Ne İçin Çıkmıştık Yola (2) / Ne Bu Halimiz! - Münferit Fikir Platformu

SON

25 Nisan 2019 Perşembe

Ne İçin Çıkmıştık Yola (2) / Ne Bu Halimiz!





Hep mazlumun yanında olacaktık, zalimin yanında olmayacaktık, peki mazlumun yanında olduk mu?  Aleviler ve Ermeniler Osmanlı’dan zulüm gördüklerini iddia ediyorlarken Osmanlı’yı evliya mertebesine biz çıkarmadık mı? Kardeş katli için çıkıp Nursi gibi iki laf edebildik mi? Osmanlı’nın diğer ülkelere saldırmasını cihat diye meşrulaştırmadık mı? Yakın tarihte aleviler, solcular devletten zulüm gördüklerini iddia ederken dinsiz komünistler ülkeyi yönetiyor diyen biz değil miydik? Kürtlerin iddia ettiği her şey yalan deyip devleti savunmadık mı her daim? Kitap yazdığı için insanlar hapse atılırken, kanser hastası, son otuz beş günü kalan bir kadının evi basılırken alkışlamadık mı? Bırakın alkışlamayı o operasyonları yapanın cemaat olduğu ortaya çıkmadı mı? Gücü elde edince ilk fırsatta intikam almaya çalışmadık mı? Bizi eleştirenlerin sonu hapis olmadı mı? İnsanları tasfiye etmek için darbeci ilan etmedik mi? Soruyorum hangi mazlumun yanında olabildik? Diğer cemaat ve tarikatlara bile bizden değil diye Selam Tevhid torbasına atılmadı mı? Kemalistler bitince ülkücüler ve diğer cemaatler tasfiye edilmedi mi? Tahşiye ile köydeki 80 yaşındaki dedeye kadar zulmümüz uzanmadı mı?
Var mı sicilimizde bir tane temiz nokta ki dünyaya örnek olmayı ve değiştirmeyi düşünüyoruz? Et kokmuş dedik tuz olacağız dedik, tuz etten daha fena koktu. Ve herkes tuzun koktuğunun farkındayken barış için mazlumun yanında olmak için geliyoruz diyerek ne yapamaya çalıyoruz? Bize artık kim inanır?

Köydeki Anadolu insanı da okuyacak, ülkedeki Monşer Sabetayist düzene son vereceğiz dedik, en son baktığımda Anadolu insanı gasp edilen hakkından dolayı bize sövüyordu. Adalet, hak, hukuk derken en son milyonlarca insan çalınan sorulardan dolayı küfür ediyordu. Köydeki Anadolu insanı bize düşman oldu, Monşerleri değil, Allah diyenlerin oğlunun geleceği için en büyük tehdit olarak görüyordu. Hangi dine inanıyorduk da o soruları çalabildik? Hangi dine inanıyoruz da hala daha salağa yatıyoruz?

Başörtülü kız sonunda başörtüsüyle okuyabildi ve hakim olmak istiyordu ama olamadı, niye? Çünkü o cemaatten değildi. Hangi dine inanıyorduk da o kızın hayallerini çalabildik? Nasıl tevil etmiştik de her şeyi böyle bir canavara dönüşmüştük? Arkada bıraktığımız bu mağdur ordusu varken nasıl dünyayı daha iyi bir yere dönüştürecektik, nasıl mazlumların derdini dindirecektik her an başka mazlumlar yaratarak?

Ülkücü bir devlet memuru, her sabah işine gidip geliyor, hayalleri küçükken büyükmüş şimdi ise tek istediği hafta içleri işini yapmak hafta sonları da ailesiyle vakit geçirmek. Ama olmuyor, kendini kodeste buluyor. Çünkü Türkiye’yi daha güzel yapmak isteyen kişiler onun geçmişte yaptığı küçük bir hukuksuzluğu ortaya çıkarmış ve hayatını cehenneme çeviriyorlar. Bunu, hukuka saygılı oldukları için mi yapıyorlar? Hayır sadece o pozisyona cemaatten biri gelmeli ve ülke güzelleşmeli diye. O pozisyona cemaatten biri gelmeli ki hukuksuzca hunharca kadrolaşma yapılabilsin, sakın ha kadrolaşmayı hukuka aykırı düşünmeyin, cemaatin yaptığı her şey hukuka uygundur, başkaları yaparsa aykırıdır. Neyse ki bu ülkücü abimiz şanslıymış, mevzuata aykırı bir fiilini ortaya çıkarmışlar diğerleri gibi mevzuata aykırı hiçbir fiili ortaya çıkmayanlardan olsa ne olacaktı? Doğrudan kumpasa kurban gitseydi, ya da özel hayatı ifşa edilip oradan rezil rüsva edilseydi? Evet madem peygamber mesleğini seçtik bu cemaatin bu mağdurlara ulaşma imkânı var mı artık? Ya ne olacak istiyorsan 80 milyonu çıkar 6 milyar 920 milyon insana ulaşmaya devam ederiz mi diyeceksiniz. Peygamberin müjdelediği garipler biz miyiz yoksa bu mağdurlar mı?

Cemaatten ayrılan kişi hain, eleştiren münafık… Cemaat araç değil miydi? Dünyayı daha iyi bir yere getirmemiz için bir araç değil miydi? Şimdi nasıl oldu da bize en çok benzeyen kişilere en ağır hakaretleri edebiliyoruz? Biz vicdan hareketi değil miydik? Şimdi nasıl oldu da ayrılan ile kimse görüşmeyecek iş de vermeyecek diyebiliyoruz? Biz sevgi hareketi değil miydik, ayrılanlara nefret kusarak ne yapıyoruz?

Ortalama bir Türk insanından tam olarak neyimiz farklı da Dünyayı değiştirmek adına yola çıktık? Dünya gerçekten bizden ne alabilir? Adaletli miyiz? Çalınan sınav soruları, kadrolaşmalar ortada. Mazlumun yanında mıyız? Gittiğimiz ülkelerde bile ilk tanıştığımız, ilişkilerimizi geliştirdiğimiz kişiler onların en zengin ve en güçlüleri. Türkiye’de de zulüm görene kadar hep sessizce devletin başkalarına yaptığı zulümleri izlemişiz. Evrensel mesajlarımız var mı? Irkçıyız, insanlara Pakraduni diyoruz, İslam’ın başka yorumlarına bile sapık diyoruz diğer dinlere nasıl tahammül edelim. Güya diğer dinler ile diyalog yapıyoruz ama içimizden ateist, deist olanlar ya da sunilikten çıkanlara tahammülümüz yok. Entelektüel miyiz? Çarpık komplo teoriyle dolu bir tarih bilgimiz var, üzerine sadece Gülen ve Nursi’nin kitapları, hayatı bu kadar az bilgi ile yorumlamaya çalışıyoruz. İnsanlık her geçen gün gelişirken onlara bir katkı sunabilir miyiz? Mesela kadın hakları, LGBT, kapitalizme karşı mücadele, daha iyi bir demokrasi ya da ırkçılığa karşı bir mesajımız var mı? İslam’ın söylediği şeyleri tekrarlayıp zirvenin bu mesajlar olduğunu tekrar edip gene evde eşimize bulaşığı yıkatıp, LGBT konusundan kaçıp bunun bir hastalık olduğunu tekrarlayıp, kapitalizm kötüdür deyip kurumlardaki insanlara asgari ücret verip, demokrasi iyidir çünkü Nursi öyle demiş deyip, Türklerin ne kadar üstün adaletli bir ırk olduğunu, insanlığı 600 sene barış içinde idare ettiğini, Türk olarak asla kimseye zulmetmediğimizi söyleyip geçiyoruz.  

Yazı boyunca “biz” desem de söylediğim çoğu şey TCH (the cemaat hiyerarşisi)’yi ilgilendiren ve onların yaptığı şeyler. Cemaattekiler çoğu olay karşısında kendini kötünün iyisiydik diye savunabiliyorlar. Gelinen noktada kötünün iyisi olmak birilerini tatmin ediyorsa yollarına devam edebilirler. Ben Türkiye’yi ve Dünyayı değiştirmek ve kendi hayat amacımı bulamak için bu yapıya girmiştim. Gelinen noktada bana göre de TCH değişim önündeki tehditlerden biri haline gelmiştir. Et kokmuş, tuz da kokmuş, ama kokan tuzla hala bir şeyleri değiştirebileceğini inanıyor insanlar.

Ne için yola çıktık? Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için, peki yolda ne öğrendik? Hiçbir şey bilmediğimizi. Dünyanın bizden değil, bizim dünyadan çok şey öğrenmemiz gerektiğini gördük. Cahil olduğumuzu başımızdaki insanın da cahil olduğunu gördük. Ama hala ısrarla lise seviyesinde okul açıp onlara bir şeyler verebileceğimizi iddia ediyoruz. Tam olarak insanlara ne verebiliriz? Daha kendimiz düzelmeden dünyayı nasıl düzelteceğiz? Bulunduğumuz konuma alttakileri çekeceksek, biz daha yolun başında değil miyiz önce yukarıdaki bir kişinin bizi yukarı taşıması gerekmiyor mu? Hala daha insanlığa mesaj verebileceğimizi mi düşünüyorsunuz. O zaman her şeyi bir sonraki yazıda sıfırdan alıp filmi baştan izleyelim.

---------------------------------------------------------------

Tekzip: Bir önceki yazımda belirtiğim “…Oyunlardan bildiğim çok rahat bir şekilde bir arabayı havaya uçuracak o silaha Başbuğ “boru” demişti...Ama işte o an İlker Başbuğ lav silahına boru demesiyle ben de bir kırılma oldu…” ifadeleriyle izah ettiğim İlker Başbuğ’un lav silahına boru demesi olayı 29 Nisan 2009 basın toplantısının da medyada gelmişti.

Aslında yazıyı yazarken iki buçuk saat olan o toplantıyı tekrar izlemeyi düşünüyordum. Acaba basının manipülasyonu mu var diye aklıma bir şüphe düşmüştü, ama yok canım boru demişti işte en son yazı bitince gene de bakarım demiştim. Ama bakmayı unuttum, bir kişi yorumlarda bu durumu dile getirip Başbuğ’un asla “boru” demediğini belirtmiş. Bir tweette bu yorumu görünce başta hafif bir tebessüm ettim, yok canım diye kafama düşen şüphe gerçek çıkmıştı. Çok fena bir şekilde basının, medyanın manipülasyonuna uğramışım, aslında geçmişte okuduğum tüm kitapları ve haberleri, çoğu olayı sorgulayıp yalan olma ihtimalini tekrar değerlendiren biriyim. O yüzden de özellikle bir yazı yazınca kafama şüphe geldiği için tekrardan kontrol ediyorum. Önceki yazımda zaten lise yıllarından nasıl Ergenekon davalarıyla kandırıldığımı anlatmıştım, ama kandırılsak da Ergenekoncu olarak lanse edilen kişilere de bu çamur cuk diye oturmuştu, bu konuda da özellikle İlker Başbuğ’u eleştirmiş ve kendi hatalarının da buna katkı sunduğunu belirtmiştim. Bu hatalarından birinin de lav silahına boru demesi olduğunu belirtmiştim. Toprağın altından çıkan Lav silahı oyunlardaki seri roketatarlar gibi değilmiş. Tek kullanımlık olduğu için polisin yaptığı kazılarda ortaya çıkan lav silahları da kullanılmış lav silahıymış. 29 Nisan 2009 tarihli basın toplantısını tekrar dinlediğim de Başbuğ lav silahı için 1 kere kullanılabilen bir şeydir ve kazılarda ortaya çıkan bu silahlar sadece eğitim amaçlı kullanılabilir. (Yani askere lav silahını tutmayı göstermek için vs.) Tek bir sefer kullanılabildiği için aslında silah değil mühimmattır diyor. Haliyle başka silahlar da çıksa neden kullanışmış lavın toprağa gömüldüğünü sorguluyor. TSK’ya ait olmadığını da iddia ediyor. Boru bile dese aslında mantıklı bir noktaya temas ediyor, Ergenekon terör örgütü neden toprağın altına kullanmış silahı gömer ki?

Savcı da Başbuğ’un bu silahlara boru dediğini düşündüğü için ona bu soruyu sormuş ve Başbuğ’da ilginç bir şekilde boru dediğini kabul etmiştir. Medyanın propagandası o kadar etkili olmuş ki Başbuğ bile kendisinin boru dediğine inanmış, avukatının gerçeği fark etmesiyle Başbuğ’un asla boru demediğini, bu kelimeyi Deniz Baykal’ın kullandığı ortaya çıkmış. Böyle enteresan bir olay da 2013 yılında haber olmuştur. Linki aşağıda veriyorum. Eski gazete manşetlerine ya da görsel medya haberlerine erişim olmadığı için kimlerin bizi bu derece hatta İlker Başbuğ’u bile inandırdığı konusunda bir fikrim yok. Ben Taraf ve Zaman okuyor ve STV izliyordum sadece bunu diyebilirim. Bir önceki yazıda 2009 yıllarının atmosferini kendi bakış açımdan ortaya koymaya çalışmıştım o atmosferi medya yapay bir şekilde mi oluşturmuştu yoksa Başbuğ'un da kişisel hataları oluyor muydu? Boru olayının yalan çıkmasından sonra Başbuğ’a yönelik eleştirilerimi tekrardan düşünmeye karar verdim. Saygılar..


-Ahmet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder