Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda (2) - Münferit Fikir Platformu

SON

12 Mayıs 2019 Pazar

Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda (2)





2010 referandumunda şu an birçoğu cezaevinde, bir kısmı yurt dışında, bir kısmı şimdilik dışarda onlarca hizmet gönüllüsü (ahirete irtihal edenler de var) kadın erkek kapı kapı gezerek “evet” için oy toplamıştı. Top yekûn bir seferberlik yapılmış, herkes memleketlerine gidip akrabalarına mini seminerler vermiş ve yapılacak anayasa değişikliklerinin ne kadar önemli olduğu anlatılmıştı. Yapılan anayasa değişikleri özellikle yargıda ciddi değişiklikler içeriyordu. Aynı zamanda Yargıtay’a ve Danıştay’a üyeler seçen ve hakim savcıların tayin ve terfileri ile alakalı en önemli karar mercii olan HSYK’nın yapısı değiştirilmiş, Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı ve yapısıyla alakalı çok önemli değişiklikler yapılmıştı. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin yapısı ve üye seçimiyle ilgili de yine önemli değişiklikler yapıldığını unutmayalım. Otuza yakın Anayasa maddesinde değişiklikler yapılmış ve yapılan reform! değişikliklerle ülkenin bunalan adalet sistemine nefes aldıracak yenilikler yapılmıştı. AB’nin destekler mahiyetteki açıklamaları, alınan %58’lik “evet” oyu oranına ciddi tesir etmiş ve özellikle liberal ve özgürlükçü kesimlerin de desteğiyle kesin bir zafer! kazanılmıştı. 15 temmuzdan sonra hakkında açılan dava neticesinde yargılanan HSK daire başkanı İbrahim Okur’un darbe girişiminden sonra “kendimi tecavüz edilmiş gibi hissediyorum” diyerek anlattığı ve 2010’dan sonra yeni HSK ile yapılan atama ve terfilerle kimlerin nerelere ve ne maksatlarla getirildiğini anlattığını haberlerden hepimiz okuduk. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak bildiklerini anlatan Okur yeni sistemle birlikle aslında nelerin hedeflendiğini anlatmış oldu. 2010 referandumundan sonra hakimlik ve savcılık sınavlarında soruların çalınıp belirli kişilere servis edilmesinden bahsetti mi bilemiyorum ama cemaatin bu alanda da aç gözlülük yapıp ne yüzdelerle nerelere kimleri terfi ve tayin ettirdiğini kamuoyu daha sonra öğrendi. Bu haberlere ve medyada çıkan tanık ve sanık beyanlarına bakarak “hadi canım kirli havuz medyasının yaptığı haberlere mi inanacağız!” denilip dönen dolapları kesin bir şekilde reddetmek de bir tercih tabii ki. Hayat bir tercihler silsilesi değil mi zaten. Soruları alan da veren de, verildiğini bilen de, verildiğini bilmeyen de sonuçta bir tercihte bulundu ve yaşanılanlar ortada.

Askeri sınavlara hazırlanan öğrencilere verilen sorulara (fetih okuma!) şahitlik eden birisi olarak ben ve benim gibi onlarca arkadaşın itirafları sizler için bir kesinlik ifade etmeyebilir. Ne de olsa bizler birer adi hainiz. “Eline eldiven takan suçlu gibi. Sayesinde ortaya çıkan hasar konusunda sorumsuz ama başkalarına o hasarla ilgili görev biçmeye gelince, gücünden hiçbir şey yitirmemiş durmanın, ayrı bir nefsani hoşluğu da olmalı. Asıl mesele, eldiveni takanın, kendi arandığı halde kenara çekilip “şu taraftan gitti memur bey” türünden yanıltabiliyor olması. Eldiveni çıkartıp sorumsuzlaşmak, devlet zannediliyor…Devlet olmayı, devlet gücü kullanarak ilerlemek istemeyeni; en kötü ihtimalle günün getirdiği aksilikler onun mevcut gücünden yontmasın diye takılan eldivene elini geçirmeyeni mumla ararsınız. Kurtulanı yok bu iptilanın. Haliyle ortalık, önce geride bıraktığı izleri silenden, insanları düşündürtmek istediği gibi yönlendirecek yalın gerçeği tahrif edenden, en sonunda kendini dahi inandıracak surette suçunu reddedenden geçilmiyor.” diyor Hakan Zafer 6 Mayıs’ta Medium blog sitesinde yazdığı yazısında. Birkaçı hariç sesini ve yüzünü görmek istemediğim ilahiyatçılardan birisi olmayı başaramamış birisi. Anlayana ve uyuyor numarası yapmayanlara çok ilginç mesajlar veriyor ince ince.

Evet peki neden 2010,2011,2012 yıllarında düzenlenen Türkçe Olimpiyatlarına ülke genelinde düzenlenen etkinliklere tam kadro katılıp, her şehirde stadyumlarda tertiplenen ve o illerdeki belediyelerin cömertçe destekledikleri gönüllüler hareketi, modern zamanın dervişleri, Türkçe’nin bayraktarlığını yapan alperenler…bir süre sonra neden terörist ilan edildi?

Şimdi eldivenlerini ellerinden çıkartıp sütten çıkmış ak kaşık pozları veren büyük! abilerden bazıları bana “sen fındık kadar beyninle nereden bileceksin be ahmak neler olduğunu, nelerin döndüğünü, öyle icap etti çağırdık beyefendileri, sizlere de alkışlamak düştü elleriniz patlarcasına, stadyumlara gitmek, oraları doldurmaktı vazifeniz, yaptınız.” diyorlardır.

Ergenekon ve balyoz soruşturmaları devam ederken, her gün Silivri’deki mahkemenin önünden saatlerce canlı yayın yapan STV’yi izleye izleye “oh be ülke bağırsaklarını temizliyor, ne güzel, her şey güzel olacak…” düşünceleriyle oturup kalkıyor ve ülkemiz için seviniyorduk. Zamanın başbakanı Erdoğan’ın yapılan operasyonlarla alakalı “dalga dalga da nereye kadar bu dalga..” diyerek hakim ve savcılara mesaj verdiğinde anlamıştım işlerin aslında çok yolunda gitmediğini. Daha önce defaatle desteğini ilan eden Erdoğan ilk defa yapılanlardan rahatsız olduğunu ilan etmişti. Galiba birlikte yürünülen yollar ayrılmaya başlıyordu diye düşünmüştüm. 2010’dan sonraki yukarda bahsettiğim anayasal değişikliklerle birlikte özellikle yargıda belirli bir güce ulaşıp etkili ve yetkili noktalarda kritik atamalarla güçlendiğini zanneden abilerimiz! eldivenleri takıp 7 şubat 2012’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca Hakan Fidan ve bazı Mit görevlilerini ifadeye davet etmişti. Fişek ateşlenmiş ve devletleşmenin! provası yapılırcasına bir yola girilmişti. Bu tarih çok önemli zira zamanın hükümeti ve devlet erkanı 2010 yılında yapılan referandumda (yapılan değişikleri hala doğru buluyorum ve ülkenin demokratikleşmesi adına önemsiyorum V.P.) ilk kez oyuna getirildiklerini anlamış oldular. Yapılan samimi ve doğru reform paketinin aslında belirli bir erk, yapı, cemaatin elinde nasıl bir silaha dönüşebileceğini anlamış oldular mı çok emin değilim ama gerçek buydu.

-Vahdettin Polat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder