Bir Ahlaksızlık Nişanesi Olarak At İzini İt İzine Karıştırma Ameliyesi! – 2 - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

7 Şubat 2019 Perşembe

Bir Ahlaksızlık Nişanesi Olarak At İzini İt İzine Karıştırma Ameliyesi! – 2

     

 Tarih 10 Temmuz 2016 Pazar veya 11 Temmuz 2016 Pazartesi akşam 22:00 civarında “müdür” abimizle Çekmeköy’de bir yerde buluşuyoruz. Yoğun olduğu ve acelesi olduğu her halinden belli. ”…hocam arkadaşlara iletmemiz gereken bir mesaj var. Acil. Mümkünse yarına kadar arkadaşlara ulaşalım.” diyor. ”Nedir abi hayırdır!” diyorum merakla. ”…detaylarını ben de bilmiyorum. Arkadaşları önümüzdeki birkaç gün içinde birisi arayacak. Arayan kişiye karşı olumlu olsunlar.” diyor. ”… hayır olsun inşallah abi. Arkadaşlarla ilgili ters giden bir durum mu var? Soruşturma filan mı yoksa başka bir şey mi?” diye soruyorum. ”…yok hocam problem yok. Sadece arayan kişiye karşı olumlu olsunlar” diyerek tembihte bulunuyor.”  ...tamam da abi şimdi kim bu arayacak olan? Neyin nesi? Arkadaşlar nasıl ve nereden tanıyacaklar?” diye soruyorum.” …hocam arayacak olan kişi de zaten arkadaşların meslektaşı, problem olmaz.” diyor bana. Bu arada ben “…abi ben müsaadenizle 13 Temmuz 2016 Çarşamba günü misafirlerimle memlekete gitmeyi planlıyorum…” diyorum. Kendisi bana ”…hocam çarşamba değil de cumartesi (16 Temmuz 2016) günü filan gitseniz daha uygun olur. Cumartesi günü gidin olmazsa bir ay tatil yaparsınız…” diyor. Ben yine “…neden abi bir problem mi var işlerle alakalı filan…?” diye  soruyorum.” …yok hocam problem yok. Bolca dua edelim…” diyor.
***     
         O dönemde okullara, gazetelere, şirketlere v.b. birçok kuruma kayyum ataması yapılmış. Emniyette ciddi açığa almalar, tayinler yaşanmış. Zaten kasvetli bir dönem olduğu için abinin memlekete gitme talebimi ertelemesini işin açıkcası çok fazla yadırgamadım. Her zamanki düşüncemiz hep böyle olmuştur.” …her zaman hizmetimiz ilk önce gelir. Hizmetimize bir şey olmasın da ne olursa olsun!...” diye düşünmüş ve gereken neyse onu yapmışızdır. Gerektiğinde en yakınımızdaki eşimize, annemize, babamıza ve kardeşlerimize çok rahat yalan söyleyip (tedbir!) durumu idare etmeyi her zaman başarmışızdır. Bu “dual yaşantıyı” o kadar benimsemiştik ki artık hiçbir şey bize garip gelmiyordu. Mahrem yapı içerisindeki hemen hemen herkes bu “dual” durumdan şikayet etmiyorduk. Kendi aramızda bilgi alış verişi yaparken veya üstümüzdeki kişilere rapor verirken çok rahat yalan söyleyebiliyorduk. Rakamlarla oynamayı severdik! En çok sevdiğimiz oyun “excel”di. Çocuklarımızdan daha çok laptoplarımızı kucaklamışızdır!
***
       Sadede geliyorum. Ayrılıyoruz. Ben de he(p)r itaat eden şakirt! gibi verilen vazifeyi ifa etme adına benimle birlikte çalışan iki sivil arkadaşa ivedilikle ulaşıp yukarıda bahsi geçen mesajı iletiyorum. Bu sivil arkadaşlar da bana “…nedir bu durum? Kim arayacak? v.b.”  sorular soruyorlar. Aynen ben de ”…detaylarını ben de bilmiyorum. Arkadaşları önümüzdeki birkaç gün içinde birisi arayacakmış. Arayan kişiye karşı olumlu olsunlar diyor abiler, ivedilikle arkadaşlarla görüşelim…” diyorum.
       15 Temmuz 2016 Cuma günü gündüz Cuma Namazından sonra ertesi günü memlekete gideceğimiz için hazırlık yapmaya başlıyoruz. (Hanım, ben, çocuklar, baldızım ve bacanağımla birlikte  hazırlık yaptık.) Akşam televizyonda haberleri izlerken “…jandarma Bogaziçi Köprüsü’nü tuttu…” şeklindeki haberleri ilk izlediğimizde neler olup bittiğini anlayamadık. Televizyondan haberleri izliyor ve gelişmeleri takip ediyorduk. Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamaları ve nihayet Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını dinleyince ben işkillenmeye başladım. Yanımdaki hiç kimsenin geçtiğimiz birkaç gün içerisinde yaşadıklarından haberi yoktu. Çaktırmadan yan odadan kullandığım tableti açtım ve o zamanlar başımızdaki abiye aynen şöyle yazdım. ”…abi nedir bu durum? Açıklamaları dinlediniz mi? Bu durumun bizimle bir ilgisi var mı?”. Bir müddet sonra bana aynen şöyle bir mesaj geldi. ”…hocam ya tamamen yok olacağız ya da….”. Evet aynen bu şekilde abimiz bana mesaj gönderdi. Mesajı görünce inanamadım, endişelenmeye başladım. Zira endişelenmem için nedenlerim vardı. Abi bize görüştüğümüz arkadaşlara iletmemiz için birkaç gün önce bir mesaj söyledi. Biz de bu mesajı arkadaşlara iletmiştik. Üstelik abi benim çarşamba günü memlekete gitme talebimi cumartesi gününe ertelemiş ve yukarda bahsettiğim konuşmalar geçmişti aramızda. Devamında bana “…hocam çok dua edelim, 19 fetih okuyalım v.b.” türünden birkaç mesaj daha attı. Ben o andan itibaren iyice korkmaya başladım.
       Haberlerden takip ettiğimiz kadarıyla askerler halkın üzerine ateş açmış, ölümler ve yaralanmalar olmuş, hastaneler yaralılarla dolmuş, tanklar insanların üzerine sürülmüştü… Memleket kaynıyordu. O gece sabaha kadar bacanakla haberleri takip ettik. Herkes gibi, meclisin bomlalandığını, askerlerle polisin çatıştığını, TRT binasının işgal edilip zorla bildiri okutulduğunu, CNN Türk yayınının kesilmeye çalışıldığını filan televizyondan takip ettik. Sabah olmuştu. Namazdan sonra biraz uyuduk. Kalktığımızda televizyondan yine takip ettiğimiz kadarıyla darbe teşebbüsünün kısmen bastırıldığını bazı lokal yerlerde hala problem olduğunu haberlerden öğrendik. O gün öğleden sonra yani cumartesi günü ailemi, baldızımı ve bacanağımı memlekete gönderdim. Ben de Pazar günü otobüsle memlekete gittim. Bacanağımın evinde misafir olarak beş gün kadar kaldık. Bu süre zarfında kimseyle iletişim kuramadım. Arkadaşlarla alakalı ciddi endişe içerisindeydim. 22 Temmuz 2016 Cuma günü Cuma Namazı’ından sonra telefonum çaldı. Çalıştığım kurumumdan idarecim arıyordu. Açığa alındığımı ve tebliğ belgesini imzalamam için İstanbul’a gelmem gerektiğini söyledi. Bacanağım dışında hiç kimseyle bu durumu paylaşmadım. Eşime okulda işlerim olduğunu, takip ettiğim stajyer öğrencileri ziyaret edeceğimi söyleyerek 23 Temmuz 2016 cumartesi günü İstanbul’a geldim.
--> -Vahdettin Polat

1 yorum:

  1. Çok önemli bir yazı. Elinize sağlık.

    E. Babahan bir tweet attı: "15 Temmuz'la yüzleşin"

    Cemaat 15 Temmuz'la yüzleşmeli. Kendi içlerinde FETÖ diye bir örgüt olduğunu kabullenmeli. FETÖ söylemine karşı çıkarak kendi içlerindeki örgütü temize çıkarmamalı hem de kendi adlarını kirletmemeli. Çünkü Vahdettin Bey'in yazdığı gibi bir örgüt var. Emir veren, cemaati kullanan pis bir örgüt var.

    Bu örgüt 250 Şehidimizi küçümsüyor, darbecileri kutsuyor, darbecilerin mahkeme ifadelerini kutsal metin gibi sosyal medyada yayıyor, ayrıca darbeciler ifadelerinde FG'ye toz kondurmuyor. Sonra da bunları yapanlar mel'un darbeye "Erdoğan'ın Tiyatrosu" diyorlar. Bu %99 FETÖ darbesidir.

    Vahdetin Bey'in yazısı gibi yazıların artmasını temenni ediyorum.

    YanıtlayınSil