Seçilmişlik Düşüncesi - Münferit Fikir Platformu

SON

22 Nisan 2019 Pazartesi

Seçilmişlik Düşüncesi





Bu yazıyı ortaokul yıllarında hizmet hareketi ile tanışmış ve bugüne kadar yaklaşık 25 yıldır bu camianın içinde olan biri olarak yazıyorum.

Hizmet hareketini bu yanlışlara sürükleyen en büyük neden ahir zamanda seçilmiş topluluk olduğu düşüncesidir. Efendimizin, kardeşlerime selam olsun dediği topluluğun bu camia olduğuna inandık. Başımızdaki insanı da bir müceddid olarak gördük. Daha da ilerisi, bu dil ile ikrar edilmese de en azından bir kısmımız Mesih olduğuna inandık. Fethullah Gülen’in aldığı her karar bize göre Efendimiz ile olan istişare neticesinde çıkmıştı. Bu algı bize alınan kararları sorgulatmadı.

Hak davaya batıl yollar ile hizmet edilemeyeceğini söylüyorduk. Ama seçilmişlik düşüncesi bizi bütün batıl yolların içine çekiyordu.

Biz bir savaştaydık, bu iman ile küfrün savaşıydı. Ülkedeki din düşmanları devlet bürokrasisinde bütün köşe başlarını tutmuştu. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri ve Adalet Sistemi’nde bunlar hâkimdi. Gerçek vatan evlatlarının ülkede söz sahibi olması gerekliydi.  Kimdi bu din düşmanları öncelikle kimliklerini Alevilik ile perdeleyen Ermeniler. Gerçek kimliklerini saklayan Yahudi ve Hristiyan dönmeler. Şubat Soğuğundaki Mehmet Aziz Tarmanlar.

Bunlar ile nasıl mücadele edecektik. Savaşı ancak onların kullandıkları silahları kullanarak kazanabilirdik. Yoksa mümkün değildi. Onlar kendi adamlarına sınav sorularını vermişlerdi, biz de bunu yapmazsak başarılı olamazdık. Onlar mülakatlarda kendi adamlarına yardımcı olmuşlardı, biz de bunu yapmazsak mücadele edemezdik. Onlar kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamışlardı, biz de onlara tanımamalıydık. Yoksa bu savaşta başarılı olamazdık. Ülke elden giderdi, dini hassasiyetti olan hiç kimse bu ülkede yaşayamazdı.

Özellikle TSK çok önemliydi. Ülkenin gerçek yöneticileri askerlerdi. Onların istemediği hiç kimse bu ülkede başbakan, cumhurbaşkanı olamazdı. Her 20 yılda bir darbe oluyor ülke tekrar dizayn ediliyordu. Bu darbelere dur demek için TSK ıslah edilmeliydi. Gerçek vatan evlatları mütedeyyin gençler buralara hazırlanmalıydı. Bir kimse kendi ülkesinin müesseselerini sızmaz hakkıdır girer. Çok doğru bir yaklaşım, bugün de bunun yanlış olmadığı kanaatindeyim. Ama bunlar yapılırken dinin hükümleri çiğnene bilir miydi?

İnsanlara sorular önceden verilebilir miydi? Bu kul hakkı değil miydi? Ama biz seçilmiş topluluktuk biz bunları yapabilirdik. Zaten liyakat 3-5 soruyu doğru cevaplamak değildi? Dinin kul hakkı gibi bir hükmü din adına çiğneniyordu. Ben, o gün buna ses çıkarmadığım için bugün bunun pişmanlığını yaşıyorum.

Mülakatlar öncesi insanlar araştırılıyor kökenlerine bakılıyor menfi tespitleri yapılıyordu. Kimdi menfi insanlar? 17/25 öncesi aleviler, sol görüşlü insanlar, cumaya dahi gitmeyenler menfi kategorisindeydi. 17/25 sonrası hükümete destek çıkan cemaat ve tarikatlar çok daha menfi görülmeye başlandı. Bunlar, öncesinde mülakat heyetindeki arkadaşlara verilip elenmeleri sağlanıyordu. Bizim arkadaşlarımıza ise yüksek puanlar veriliyordu. Bu kul hakkına girmek değil miydi?

Bazı kurumlarda arkadaşlar namazlarını cem ediyor bazı kurumlar da ima ile kılıyorlardı. Nasıl buna cevaz verilmişti. Çünkü bir savaş vardı ve savaşta bazı ruhsatlar verilebilirdi. Kiminle savaşıyorduk biz?

Bacılarımız kamu kurumlarında başlarını açabilirlerdi bu ruhsat da verilmişti. Dinin bir hükmü daha çiğneniyordu. Ne için yine din diyanet için.

Özellikle TSK ve Dış İşlerinde arkadaşlar kimliklerini açığa çıkarmama adına zor durumda kaldıklarında alkol de alabilirlerdi. Buna ruhsat verilmişti. Dinin bir hükmü daha çiğnenmişti yine din diyanet uğruna.

Çok esnaf yapılanması içinde bulunmadım. Ama konuşulanlara şahit oldum. İl imamları neden borçları kapatmak için Kurban Bayramı’nı fırsat bilirdi. Kurban bizim mezhebimize göre vacip diğer mezheplere göre sünnetti. Vacip olan kurbanlar kesilmeli, nafile olarak toplananlar öğrencilere burs olarak kullanılabilir ya da hizmetin ihtiyaçları karşılanabilirdi. Buna ruhsat verilmişti. Yine dinin bir hükmü din adına çiğnenmişti.

Banka promosyonları faizdi bunlar kullanılamazdı. Arkadaşlar alır alamaz bize getirmeliydi. Faiz para boğazlarından geçmemeliydi. Hizmet promosyon paralarının kullanılacağı yerleri biliyordu ve oralarda kullanılmalıydı. Nereler yâda hangi işlerdi bunlar?

Bank Asya’ya karşı bir savaş vardı hükümet, bankayı batırmak için devlet gücüyle uğraşıyordu. Banka bizim okçular tepemizdi ve burayı kaybetmemeliydik. Faiz konusunda çok hassas olan cemaat üyeleri başka bankalardan faiz ile kredi çekiyor ve Bank Asya’ya yatırıyordu. Buna da ruhsat verilmişti. Dinin bir hükmü daha çiğnenmişti yine din diyanet adına yapılıyordu.

Örnekler çoğaltılabilir. Bizi bu yanlışlara düşüren, kendimizi seçilmiş topluluk ve başımızdaki insanı seçilmiş kişi olarak görmemizdir. Ben dün bunları yaptığım ve yapanlara karşı ses çıkarmadığım için pişmanlık yaşıyorum.

Bu yaşadıklarımızın sebebi belki de dinin hükümlerini yine din adına çiğnememizdir. Belki de bu yüzden 40 senede ilmek ilmek dokunan hizmet, bir günde her şeyini kaybetmiştir.

Sorgulamaktan korkmayın, sorgulamazsanız eski yanlışlar tekrar eder.

-Ali Ayva

2 yorum:

  1. Örnekler güzel sıralanmış teşekkurler. Bu görüşe katılmayan ya da yanlış pencereden bakıldığını düşünen muhabbet fedaisi varsa bu platforma bir yazı yazmasını çok isterim. Hakikate susamış bir gönül olarak hakikat erlerinin fikirleri ile ufkum açılsa keşke. Ses ver yiğido yoğsa beni duymuyor musun :)

    YanıtlaSil
  2. Bank Asya konusunda sorularim var. Bank Asyanin gecelik repo faizine para yatirdigini. Bunun fetvasininda Hayrettin Karaman'dan alinmis oldugunu duydum.
    Bu gecelik faizleri once diger bankalar gibi Merkez Bankasi ile, sonra da Wells Fargo gibi amerikan bankalari ile yapildigini duydum. Bunun gercekligini veya yanlisligini bilen var mi?

    Bana bunu bankanin bir calisani soyledi. Eger dogru ise Banka Asya resmen faizle is yapan bir kurum demektir.

    YanıtlaSil