Header Ads Widget

test banner

Bylock'tan Film Senaryosu Olur Mu?


'Bylock' 2016 yılından sonra Türkiye'deki herkesin lügatine girmiş bir kelime...

İstihbaratın olağanüstü çabaları sonucu elde edilmiş, Erdoğan'ın tabiriyle örgütün “İn”ine girilmiş ve darbe sonrasında tüm gizli örgüt mensuplarını ifşa edecek bir done yakalanmıştır. Hatta bu program o kadar gizlidir ki Bahçeli'nin deyimiyle Fethullah Gülen'in size verdiği bir doların seri numarası ile giriş yapabilmektesinizdir. Zaten bir doların Siyonistler için ne kadar önemli olduğunu rahmetli Erbakan seneler önce söylemiştir. Hatta bir dizide darbeden çok önce bir dolarlara göndermeler bile vardır. Şimdi bu programın keşfedilmesiyle vatandaş açısından tüm taşlar yerine oturur. Peki istihbarat bu programı nasıl keşfetmiş ve sunucularına nasıl sızmıştır? O konuda da bir gazetecimiz hemen bir kitap yazmış ve operasyonun ismini koymuştur: 'Kod adı bay bay'

Evet Türkiye'de bazı dizilerde ve filmlerde bu programı görsek de hala daha 'Kod adı bay bay' ismiyle Hollywood tarzı bir ajan filmi çıkmadı. Yakında da çıkması pek mümkün değil gibi. Çünkü 14 yaşındaki lise öğrencisinden, 60 yaşındaki ev hanımından ya da emekliliğini torun sevmekle geçiren 80 yaşındaki bir dededen bu program çıkınca ister istemez bu nasıl bir örgüt diyorsunuz. Mesela Heath Ledger’ın, Dark Knight filmindeki Joker karakteriyle seyirciyi büyüleyen performansına baktığınızda bu kişi yaşasaydı bizim filmimizde hangi rolü alabilirdi? Anthony Hopkins'i alıp emekli dede rolüne büründürebiliriz belki ama onda da seri katil tipi var, bize terörist lazım. Süpermen gibi gündüzleri torun seven bir dede geceleri ise kostümünü çıkarıp bir teröriste dönüşen biri lazım. Ancak Keyser Söze karakterini canlandıran Kevin Spacey'i o işi iyi becerir gibi. Ama ona da artık iş vermiyorlar, hakkındaki iddialar malum. Ama bizim yönetmenler için sıkıntı olmaz herhalde oynatırlar. Neyse ajan filmi çıkarmak zor gibi iş her an komediye kayabilir hatta en kötüsü Allah korusun kara mizah olarak anlaşılabilir film. Kaş yapayım derken göz çıkarırsınız bir bakmışsınız kodesi boylamışsınız.

Ama üzülmeyin başka bir senaryo daha var, bu senaryodan ajan filmi çıkarmak mümkün değil ama çok güzel bir dram filmi çıkarmak mümkün.

Bu senaryomuzda olay Türkiye'de geçer, eskinin kadim İmparatorluğu dağılmış, son savaşında elindeki son insan gücünü ve son buğday tanesini de tüketmiştir. Böyle bir coğrafyada son bir kez daha eldekiler ile Kurtuluş Savaşı verilir ve İmparatorluğun merkezinde Türkiye diye yeni bir devlet kurulur. Bu devletin başına İmparatorluğun eski bir subayı geçer. Devlet yenidir ama İmparatorluğun tüm hastalıklarını bünyesinde aynen taşımaya devam eder. Bu devletin 'necip' bir milleti vardır, o kadar neciptir ki böyle dost varken düşmana gerek yoktur adeta. Bu milletin en büyük hastalığı sürekli birbirleriyle uğraşmalarıdır. Hatta bu konuda fıkralara bile konu olmuşlardır, fıkrada dediği gibi cehennemde başına zebani koyulmayan tek millet bu necip millettir çünkü zaten onlardan biri oradan çıkmaya çalışsa diğerleri birlik halinde onu içeri geri sokarlar. İşte bu millet savaş sonrası adeta mahvolmuş sürekli birbirleriyle uğraşan ama bir yandan da sürekli eski kadim İmparatorluk zamanlarına dönmeyi hayal eden bir hale bürünmüştür. Bu millet bakmış ki seneler geçiyor ama bir arpa boyu yol alınamıyor, bu sefer komplo teorilerine sarmış ve son savaştaki gibi yedi düvelin kendileriyle hala uğraştıklarına inanmaya başlamışlardır. Her fert buna inanmış, aynı milletten olan kardeşini, işbirlikçi hain ya da başka ülkenin ajanın olarak görmeye başlamış. Bu sayede birbirleriyle uğraşsalar da gece olunca vicdanları rahat bir şekilde uyuyabiliyorlarmış. İşte bu milletin tek sorunu bu da değilmiş, ekonomik olarak da batmışlar, fakirlik cehalet getirmiş, cehalet onları iyice gerçeklerden uzaklaştırmış ve kala kala ellerinde tek dinleri İslam kalmış. Ama işte o İslam'da ellerinde kalmamış o kadar çaresiz duruma düşmüşler ki koca İslam dininden onların hatırladığı tek şey domuz eti yememekmiş. İmparatorluğun kadim ulemaları bile koltuk kavgasına düşüp dini 1000 senedir sadece naklettikleri için, halkta uçan kaçan sahtekarların peşinden koştuğu için yeni devleti kuran Subay toptancı bir yaklaşımla bu hamur daha çok su götürür gerek yok bunlara diye o defteri kapatmış. Ama işte o defter kapanmamış çaresiz halk maneviyata yönelmiş. Bu kadar çaresiz koyun olur da hiç mi kurt olmaz? Elbette içlerinden birileri de kurt postuna bürünmüş ve kurtluk yapmaya başlamış. Birileri kurt postuna bürününce de ülke adeta satranç tahtasına dönmüş. Kiminin adı vezir kiminin adı kaleymiş ama hepsi sadece kendi şahına hizmet eden onun çıkarları için savaşan piyonlarmış. Koca ülkede tek mutlu olan bir avuç şahmış, bunun dışında tüm piyonlar mutsuzmuş, düşman şahını yendiklerinde mutlu olacaklarını düşünüp sürekli onun hayalleriyle çaresizce günlerini geçirmekteymişler.

İşte bu topraklarda aileler hep ahlaklı, bilgili çocuklar hayali kurarlarmış. Tüm bu imkansızlar arasında, sorunları çözüp eski günleri geri getirecek bir nesil aranırmış. Her zaman genç omuzlara büyük bir yük bindirilir, onların her şeyi çözeceğine inanılırmış. Onlar okuyacak, Batıyı her yönden geçecek, aynı zamanda da İslam'ın da üzerindeki 1000 yıllık tozu kaldıracaklarmış. Hemen hemen her kesimin o Batının bir gün geçileceğine olan inancı tammış. Hem bu milletin çoğu da köylüymüş, yeni devlet kurulunca zamanla şehre göçmüşler. Şehre göçenler çok zorluk çekmiş, çocukları da kendileri gibi çekmesin diye onların okuyup doktor, mühendis, öğretmen, asker olmalarını isterlermiş, ama bunları olurken de ahlaksız da olmasın iyi insan olsun dini de bilsin isterlermiş. Bunca hayal ve bunca talep olur da hayal satan kurtlar olmaz mı? Elbette onlar da varmış. Ama işte tüm ülkedeki köşe başları kurtlar tarafından tutulmuş, birinin ağına yakalanmasan diğeri seni yakalıyormuş. Hem köylü adam ne bilirmiş kurdu falan, o kimmiş ki kurtları anlasın eleştirsin. O ihtişamlı devletlûler bile el pençe divanmış kurtlar karşısında. İşte bu köylü adam daha sakalları çıkmamış, gözünden sakındığı çocuğunu hem okusun hem de ahlaklı olsun diye hayal satanları sevenlere emanet etmiş. Çocuk hafta sonları hayal satan bu adamı sevenlerin yanına gitmiş. Zamanla babası görmüş ki çocuğun hem dersleri iyiye gidiyor hem ahlakı güzelleşiyor hem de artık evde hiç değilse bir kişi duvardaki Kuran'ı alıp okuyabilir. Ama işte bu çocuk hayal satan bu adamı sevenlerden çok o asıl hayal satan Şahı severmiş. Babasının bu durum hiç hoşuna gitmezmiş, zaten hep haberlerde o Şahı görürmüş. Şah sürekli diğer şahlar gibi haber olurmuş, ama köylü adam kalbine bir şey doğsa da oğlunu ikna edemezmiş. Nasıl ikna etsin ki? Bu Şah niye Amerika’da dese, oğlu hemen bir cevap verirmiş. Niye böyle dese, oğlu hemen bir şey anlatırmış. Oğlan öyle kelimeler kullanırmış gibi baba onların anlamını bile bilmezmiş ama utanırmış ne demek diye sormaya. Oğlan açtı mı ağzını Ergenekon, derin devlet, sahabe yolu, firavunlar, Selam Tevhid, İran altınları, bop, mülaane, müceddid, rüyalar, tırlar, Hz.Abbas'ın gizliliği, Pakraduniler, Ebu Hanife, Abbasi Hükümdarı, Fatih Üniversitesi, Arsa, Mevlana, Bedir savaşı, baba-oğul ..... gibi hiç anlamadığı kelimeler etmekteymiş. Ah baba napsın, kalbine doğmuş artık, anne de huzursuz olmuş ama oğlanı bir türlü vazgeçirememişler. Oğulları bilgili olmuş, ahlaklı olmuş ama onların oğulları olmamış. Oğlan artık eve gelmez olmuş, gelse de hiç muhabbet etmezlermiş. Bir gün oğlan sevinçle gelmiş 'Baba kalk akrabalara gidek demiş', baba şaşırmış garipsemiş ama sevinmiş bir yandan da akrabalar sürekli oğlanı sorarmış. Neyse gitmişler akrabalara, oğlan iki hâl hatırdan sonra demez mi seçimde napıyorsunuz diye. Haydahh! Baba anlamış olayı susmuş, oğlan akrabalarıyla da bir güzel tartışmış.

O gece oğlanın morali çok bozulmuş, ailesinden de akrabalarından da kopmuş. Bir gün üzgün üzgün otururken arkadaşı demiş şu programı yükle de sana da yazıları atayım çok güzel yazılar geliyor, Şahın sohbetlerinden notlar geliyor demiş. Oğlan girmiş bakmış yüz binlerce indirmesi olan bir program indirmiş yüklemiş, arkadaşını da eklemiş o da ona yazıları atmış. Gel zaman git zaman arkadaşı buna bu programın Şahın adamları tarafından üretildiğini çok güvenli olduğunu Şahın bizzat 'bu programı kullanmayan haindir' dediğini iletmiş. Daha sonra bu program indirmeyen herkese yayılmış, ama bu dandik programda konuşmak bile mümkün değilmiş, garip gurup rüya paylaşımı dışında da bir işe yaramıyormuş. Neden bu programın kullanıldığını neden güvenliğe ihtiyaç duyulduğunu kimse bilmiyormuş. Bakmışlar programı Şahın sözüne rağmen kullanan yok, bu sefer tekrar 'bu program üzerinden notlarınızı alın' demişler. Çünkü bu program o kadar güvenliymiş ki elle yazdığınız kâğıt bile riskliymiş. Bu Şahı sevenler enteresan adamlarmış, kod isim seçip birbirlerine gerçek isimleriyle hitap ederlermiş, her sohbetten önce telefonlarını dışarı bırakırlarmış, badem bıyık bırakıp kumaş pantolon ile gezer ama evlerinin gizli olduklarını düşünürlermiş. Şah bunları Pakradunilerin onları takip ettiği konusunda inandırmış. Cia'den KGB'ye herkesin onları takip ettiğini düşünürlermiş. O yüzden sohbet notlarının nasıl suç olabileceğini, polis baskın yaptığında o notları yakalasa bile sanki ne olabileceğini düşünmeden Şah notumuzu program üzerinden al diyorsa alırız derlermiş.

Neyse gel zaman git zaman ülke karışmış, oğlan acı acı tarla bakan Şahın has kullarını düşünüyormuş ve yavaş yavaş babasına hak vermeye başlamış. Bir sabah kapı çalınmış ve polisler gelmiş, oğlanı ve küçük kardeşini alıp götürmüşler arkada şoka giren acılı anne ve baba kalmış. Oğlanı da kardeşini de Bylock’tan hapse atmışlar. Babayı da oğlandan dolayı işten çıkarmışlar. Oğlan kendinden çok kardeşine üzülmüş, acaba kardeşime de mi yükledim diye kara kara geçmişi düşünüyormuş. Eş dost akrabalar bir bir azalmış, herkes onlardan korkar olmuş. Oğlandan dolayı tüm akrabaların güvenlik soruşturmaları sakıncalı çıkıyormuş. Oğlan zamanında ben özgürüm bana karışamazsınız ben kararımı verdim dese de onun kararı herkesi etkilemiş. Anne üzüntüden kanser olmuş, baba zar zor evine ekmek getirebiliyor ve eşine bakıyormuş. Artık hayatta bekledikleri tek gün oğullarını görüş günleri olmuş ve tek beklentileri de oğullarının kurtulması olmuş.

Bir gün birileri çıkmış Mor Beyin diye bir şey var demiş. Bu adamların dediğine göre Şahın has kulları 2014 Ağustos'a kadar bu programı kullanmış sonra istihbarat tespit edince şahı seven herkese bu programı yaymışlar ama bu da yetmemiş gibi namaz pusulası tarzı programları da bu programın sunucularına yönlendirmişler. Mor beyin ortaya çıkınca bir anda istihbaratın tespitlerine hatalı diyen haindir diyenler çıkmış. Ama istihbaratın kendisi de bizim tespitlerimizle hüküm vermeyin diyormuş. Bir gün on bin Mor Beyincinin numaraları yayınlanmış ve bu kişiler hapisteyse tahliye edilmişler. O gün küçük kardeş hapisten çıkmış. Küçük kardeş çıkmış çıkmasına da aklı abisin de kalmış. Abisi o gün çifte sevinçliymiş hem kardeşi çıktığı için hem de senelerdir acaba ben mi yükledim kardeşime diyen vicdan azabını dindirdiği için. Oğlan altı sene cezayı alıp hüküm kesinleşene kadar tahliye edilmiş. İki senenin ardından ilk kez ailecek evlerinde buluşabilmişler ama bir kişi eksikmiş. Anne maalesef vefat etmiş.

Oğlan hapisteyken sonradan gelen tutuklular programın içeriği yok demişler, ama oğlanın temyiz duruşmasına tüm içerikler gelmiş. Oğlan içeriğinin geldiğine sevinmiş saklayacak bir konuşması yokmuş. Ama o andan sonra o tip söylentilere bir daha inanmamış. Oğlan geceleri uyuyamıyormuş, bir suçu olmasa da aklında birçok soru varmış, sorular içini aç bir fare gibi kemiriyormuş. Neden bu programı kullandığını, neden o programın sunucusunun Amerika’dan dandik bir ülke olan Litvanya'ya taşındığını, neden daha güvenli olan Whatsapp'ı kullanmadığını, gerçekten o adamların dediği gibi bu program istihbarat tarafından 2014 Ağustos'ta mı tespit edilmişti, öyleyse kendisi tespitten çok sonra bu programı yüklemişti, neden sürekli böyle dandik bir programa güvenli denilerek kullanmayanlar hain denilmişti, neden Şah çıkıp '' Bal-yok!... Ha, ByLock, Özür dilerim. Allah Allah!.. Ne demekse o meret şey?!'' diye ilk defa duymuş gibi yapmıştı, neden Şah '' birileri ezkaza bin tane insanın kullandığı o şeye girmiş. Onların takiplerinde hedef olanlardan da onun içinde on tane varmış. O diğer dokuz yüz doksana ilişme yok; belki bazen onlara da ilişiyorlar, sonra salıyorlar'' dedi, neden yoksa Şah dokuz yüz doksana da mı ilişilmesini istiyor, zaten onlar kardeşi gibi olanlar değil miydi, zaten kardeşi de onun gibi iki sene yatmamış mıydı, yetmez miydi iki sene, kendi gibi olanlar çoğunlukta iken neden Şah onları azınlıkta gösteriyordu, neden Şah kardeşi ve onu kıyaslıyordu, neden tarla bakanlar hakkında bir açıklama yok, neden Şah onları da tanımamazlıktan geliyordu, gerçekten istihbarat bu programı sunucuları hackleyerek mi elde etmişti yoksa Şahın vezirleri her şeyi teslim mi etmişti, eğer o programı yüklemesem annem yaşar mıydı neden neden....Oğlan soru sormaya devam etsin, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti, maalesef bu senaryo mutlu sonla bitmiyor. Ama baba oğlunu sonunda ikna etti, ona kavuştu diyeceksiniz. Baba haline şükrediyor, eşine dua ediyor, oğlanın da ateist olmaması için Allah'a dua ediyor.

Evet sonunda iyilerin kazandığı bir ajan filmi çıkmasını ben de isterdim ama bu topraklardan senelerdir sadece dram çıkıyor.

Ahmet
Twitter: @a_wolfenstein 

Not: Şahın ByLock konuşmasının tamamı: 'Karasevdalılar ve Zamanın Ruhu' başlıklı bamteli: baş kısımlarda geçmişte işkence görmüş Ammar ibn-i Yasir ve Ahmed bin Hanbel gibi kişiler anlatılıyor ve biz de dayanacağız sabredeceğiz şikayet etmeyeceğiz hizmete devam edeceğiz diyor, orta kısımda Türkiye’den kaçıp gelenler var Ensar-Muhacir kardeşliği oluştu diyor, kadim İmparatorluğ’a can kurban diyor, dakika 30'da da ByLock başlıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=TCcf2KAiERY
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

2 Yorumlar

  1. -inside man - içerdeki adam filminde buna benzer bir konu işlenmişti...


    hırsızlık yapmak için bankaya giren soyguncular kendilerini gizlemek için kendi giydikleri maskelerin aynısından tüm bankadaki personel ve müşterileri de giydirdiler...


    polis onları dışarı çıkmaya zorlayınca hırsızlar da diğerlerinin arasına karışıp kendilerini kamufle ettiler....


    çünkü ne içerideki müşteriler ne de personel onların gerçek yüzünü görmemişti ….



    bylock yükletenlerin bu filmden ilham almış olabileceklerini düşündürüyor...

    YanıtlayınSil
  2. Çok güzel bi yazı. Birkaç yılı birkaç cümleyle özetlemiş. F.Gülen hepimizin hayatının içine etti. Allah var çok profesyonelce etti

    YanıtlayınSil