Header Ads Widget

test banner

Kriz ve sonrası muhtemel huzur

Kriz ve sonrası muhtemel huzur
Çoğumuzun farkında olduğu büyük bir kriz yaşıyoruz. Türkiye’de veya yurt dışında yaşıyan türk vatandaşlarının bir kısmı uzun süredir bir huzursuzluk, tatminsizlik, çatışma, kafa karışıklığı içinde. 28 Şubat, 17-25 Aralık, 15 Temmuz vesaire elbette ki bu durumun önemli müsebbibleri, ama kanaatimce bunların da geri planında aslolalan başka bir kriz var. Bu kriz kimliklerin ve aidiyetlerin çatırdamaya başlaması.

Hepimizin üzerinde değişik kimlikler, gömlekler var. Saymakla bitmez; mesela muhafazakarlık, solculuk, milliyetçilik, Atatürkçülük, nurculuk, tarikatçılık, komünistlik. Türk toplumu olarak 80 ihtilali öncesinden bu yana (öncesini tarih bilgim az olduğu ve o zamanlar hayatta olmadığım için tam bilemiyorum) çok yaygın bir alışkanlığımız birbirimizi hep gömleklerimizle tanımlamak ve içindeki insanı öyle yargılamak. “Benim gömleğimi giyiyorsan iyi, yoksa kötüsün” sadece avamın değil, kendini daha entellektüel olarak görenlerin bile değişik seviylerde sahip olduğu kronik bir hastalık. Bunu bir kenara yazalım ve yakın tarih üzerinden değerlendirmelerle devam edelim.
Neden kimlikler çatırdamaya, gömlekler yırtılmaya başladı? Kavgalardan. Çok kavgalara şahitlik ettik. Mesela büyük olanlarından iki tanesi: önce kemalistlerle islamcılar arasında, sonra siyasal islamcılığa çevrilen bu grupla The cemaat arasında.

Kemalistlerin muhafazakar avamı baskılamaları ve ezmelerinden mütevellid onlarla kavga edip siyasi güce ulaşan islamcılar iktidar imtihanını çok kötü verdiler. Çünkü sadece bu durum değişmeli diyorlardı, ama neye nasıl değişeceği konusunda hiçbir fikirleri yoktu ve ne yazık ki kendileri güç zehirlenmesine uğrayıp değiştiler. Önceden şikayet ettikleri zulümleri kendileri yapmaya başladılar. The cemaat kenardan devam ediyordu, bir taraftan güzel, bir taraftan şaibeli—ve tehlikeli ve yanlış— işlerine. Siyasal islamcılar kemalistlerle olan kavganın son darbelerini indirebilmek için The cemaatle birlik olmaya karar verdiler, ama onlara ellerini verip kollarını kaptırınca bu sefer onlarla kavgaya tutuştular.

Hani derler ya, bir evlilikte boşanma davaları çok acıdır. Boşanan çiftler bu davalarda çok çirkef davranabilir, demogojik veya doğru bir şekilde en mahrem hataları gözler önüne sererler. Ben The cemaat-siyasal islamcı kavgasını buna benzetiyorum; çok çirkef, çok acı bir boşanma oldu. Çok çetin bir kavga olmadı çünkü kökü halka daha yakın ve çok daha güçlü—haklı demiyorum—olan siyasal islamcılar bu kavgayı kolayca diyebileceğimiz bir şekilde kazandılar (ama hala yerde can çekişmekte olan The cemaat’e insafsızca darbeler indiriyorlar, o ayrı mesele).
Şimdi geri gelelim yukarıda bahsettiğim—gömleğimi giyenler iyi, giymeyenler kötü—kronik hastalığımıza. Bu kavgalar gösterdi ki bu gömlekler aslında birbirinden çok da farklı değil; belki renkleri farklı ama malları aynı. İçindeki insanlar da az çok aynı. Ve en önemlisi şu: en insafsızları hep bu gömleklerin üzerine çok apolet takmış olanlar. Bunu birazcık grup aidiyetinden çıkabilmiş olabilenler gördü ve değişik seviyelerde sorgulamaya başladı giydikleri gömleğin iyi birşey olup olmadığını (keşke daha çok insan görebilse bunu, yazarkenki en büyük amacım da tam olarak bu). İşte bunu ben bir kriz olarak tanımlıyorum ama aynı zamanda iyi ve hayırlı bir olay olarak görüyorum.
Hepimizin derisi aslında insanlık gömleği. Diğer üzerimize giydiğimiz gömlekler ise insan yapımı, ve giyenlerin değil dizayn edenlerin rahatlığı ve çıkarları için tasarlanmış. Bunu görmeye başlamamızı büyük bir adım olarak görüyorum. Bu adım kendi başına yeterli değil, çünkü bu sadece eski anlayışları yıkıyor, ama yerine yapıcı bir görüş koyup uygulamaya başlamamız lazım ki krizi geçip huzura ulaşabilelim.

Peki ne yapmalıyız? Cevabı zor değil, ama uygulaması—her değişimin zor olduğu gibi—zor. Gömleklerimizi hep beraber çıkaralım demiyorum—ben kendi adıma üzerimdeki derim insanlık gömleği haricindeki tüm gömlek kırıntılarından kurtulmaya çalışsam da bunu herkese tavsiye edemem. Çünkü bazılarına bu zor gelebilir ve hatta uygun olmayabilir—herkes kendi görüşünü kendi belirlemek istemeyebilir vaya belirleyemeyebilir. Ama insanları gömlekleriyle yargılamayı bırakmak yapılabilecek ve yapılması gereken şey. Zaten insan denen kompleks varlığı gömleğinin ona verdiği bir kelime ile özetlemek ne kadar büyük bir haksızlık!

Her grubun güzel özellikleri var, onlardan istifade etmek lazım. Diğer gruplara hoşgörü yetmez—çünkü hoşgörü aslında içinde “kendi görüşüm üstün, ama diğerini de tolore ediyorum” gibisinden de bir enaniyet barındırıyor—tam manasıyla kabullenmek ve hatta sevgi duymak lazım. Biliyorum bizim toplumumuz için bu çok zor. Bir milliyetçinin bir kürde, bir muhafazakar müslümanın bir aleviye, bir Kemalistin bir tarikatçıya bakışının 180 derece değişmesi demek bu. Ama düşüncesi bile güzel. Belki bu olur da bir süre sonra huzuru buluruz. Nasıl, güzel olmaz mı?
Vesselam,

-İsa Hafalır
Not: Bu yazı ilk defa 6 Eylül 2018 tarihinde The Circle http://thecrcl.ca web sayfasında yayınlanmıştır.
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar