyen insanların öne sürdükleri düşünceler, onların nazarında yalan, iftira, münafıklık veya bölücülük olarak kabul görmekte.

Günümüzde hizmet fanatiklerinin, hareketi bugünlere getiren zihniyetin mimarları olduklarını artık fark edebilmekteyiz. Geçmişte; bu gidiş sağlıklı değil, sistem güncellenmeli, şeffaf olunmalı vb. gibi uyarıları, devrin muktedir fanatikleri gereksiz ve faydasız bulmuşlar ve tehlike yaklaşıyor uyarılarına cevap vermeyi dahi gereksiz bulma kibrini göstermişlerdi. Gerek liderin tavrı gerekse zihinlerinde inandıkları masalsı dogmalar nedeniyle zamanı, toplumu kısacası dünyayı okuyamayan fanatik muktedirler, sebep oldukları felaketlerin ardından hala tek ve gerçek doğru bizim ellerimizde deme küstahlığına devam etmektedirler.

Hakikati ellerinde değiştirme maharetine sahip fanatik muktedirler; önderlerinin Allah tarafından vazifelendirildiğine inanmış, kendilerini ise hakikatin tüm dünyada neşvü nema bulmasını sağlamak için seçilmiş insanlar olarak görme zannı ile kitleleri çok rahat bir şekilde felaketlere sürükleyebilme hakkını kendilerinde buldular. Sebep oldukları krizlerden nedamet duymak yerine, sorgulanan ve eleştirilen konumlarını yeniden tesis etme yolunda gayret sarf etmekten başka bir faaliyetlerini görmedik. Ellerinde bulundurdukları ekonomik ve sosyal gücün etkisiyle kendilerinden uzaklaşamayan insanların elleriyle, dilleriyle; kendilerini eleştiren ve sorgulayan insanları talihsiz, hain, çürük elmalar, mit projesi vb. adlarla sosyal medyada linç etmekle meşguller.

Fanatizmin esiri olan cemaatin söz sahibi muktedirleri ve aldatılmış olabilme ihtimali ile kahrolan bireylerinde bulunan “ben/biz haklıyız”; “sen/siz haklı değilsiniz” inancının neticesi olarak özür dilememe, pişmanlık ifade etmeme, sorumluluk almama ve en önemlisi sessiz kalma eylemi ile kendilerinin tartışılamaz, sorgulanamaz kişiler olduğunu ve kimseleri muhatap almayız mesajını verecek kadar haktan ve hakikatten uzaklaştıklarını görüyoruz.

Cemaat müntesibi fanatik arkadaşlar; üzülerekten söylemeliyim ki bir fikir hakkında yorum yapmadan önce görüş sahibinin hangi taraftan olduğuna bakmanız, sağlıklı karar vermenize engel oluyor. Mevcut durumun neticesinde meydana gelen tartışma/tefekkür sürecinde; kendileri ile aynı tarafta olduklarını bildiğiniz şahısların düşüncelerini, fikirlerini ve tespitlerini tek doğru olarak kabul ediyorken, karşı tarafta olduklarını kabul ettiğiniz şahısların ifadelerini ise yalan, iftira ve münafıklık olarak zikretmeniz sağlıklı bir zihni davranış değil.

Diğer Fanatik Gruplar 

Bu tarz fanatikler siyasi bir görüş sahibi olmaktan daha çok partizan olurlar. Siyasi görüşünü benimsemiş oldukları partinin her türlü eylemini türlü tevillerle haklı gösterme gayreti içerisinde bulunurlar. Ülkemizdeki partiler ve seçmenlerinden daha güzel bir örnek bulunamaz. Doğalgaz zammına tezek yakarak çözüm bulan, domates zammını Trump’a bağlayan fanatikleri örnek olarak gösterebiliriz. 

Dini inançlar bakımından ise dindar değil radikal dindar olurlar. Ayet ve hadis bağlamından kopmuş fikirlerin arkasına takılır ve siyah sancaklar altında poz vermeye bayılırlar. Allah için öldürüyoruz diyerek, son sözü kelime-i şehadet olan Müslümanları katlederler. 

Fanatik milliyetçiler milletini her alanda kalkındırmaya yönelik faaliyetler içerisinde yer almak yerine, milletini kaosa, çıkmazlara, yerel veya ulusal imaj kaybına uğratacak her şeyi yapmakla vazifeli addederler. En büyük hobileri; el kaldırıp indirmelerine bedel aldıkları gayri meşru maddi kazanımları ile yurtdışında mülk edinmek olan bu tipler, bu bayrak altında yaşayan farklı kültürden olan, vergisini veren, askerliğini yapan insanlara tahammül edemez yeri gelir canlarına dahi göz dikerler. Zamanında kendilerini kullanan devlet babanın izniyle şimdiler de mafyacılık sektörünün ülkemizde soyunun tükenmemesi için gayret sarf etmektedirler. 

Fanatik devletçi kendi ikbalini devletin ikbali ile özdeşleştirme bencilliği ile gözünü kırpmadan her türlü katliama gözünü kırpmadan girişebilir. Dostlarını da düşmanlarını da kendisi yetiştirir, piyasaya sürer. Birini terör örgütü lideri yapar, diğerini siyasi parti lideri seçtirir diğerine gazete açtırır bir başkasına tarikat, cemaat kurdurur. Bunca batılın arasında, hakikati de üç beş fanatik ele geçirdiyse; hakikatte zamanla olur, batıl. Resmen Truman Show filminin içindeyiz.  

Fanatik Kemalist hayatının merkezinde Atatürk vardır. Atatürk’ü bir insanüstü varlık olarak kabul eder. Atatürk milliyetçiliğini, devletçiliğini ve diğer ilkeleri kendi kafatası içerisinde yeni anlamlar yükleyerek ülkeye illallah dedirtir. Fanatik cemaatçi ve tarikatçılarla benzer yönleri vardır. Tek farkları zihinlerindeki putları ve ritüelleridir. 

Fanatik Tarikatçı kimin şeyhi daha yükseklere uçar, kimin şeyhi denizde yürürün kavgasını yapar. Namazı tadili erkan ile kılmaz, elinde tespih 50.000 tevhid ile gözlerindeki perdeyi kaldırmanın derdine düşer. Kendi kulluğunu sorgulamak yerine; başkalarının kulluğuna not verir durur. Sakalsız bir adamın, başka erkeklerin bakışlarını bulandırabileceğini; bu nedenle erkeklerin sakal bırakması gerektiği gibi meselelerle uğraşırlar. Hz. Peygamberin eşlerine olan saygısını, sevgisini, iltifatlarını bilmeden; kadınlara yönelik aşağılayıcı, değersizleştirici ifadelerle ağzından eracif akıtır. Toplumu dinden ve dindardan tiksindirirler.    

-Adnan Salih

--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

2 yorum:

  1. Muhterem,bir önceki yazınızda, bir sual ettik,cevap vermediniz..

    YanıtlaSil
  2. Iki yaziniz da cok guzel. Fakat bahse konu olan kitle adeta efsunlanmis oldugundan burada ifade edilenleri anlayabilme ve algilayabilme durumunda olduklarini sanmiyorum. Ama bir gun illa ki gozleri acilacak ve yasadiklari travmalar neticesinde bu yazilar onlara bir can simidi olacak.

    YanıtlaSil