İbadetlerin İhmali ve Savaş Endişesi adlı 13.12.2015 tarihli Bamtelinin 23. dakikasında Suriye mevzu konusunda öneriler verirken

“Maalesef, çok yanlış bir yola girildi. Bugün o göçmenler meselesi, Türkiye’ye gelmeleri, sığınmaları… Bakın, uluslararası bir problem haline geldi. Dünya kadar insan bir yönüyle zâyi oldu. İffetini satarak geçimini sağlamaya çalışan insanlardan bahsediliyor; iffetini satarak, hırsızlık yaparak, dilencilik yaparak…” dedikten sonra

“O problemler, zamanında, meseleleri objektif olarak ele alan insanlarla meşveret edilerek çözülebilirdi. Fakat acemice, hiçbir şey bilmeden müdahale ettiklerinden dolayı üstesinden gelinmez değişik komplikasyonlara sebebiyet verdiler. Nitekim bugünkü problemlerin arkasında Kapadokya’dan(!) insanların tesiri, daha ziyade onların sebebiyeti görülüyor. Kapadokya (!) insanları bu büyük probleme sebebiyet vermişler, kapı açmışlar ve onu azdırmışlardır.”

Diyerek Kapadokya kelimesini kullanıyorsunuz. Burada Kapadokya TSK, Türkiye ya da Mit anlamına gelebilir.

Ebu Cehil, Kıtalar Dolaşıyor!.. adlı 23.03.2015 tarihli Bamtelininde

“Belli bir dönemde Kapadokya’da da böyle olmuş; ezana dokunulmuş, kâmete dokunulmuş, namaza da dokunulmuş.”

Diyerek Türkiye ya da TSK’yı kast edecek şekilde kullanıyorsunuz.

Hareketinize Gazeteci ve Yazarlar çatısı altında bir dönem katkıda bulunmuş Prof. İhsan Yılmaz ise ara ara Twitter üzerinden Kapadokya kelimesinin kullanılmasının insanların başını derde sokacağını belirtiyor. Birçok bamtelinizde Türkiye kelimesini kullanmanıza rağmen bazı yerlerde Türkiye yerine Kapadokya demeniz mantıklı ve tutarlı değil. Birçok takipçiniz off the record bu kelimeyi TSK olarak algıladıkları ve bildiklerini söylüyorlar ve kelimeyi TSK olarak da düşünürsek Sayın Yılmaz’ın endişeleri gayet makul gözüküyor.

Dinin Özündeki Kolaylık ve Zor Şartlarda Namaz adlı 15.12.2008 tarihli Bamtelinin 17. dakikasında:

“…nitekim böyle zor şartlar altında, mesela burada diyelim işte Batıda veya başka bir yerde Finlandiya’da İsviçre’de Norveç’te Danimarka’da filan orada göze görünmemek için bir tanesi böyle sizin yanınızda bulunduğu dönemlerde herkesin rahat ibadeti, ona imrendiğini ifade etmişti fakirin yanında da, bunu değişik zamanlarda arz etmiştim, böyle biz bunun gibi yapamıyoruz falan demişti eee nasıl yapıyorsunuz siz? ... adamlar öyle gözleri üzerimizdeki nasıl abdest alacağız? abdest içün bir sürü hesap yaşıyoruz yani sabah kalkerden daha çalıştığım benim daire bilmem Mürenbergin bilmem neresinde veya Noturdamın bilmem neresinde hangi Hollanda’nın gözünün altında falan hangi Kapadokyalının gözünün atlında filan nasıl yapacağız bunu diye evvela bir sürü abdest hesabı yapıyorum, yani siz hiç abdest hesabı yaptınız mı? defter kalem çıkarıp da abdest şudur bak bilmiyorsun abdest hesabı yapın deseler bilemezsiniz siz, namaz hesabı bilemezsiniz siz şimdi bir sürü abdest hesabı yapıyor sonra nasıl yapacağız bunu acaba ben bu öğlen ile ikindiyi öğlene getirsem takdir ile bunu cem etsem acaba becerebilir miyim, yapmasam acaba ikindide fırsat bulabilir miyim bu adamlar tepemde duruyorlar yani şimdi böyle bir durumu düşünün o bu halinden şikayet etti ve sözde bizim haliminize de imreniyor, ne güzel yani siz burada rahat böyle ibadet biz de buna imreniyoruz keşke biz de böyle olsak öyle gürül gürül işte namazdan sonra dediğiniz gibi allahu ekber allahuekber … desek sübhane… falan filan desek o bunları böyle döktürdü teessürünü ortaya koydu teessür ambalajlı bana sundu ben hiç tereddüt etmeden ona dedim ki sen ağır şartlar altında rabbimize karşı hiç aksatmadan o kulluğunu o şartların müsaadesi ölçüsünde eda etmeye çalışıyorsun ben de belki o zamanlar 40 tane de ilave kılıyorum var mısın dedim ibadetlerimizi değiştirmeye ben hazırım buna sen onu bana ver ben benimkinin bütününü sana vereyim çünkü sen bir sürü hesabın arkasında koşuyorsun o sabahtan altından kalktığın andan itibaren aman abdest abdest benim öyle bir hesabım yok ki ben kalktığım gibi dalıyorum abdest şeyine lavabonun başına koşuyorum abdestimi alıyorum geliyorum hiçbir şeye takılmıyorum yürüdüğüm yolda eşik yok ayağım takılacağı bir şey yok benim namaz kılarken aman gördüler ettiler beni buradan bu işimden ederler yok öyle bir hesabım benim bakın bizim namazımız hesapsız namaz abdestimiz içinde hesap olmayan bir abdest onun için çok rahatlıkla ben değiştirmeye hazırım…”

Diyerek Finlandiya’da İsviçre’de Norveç’te Danimarka’da Noturdam’da Mürenberg’de(N ile demiyor özellikle) Hollanda’da ve Kapadokya’da namaz kılmanın ve abdest almanın zor olduğunu birilerinin gözlerinin üzerinizde olduğunu, namazı cem ettiklerini, gürül gürül zikir yapamadıklarını ve yakalanırlarsa işlerinden olacaklarını belirterek Danimarka diyerek Deniz Kuvvetlerini, Mürenberg diyerek Milli İstihbarat Teşkilatı’nı Hollanda diyerek Hava Kuvvetlerini Kapadokya diyerek de Kara Kuvvetlerini kast ettiğiniz görülmektedir, ayrıca Kapadokya kelimesini birçok sohbetinizde kullandığınız hatta biyografiğinizi yazan P. Weller de “Kapadokya nedir” diye sorduğu, Kapadokya kelimesinin şifresinin 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası anlaşılması üzerine 15 Temmuz 2016 yılından sonra Kapadokya kelimesini açık bir şekilde Türkiye manasına gelecek şekilde kullandığınız, oysa yukarıda ve diğer birçok sohbetinizde açıkça görüldüğü gibi Kapadokya kelimesiyle daha gizli bir şeyi kastettiğiniz, yukarıdaki bamtelindeki gibi namazların cem ile eda edildiği çoğa(Karacılar) vurgu yaparak bütünü yani TSK’yı kast ettiğiniz görülmektedir.

Neden Kapadokya kelimesi yazıya geçirilmiş sohbetlerinizde daha çok Türkiye manasına gelecek bir şekilde kullanılırken, Dinin Özündeki Kolaylık ve Zor Şartlarda Namaz gibi yazıya geçirilmemiş bir kelime araması yapınca karşınıza çıkmayacak bir sohbette çok daha farklı bir anlamda kullanılabiliyor?

Stockholm Center for Freedom'a verdiğiniz Röportajda “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın uzun zamandır bir darbe hazırlığı içerisinde olduğunu, buna matuf ciddi çalışmalar yaptığını duyduğunuzu” belirtiyorsunuz.

Eski Bugün Gazetesi Yazarı Adem Yavuz Arslan The Circle sitesine verdiği Röportajda “Anladığım kadarıyla ‘emir komuta zinciri içinde bir darbe var, biz aktif destek olmayalım, karşı da çıkmayalım’ gibi bir düşünce hasıl olmuş.” diyerek o da bu durumu onaylıyor ve sizin pasif kaldığınızı belirtiyor. Peki pasif kaldıysanız nasıl oluyor da:

20 Mart 2016 (Darbeden 3 ay 25 gün önce) tarihinde siteye yüklenen, 19 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen Canlı Yayınlanan “SIFIR SORUN (!)” adlı Bamtelinde, yeşil cübbe ile,

1) “İslam dünyası var olduğu günden beri hiç bu ölçüde mesâvîye, bu ölçüde derbederliğe, bu ölçüde parçalanmaya, bu ölçüde birbirine düşmeye maruz kalmamıştır zannediyorum.”

2) “Değişik yerlerde katmerli zulümler yaşanıyor, insanlara gadrediliyor. Ümit veriyorsunuz bir kısım kimselere, “Size arka çıkarız!” diyorsunuz. Bir göç silsilesi başlıyor. Geliyorlar; bakamıyor, edemiyor, göremiyor, kollayamıyorsunuz. Her gün bir sürü mü’min, çoluğu çocuğuyla deryada boğuluyor; gittiği ülke kapılarından geriye çevriliyor. Ve televizyonlar bunları neşrediyor. Siz bu tabloyu görüyorsunuz”

3) "Kendi ülkende kıyametler kopuyor. Her gün bir yerde toplar, gülleler patlıyor; canlı bomba denaetleri, şenaatleri irtikâp ediliyor. Kimin ne olduğu belli değil, bir sürü masum insan ölüyor; bu Hristiyan da olsa, Yahudi de olsa, Müslüman da olsa, ateist de olsa, deist de olsa, materyalist de olsa insandır. Haksız yere bu insanlar öldürülüyor. İdare edilemiyor "

4) “Sistem, başkalarının arkasından koşturup duruyor. Masum insanları yakın takibe almış, onları izliyor. Onları yok etme, onlar hakkında kötülük yapma denaeti arkasından koşuyor.”

5) “Manzara bu. Ama birileri hala Pakraduni Akıllı Mehmet Efendi gibi konuşuyor. Kırk kişi bir yerden yuvarlanıyorlar; otuz dokuzu ölüyor, diğerinin de kolu kanadı kırılıyor. Soruyorlar; “Akıllı Mehmet Efendi ne oldu?” O, “Sormayın, az daha bir sakatlık çıkaracaktık!” diyor.”

6) “Dünya alev alev yanarken, o kendi ülkeni de sararken”

7) “hâlâ bazıları “sıfır problem” diyorlarsa, biz her şeyle beraber aklımızı, mantığımızı, diplomasi düşüncemizi bile kaybetmişiz, Çoluk çocuğun elinde kalmışız demektir aklı hiçbir şeye bir köy muhtarlığını bile idare edemeyecek kadar seviyesiz derbeder perişan basbaya insanların umuduna kalmışız”

Diyerek, Türkiye’nin çok kötü bir halde olduğunu adeta 1980 darbesi öncesi gibi her yerde bomba patladığı, dünyanın da çok kötü bir halde olduğunu belirterek ülkenin idare edilemediğini bu Pakraduni kişilerin köy muhtarı bile olamayacağını belirtiyorsunuz.

8) “Dünyanın değişik yerlerinde zalimler…, dünya mazlumların ahı ile inliyor, bir yere kadar gider bu … Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz, hepinize şamil olur. Biliniz ki Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.(Enfâl, 8/25) buyurulmaktadır.”

Diyerek Allah katında gelecek bir musibetin Hizmettekilerin suçu olmasa bile onları da alıp götüreceğini belirtiyorsunuz.

9) “Allah bir beldeyi, o belde ahalisi ıslahçı oldukları müddetçe helâk edecek değildir…Bir yerde hak ve hakikati dert edinmiş, insanlığın salâhını düşünen, bunu hayatının gayesi bilip, kadın-erkek bu uğurda mücadele eden bir zümre varsa, Allah o beldeyi bütün bütün mahveden semavî ve arzî belâlar vermeyecektir. Fakat o ıslahçılar vazifelerini gereğince yapmıyorlarsa veya vazifelerini yapmalarına engel olunuyorsa, bu hal büyük felaketlere davetiye çıkarmak demektir. Bundan dolayıdır ki, Bediüzzaman Hazretleri İzmir ve Erzincan depremleriyle alâkalı olarak şöyle demiştir: “Ya oralarda hiç hizmet eden yoktu veya onlar çok az, mağlup durumda idiler.”

Diyerek gelecek belanın önüne sadece Islahçıların geçebileceğini belirtiyorsunuz.

10) “bakın şu Yalancı Zift Medyasına… Fakire burs veren insanları şekavet şebekesi gibi derdest et hem de sahur vaktinde… yıldırmaya çalış onları zirveye vursun böyle zulümler”

Diyerek takipçilerinize yapılan zulmün zirveye vurduğunu ifade ediyorsunuz.

11) “biz bize düşen vazifeyi bir hakkın yaptık mı? şu yamuk yumuk yürüyen insanlar ben Müslümanım dedikleri halde İmam hatiplerde namaz kılma nispeti %13’lere düştüğü dönemde, hala meseleyi sessizlikle, bir yönüyle sükût murakabesi ile geçiren serkarlar acaba bunlara denmesi gerekli olan şeyi makul diyebildik mi? Yanlarına sokulabildik mi? Yürüdüğünüz bu yol yanlışdır diyebildik mi? usulüne göre esasa sımsıkı bağlı olarak ürkütmemek için üslupta da hata etmeden zalime, haine, fasıka, facire denmesi gerekli olan şeyleri usulüne göre diyebildik mi ikaz edebildik mi o talimciyi o terbiyeciyi o vatan evladını eline alan çıkarmak isteyen insanları gerektiği ölçüde ikaz edebildik mi?...Rasûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi) ve bir gün başladığı gibi yeniden bir gurbet dönemi yaşayacaktır. Herkesin bozgunculuk yaptığı dönemde, imar ve ıslah hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler olsun!...Kim o Garipler?... fesat fasit dairesi karşısında sesini çıkarmayan insanlar var fesat dairesi içinde seslerini yükselten YETER diyen insanlar, onlara müjdeler olsun. Neyin var olduğunu neyin yok olduğunu sizin yüksek firaset ve kiyasetinize havale ediyorum.Meseleye o zaviyeden baktığımız zaman biz esasen din adına yapmamız gerekli olan şeyler ruhumuzun abidesini ikame etme istikametinde gerekli olan gayreti gösteremediğimizden dolayı tabiri diğerle bütün bütün dünyaya daldığımızdan dolayı bilerek dünya hayatını ahiret hayatına tercih ettiğimizden dolayı şahsi huzur saadet mutluluk ikbal duygumuzu Allah’ın rızasına tercih ettiğimizden dolayı Antrparantez, umum adına konuşuyorum, umum İslam toplumu adına, Kapadokya sakinleri, oradaki serkarlar adına konuşuyorum ”

12)“Siz o konuda gerekli olan ıslahatı yapmıyorsanız bir tavır koymuyorsanız yeter ey zalimler demiyorsanız, denmesi gerekli olan tavırla en azından intihaplarına onların hayır demiyorsanız şayet bir bela geldiği zaman … Erzincan ve İzmir zelzelesini hatırlayın”

Diyerek hükümeti ikaz etmek gerektiğini, onlara yeter diyenlerin peygamber tarafından müjdelenen garipler olduğunu belirtiyorsunuz.

(Serkâr: ser “baş” ve kār “iş”, Bir işi yöneten ve kontrol eden makam, Bir işin başında bulunan kimse.)

Kapadokya serkarları adına konuştuğunuzu söyleyerek, onların dünyaya meylettiğini ve gerekli olan şeyleri yapmadıklarını söylüyorsunuz. Bu Kapadokya serkarları eğer sizin Hizmetteki takipçileriniz ise ve Kapadokya Türkiye anlamında ise neden doğrudan Türkiye demiyorsunuz ve zaten takipçilerinizin zaten zulüm altında inlediğini belirtiyorsunuz, artık ıslah hareketini onlar yapamayacağına göre onlar zaten yeter dediğine göre asıl yeter demesi gereken ıslahatçı garipler kimler? Türkiye’ye bir deprem gelmemesi için ıslah hareketi yapacak olanlar kimlerdir? Eğer Türkiye halkının sesini çıkarmasını istiyorsanız Kapadokya kelimesi Türkiye halkıyla aranızdaki bir şifre midir sizi öyle mi anlayacaklarını düşünüyorsunuz? Kapadokya Türkiye bile olsa, Türkiye'nin Serkârları dediğiniz kesim kimdir?

Eğer kendi takipçilerinizden memnun değilseniz ve onların daha çok dine sarılması ve dini anlatmasını istiyorsanız, onları dilsiz şeytan olarak görüp dünyaya meylettiğini düşünüyorsanız neden sohbetin devamında

13)“Yürüdüğümüz yolun hakkaniyetine inanıyor musunuz?!. İnanıyorsunuz. Bir sürü dökülen insan oldu. Baskılar karşısında başkalarının vesayeti altına giren insanlar oldu. Sesini kesen, dilsiz şeytanlığı tercih eden insanlar oldu. Mümindi bunların bir çoğu. Ama ne yaptılar bunlar? Yürüdükleri yolda başlarına gelecek şeylerden dolayı pişmanlık duyduklarından adeta Müslüman olduklarına pişmanlık duyma gibi bir tavır içine girdiler. Yürünen yol hak ise şayet, başa gelen her şeye katlanmak gerekirdi. İster ölüm, ister sürgün…Hafizanallah, dönme, devrilme, takılıp kalma, uykuya dalma, bütün bunlar yürüdüğünüz yolda pişmanlığın işareti ve bu pişmanlık da Müslüman olmaya karşı pişmanlığın ifadesidir. “Keşke Müslüman olmasaydım!” demeye tekabül eder.”

Diyerek hizmet=din algısı oluşturup, ayrılanları dilsiz şeytan ilan ediyorsunuz. Bu durumda dökülmeyenler sohbetinizin başında da belirtiğiniz gibi zulüm görenler oluyor ve kendi gördüğü zulme karşı da zaten sessiz kalamayacağı için dilsiz şeytan olmayanlar oluyor. Peki bu durumda Yeter demesi gereken Islahatçı Garipler kimler ve bunlarla Kapadokya Serkarları aynı kişiler mi?

14)“…münkeri de ayaklarınızın altına alır ve onun üzerinde raks edersiniz, raks edersiniz, yoksa ağlamalar ağlamaları devam edecek…

Aynı şekilde devam ederek Emri bi’lmaruf, nehyi ani’lmünker iyiliği emretmek, kötülükten menetmek sözünü tavsiye edip kötülükleri ayakların altına alıp üzerinde dans edilmesi gerektiğini söylüyorsunuz ve birileri bunu yapmazsa ağlamalar devam edecek diyorsunuz, tam olarak kim bunu yaparsa ağlamalar duracak?

15) “kahvelerde oturan hiçbir şey bilmeyen insanları, zavallı muhtarları kandırmak suretiyle toplumu sürü gibi arkalarından sürüklemeleri…

16)“ülkeyi idare edemeyen seviyesiz insanlar Suriye’yi batıran maceraya feda eden aklı bir şeye ermeyen insanlar bunların yaptıkları karşısında çoğu zaman ağlaya ağlaya gözlerim görmez hale geldi”

Beddua da ettiğiniz bu bamtelinin sonundaki ifadelerinizden zaten Türkiye’yi kast ettiğiniz çok net anlaşılıyor. Başlarda söylediğiniz her sözü Türkiye’deki hükümete söylediğiniz de ortaya çıkıyor. Peki öyleyse neden esrar katıp Kapadokya kelimesini Türkiye için kullanmış olasınız ki? Ya da zaten TSK için mi kullanıyorsunuz?

Serkâr kelimesini kullandığınız başka yerlere baktığımızda:

a) “Sadece kemmiyyet (sayıca azlık çokluk) planında bir genişleme söz konusuysa, öyle bir yığının sürüden farkı yoktur. Bir serkâr çıkar, üç beş demagojiyle bir sürüsünü aldatır, arkasından sürükler götürür.”( 410. Nağme: Göz Aydınlığı Nesiller ve Bir Âhirzaman Fitnesi)

b) “Tâbiûn çağındaki bir serkâr, koca bir imam diyor ki: “Siz, sahabeyi görseydiniz, ‘Bunlar deli!’ derdiniz!”(Bamteli: YANGIN)

c) “İnsanlık, tarihin değişik dönemlerinde böyle bayramları yaşamıştır ve bu bayramlarda insanlığa serkâr olanlar da Enbiyâ-ı ızâmdır.” (Bamteli: BAYRAM, MAZLUMLAR VE HÜZÜN)

d) “Şayet onlar bir de toplumun önünde, serkâr, rehnümâ, pîşuvâ konumunda iseler, yığınlar yanlışı, doğruyu tefrik edemeden arkalarında sürüklenir giderler” “Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vessellam) efendimiz ve Raşid Halifeler (radıyallahu anhüm ecmaîn) arkada dünya namına bir şey bırakmadıkları gibi idareci olarak yakınlarını da tavsiye etmediler. Mesela, çevresindekiler Hazreti Ömer’e oğlu Abdullah’ı tensip etmesini söylediler. Hazreti Abdullah dâhi bir insandı. İnsanlığın İftihar Tablosu’nu adım adım takip edenlerdendi. Abâdile-i Seb’a (Abdullah isimli yedi âlim sahabe) arasındaydı, belki onların serkârıydı.” (Bamteli: İman Zaafı ve İslam’ın Gurbeti)

e) “Bir, sıratı böyle geçme var; bir de burada belli şeylere takıldıklarından dolayı onda takılıp kalma var. Burada yalıya villaya takıldıklarından, servete sâmâna takıldıklarından, nâma, nişana, şöhrete, kudrete takıldıklarından ve bunlarla zehirlendiklerinden dolayı, bu zehirlenmelerin her birine göre o köprünün üstünde değişik kancalara takılma var. Şöhret kancası, villa kancası, filo kancası, serkâr olma kancası, takdir kancası, alkışlanma arzusu kancası, ezme kancası, zulmetme kancası, haklı-haksız birbirine karıştırma kancası, kafa karışıklığı kancası, dalalet kancası, zulüm kancası, serkâr olmayı başkalarını ezmek suretiyle değerlendirme kancası… Bunlardan birine takılmasa diğerine takılır.” (Bamteli: ASIL KÖRLÜK, KALB VE VİCDAN KÖRLÜĞÜDÜR!..)

f) “Ne acıdır ötede böyle bir nedamete düşmek: “Beni yoldan çıkardılar: Villalar verdiler, insanlığımı satın aldılar. Paralar verdiler, ahsen-i takvime mazhariyetimi satın aldılar, Allah’la münasebetimi satın aldılar, Efendimiz’le münasebetimi satın aldılar. Yalanlarla beni kandırdılar, vadettikleri şeylerle başımı döndürdüler, bakışımı bulandırdılar da doğru yolu bıraktım ve ben de onların arkasına düştüm; yanlışlarında bile onları alkışladım, baştacı ve serkar yaptım, arkalarından gittim; gittim ama kendime ettim!..” Böyle inleyecekler ama oradaki pişmanlık hiç fayda vermeyecek.” (Bamteli: Yüce Hedefe Kilitli Ruhlar)

g) “Kim, ne iş yapar?!.” mevzuunu iyi belirlemektir. Şayet, mesela “Üneyvir”i getirir, serasker yaparsanız; “Tuleyt”i serkâr/serker yaparsanız; “Cümeyl”i bilmem ne yaparsanız… Anladınız değil mi?!. Devlet-i Aliyye’nin başının yeneceğini beklemeye durun bence!.. Evet, darmaduman olacağını beklemeye durun, başınızın çaresine bakın!.. Bulun birer tane merkûp, bulunduğunuz yerden sağa-sola kaçmaya durun!.. Eğer, Naciye sultan ile evlenmek, bir insanı serkâr yapıyorsa veya serasker yapıyorsa, bence, o insan, adıyla değil de “Üneyvir” diye anılmalı!.. -Öyle bir kelime yok, ben uyduruyorum.-”( Bamteli: İÇTİMAÎ HUZUR VE YÜKSELİŞİN VESİLELERİ)

h) “Bence burada öyle bir maceraya girmemek lazım” diyor! Kim diyor? Kanuni! Kim o Kanuni? Bugünkü Türkiye’nin otuz katı gibi bir devletin başındaki serkâr, pîşuvâ.” (Kırık Testi: İrşadda Üslûp ve Sözün Tesiri)

Görünen o ki serkâr kelimesini lider, önder, komutan, devleti yöneten kişi, baş anlamında kullanıyorsunuz. Bu durumda Kapadokya Serkârları, Türkiye’yi yöneten kişiler ya da TSK’yı yöneten kişiler oluyor. Zaten sorununuz Türkiye’yi yöneten kişilerle olduğu için onların yol açtığı şeyleri ıslah etmesi gereken herhalde kendileri değildir. Ayrıca Türkiye’yi yöneten o günkü Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile aranızda bir şifre mi var ki Kapadokya Serkarları diye sesleniyorsunuz ona? Kendi tabanınızın da serkâr olma ihtimali olmadığına göre, zaten onlar mağdur tarafta görüyorsunuz ve birilerinin onlara yapılan zulme Yeter demesi gerekiyor. Ama bir yandanda birilerinin yapması gerekli olan ıslahatı yapmadığını ve dünyaya meylettiğini belirtiyorsunuz ve bunların Kapadokya Serkârları olduğunu söylüyorsunuz. Kapadokya Serkarları Islahatçı olması gereken müjdelenen Garipler mi eğer öyleyse TSK'yı ıslahat yapmaya mı davet ediyorsunuz? Yoksa ıslahatçıları Kapadokya Serkarlarına karşı Yeter demeye mi davet ediyorsunuz bu durumda kim bu ıslahatçılar?

11-13 Temmuz günleri arası eski Zaman ve Tr724 yazarı Ahmet Dönmez’in TSK İmamı olduğunu iddia ettiği Adil Öksüz’ün Pensilvanya’daki yaşadığınız kampta görüldüğünü söyleyen sözüne güvenilir yalan söylemesi mantıksız olacak birçok takipçisiniz bulunmaktadır. Ayrıca bu kişi size bu kadar yakınken siz sanki alelade biriymiş gibi davrandınız ve Mit ajanı olabilir tarzı açıklamalar yaptınız. Akıncı üstünden görüntüleri çıkmamasına rağmen tanıdığınız bu kişinin ismini bile hatırlamıyormuş gibi yaptınız, sizin ona kefil olmak yerine onu darbenin bir numarası olarak görüp ona mit ajanı iması yapmanız sizi daha da şüpheli duruma getirdi ve Kapadokya Serkarları ifadeniz darbe iddianamelerine girdi. 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı darbeden hiçbir şekilde haberi olmayan ama mensup oldukları hareketin lideri şaibeli bir duruma düştüğü için mensup oldukları hareket terör örgütü ilan edilen Türkiye’de birçok insan, hapis yatıp işinden olurken, Meriç nehrinde boğulurken, ya da 3 kuruş parayla yurtdışında hayata tutunmaya çalışırken onları da rahatlatacak Kapadokya Serkarları ya da Islahatçılar ifadenizden dolayı bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?

İslami açıdan size göre kan dökmeden askerin silah zoruyla yönetime geçmesi mazur görülebilir mi görülemez mi? Bu konuda sürekli demokrasi vurgusu yapan siz “Müslüman terörist, terörist Müslüman olmaz” sözünüzdeki gibi açık ve net bir şekilde bir yönetimi meşru görmeseniz bile ona karşı silah zoruyla darbe yapamazsınız, kan dökmeseniz bile bu haramdır ve bir din alimi bu konuda eğer fetva verirse o kişi ‘günah işleyen dinden çıkmaz ama günaha sevap diyen kişi dinden çıkar’ hükmünce dinden çıkmıştır diyebilir misiniz? Eğer sürekli vurguladığınız gibi her zaman demokrasiye inanan biriyseniz meşru olmayan bir yönetime karşı darbe yapılabilir diye düşünenleri tekfir edebilir misiniz? Ve bu sözleri söylerken hiçbir noktada tevil yapmadığınızı yalan söylemediğinizi Allah’ın varlığı üzerine yemin edebilir misiniz?

Her ne kadar takipçilerine de bu soruyu sorsam da takipçilerinin bu konuda bir açıklama yapabileceğini düşünmüyorum gene de sorunun cevabını bilebilecek konumda ve Gülen’e yakınlıkta olanlar cevaplandırırsa ya da Gülen’e sorarsa memnum olurum, sorunun cevabını siz de merak ediyor ve önemli buluyorsanız lütfen yazıyı paylaşın.

Yazıyı yazarken Gülen'in Kapadokya Serkarlarını ıslahata çağırdığını yani darbe talimatı verdiğini düşünerek başladım. Ama iş derinleştikçe farklı manalar da çıktı ve mevzunun o kadar da net olmadığını gördüm. Zaten sorular da muğlak şeyleri ortaya çıkarmak içindir.

Ahmet
Twitter: @a_wolfenstein