Masumlar (4) / Kan Davası - Münferit Fikir Platformu

SON

15 Haziran 2019 Cumartesi

Masumlar (4) / Kan Davası



2007 yılında dalga dalga Ergenekon operasyonları olurken o insanlar masum olduklarına inandıkları için yarın çıkacağız diyorlardı, yoksa birilerinin dediği gibi kendileri aşırı güçlü olduğu için 5 sene çaresiz hapiste kalıp sonra çıkmadılar. O gün o insanlara zulüm yapılırken, zalim olanların sesi çok gür çıkıyordu. STV’de saatlerce o kişiler linç edilir, yetmez, haber saati bitince dizi saatinde gene aynı konular işlenir, gene yetmez ertesi gün sabah Zaman gazetesi ile tekrar o kişilerin ne kadar tehlikeli terörist olduğu işlenirdi. Veli Küçük gibi simge isimler üzerinden gidilerek o soruşturmaların ne kadar doğru olduğu kamuoyuna anlatılırdı. Aslında anlatılmazdı, kamuoyu uyanmasın diye düşünmeye adeta fırsatları kalmasın diye sürekli bir propaganda yapılırdı. Bugün aynısını FETÖ için yapıyorlar, zaten medyanın %50 si Ergenekon zamanında tecrübeli; nasıl linç yapılır çok iyi biliyor, kalan kısmı da 28 Şubat’tan tecrübeli. FETÖ’nün simge isimleri üzerinden vurdukça vuruyorlar, sürekli onların pislikleri gündeme getiriliyor; peki bu oluşan hava ne işe yarıyor?

Ergenekon zamanında hukuksuz operasyonlarını, gür sesleriyle yamalamaya çalışıyorlardı, ama ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar; ne kadar çok haber yapıp, dizi çekseler de her gücün bir sınırı vardır. O zamankilerin güçleri 1000-3000 kişi ile sınırlı kaldı.  Doğrudan üst düzey devlet memurlarını hedef aldıkları için daha fazla ilerleyemediler.

Sesleri ne kadar gür de çıksa daha çok insana hukuksuzca zulüm etmeleri mümkün olmadı. Ve o günden bugünlerin geleceği belliydi, devran her zaman döner. Bugün de aynı taktiklerle vuruyorlar, vuruyorlar da sonuç ne? İçerdekiler kimler? Çoğu Hatice gibi kadınlar, Selma Betül’ün annesi gibi anneler ve bebekleri, Cemile gibi öğrenciler… Nerde gariban Anadolu çocuğu var içerde. Darbeyi bilenler, bir fiil organize ettiği iddia edilenler, polis imamları, yargı imamları, mit imamları, Ergenekon operasyonların beyin takımı, kurmayları hepsi yurtdışında. Bugün Haticeler hapishane köşelerinde ölümü beklerken, o adamlar, bu hukuksuzlukları delil göstererek yurtdışındaki kendi yerlerini sağlamlaştırıyorlar. Onlar çok iyi biliyor Haticeler hapishanede onların yaptıkları işin faturasını çekiyorsa, böyle bir Türkiye’ye kimse suçlu iade etmez. Onlar biliyor ki Haticelerin içerde olması, onların yurtdışında özgürce gezmesinin bir teminatıdır. Türkiye güvenlik güçleri Haticelere baskı yapıp, mesaisini Haticeleri zorlayarak Hatice ve onun gibi öğrencilerle uğraştığı sürece, onlara kimse hesap sormaya gelmez. Rahatlar rahat rahat Türkçe Olimpiyatları yapıyorlar. “O olimpiyatları yapıyoruz çünkü ölenle ölünmez, yurtdışında kendi işimize bakacağız artık” diyemedikleri için de “bu gösteriler bir markadır, inşallah bu sayede ulaştığımız insanlar ile Türkiye’dekilere yardım edeceğiz vs.” diye yalanlarını uyduruyorlar.

Maalesef Türkiye’de oturmuş bir aydın kesim yok. Eğer bir grup aydınımız olsaydı, 28 Şubat’ta da mağdurun yanında olurdu, E-Muhtıra, 367 Krizi, AKP kapatılma davası açıldığında da mağdurun yanında olurdu, Ergenekon-Balyoz- Tahşiye operasyonlarında da mağdurun yanında olurdu, 17-25 Aralık gibi operasyonlara da siyah beyaz bakılmaması gerektiğini vurgulardı, Mit tırları operasyonu sonrasında da yaklaşan darbeyi görebilirdi, 15 Temmuz’dan sonra da gene mağdurun yanında olurdu.

Ama yok, dün mağdur olan herkesin uyanma şansı var, uyanıp aydın olma, ilkeli durma şansı var. Ama insanlar bunu tercih etmiyor. Bu coğrafyadaki en büyük sorun Türkün gene Türk ile uğraşmasıdır. Kimse iyi değildir ve halk Kabil’in Habil’e yaptığı gibi senelerdir birbiriyle didişir. Ergenekon dalgaları başladığında çok net bir şekilde siyasi bir operasyondur diyebilmeliydi aydınlar. En başta görmüyorsa, mağduriyetler ortaya çıkar çıkmaz görebilirdi. Bu topraklardaki insanların hamuru belli çünkü, kimsenin demokrasi hak hukuk umurunda değil. Biri birilerine operasyon yapıyorsa kesinlikle başka bir neden vardır.

Maalesef Türk insanı bunlar geçmişte zulüm ediyorlardı ama şimdi mağdur olmuşlar bize şimdi bunlara yardım etmek düşer diyecek bir toplum değil. Ya da bize zulüm edenler kaçtı, bunlar cemaatin masum kesimi de demezler. Olur da zoraki mağdur birinin hukukunu savunurlarsa da onu da sizin gözünüze sokarlar bak dün sen şöyle yapıyordun, bugün biz o kadar demokratız ki sizi de savunuyoruz diye. Tabi istisnalar var. Lafı hiç eğip bükmeden Ergenekon davaları falan hikâye şu an ki zulüm hepsini geçti diyen eski Ergenekon sanıkları da mevcut.

Üst düzey birinin damadı adli kontrol alınca isyan eden medyayı gördüğümde ümitleniyorum. Galiba herkes farkında adaletsizliklerin, seslerini çıkaracaklar sanıyorum. Çaycısına kadar içeri attınız diye başlayan cümleleri görünce bir ümit geliyor. Ama çok safmışım, milletin derdi çaycının, Hatice’nin, Selma bebeğin çıkması değil, tam tersi üst düzey AKP yakınlarının da onlarla aynı koğuşa girmesi.

Suç farklıdır, ahlaksızlık farklıdır. Bugün bizim insanımız o kadar gaddar olmuş ki en ufak bir cahillikte bile o kişinin hapishanede sürünmesini istiyor. O kadar saçma ve garip nedenlere kendilerini inandırıyorlar ki Ruanda soykırımındaki Tutsi ve Hutuların savaşını andırıyor her şey. Aynı ırktan olan kişiler neden kendilerini farklılaştırıp birbirini öldürür ki? Bu soruyu hayretle sormaya gerek yok. Bugün Türkiye’de de herkes farklı mahallere ayrılmış ve birbirine bir şekilde zulüm ediyor. Türban ve başörtüsü aynı şey değildir, hurra milyonlarca karşı mahalledeki kıza zulüm et.  Bu cemaatçiler zaten daha düne kadar AKP’ye destek veriyordu bunlara her şey mübah. Bunlar AKP sayesinde soru çalıp kadrolaşıyorlardı, hiç acıma yok bunlara. Sorsan kaç kişi çalıyordu, Hatice Erol’un, Celime Sönmez’in, Selma Betül’ün suçu ne desen cevap veremezler, ama bu kafaya göre yarın de tüm AKP’liler hapse atılmalıdır. Diğer yandan AKP’liler, Erdoğan onlara ayrılın dediğinde ayrılmalıydılar diye düşünüyorlar. Ayrılmamış sonuçta arkadaş çevresi = cemaat oluyor. Cemaati bırakmak istese de arkadaş çevresinden ayrılmıyor, bundan dolayı mı 7 yıl hapis yatmalı?

Prof. Dr. Haluk Savaş’a yapılan linç ortada, geçmişteki tweetlerini gösteriyorlar. Ne yapsın adam yurtdışına çıkamayıp vefat mı etsin burada iki tweet yüzünden? Zaten mahkemeden beraat almış, geçmişteki tweetlerinin ne önemi var? Hayır Ergenekon davaları ilk başladığında olay generallere gelene kadar kimsenin gıkı çıkmıyordu. Ama bugün herkes kendini Ergenekon kahramanı ilan etmiş durumda. Bizzat Ergenekon sanıklar bugün kendi aralarında birbirlerini suçluyorlar, insanlar balık hafızalı olduğu için sadece Zaman ve STV’nin o insanları linç ettiğini sanıyor. O günkü merkez medya o insanlara asla savunmuyordu, onlar da silahlar fışkırdı diye haberleri veriyordu. Kimse o insanlar için bir şey yapmıyordu, Oğuzhan Uğur’un videoları Youtube’da mevcut, dinleyin bakalım kaç kişi yardım etmiş yoksa bugünkü Fetö olayları gibi herkes aramaya bile korkup, numarasını mı değiştirmiş. Bugün sürekli ama siz Ergenekon’da şöyle yaptınız diyen kesim gerçekten o insanlara sahip çıksa 1 tanesi bile o gün hapse girmezdi. Ülkenin %60’ı o gün zulme ses çıkardığını iddia ediyor. Eee peki nasıl bu insanlar hapse girdi o zaman? Sosyolojik olarak mümkün değil. Sabri Uzun geçenlerde Fetö’den tutuklandı. Aynı günlerde Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanı Hâkim Albay Mehmet Yüzbaşıoğlu hakkında soruşturma başlatıldı. İki haberin veriliş tarzına bakın. Kaç kişi Sabri Uzun’a sahip çıktı? Aynı gazetenin bir haberinde “Sabri Uzun gözaltında” başlığı atılıyor diğerinde ise “FETÖ'nün elemanları uyandı mı... Askerin kapısına dayandılar” başlığı atılıyor. Sonuç ne oldu? Sabri Uzun tutuklandı, Mehmet Yüzbaşıoğlu’a ise hiçbir şey olmadı. Çünkü medya ona sahip çıktı, diğerinde ise tarafsız kaldı ve o adamı tutukladılar. Ama sorsanız Sabri Uzun’a sahip çıktık derler. Tamam Zaman gazetesi ve diğer hükümete yakın medya direk polislerden aldıkları ifadeleri haber yapıyorlardı da, diğer medya organları sanki o insanlara sahip mi çıkıyordu da bugün kahramanlığa soyunuyorlar? 

İlk taşı günahsız olanınız atsın diye bir söz var. Bugün bu ülkede kim Fetöcü derseniz, ilk olarak kaymağını yiyenler Fetöcüdür derim. Birileri üç kuruş parasını Bankasya’ya yatırırken kimler kredi çekiyormuş ona bakılmalı. Türkçe Olimpiyatları yapılırken o büyük statlara giremiyordum. 6 yıl 3 ay ile yargılanan ben o koca statlarda yer bulamıyordum. Bizi almıyorlardı o final gösterilerine, yarın halk için tekrar sahne alacaklar ona katılırsınız deniyordu. Halk için sahne aldıklarında bugün hapishanelerde olan o garibanlar katılırdı. Ama sizin TV’lerde gördüğünüz asıl programa siyasetçilerden tut, gazetecilere, bürokratlardan, zengin iş adamlarına bize sıra gelmezdi. Bugün odun yesin diyenler o gün protokolde ağırlanırdı, ben ise yemin ediyorum o stadın kapısından giremezdim ve giremedim de. Kim de Bylock var, yok Sendika var, yok Digitürk aboneliğini iptal etmiş mi, yok bankaya para yatırmış mı yerine kimde Fethullah Gülen imzalı saat var diye baksanız emin olun içerdekilerin %99’da yoktur. Ama dışarda bugün sağa sola hain diyenlerin hepsinden çıkar o saatler.

Bugün biz Fetö’yü çok önceden tespit ettik diyenler de ikinci sırada suçludurlar. Onlar da bu ülkede başörtüsü zulmüne neden olarak aslında Fetö’yü büyüttüler. TSK’da namaz kılanlara karıştıkları için, bu halk cemaatin tedbir yöntemlerine bel bağladı. Onlar toptan bu halkı böcek gibi görüp, zulüm ettikleri için halkın gözünde Gülen gibiler değer kazandı. Onlar AKP’ye her hukuksuzluk yaptığında, Gülen daha çok kişiyi saflarına katıyordu. Şimdi de gelmiş 500 bin CIA ajanı var diyorlar. 500 bin CIA ajanı var diyen yarın çok rahat 5 Milyon da var der. Hayatının baharında Hatice Erol, Cemile Sönmez, Selma Betül Urunga eğer CIA ajanıysa bunlara sormak lazım peki siz niye geçmişte STV’ye çıktınız, Karşı gazetesinde yazdınız? Neden gidip üst düzey cemaatçilerle temaslarınız oldu? Neden çok saçma yerlerden bu cemaate saldırarak onun meşruiyet zemini kazanmasını sağladınız? Acaba eleştirir gibi yaparak onları aslında mağdur edip, halk nezdinde değer kazanmasını mı sağlıyordunuz?

Mevzu artık bir kan davasına dönmüş. Töre cinayetleri, kan davaları… Kemal Sunal’ın filmlerinde hepimizin dalga geçtiği, ilkellik olarak gördüğü şeyler, çok gerilerde bıraktığımız eski Türkiye manzaraları güya… Ama Türkiye’de kan davaları level atlamış upgrade olmuş, aşiretler arasında değil mahalleler arasında devam ediyor. Her mahalle diğerinden nefret ediyor ve intikam için gün sayıyor. Her kesime el uzatan, her mağduriyeti dile getiren insan sayısı bir avuç. Onun dışında herkes intikam yemini etmiş, kan davalarında bilirsiniz biri gider öbürünün ailesinden birini öldürür ve hapse girer, öbürü de çıkar onların ailesinden birini öldürür, öldüreni öldürmezler. Türkiye’de de sorsanız Ergenekon mağdurlarına sizi kim mağdur etti diye. İlk verecekleri isim Zekeriya Öz olur, diğer verecekleri isim Fethullah Gülen olur son verecekleri ismi de korkarlar veremezler siyasal ayağı derler. Eeee peki bugün zulüm gören mağdur olan hayatları mahvolan, intihar eden, hastalıktan ölen, hapishane köşelerinde çürüyenler kimler adlarını sayın deseniz 5 tane isim veremezler, neden bu insanlara Fetö diyorsunuz bunlar size ne yaptı? Neden kimse diğer mahallenin mağduruna sahip çıkmıyor bu nasıl bir kan davası böyle. Emin Çölaşan, Ahmet Şık, Hanefi Avcı, Müyesser Yıldız gibi binlerce insan çıksa durun dese kimse kimseye zulüm edemez ve 100 yıldır süren tüm kan davaları biter. Diyalog, hoş görü, Çanakkale ruhu, birlik beraberlik falan hikâye. Bu ülkede çok derin kan davaları var ve bunlar ancak hakperest insanlar sayesinde bitebilir. En zor günlerinde karşı mahalleden biri seni savunuyorsa insan o an düşünür ya bu adam dün mağdur olduğunda ben niye sessiz kaldım diye. İşte o zaman acaba der, özeleştirisini yapar. Ama siz yargı altın çağını yaşıyor derseniz, kan davalarını devam ettirirsiniz.

Hiçbir konu da bundan sonra bağnaz olmayacağım desem de bu konuda fikirlerim çok katı, Hatice Erol ve Selma Betül Urunga’nın annesinin, Cemile Sönmez ve onun gibi içerde olan diğer öğrencilerin hiçbir şekilde suçlu olduğunu düşünmüyorum. Bu konu da farklı fikirleri vicdansızlık olarak görüyorum, duymaya bile tahammülüm yok. Katı fikir ve bağnazlık iyi değildir ama sonuç olarak mağdurun garibin düşmüşün yanında oluyorsam tereddüt etmeme gerek yok, vicdanım çok rahat. Diğer fikirleri dinlerken bile o fikirleri beyan eden insanlar adına üzülüyorum ve dinleyesim gelmiyor, insan oğlu niye vicdanını böyle bir karanlığa gömer ki? Onlar adına üzülüp, insanlık adına ümitsizliğe kapıldığım için dinleyesim gelmiyor, aynı şekilde Fethullah Gülen’i ve cemaati büsbütün savunanları da hiçbir şekilde dinleyesim gelmiyor. Fikirlerine saygı duyamıyorum ve vicdansız diyorum, ama bu onlara bir saygısızlık değil, çünkü o fikirleri kendileri üretmiyor, birtakım odakların ürettiği vicdanı baskılayan ezberleri tekrarlıyorlar. Nefretim o vicdansız fikirlere, fikirlerin sahiplerine değil.

Bana göre Hatice Erol ve Selma Betül Urunga’nın, Cemile Sönmez ve onun gibi içerde olan diğer öğrencilerin başına gelenler aşağıdaki videodaki gibi çok net. Güçlü zayıf olanı vicdansızca eziyor ve öldürüyor. Aktörler değişmiş biraz daha gelişmiş (!) canlılar kendi vicdanlarını rahat ettirmek için bahaneler bulmuşlar. Terörist, Bylock, Sendika, Bankasya, 17-25 Aralık kriteri, İltisak, Üyelik vs. bunların hepsini detay olarak görüyorum, insanları detaya boğarak asıl sadelikten uzaklaştırma…

Edindiğimiz bilgiler ve süslü kelimeler gerçekten olayı anlatmaya mı yarıyor yoksa vicdanımızı baskılamaya mı? İkna olmayan sızlayan vicdanımızı susturmaya mı? İnsanoğlu aklını bence vicdanını baskılamak için kullanmamalıdır, akıl vicdan ile koordineli hareket etmelidir. Ama 17-25 Aralıktan sonra ayrılmadılar, ama işte Bylock Yargıtay tarafından kabul edilmiş terör örgütü üyeliği için bir delil, ama Gülen’in emriyle para yatırmışlar, bu sendika onların sendikası, birbirlerini ankesörden aramışlar, hepsi darbeyi biliyormuş, devlet suçlu diyorsa vardır bir bildiği, CIA ajanı bunlar her şeyi hakkediyorlar;  ama işte şu, ama işte bu… Bunların bana göre Gülen cemaatinin karar alıcılarının güçlüyken (2013 yılından önce) kendi tabanını ve elindeki medya ile tüm ülkenin vicdanını baskılamak için yaptığı tevillerden hiçbir farkı yok. Gazeteciler ama açıklanamayacak deliller var, gazeteciler de terörist olabilir, Türkiye şartları için kadrolaşma önemlidir, Soruları biz veriyoruz ama herkes veriyor, Balyoz-Ergenekon davalarında hatalar olmuş olabilir, bazı müesseselerdeki varlığımız alemi İslam için çok önemli, şu an kul hakkı olsa da ileride insanlar ne yaptığımızı anlayacak, bunlar başörtüsüne karşıydı suç işlememeleri mümkün mü, bilmediğiniz şeyler var ileride ortaya çıkacak, çok büyük güçlere karşı savaşıyoruz safları bozmayalım, 300 yıldır ilk kez girilmemiş düşman kalelerine girdik, çok büyük küresel oyunlar dönüyor Almanya, İngiltere, ABD bu işin içinde, ahir zamanda mehdinin geleceği yıllardayız az sabır, bunlar asrın hırsızları, başımızdaki kişiye güvenmiyor musunuz, ama bunlar mason, ama bunlar Yahudi, ama bunlar Ermeni, ama bunlar Pakraduni… Ne farkı var Allah aşkına, Allah bu aklı vicdanını demagoji ile bastırın diye mi verdi? Aldığım tüm eğitimleri, tüm aidiyetleri bir kenara bırakıp belki uzaydan olaylara bakan biri gibi düşünüp vicdanımın sesine kulak veriyorum. Olaylar bana aşağıdaki videodaki gibi görünüyor. Çaresiz güçsüz olanlar, güçlüler tarafından her türlü zulmü görüyor, gerisi hikâye…


-Han Solo

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder