Daha önceki yazılarımda eski cemaatçi bir ateist olduğumu yazmıştım. Yakın zamanlarda Münferit platformunda çıkan din eleştirisi yazılarından sonra neden ateist olduğumu anlatmak istedim. Sonuçta etrafımızda non-teist tartışmalara rastlamak mümkün ama bence bu yeterli değil. Yani sonuçta bir Tanrıya inandığımız halde dinleri reddedebiliriz. Fakat ben neden bir Tanrıyı dahi reddediyorum, bunu açıklamak istedim. 

Bir Müslüman Kuran’ı, hadisleri, İslam’ı eleştirebilir ve bu şekilde dinden çıkabilir. Dinden çıkmak belki en kolay olanı. Peki ya sonra ne olacak. Sonuçta Müslümanken kendimi ve dünya görüşümü çok konforlu bir şekilde açıklayıp, nereden gelip nereye gidiyoruz sorusunun cevabını bulabiliyordum. 

İslam dininin doğru bir din olmadığını düşünmeye başladığımda ise başka bir yolculuğa başladım. Peki ama nasıl dünyaya geldik. Gerçekten bir iğne ustasız bir harf katipsiz olmaz mı? Ya da olabilir mi? Yazının ana kısmına gelmeden önce şunu söylemek istiyorum: Doğru bir tane değil. Herkes kendi doğrusunu yaşıyor. Beni cezbeden şey doğruyu bulma azmi değil. Aksine doğruyu aramak, bu süreçte yaşadığım deneyimler ve okuduğum yazılar beni cezp ediyor. Yani yolun sonunda çıkacağı yerden ziyade yolun kendisi beni kendine çekiyor. 

Benim açımdan olayların sıralaması şöyle oldu: Önce hadisleri inkâr ettim, Kuranı okudum aklıma yatmadı, kendime deistim diyordum ki ateizmle tanıştım. Elbette bu süreçte faydalandığım Twitter hesapları oldu ama bir hesabı takip edip de dünyam değişti diyemem. Neden İslam dışına çıktığım aslında pek çokları ile aynı sebebe dayanıyor. İslam’ın bu çağa uymayan ve reforma ihtiyaç duyan tarafları benim İslam’dan çıkmama neden oldu. Bunlar çok yazıldığı için bu konuyu işlemeyi düşünmüyorum. Fakat ilerleyen zamanlarda belki benim gözümden Kuran’ın nasıl olduğunu da yazabilirim. Bu yazıda ahiret inancı, cennet-cehennem gibi konulara hiç girmeyeceğim. Çünkü bunlar dinleri eleştirirken ele alabileceğimiz konular ve bu belki başka bir yazının konusu olabilir. 

Öncelikle Tanrı tanımını yapmamız lazım. Tanrı nedir? Tanrı bizi yoktan var eden güçtür. Hiçbir şey yokken onu var edebilecek kadar güçlüdür. Bu Tanrı ezeli ve ebedidir. Yani başı ve sonu yoktur. Sonsuz güce ve bilgiye sahiptir. Her şeyden öte Tanrı kusursuzdur ve hatadan uzaktır. Eğer tanımladığınız Tanrı buna uymuyorsa o zaman ben de o Tanrıyla ilgili düşünebilirim. Çünkü benim tüm argümanlarım bu Tanrı tanımı üzerine inşa edilmiş durumda. Eğer bu tanım dışına çıkıyorsak benim tüm argümanlarım geçersiz kalıyor. 

Şimdi öncelikle zamanla ilgili duruma bakalım. Zaman BigBang’le başlayan bir olgu. Ondan önce zaman yoktu. Ben Müslümanken de böyle inanıyordum. Zaman mahluktur diye düşünüyordum. Peki ama zaman bizden önce yoksa ne oldu, nasıl oldu da Tanrı bizi yaratmaya karar verdi. Zamanı bir olgunun içinden çıkardığınızda o olgunun var olmadığını söylemiş oluyorsunuz aslında. Yani şöyle düşünün BigBang den önce ne vardı. Madde olarak hiçbir şey yoktu. Peki hiçbir şeyin olmadığı yerde nasıl olup da bir Tanrı vardı diyebiliriz ki. 

Biz çoğu zaman kendimize göre düşünüyoruz. Fakat olaya bir de Tanrı açısından bakalım. Tanrı eksi sonsuz zamandan artı sonsuz zamana uzanıyor. Biz ise sadece kısa bir zaman diliminde sınırlı olarak bulunuyoruz. Peki ama sonsuz bir şey sonlu bir şeyi nasıl algılar? Yani eksi sonsuza ne kadar uzağız ya da artı sonsuza ne kadar uzağız? Biraz daha kolaylaştıralım. Bir kâğıt alıp bir doğru çizelim. Her iki ucuna da birer ok işareti koyup her iki ucun da sonsuza gittiğini varsayalım. Bu çizgimiz tanrının yaşadığı zamanı temsil ediyor. Biz ise bir nokta kadarız. Hatta sonsuza kıyaslandığında o kadar bile değil. Peki ama bu nokta bu sonsuzun neresinde. Bu soru nokta için bir anlam ifade etse de çizgi için bir anlam ifade etmiyor. Yani +7 noktasında da olabilir, +4 te de olabilir. Daha açıkça ifade edersek, nokta her nerede olursa olsun artı sonsuza da eksi sonsuza da eşit uzaklıkta yani sonsuz uzaklıkta. O zaman şu soruları soralım. Peki Tanrı bizi ne zaman yarattı. Kendisine göre herhangi bir noktada olduğumuzu varsayalım, fakat ona göre bu noktada olmayabiliriz de. Onun yerine başka bir noktada da bulunabiliriz. Yani biz Tanrıya göre bir noktada hem varız hem yokuz. Yani biz şu anda Tanrıya göre var mıyız yok muyuz? İkisi aynı anda mümkün değil. Ben bunu kime anlatsam aldığım tek cevap var. 

Bilmiyoruz, anlamıyoruz. Ben de onu söylüyorum. Bilmiyoruz ama anlamıyor olduğumuz Tanrının var olduğu anlamına gelmiyor. Belki de o da matematik gibi sadece zihnimizin bir ürünü. Zamanla ilgili sorulara tek soru olarak şunu da ekleyebiliriz. Bizi yaratmadan önce ne yapıyordu. Belki şu şekilde bir cevap verebilirsiniz. Melekler ona ibadet ediyordu, O da Tanrıydı. Peki ama ya meleklerden önce. Yani sonsuz süre boyunca saf Tanrı var. Hiçbir şey yok ama sadece o var. Sadece Tanrı tek başına ne yapıyordu? Sonsuz süre boyunca hiç mi bir şey yapmadı? Eğer öyleyse bizi sonsuz süre boyunca yaratmadı diyebilir miyiz? Evet, bunu diyebiliriz. O zaman biz şu anda Tanrı’ya göre gerçekten var mıyız? Böyle bir Tanrı mümkün değil gibi geliyor bana. 

Bir başka sorum da şu: Bizi neden yarattı? Bu soruya verilecek tek mantıklı cevap bulamadım. Bizi kendisine ibadet etmemiz için yarattıysa böyle bir Tanrıya mükemmel diyebilir miyiz? Onun bizim ibadetimize ihtiyacı elbette yok. Madem ihtiyacı yok neden yarattı? Kendisine ya da başkasına bir şeyleri yaratabildiğini göstermek için mi? Eğer öyleyse, bir şeyler yaratabildiğini göstermek için yarattıysa, bu Tanrı da mükemmel değildir. Çünkü en azından kendisine bir şeyler yapabildiğini göstermek istemiştir. Bir şeyler yapmak istemek dahi acizliğin bir kanıtıdır. Eğer ihtiyaç duymadan yapmışsa da israftır, boş iştir. Yani özetle var olan her şey varlığa muhtaçtır. İhtiyaç sahibi bir Tanrının ise kusursuz olmadığı aciz olduğu da ortadadır. 

Şimdi burada bir soluk alıp asıl sorunun nereden kaynaklandığını düşünelim. Sorunun tek kaynağı bence sonsuzluk kavramında. Matematikte bir sayının sıfırla çarpımı sıfırdır. Çünkü çarpma işlemi bir sayıyı kaç kere kendisiyle toplayacağımızı söyler. Fakat söz konusu sonsuz olunca sonsuz çarpı sıfır belirsizdir. Sonsuz kavramı sadece beynimizde oluşturduğumuz bir kavramdır. Gerçek değildir. Ya da sonsuz bölü sonsuzu düşünelim. Bu da belirsizdir. Çünkü sonsuz tüm denklemleri alt üst eden çelişkili bir ifadedir. 

Simülasyon teorisi gibi teorileri de tam bu sebeple kabul etmiyorum. İçinde sonsuz geçen her şeye şüpheyle yaklaşıyorum. Sonsuz tabirinin sadece beynimizin ürünü olduğunu ve sonsuzlukla iliştirilen her konunun her olgunun ve varlığın da beynimizin ürünü olduğunu düşünüyorum. Tam da bu sebeple yukarıda tanımladığımız Tanrı’nın var olmadığını düşünüyorum. 

Sonsuzlukla ilişkili birçok paradoksal soru da sorulabilir. Örneğin, Tanrı kendisinden büyük birini yaratabilir mi? Cevap evetse bu Tanrı dan büyük olacak ve Tanrı vasfını kaybedecektir, cevap hayırsa o zaman her şeye kadir bir Tanrı değildir. Başka bir soru da Tanrım niçin varsın? Eğer Tanrı bunun cevabını verirse bir nedeni olan bir Tanrı Tanrılık vasfını kaybeder, fakat bu soruya cevap veremezse de her şeyi bilme sıfatını kaybeder. Özetle sonsuzluk kavramı kendi içinde çelişkiler barındıran bir kavramdır. 

Peki ama yokluktan varlığa nasıl geçtik. İşte burada dürüst davranacağım. Bununla ilgili pek çok teori var. Ama tek gerçek var. Bilmiyoruz. Tanrı var diyenler de bilmiyorlar. Yani Tanrı ne yaptı nasıl yaptı da olağanüstü̈ bir şekilde atomları yarattı? Bu atomlar O ol deyince nasıl olup hangi güçlerin etkisiyle bir araya geldiler. Melekler bu sürece yardım ettiyse Tanrıyla melekler arasındaki iletişim nasıl gerçekleşiyor? Tanrının enerjisi nasıl oluşuyor? Bu enerjiyi nasıl nereden oluşturuyor? Bu konuyla ilgili cevabı belli olmayan epeyce soru sorabilirim. Yani hiçbirimiz bu evrenin nasıl var olduğunu bilmiyoruz. Ama Tanrı var diyenlerin bilmediği şeyler benim bilmediğim şeylerden biraz daha fazla. 

Nasıl var olduğumuz bir gün bulunacak. Biz göremeyecek olsak bile bulunacak. Buna şüphem yok. 

Halis 
Twitter: https://twitter.com/physicistcand