Bediüzzaman ve Gülen Arasındaki Farklar (1) - Münferit Fikir Platformu

SON

20 Haziran 2019 Perşembe

Bediüzzaman ve Gülen Arasındaki Farklar (1)



Bediüzzaman ile Hocaefendi ve hizmet metodları arasında, kanaatimce 5 temel fark vardır. Ölümünün üzerinden 60 sene geçmesine rağmen Bediüzzaman biraz vicdan biraz ilim sahibi herkes tarafından hayırla, hayranlıkla yad edilirken, Gülen ve cemaati, Türk tarihinde belki de ilk kez, bütün kesimlerin ortak nefret objesine dönüştü. Bu 180 derecelik fark, iki karizmatik şahsiyetin hizmet metodlarının doğurduğu bir sonuçtur.


1.Fark: Eleştiri Kültürü, Birey Olma ve İtaat

A.Bediüzzaman’ın “eleştiriye” bakışı en temelde şöyledir “Benim boynumda ve koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese ve gösterse, ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım”

B.Abdülhamit’in 33 yıllık despot yönetimin sonunda ilan edilen meşrutiyetin faydalarını, Doğudaki bedevi Kürtlere anlatmak için dağlara gittiğinde, Kürtlere son sözü şu olmuştur.

“Her söylenen sözün kalbe girmesine izin vermeyin. Belki ben de müfsidim. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalpte saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız bana gönderiniz.”

Görüldüğü gibi Bediüzzaman kritik, sorgulama, süzgeçten geçirme, karşılaştırmalı düşünme taraftarıdır. Bu düşüncesi teoride kalmamıştır. Talebeleri arasında pratiğini de görüyoruz.

Bediüzzaman’ın talebeleri, O’na karşı son derece saygılı olmakla beraber, yeri geldiğinde O’nu eleştirebilmişlerdir. Mesela Sözler’i Latin harflerle basmak istediğinde, çok önemli bir talebesi olan Hüsrev buna şiddetle karşı çıkmıştır. Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatını tamamlayıp köşesine çekilmek istediğinde, talebesi Hulusi bunun doğru olmadığını Peygamberimizin hayatından örnek vererek, çok nazik bir şekilde ifade etmiştir ve Onu fikrinden caydırmıştır. Bediüzzaman’ın yanında türkü söyleyen talebesi olduğu gibi, onun yanında çok şakalar yapabilen Çalışkan Abi gibi talebeleri de olmuştur.

Talebelerinin şahsiyeti, karakteri vardır. Güç karsısında kılıktan kılığa girmez, omurgalı davranırlar. Bediüzzamanın ilk dönem talebelerinin tamamına yakını, köylü, ümmi, sıradan kişilerdir. Fakat bu ortam sayesinde, çok kısa sürede akıl almaz terakki kaydedip, muhteşem hizmetlere vesile olmuşlar.

Bediüzzaman’ın insanlara ne kadar güvenebildiğini su vecizeden anlayabiliriz. “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir.”

Hocaefendinin Cemaatinde ise durum tamamen farklıdır. HE’nin bu konuyla bakışı şöyle özetlenebilir, “Gassalın elinde meyit olma”. Yani mutlak itaat ister. İdaresini, şahsiyetini, aklını, üstündeki abisinin eline verilmesini talep eder.

Kışla disiplini, HE’nin cemaatinde olmasını çok arzu ettiği bir şeydir. Eleştiri ihanet ile eşdeğerdedir. Eleştiren mutlaka ama mutlaka enaniyetinden bunu yapmaktadır. Müceddidlik müessesi kullanarak insanlar manevi cendere içine alınır. İdareleri felce uğratılır. HE müceddir, her Perşembe Peygamberimizle görüşmektedir. Efendimizle görüşmede çıkan kararda hata olma ihtimali tabii ki olamaz.  HE’nin verdiği akla, mantığa, vicdana aykırı birçok kararına itiraz edilememesinin en önemli sebebi, O’nun müceddid olduğuna inanılmasıdır.

Oysaki işin erbabının bilebileceği gibi, Hz. Ömer defalarca eleştirilmiş, topluluk içinde fırça üzerine fırça yemiş. Efendimizin bile her kararı hemen kabul edilmemiş. Efendimiz bir fikir beyan ettiğinde şunu diyebilmişlerdir. “Ya Resullah bu vahiy mi yoksa kendi fikriniz mi? Eğer vahiyse baş göz üstüne, yok kendi fikrinizse bizim de buna karşı sözümüz var.”

İslamiyet’in hakkıyla yaşandığı dönemde, Sahabeler, Halifeler hatta Efendimiz bile kritiğe tabi tutulmuş. Mesela Uhud savaşı öncesi, Peygamberimizin arzu ettiği değil, tam tersi karar alınmış, Bunun yüzde yüz başarısızlık olduğunu bildiği halde Peygamberimiz, itiraz etmemiş, çoğunluğun kararına saygı duymuştur.

Hz. Ömer’i bile eleştirebilir ama HE’yi eleştiremezsiniz. Cemaatin içinde kalıp da HE’yi eleştirebilen tek bir insan yoktur. Mutlak çemberin dışına atılmıştır.

İtaat kültürü cemaatte o kadar etkindir ki, nerdeyse 60 yıllı bulan Cemaat tarihinde, bundan dolayı dünya çapında bir tek romancı, yönetmen, müzisyen, ressam, gazeteci, şair, bilim adamı, modacı, IT’ci vb. yetiştirilememiştir. Çünkü cins kafalar, fikir anarşistidir. Herkesin birbiriyle benzer düşündüğü, iradesini üstündeki abinin eline verdiği ortamlarda her şey yetişir ama kaliteli adam yetişemez. Özgür Koca, Ahmet Kuru, Gökan Bacık gibi dünya çapında bilim adamları vardır ama, onlar cemaate rağmen yetişebilmiş, kıymet görmedikleri, önemli fakat değersiz mesleksiz kibirli abiler tarafından boğulmak istendiklerinden dolayı da yollarını ayırmışlardır.

İnsanlar tek tipleştirildiği, benzer düşündüğü, benzer tepki verdiği, benzer şeylerle mutlu olduğu cemaatte, fikirlerinin kıymeti de çok fazla yoktur. Bütün hayati kararlar onlara sorulmadan, “Çelik Çekirdek” tarafından alınır. Yakın dönemde alınan kararlar, AK Parti ile ortaklık, sonrasında savaş, ByLock, Sendika, Bank Asya, Soru çalma, kendi kadrolarının önünü açmak için başkalarını haksızca devre dışı bırakma, keyfiyete değil kemiyete ağırlık verme… Dinle vicdanla telifi zor onlarca karar Bu A Takımı tarafından alınır. Cemaat bireylerinin kendilerini bütünün bir parçası olarak hissetmeleri ve taşın altına ellerini sokması için, teferruata ait kararlar onlara aldırılır. Doğuya doğru giden bir trende istediğiniz kadar Batıya koşun netice değişmez. Ama bir şey yaptığınızı zanneder, duygusal tatmin yaşarsınız.
---Devam Edecek---

-Nuri Turan
(Hagen-Almanya)

3 yorum:

  1. Bu yazıda Gülen büyük resme göre analiz edilmiş, Said Nursi ise daha lokal analiz edilmiş. Bir insanı tanımak çok zor, hele ölmüşse daha zor. Gülen'in de kitaplarında birey olmanın önemi, eleştiri vs. bulabilirsiniz. Ama büyük resme bakıp gerçek niyeti o değil, pratiği o değil demişsiniz. Nursi'de ise kitap ve anılar var. Ahmet Kurucan'a sorsanız o Gülen'in de aynı şekilde eleştiriye, bireyselliğe farklı fikirlere önem verdiğini anlatır size. Benim görüşüm Gülen'i doğru değerlendiriyorsunuz ama Nursi acaba öyle miydi bilmiyorum. Bi de Nursi zayıfken mazlumken öldü, Gülen güç ile de imtihan oldu, kişi o koltuğa oturunca çok değişiyor. Tabi müthiş bir analiz ile değerlendirme de zor, Gülen acaba nasıl biri diye bile kaç tane kitap, bu kişilerin söylemi pratiği gizli gündemleri oluyor tanıyamıyorsunuz ki.

    YanıtlaSil
  2. Said Nursi'nin ebced, mehdi yorumlarına, İzmir Depremini risalelere dokunmaya bağlama, risaleleri aşırı kutsama gibi mezvularına karşı olsam da Nursi'yi Gülen ile kıyaslamak Nursi'ye hakarettir.

    1- Nursi'nin gizli ajandası olmamıştır. Risalelerde geçen mahrem meseleler ise itikadi meselelerdir. Mahrem hizmet grubu hiç olmamıştır. Bunu diğer nur cemaatlerde de görebilirsiniz. Bir albay ile apartman kapıcısı aynı sohbete katılırdı. Bu Nursi zamanında da böyleydi. Albay Hulusi Abi ile Mübarek Süleyman beraber takılırdı. Ama Gülen'in sisteminde bir albay kendi abisi dışında kimseyi bilmezdi.

    2- Nursi, Van'dan sürgüne giderken İran'dan gelen aşiretleri reddetmiş. Türkiye'de kalmıştır. Talebeleri hapis yatarken yurt dışına kaçmamıştır. Bu konuda Fethullahçılar hicret örneğini veriyor. Ama Said Nursi hicret örneğini vermemiştir.

    3- Nursi mert adamdır. Nurcuysam nurcuyum demiştir. Atatürk'ün huzuruna çıktığına namaz gibi konularda konuşmuştur. Gülen ise Çiller'in huzuruna bir çantayla çıkmış "Bilmediğiniz şeyler var" demiş. Akabinde Çiller "hocam haddinizi bilin" cevabını almış ve adeta huzurdan kovulmuştur. Nursi, Devlet adamlarına karşı istihbaratçılık oynamamıştır.

    4- Nursi devlet adamlarının yatak odalarını konuşmamıştır. İslam geleneğinde hiç bir alim devlet büyüklerinin adice gıybetini yapmamıştır. Ama Gülen 16 Temmuz'da tüm dünya basınına "Fahişeye gidiyordu. Ben engelledim" demiştir.

    Daha bir çok fark sayabilirim.

    YanıtlaSil
  3. resmini bile üstadın yanında görmek öfkemi arttırıyor bunda katkınız var tabiki
    ve men yeğmel miskale zerretin şarran yara

    YanıtlaSil