Yeni Bir Dünya - Münferit Fikir Platformu

SON

28 Nisan 2019 Pazar

Yeni Bir Dünya


-->

Biz aynı kaptan su içmiş çocuklarız. "Sû-i zanda isabet etmektense hüsn-ü zanda yanılmak daha hayırlıdır.” sözünü iyi biliriz. Çoğumuz bu düsturu içselleştirmiştir. 17/25 Aralık ile başlayan süreci cemaat mensupları olarak doğru okuyamayışımızın sebeplerinden başlıcası bu bence. Hiç konduramadık. Söylenen sözler, yazılan yazılar, yapılan uyarılar aleyhteyse inanmak istemedik, üzerinde kafa yormadık. Acaba bile demedik. Cemaatin içinden birini hele de FG ve avenesini eleştirmek, ahir zamanda hizmet için koşturan bu ulular hakkında sorgulama yapmak, peygamberin sahabelerine yeğlediği ahir zamanda gelecek kardeşlerini sorgulamak demekti. Gövdenin içindeki kurt olmak bize yakışmazdı.

Bu bakış açısının bir kısım insanlar için hala geçerli olduğunu biliyorum. Göremeyenler ve gözlerini kapatanlar için;

Peki FG ve uluları iyi ama çevresi mi kötü, ondan ve etrafındakilerden habersiz ve istişaresiz alınan kararlarla mı 17/25 Aralık ve 15 Temmuz gerçekleşti.

Diyelim ki evet bu şekilde oldu ve hep beraber 16 Temmuz'a uyandık. Her şey ve yaşanacak süreç ayan beyan ortadaydı. İşte tam bu noktada Pensilvanya ahalisi safını ve gerçek niyetini belli etti. İnsanlara susun ve hiçbir şeyi kabul etmeyin, polise paçayı kaptırmayın dendi. Yurtdışına kaçabilenlere kaçın denip, kaçamayanlara gaybubet yolu tarif edildi. Mensuplarını daha da yer altına indirerek sözünü dinleyenlere aylık para yardımı yapmaya devam etti. Aynı zamanda da yeni haberleşme programları vasıtasıyla rüyalar dualar haberler servis ederek ipi gevşetmedi. Hatta daha da ileri giderek, bildiğini yalansız anlatanlar bizzat FG tarafından üstüne basılarak kafir ilan edildi. Cemaatin ve FG’nin Türkiye'deki tabanına biçtiği hayat buydu. Peki bu yöntem hangi sonuçları doğurdu?

Ayvalık açıklarında anneler bebekleriyle koyun koyuna boğuldu, insanlar firari bir hayatın içinde ne zaman yakalanırım korkusuyla psikolojisini bozdu, iyice yalnızlaşıldı, her bahar diyene dört elle sarıldılar, afaki umutlara hayatlarını bağladılar ve bildiğiniz radikal suç örgütü mensuplarından hiçbir farkları kalmadı. Bugün bir gaybubet evi baskınında ele geçirilen sahte kimlikler, takma sakallar, desteyle dolarlar, şifreli bellekler, camdan atlayanlar... PKK veya IŞİD evine yapılan bir baskından farkı, silahla karşılık verilmiyor olması. Bu insanlar daha düne kadar dershanede bize çay ısmarlayan öğretmenimizdi, kermes organize eden ablamızdı. Evin erzak ihtiyacını karşılayan esnafımızdı. Kriminalize olmuş bu insanların hepsi de melek gibi insanlardı. Bu insanlar nasıl bu hale geldi ya hu!!

Birinci Düsturunuz: Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

Eğer öyle olsaydı. FG hemen bir açıklama yapar, "Darbeyi yaptık-yapmadık (o bu yazının konusu değil) bundan sonraki süreçte, sohbete bir kez gelmiş olsa bile, asker, polis, ev hanımı fark etmez herkes bulunduğu yerde emniyete gidip bildiğini dosdoğru anlatsın. Biz bir terör örgütü değiliz sonuna kadar da şeffafız devletimizin milletimizin aleyhine bir şey düşünmemiz mümkün değildir. Hizmete ait her şeyi gerekirse devlete bırakırız, yine bu millete hizmet etsinler. Bizim için okullar gazeteler bankalar rıza-yı ilahiye giden yollardı, bunlar tıkanırsa bismillah deyip sıfırdan yeni yollar buluruz. Bu geniş imkanları Allah bize yine nasip ederse aynı çapta hizmet ederiz, hikmeti iktiza etmezse daha küçük adımlarla yine Allah rızasını ararız.. Hapis mi hapse gireriz, darağacıysa ben yarın Türkiye'ye geliyorum darağacına gülerek çıkarım diyebilirdi. Ama asıl dert Allah rızasını kazanmak mı, yoksa elde edilmiş para ve insan gücünü bırakmamak için son piyon feda olana kadar savaşa devam etmek mi? Tabi bu mertçe sözlerin Pensilvanya'nın semtine uğramayacağının da farkındayım. Çünkü 15 Temmuz sonrasında BBC'ye verdiği röportajda onun gözlerindeki korkuyu gördüm.

Acaba bu açıklamalar yapılsa, bu şekilde yol gösterilse, ülke insanı siyasiler tarafından ne kadar hedef gösterilse de hizmet insanlarına karşı daha anlayışlı olmaz mıydı, işlerini kaybeden insanların psikolojileri daha hızlı şekilde normale dönmez miydi, sadece doğruları rehber edinmiş insanların vicdanı çok daha rahat olmaz mıydı? Bu kadar bebek cezaevi yerine evlerinde büyümez miydi? Ne kaybedilirdi, Allah yolunda neyiniz eksik olurdu?

Bugün Almanya’da açılan tenkil müzesinde bana göre cemaatin mağdurlarının hatıraları üzerinde tepiniliyor. Boğularak ölen bir bebeğin kıyıya vurmuş küçük bedeni, abilerinden gelene itaat ederek o gece Ankara’da tankla dışarı çıkan ve 4065 yıl ceza alıp hücresinde ölümü bekleyen Ümit Üsteğmenin delirten yalnızlığı kâbus olup rüyalarına girmesi gereken tayfa, “yeni bir dünya, yeni bir dünya” diyerek şarkılı türkülü çakma Türkçe Olimpiyatı düzenliyor. Bu kadar aymazlığa da pes artık. Teşbihte hata olmaz, “ağlamazsın, bari gülmekten utan be adam” demişler.
Cemaat denen yapı alttakilere hedef olarak Allah rızasını göstermiş, fakat gittikleri yol ve kervanı getirdikleri yer maalesef bambaşka!
-O Er

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder