Devlet, Gülen, Cemaat - Münferit Fikir Platformu

SON

30 Eylül 2019 Pazartesi

Devlet, Gülen, Cemaat



15 Temmuz sonrası cemaat içerisinde başlayan uyanış Allah’ın izni ile hızla devam ediyor. İstenen seviyede olduğunu düşünmüyorum, ancak ümidi kesecek kadar da kötü seviyede değil kanaatindeyim. Hislerin zihne giden idrak yollarını tıkaması neticesinde, akli devreleri ele geçiren fanatizm marazından kurtuluş çok çabuk olmayacak tabi ki. Bilhassa hislerin istilası ile fanatizmin yuva yaptığı zihinlerden çok bir ümidim yok maalesef. Bunun yanında akli ünitelerini hala kullanabilen kayda değer bir kitle de oluşmakta. 

Bir uyanış var demişken, çoğumuz için tetikleyici vazifesi gören arkadaşların çabalarını da takdir etmemek saygısızlık olur. 15 Temmuz sonrası hareket içerisindeki gazeteci, akademisyen gibi meslek gruplarındaki müntesiplerin sosyal hayatlarını ortaya koyarak, dışlanmayı göze alarak, Gülen ve hareket üzerine başlattıkları tefekkür süreci birçoğumuzu akli melekelerimizin varlığından haberdar etti. Allah bu arkadaşlarımızdan razı olsun.  

Eylül ayının başında bu platformda paylaşmış olduğum yazılarda meramımı ifade etmeye çalıştığım ana fikri kelimelere feda ettiğimi fark etmemden ötürü, bu ana fikri açıkça ifade edecek bir nevi özet mahiyetinde bir yazı kaleme alma lüzumunu hissettim. Umuyorum ki müntesip arkadaşlar başkalarının bakmalarını istedikleri taraftan bir süreliğine de olsa bu taraflara da nazar ederler. 

Darbenin Ana Hedefi 

Devletin muktedirlerinin asıl hedefleri, Türkiye’deki İslam inancıydı. Devletin muktedirleri, “Topluma İslam’ı bırakın demek yerine toplumu İslam’dan soğutma” yolunu seçtiler. Darbe, Anadolu topraklarında Kemalist bir rejimi tesis etme yolunda toplumu dizayn etme amacıyla planlanan bir faaliyetti. Devletin kendilerine ait olduğunu kabul eden güç sahipleri istediklerini aldılar.  
Belediye seçimleri ile de yeni dönem başladı. Erdoğan gerçekten yakın zamanda gidecek kanaati taşıyorum. Erdoğan'ı göndermek için genel seçimleri bekleyen devletin muktedirlerinin şu süreçte strateji değişikliğine gitmeleri süreci erkene aldıklarını göstermekte. Muhtemelen geçmişte hükümet düşürme tecrübesine sahip MHP’nin erken seçim talebiyle Erdoğan son günlerini MHP’yi ikna ile ve partisi içerisindeki iktidar oyunlarını engellemekle geçirecek. Başka bir ihtimal ise, 15 Temmuz’un bütün bileşenleri Erdoğan’a ihale edilecek. Ülkenin yeni taşlanan unsuru Erdoğan olacak.  Yükselen trend CHP’nin de yolu açık gibi.  

Darbenin Planlayıcıları Kimlerdi 

Darbeyi planlayan bizzat devletin aslî sahipleriydi. Darbeyi ise 2 sandalyenin olduğu bir masada planladılar. Sandalyenin birisinde devletin muktedirleri diğerinde ise Gülen’i zaman içerisinde yönlendirebilme kabiliyetine sahip olmuş cemaatin muktedirleri bulunmaktaydı. Erdoğan’a güç unsuru bir muktedir yerine siyasi bir dublör demek daha mantıklı olur kanaatindeyim. 

Darbe Karakterleri 

A- Erdoğan Karakteri: Muktedirlerin izni ve yönlendirmesiyle parti kuran, ardından siyasette söz sahibi olan muhafazakâr kimlikli Erdoğan’ın misyonu dilinden Allah lafzını, elinden Kur’an’ı düşürmeyen insanların ne kadar hırsız, zalim, çıkarcı, menfaatperest olduklarını ve din kisvesi altında her türlü hukuksuzluğu yapabilecek çapsızlıkta olduklarını topluma göstermekti.  

B- Gülen Karakteri: İslam’ı yozlaştırma, toplum nezdinde kötü imaj içinde göstermek için tarikat ve cemaatlere ihtiyaçları vardı. Kendi planlarına hizmet etmeyeceklerini bildikleri cemaat liderlerini, kanaat önderlerini, imamları hiç düşünmeden saf dışı bırakacak hamleler yaptılar. Erdoğan’ın getirdiği çıkarcı zihniyetin İslam’a verdiği zararın karşısında fedakârca çalışan hizmet tabanının bulunması ve Gülen’in bir türlü istedikleri kıvama gelmemesi, darbede “Hizmet Hareketini” taraf haline getirmiştir. 

Darbeye Giden Yol 

Birinci Adım: Gülen ve hareketin medya aracılığı ile Erdoğan’ı desteklediği dönem. Erdoğan’ın; siyasetin ve devletin tüm kurumlarında ihtiyaç duyduğu güvenilir personel ihtiyacı, yine Erdoğan’ın müsaadesi ile cemaat tarafından karşılandı. Cemaatin muktedirlerinin devlet kademelerini babalarının çiftliği gibi gördükleri dönem 17/25 Aralık hamlesine kadar devam etti. Bu süre zarfında topluma birlikteler izlenimi verildi.  

İkinci Adım: Gülen’den habersiz olarak cemaatin muktedirlerinin (angaje, para ve makam zaafı vb. sebeplerle münafıklığı tercih eden grup) yönlendirmeleri ile 17/25 Aralık operasyonları başlatıldı. Burada amaçlanan İslami iki grubun çıkarları nedeniyle birbirlerine girdiklerini topluma göstermekti. Bu süreç 15 Temmuz’a kadar devam etti. Cemaatin; Gülen ve muktedirler eliyle siyasi bir figür haline geldikleri zaman dilimi. 

Üçüncü Adım: 15 Temmuz organizasyonu ile amaçlanan İslami çizgide bulunan bir hareketin menfaatleri gereği ülkeyi ateşe atabileceğini topluma göstermekti. Sonrasında ise cemaatin önceden kayıt altına alınmış olan bulaştığı hukuksuzlukların ifşa edilmesi ile de cemaatlerin ne denli tehlikeli boyutlara ulaşabildikleri gösterilmiş oldu.  

Darbeye Katılım Emrini Gülen mi Verdi? 

Eski dostların ifadelerine göre cemaatin darbeye katılma olurunu Gülen verdi. Altını çizmem gereken husus ise, Gülen, TSK’nın, Erdoğan’a darbe yapacağına inandırıldı. Darbeden günler önce ziyaretine gidenlerin, herhangi bir darbe durumunda tavrımız ne olsun sorusuna, Erdoğan’dan kendisini ve cemaatin birikimlerini korumak adına “emir komuta içerisinde kalınsın” dedi.  

Darbeyi Gülen Planlamış Olamaz mı? 

Darbeyi Gülen’in planladığı ve başlattı iddiasının elle tutulur biri yanı yok.  
Gülen istese yapamaz mıydı? İstese yapardı ama Gülen gibi bir stratejik deha, düşmanı gördüğü Erdoğan’dan kurtulmak adına bu kadar yaygara kopartıp, dünyadaki prestijini yerle bir etme yoluna gitmezdi. Yakın zamanda öğrendik ki Erdoğan’ın en yakınındaki adamlar, Akar’ın en yakınındaki adamlar, Emniyet ve istihbaratın üst düzey yöneticilerinin her biri cemaatten iken; Gülen neyin darbesini yapsın, işini daha sessiz halledebilme imkânı da fedaisi de vardı. Erdoğan ve zihniyetini devre dışı bırakma adına neden bu kadar gürültü çıkarsın.  

Gülen Masum Mu? 

Gülen’in içinde bulunduğumuz durumu netice veren olaylarda hiçbir suçu bulunmasa bile (mesela), kendisi asla ama asla masum değildir. Meriç’te ölen insanların, türlü işkencelere uğrayanların, cinnet geçirenlerin kısaca her bir mağduriyette kendisinin katkısı bulunmaktadır. Liderliğin hakkını verememiştir. 

Kripto bir iletişim aracı ile birbirinizle görüşün, teviller vasıtasıyla soru çalın (herkes çalmadı tabi ki), kadrolaşma adına her türlü alengirli işlere bulaşın, keyfiyeti boş verin kemiyeti artırmanın yollarını arayın demiş de olabilir, dememiş de olabilir. Orası tam bir muamma. Eğer dediyse, tarihin gelmiş geçmiş belki de gelecek en büyük İslam Deccalı kendisidir. Demediyse dahi Gülen masumdur asla diyemeyiz.  

Bildiklerimden yola çıkarak söyleyebileceğim tek şey Gülen açıkça yönlendirilmiş ve kendine itimat edenleri de yanlış yönlendirmiş, güç odaklarınca kullanılmaya müsait bir liderdir. Gülen’in yönlendirilmesine dair birkaç örnek paylaşmak istiyorum. 

Ülkede beddua olarak kabul gören davranışının günler öncesinden Gülen’e polislerin maruz kaldığı kötü durum abartılarak anlatılmaya başlanmıştı. Yurtsuz muktedirler Gülen’in ortalığı karıştıracak somut bir şeyler ortaya koymasına yönelik algı içerisinde idiler. O günün sabahında eline verilen bültende ve gün içinde yanına gelenlerin beyanı ile hissi anlamda ciddi bir doyuma ulaşan Gülen, sohbet sırasında malumunuz üzere patladı. Sohbet sırasında orada bulunan farklı bir cemaatin mensupları hayretle olup bitene anlam dahi veremediler, hemen oradan ayrıldılar. 

Asıl önemli kısım ise sohbet yayına verilecek miydi? Bana anlatan görgü şahidi eski dostumun ifade ettiği, molla arkadaşlardan biri, yayına vereceğim diyen arkadaşın ayaklarına kadar eğildi ve “Allah aşkına, Efendimiz aşkına abi, yayınlarsanız Türkiye’deki arkadaşlarımız zor duruma düşer” diye söylemesine rağmen yayına verildi. Bu hadiseden aylar sonra yurtdışında yaşayan kıdemli ama etkisiz bir abi, Gülen ile geçmişteki hukuklarına binaen “Hocam, Türkiye’de yanlış anlaşıldı” deyince Gülen “Evet, doğru söylüyorsunuz, hata yaptık” ifadeleri ile mukabelede bulunur. Hadiseyi anlatan dostum o civarda ikamet ediyor olması hasebiyle ismini paylaşamıyorum. Zaten ayağa düşen bir mesele, çoğunuz duymuş da olabilirsiniz. 

Başka bir olay, cemaatin genel seçimlere bağımsız aday ile girerek, Erdoğan’a kafa tuttuğu döneme dair bir anı. Hani Excel tablolarında oy tahmini yapılıp kazanırız diye girilen seçimler. Gülen’in yıllardır dizinin dibinde oturan kalıplı mollası Ege Bölgesi’nde bir ilimizde aynen şunu söylemişti, “Hocamızı, kesinlikle kazanırız diyerek yanılttık” demişti. Bir molla “yanılttık” diyor, başka bir molla da “hocaefendi asla yönlendirilemez” diyor. Baştan ayağı yalan. Bazen bir şeyleri bilmek o kadar ıstırap verir ki insana, tarif dahi edemiyorum. Hele bir de ilahiyatçıların yalan söylemesi yok mu, katlanılabilir bir durum değil. Bu olayın şahidi olan ve benimle paylaşan genç dostum maalesef içeride.  

Toparlayacak olursak, Gülen'in mazeret beyan edemeyeceği en büyük ve en net suçu: kurduğu sistemi şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, denetimden uzak, kapalı bir tarzda kurması ve yönetmesiydi. Aylar sonra Gülen’in masum olduğu ortaya çıksa dahi değişmeyen bir gerçek var, o da yüzbinlerce insanı yönlendirme imkanını verdiği sistemi kendisinin kurması ve sistemin muktedirlerini, dizinin dibinde oturanları kendisinin seçmiş olması gerçeği asla değişmeyecek. Dolayısıyla Gülen’in sorumluluğu yok demek en küçük tabirle terbiyesizliktir. 

Bizler kendisine inanmıştık, hocamız bizleri mahcup etmez demiştik, ancak kendisi bu emanetimize sahip çıkamamıştır. Emanetimize hıyanet etmiştir. Takipçilerine ihanet etmiştir. Sorumluluğunu yerine getirememiştir. Hukuktan çok anlamıyorum, ancak Gülen’in bu sorumsuzluğunun modern hukuk ve İslam hukukunda mutlaka bir cezasının olduğunu düşünüyorum.  

Devletin Asli Sahipleri Neler Yaptılar  

Devletin muktedirlerinin, ölümden sonra hesap verecekleri bir tanrıya inandıklarını düşünmediğimi daha önce de belirtmiştim. Gülen ve ekibinin amaçlarını çok iyi bilmelerine ve çok önceden hareketin önünü kesme imkanları olmasına rağmen bunu yapmayı tercih etmediler. Gülen ve ekibinin mahrem ajandalarını kamuoyu ile paylaşarak insanları uyandırmak maksatlı bir eylemde bulunmadılar. Gülen ve ekibinin askeriyede, emniyette, adliyelerdeki gayri meşru kadrolaşmalarından haberdar olmalarına rağmen engel olmak yerine, önünü açtılar. 

Halkın daha fazla teveccüh göstermesine sebebiyet verecek tarzda çalıştılar. TBMM kürsülerinde Gülen’e methiyeler düzen, hareketin avukatlığını; Erdoğan’ın bakanlarına yaptıranlar da temmuz hadisesini planlayanlar da devletin muktedirleridir. Bu ülkenin evlatları için gayret sarf eden insanları, planları uğruna göz göre göre katlettiler maalesef. 

Cemaatin Muktedirleri Neler Yaptılar 

Kendileri aldanırken bizleri de aldattılar, haklarını yemeyelim sağlam aldattılar. Tarihin en büyük münafıkları toplansalar, cemaatin muktedirlerinin yaptıkları ihanete ön söz yazmaya kendilerini ehil bulamazlar. Ne yaptıklarını yazmaktan, söylemekten bıktık maalesef. Tekrardan uzun uzun münafıklıklarına değinmek istemiyorum. 

Gülen ve Muktedirler Neden Susmakta 

Gülen’in susmasına, hiçbir şey yokmuş edasıyla bamteli sohbetlerine verebilecek bir cevabım yok. Üçüncüsü olmayan iki ihtimal var. Birinci ihtimal; Gülen öylesine bir kapana sıkışmış vaziyette ki olanlardan haberi yok, kendisine farklı girdiler yapılarak steril bir ortamda tutulmakta. Diğer ihtimal ise her şeyden haberi var, konuştukça işi daha da berbat edebilirim düşüncesi ile zamana karşı oynamayı tercih ediyor. 

Muktedirler neden susuyor, sorusuna gelecek olursak; darbeye katılım emrini bizzat Gülen verdi diyemiyorlar çünkü dedikleri takdirde cemaat ertesi güne kalmaz, fanatikler hariç herkes dağılır, herkes emniyete gider ne var ne yok ortaya dökerler. Ve hizmet hareketi işte o zaman biter. Ve trilyon dolarlık ekonomik güç kesilir. 

“Gülen’in haberi olmadan, abiler 17/ 25’te olduğu gibi inisiyatif almışlar.” tarzı bir açıklama yapmak da işlerine gelmiyor. Gülen’den habersiz bir işe kalkışılması veya Gülen’in haberinin olmadığının söylenmesi, hareket içerisinde abilere karşı halihazırda olan olumsuz bakışı daha da artırırdı.

Şimdiler de Gülen sonrası idareyi ele alma adına “Sezai” tarzı planlarla uğraşanlar kendi önlerini kesmek istemeyeceklerdir. Ayrıca bu minvalde bir açıklama Gülen’in mehdiliği sorgulamaya açması yönünden sakıncalıydı. 
Kısacası, muktedir zevat, suçu Gülen’e atarlarsa ekmeksiz kalırız korkusu ile Gülen’i suçlamıyorlar; suçu kendilerine de atamıyorlar çünkü, Gülen’i masum gösterme adına suçu kendilerine atarlarsa, Gülen sonrası hizmet tabanında karşılık bulamayacaklarını biliyorlar. 

Ancak bir suçlu bulup cemaat müntesiplerinin nefretini kanalize etmek ihtiyacına binaen de Erdoğan, Perinçek vb. unsurları ortaya koyuyor ve onları müntesiplerine taşlattırmaktalar. Aksi halde kendilerinin ve Gülen’in sorgulanacağını çok iyi bilmekteler.  

-Adnan Salih

--------------------------------------------------------------------------------------------
-------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
---------------------------------------------------------------------------------------------------

4 yorum:

  1. "Devletin muktedirlerinin asıl hedefleri", "Darbeyi planlayan bizzat devletin aslî sahipleriydi."

    evet kim bu muktedirler. bizzat devletin asli sahipleri kim. bunun cevabı verilmedikçe havanda su dövülür. öyle geçiştirme değil. gerçekte kim?

    YanıtlaSil
  2. Evet kim bunlar,isim isim

    YanıtlaSil
  3. Eğer yazarın dediğini doğru kabul edersek, yani bazı kişiler devletin asli sahipleri iseler, bu durumda biz normal vatandaşlar misafir sanatçı yada konu mankeni oluyoruz.

    YanıtlaSil
  4. “Devletin muktedirlerinin asıl hedefleri, “Devletin muktedirlerinin asıl hedefleri, Türkiye’deki İslam inancıydı.” demişsiniz. Bu bir varsayım. Darbenin asıl amacı Erdoğan’ı devirmek ve kaos ortamı yaratmaktı.

    “Darbeyi planlayan bizzat devletin aslî sahipleriydi. Darbeyi ise 2 sandalyenin olduğu bir masada planladılar. Sandalyenin birisinde devletin muktedirleri diğerinde ise Gülen’i zaman içerisinde yönlendirebilme kabiliyetine sahip olmuş cemaatin muktedirleri bulunmaktaydı.” demişsiniz. Nerede gördünüz? Darbe Pensilvanya’da ve İncek’teki bir villada planlandı. Kemal Batmaz ve Öksüz’ün darbeden 2 gün önce havaalanında görüntüleri malum. Ayrıca Batmaz’ın telefon sinyali pensilvanya’dan alınmıştır.

    “Gülen gibi bir stratejik deha, düşmanı gördüğü Erdoğan’dan kurtulmak adına bu kadar yaygara kopartıp, dünyadaki prestijini yerle bir etme yoluna gitmezdi. Yakın zamanda öğrendik ki Erdoğan’ın en yakınındaki adamlar, Akar’ın en yakınındaki adamlar, Emniyet ve istihbaratın üst düzey yöneticilerinin her biri cemaatten iken; Gülen neyin darbesini yapsın, işini daha sessiz halledebilme imkânı da fedaisi de vardı. Erdoğan ve zihniyetini devre dışı bırakma adına neden bu kadar gürültü çıkarsın.  “ Gülen bir deha değildir. Bu dehayı :) balyozda, soru çalmalarda, ergenekonda ve 17-15 Aralık’ta gördük. Çok aptalcaydı. Aynen 15 Temmuz gibi aptalcaydı. Ayrıca en yakındaki adamların misyonı Erdoğan’ı yok etmek değil izlemekti. Erdoğan’ı yok etselerdi darbe başarısız olurdu. Darbelerde yürütmenin başı yok edilmez, ele geçirilir. Ayrıca Gülen’in 15 Temmuz öncesi bir çok söyleminde “dizleri üstünde özür dileyecekler” temennisi Erdoğan’ın yok edilmesini değil, sürünmesi planını deşifre etmektedir.

    Mülaane meselesinde ise hata yaptığını düşünüyorsa bile daha sonradan da bir çok mülaanede bulundu. Hatta daha ağır ifadeler kullanmaya devam etti.

    Daha da okuyamadım. Şurası var ki cemaatin en kötüsü Gülen’dir. Cemaatin bir çok üyesi Gülen’den temiz ve fedakardır. Abilerin çoğu iyidir. "Kahrolsun abilik" yerine "kahrolsun hocaefendilik" demek lazımdır. Gülen ve Erdoğan öteki tarafta nasıl hesap verecekler? İkisinden de hesap soracağım inşallah.

    YanıtlaSil