Header Ads Widget

test banner

Nasıl Android’e Dönüştük?


Münferit Fikir Platformunda yazmaya başladığımdan beri sürekli bana şu sorular soruldu:

-Neden o zaman cemaate destek verdiniz?

-Neden polise gitmediniz?

-Ne çıkarınız vardı?

-Bir dini grupta içki içmeye nasıl cevaz veriliyor? Buna neden karşı çıkmadınız?

Neden, neden, neden ?...

Çoğu kez söylediğim gibi bunların tek tek soru bazında cevabını verdim. Ama her zaman şunu söyledim. “Ben o zaman daha 11 yaşındaydım”. İşte aslında tüm soruların cevabı bundaydı. Evet daha 11 yaşındaydım.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Ülkemizde bir grup insan cemaatte bulunmuş herkesi çıkarları için girdi olarak görüyor. Bu doğru değil. Cemaatten ne 5 kuruş para aldım ne burs, ne soru, ne de mevkii. Ama bilirsiniz ki bir intihar bombacısını kendini patlatmaya para ile ikna edemezsiniz. Lakin ideoloji ile ikna edebilirsiniz. Hemen sarılmayın bizi bombacıyla kıyaslıyor tezine sakın. Kıyaslamıyorum ancak bu cemaatin bir ideolojisi olmadığı anlamına da gelmiyor.

Evet 11 yaşında ilk defa bir atari salonunda abilerle tanışmıştım. O zamanlar dini gruplarla ilgili çok önyargılarım vardı. Anneme durumu anlattığımda bana uzak durmamı tembih etmişti. Bunu gidip kendilerine söyledim. Beklemediğim bir şey yapıp evime çıkıp geldiler. Biz onları misafir ettik. Aileme direkt olarak biz Gülen cemaatindeniz oğlunuza Allah rızası için ders çalıştıracağız dediler. Babam karşı çıktı ama annem razı olmuştu. Haftada iki gün okuldan sonra onlara gidiyordum. Annem sürekli bana “Atatürkle ilgili görüşlerini sor” deyip duruyordu. Bu bizim ailemizin kırmızı çizgisiydi o zamanlar. Sormam gerekiyordu bir şekilde ve doğrudan sormaya karar verdim. İlk yalanı bana o zaman söylemişlerdi. Pardon tevil. Yani “sakın yalan söyleme ama doğruyu da söyleme” mantığı diyebiliriz buna. Aslında sonuçta yalan söylemiş oluyorsun ama farkında değilsin işte. Günaha girmedim sanıyorsun. Atatürkle ilgili “askeri ve siyasi bir dehadır” demişlerdi. Ben çocuk aklımla Atatürk’ü sevdiklerini sanmıştım. Bunun aslını lise yıllarında “5’inci Şua”yı okuduğum zaman anlamıştım. Orada Atatürk’ün bir süfyan olduğunu doğrudan söylemeden yine teville söylüyordu. Lise yıllarımda bunu çok sorun etmedim. Çünkü ne Atatürk konuşulurdu ne de Atatürkçülerle ilgili bir fiil vardı. Gülen’in ağzından Atatürkle ilgili bir şey çıkmamıştı. Hatırlıyorum ki o yıllar bir gün Gülen, Reha Muhtar’ın programına telefonla bağlanıp Atatürkle ilgili yanlış anlaşıldıklarını söylemişti. Hatta Muhtar’ın Atatürk der misiniz sözüne “Mustafa Kemal Atatürk” diye yanıt vermişti.

Ortaokul yıllarında aklımda kalan iki hadise var. O dönem Eskişehir’de sadece 3 semtten oluşan 9 cemaat evi vardı. Bizim gittiğimiz evin alt komşusu yukarıda tarikat var diye habire polise ihbar ediyordu. Polis zili çalınca kapı deliğinden bakıp beni apar topar dolaba saklıyorlardı. Ev basılmıyordu. Polis sadece arkadaşlar gürültü çok yapmayın, bizde bıktık bu kadından deyip gidiyorlardı. Bu olay beni cemaate iyice bağlıyordu. Abiler insanların iyiliği için bizim dindar insanlar olmamız için uğraşıyor, bir grup insan da bunu engellemek için uğraşıyordu. Ne yazıktı onlara. İlk kez hayatımda bir karşı taraf algısı böyle oluştu bende.

Diğer hatırladığım ise haftalık alınan çetelelerdi. Deliler gibi kitap okuyup hafta sonu ne yaptığımızı çeteleye yazıp abilere veriyorduk. O hafta az kitap okuyunca abinin kalbi kırılıyordu. Ortaokul abisiydi o. Kırmamak lazımdı. Bizim için kutsal bir değerdi. Mesela onu hiç çorapsız görmemiştik. Mesela hiç tuvalete girdiğini görmemiştik. Her şeyi bilirdi. Uyku uyumazdı. Teheccüd namazlarını hiç kaçırmazdı. Tabi bunların tiyatro olduğunu ve bunun da bir yalan olduğunu ileride üniversite yıllarında kendi talebelerim olduğunda öğrenmiştim. Ortaokul abileri genelde en mübarek görünüşlü kişilerden seçilirdi. Ortaokul talebesi yetiştirmede tek amaç TSK’ya adam yerleştirmekti. Tabi biz liseye sivil hayatta devam ederken. Bazı kişiler ise TSK’ya giriyordu. Özellikle Hava Kuvvetlerine. Benim puanım hava astsubaylığı sınavına girmek için yeterliydi. Ancak babam kesinlikle asker, polis istemiyorum mühendis olacaksınız diyordu. Yaş ilerledikçe babamın dediklerini dinlememeye başladım. Abiler ne derse onu yapıyordum. Babamın “asker, polis istemiyorum mühendis olacaksınız” sözünü kulaklarımda en son 9 Mayıs 2017 sabahı duymuştum. Gözaltına götürülürken tüm yol boyunca hep bu sesi kulağımda tekrar tekrar duymuştum. TSK’ya giren ortaokul öğrencileri ortaokul abileriyle görüşmeye devam ediyorlardı. Bu durum onları usta çırak ilişkisine götürüyordu. Abinin talimatlarına hiçbir şekilde karşı çıkamıyorlardı. Çünkü onlara oturmayı konuşmayı dini diyaneti her şeyi ortaokul abisi öğretmişti. Ona minnet borçları vardı. O ne diyorsa doğruydu.

Lise yıllarında ağzımızda tesbihat ile kurban derisi toplamaya çıkardık. Bir gün önce çoğu zaman kısa hutbelerden birini dinlerdik. Özellikle Ebu Akil’in savaşta yaptıklarını anlatan hutbe gerçekten müthiş gaza getiriyordu. Burada bir konuya daha değinmek istiyorum. Gülen’in bu eski vaazlarındaki gür ve ateşli anlatımı, ABD’ye gittikten sonra değişmişti. Bamteli sohbetlerinde mıy mıy bir adam resmen uyutuyordu milleti. Ancak o yıllarda Gülen hepimizin gözünde çok yüksek bir yere sahipti. Evrim Anaforu ve Gerçek isimli konferansı dinletilirdi mesela. Onlarca profesör Gülen’i vaazın sonunda ayakta alkışlıyordu. Hala bilmem o biyolojik ifadeleri nasıl ezberledi, ama aptal ve boş bir adam değildi. Eski vaazlarda Carnot kanunlarından, galaksi sistemlerine kadar birçok şey anlatabiliyordu. Her ne kadar Gülen cemaatinin karşısında olan kişiler onları atlet koklayan cahiller olarak anlatsa da durum öyle değildi. O dönem özellikle cemaat ve Türkiye üzerinde çok güçlüydü. Ancak ABD’de bulunduğu döneminde pısırık ve odaya kapanmış bir adama dönüştü. Sanki iki ayrı kişi aynı bedende yaşamış gibiydi.

Neyse biz deri konusuna geri dönelim. O dönem sadece deri değil bağırsak da toplanıyordu. Ancak temizlenmiş olması şartıyla. Ailemize, kültürümüze bakmadan sokaklarda bağırsak temizleyip satıyor gelirleri ise semtin (öğrenci evleri) giderleri için harcıyorduk. Her temizlenen bağırsak her alınan deri bizi cemaate daha çok bağlıyordu. Bu konuda en ilginci ise deri çalmanın serbest olmasıydı. Kurbandan bir gün önce istişare yapılır ve şöyle denirdi. “Arkadaşlar Türk Hava Kurumu deri paralarıyla meyhane yaptırıyor, onlara derileri kaptırmayın”. Size derileri çalın demiyoruz ha ona göre”. Evet yine tevil fışkırıyordu. Çalın demiyorlardı ama çalmayın da demiyorlardı. İleride evrak çalın, soru çalın derken de aynısını yapacaklarını kim tahmin edebilirdi ki. Bazen kurbanda Türk Hava Kurumunun elinden derileri bile alıyorduk. Bizi yetkili sanıp kendileri veriyordu. Biz yetkili değiliz demiyorduk.

Bu işler böyle yürüyüp gidiyordu. Okuldaki arkadaşları eve getirip cemaate katmaya çalışıyorduk. Çoğu katılıyordu zaten. Gazete abonesi için kapı kapı geziyorduk. Bazen bazı yerlerde abonelik için dayak bile yediğimiz oluyordu. Mesela kafama çay bardağı fırlatan kasabı hala unutamam. Ne komik bir haldi. Küçük Emrah gibiydik. Gerçi kasaba kızıp gazeteye abone olan kuaförden fırlayıp gelen dört çılgın saçlı kadını da unutmuyorum hiç. Bu hikayeyi yıllar sonra tekrar başka bir yerde dinledim. Evet yıllar sonra bir arkadaşım bana bu hikayeyi anlatmıştı. Şok olmuştum. Anadolu’nun bir ilinde diye başlamıştı. Ağzım açık bakakaldım. Sonra dedim ki, o şehir Eskişehir’di, çay bardağı fırlatan kasabın adresini ve kuaförün adresini vereyim git bak. Tabi yerindeyse. Ancak hikayede bir şey yanlış. Bu dayak yiyen abiler ve bir lise talebesi olan şahıs her gün teheccüd kılmıyordu. Onu abartmışlar. Muhtemelen bu hikaye o dönem Eskişehir’de kıdemli abilerden biri olan Y.T.’nin İstanbul’a gitmesiyle oraya taşındı. Sonra da basit bir gazlama hikayesine dönüştü diye düşünüyorum.

Üniversite yıllarında yine aynı tempo hiç kesilmedi. Talebecilik, ev abiliği, gazete mesullüğü, kredi yurtçuluk, Bölge İmamlığı derken sürdü gitti. Bunlardan en ilginci Kredi yurtçuluktu. Yurda çıkıyorsunuz orada üniversite öğrencileriyle ilgilenip eve getiriyorsunuz. Cemaatçi olduğunuzu asla kabul etmiyorsunuz. Sadece cemaatten arkadaşlarım var diyorsunuz. Yalanlar havalarda uçuşuyor. Herkesi zayıf noktasından vuruyorsunuz. 8 kişilik bir odada çirkin bir hayat bu kredi yurt. Siz odaya halı getiriyorsunuz, çiğ köfte partisi yapıyorsunuz, piknik organize ediyorsunuz. Bir de yetmemiş gibi Kredi Yurt gecesi düzenleyip milleti eğlendiriyorsunuz. Çoğu gariban aile çocukları. Her yıl ortalama cemaate 15-20 kişi kazandırıyorsunuz. Zaten ev ortamını gören çoğu öğrenci bağlanıyor. Çok fazla aktivite var, en boş haftada bile 2 veya 3 kez halı saha maçı oluyor. Ama sorarlarsa siz cemaatten değilsiniz. Yoksa büyüsü bozulur. Siz hayrına Allah rızası için onlarca insanı kurtardığınızı zannediyorsunuz. Her kişi eve çıktığında bir zafer kazanmış gibi oluyorsunuz. Onları nasıl bir batağa çektiğinizi bilmeden. Tabi bunlar da sizin cemaate bağlılığınızı ve kişiler hata yapsa bile Allah rızasını arayan biri için doğru yerde bulunduğunuzu belleğinize yerleştiriyordu.

Üniversite son sınıfta bölge imamı olduğumdan dolayı üst düzey şeylere şahit olmuştum. KPSS’ye çalıştırılan şahıslar, Ankara’daki KPSS evleri, soruların yukarıdan gelip oralara gitmesi. Polislik sınavı için açılan evler. Bakanlara giden referans listeleri ve esnaftan toplanan milyonlarca para. Bir kuruşu bile boğazınızdan geçmiyor. Nereye gidiyor hiç bilmiyorum. Ama her il iki veya üç ülkeye para gönderiyor oradaki cemaat hizmetlerini desteklemek maksadıyla. Bu noktadan sonra artık emirleri uygulayandan çok uygulatan konumuna geçiyorsunuz. Namaz, tesbihat, Kur’an, Risale hayatınızın sıradan parçaları haline geliyor. Artık kendinizi dünyaya Allah tarafından gönderilmiş ve gerçeği insanlara tebliğ etmesi gereken biri olarak görmeye başlıyorsunuz.

Cemaatçilerde burnu büyüklük ve ukalalık da zaten işte buradan geliyor. Diğer insanlar gerçeği kavrayamadıkları için sen onlardan üstünsün. Mevzu bundan ibaret. Aldığınız yükümlülükler ve yaşadığınız anılar sizi garip bir şeye dönüştürüyor. Hayırlı olsun artık siz ANDROİD v. 1.0 oldunuz işte. Biz de böyle olduk işte. Ancak size bu arada tedbir adı altında çocukluktan itibaren tevil ve kişiliksizlik öğretildiğini fark bile etmiyorsunuz. Kaba göre şekil alma… Korkaklık, deşifre olmama çabası sizin genlerinize işliyor.

Devlet kadrosuna geçince artık illegaliteyi hususi hizmet adı altında yaşıyorsunuz. Ses edemiyorsunuz. Hatta bazen etmek bile istemiyorsunuz. İçki içmek falan bunların yanında hafif geliyor. Aklınıza bile gelmiyor. Bunların detaylarını zaten “Trakya Günlükleri'' yazı serimde anlattığımdan burada değinmeyeceğim. Ancak bu seviyede artık siz bir versiyon daha atlamış oluyorsunuz. ANDROİD v 2.0 oluyorsunuz. Birde bunun bir üst versiyonu daha var o da ANDORİD v 3.0 ki ondan bahsetmek bile istemiyorum. Ben kim oldum diye sorarsanız. Ben ANDROİD v 2.0 oldum. O noktada gözümü açan şey ise bir Korgeneral’in mağduriyeti ve bir Emniyet Müdürü’nün bana olan yoldaşlığıydı. Beni gözaltına alan emniyet müdüründen bahsetmiyorum. Sadece bir dostum ve bana çok güvenen bir arkadaşım olan Emniyet Müdürü’nün benim ANDROİD v 2.0 olduğumu bilmeden sırf güvendiği için bana anlattığı ve gösterdiği gerçeklerden bahsediyorum. Allah onlardan razı olsun. Ben bu seviyeden döndüm. Umarım siz de dönersiniz.

Eski Üsteğmen Emir Yıldız
Twitter: @ideacrimina
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

5 Yorumlar

  1. Allah razı olsun. Herkesin aydınlanıp anlatması dileğiyle.

    YanıtlayınSil
  2. Bence feto ile yolunu ayırmış Emir bey gibi kişiler Android olmaya devam edenlerle Androidlikten kurtulmuş olanların ayristirilmasina imkan verecek bir kriter seti hazırlasa iyi olur. Böylece hem diğer yolunu ayirmişlar hem de feto içindekiler kendilerini analiz etmiş olurlar.

    YanıtlayınSil
  3. Ne kadar kötü şeyler bunlar değil mi?
    Bir insanı böyle bir şeye çevirmek.

    Münferit.net teki en guzel yazilardan biri olmus.

    YanıtlayınSil
  4. Yeryüzünün en büyük alçağı Feto'dur

    YanıtlayınSil
  5. Dünyanın başına bela olmuş bir Hasan Sabbah'ın Haşhaşileri bir de FETÖ'nün androidleri var. Allah geçmiş şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine onlara fırsat vermedi, amaçlarına nail olamadılar. Biz kurtulduk, Cenab-ı Allah diğer ülkeleri Fetullah ve avanelerinden muhafaza buyursun.

    YanıtlayınSil