Önemli not: Bu yazının yazarının gerçek ismi ve soy ismi ve yazıda yazılanların yazarın savcılık ifadesi ile örtüşmekte olduğu MFP YYK tarafından teyit edilmiştir. Yazarımız, bu yazı dizisi sadece fikir yazıları olmadığından yaşadığı şeyleri yazarken tam doğruları yazmaya hassasiyet göstermekte olduğunu da ifade etmiştir.

Gözaltında kendine sorulan sorulara fazlasıyla cevap vermişti Emir. Komisere en son şunu söyledi “Benim hikayem burada son buluyor. Ümitleri hayalleri çalınmış, yalnızlaştırılmış ve kullanılmış bir insan olarak hayatımı sürdürmek zorunda olduğumu biliyorum. Bu örgüt adına aldattığım tüm insanlar hakkını helal etsin. Her aile için bir tavsiyem var. Çocuklarınızı her türlü ideolojiden uzak tutun. Özellikle Din tabanlı ideolojilerden. Ben yolun sonunu Suriye sınırında gördüm.” Şöyle olmuştu;

Emir yeni tayin yerinde Suriye sınırında bir ilçede askerlik şubesi başkanı olarak görev yapıyordu artık. Sınıra 250 metre yakında bir yerdi. Işid ve PYD teröristlerinin tüm faaliyetlerini naklen izlenebileceği bir yer. Kafası rahattı Emir’in. Cemaat ankesörlüden aramaya tam kapasiteyle devam ediyordu. Açmıyordu telefonu. Ama şunu da biliyordu. Bir şeyler muhakkak olacaktı. Neticede Buhara’daki abileri şöyle bir şey anlatmıştı ona: “Pensilvanyalı Hoca, Emniyet Amiri Y.S.’ye çok kızmıştı. Çünkü 25 Aralık’ta yaptığı operasyonu aslında 17 Aralık’ta, 17 Aralık’ta yaptığı operasyonu ise 25 Aralık’ta yapması gerektiğini söylemesine rağmen Y.S. onu dinlememiş ve tersini yapmıştı.” Birde işin şöyle bir yanı vardı. Cemaate yakın olduğu bilinen hâkim ve savcılar 17/25 polislerinin hepsini tutuklatıyorlardı. İyi de “biz aslanla savaşırken yanımızdaki fino köpeği kendini bir şey sandı” diyerek hükümeti tanımlayan bu cemaatin illa ki bir planı yok muydu? Ayrıca herkese paralel devlet operasyonu yapılıyordu ama 1 tane askere bile bir işlem yapılmamıştı. Bu paralel fırtınalar arasında, merak ettiklerinin cevabını ise bir bir görmeye başladı Emir.

Öncelikle bir görüş öneri evrakı geldi ASAL Bölge Başkanlığı’ndan. Bu evrak 5 dönem albayın Emekli olmasını içeriyordu. Kanunlaşacak ve albaylar emekli edilecekti. Gerekçe ise Albay sayısındaki fazlalıktı. Güldü Emir bu öneri evrakına. Ama iş ciddiye binmiş ve TV’lerde bile geçiyordu artık bu tasarı. Kapsamı şu şekilde idi. 1985 nasıplı albayları resen, diğer 1986,1987,1988 nasıplı albayları ise yüksek tazminatla emekli edeceklerdi. Emir daha önce Kolordu Karargahı’nda birçok 1985-1988 arası nasıplı albayla çalışmıştı. Neredeyse tamamı cemaatin menfi kategorisindeydi. Cemaat fırtınasının genel olarak 1989 nasıplılarla başladığını ve 1994’lülerle zirveye çıktığını biliyordu. O dönem bu tasarının detaylarını aslında Sözcü Yazarı Saygı Öztürk çok güzel anlatmıştı (Öztürk Saygı, “İstikamet Eviniz Dağılın Marş Marş” Sözcü Gazetesi, 28 Şubat 2016). Evet tasarı çok açıktı. Göstere göstere cemaatin güçsüz olduğu devreleri kapının önüne koyuyorlardı.

Yine o dönem Emirin bağlı olmadığı bir ASAL Bölge Başkanı olan Albay A.’nın kızı Emir’in bulunduğu ilçede öğretmenlik yapıyordu. Bu vesileyle Emir Albay A. ile tanışmıştı. Ayrıca Albay A.’nın devre arkadaşı ve Emir’in eski Kurmay Başkanı Albay D. Emiri Albay A.’ya emanet etmişti. Neredeyse haftada bir görüştüğü Albay A.’ya Emir şu soruyu sormuştu “Komutanım sizde emekli olacak mısınız nedir bu yasa?” Albay A’nın cevabı netti “bizi emekli edip darbe yapacak bunlar, bu Fethullahçılar”. Emir şaşkınlık içinde bunların gerçek olup olamayacağını tekrar sordu. Cevabı yine netti. Emirin kafasında ilk kez darbe soru işareti o zaman yandı. Nasıl olabilirdi ki bu. Hani darbeyle mücadele eden bir yapıydı bu cemaat. Gölge oyunu gibi bir şeydi bu.

Emir için artık kavga zamanı gelmişti. Cemaat abileri Emir’e devresi vasıtasıyla ulaşıyorlardı. Çünkü Emir telefonlarını açmıyordu. Devresi saf ve iyi niyetliydi. Emir kendisine defaatle bu darbe ihtimalini anlatmış ama o sadece gülüp geçiyordu. Bu kez farklı nedenlerle Emir devresini aramıştı sayın abilerle görüşmek istiyordu. Suriye sınırında kaldığı 3 sene boyunca zaten bu abilerle toplam 3 kere görüşmüşlerdi. Cemaat abisinin evinde buluştular. Abiler uzun uzun hizmetten ve 17/25 operasyonlarından bahsetti. Bu buluşmada tanımadığı 2 abi daha vardı. Abiler Emir’e bulunduğu ilçede Cuma namazına giden birileri var mı diye sordular. Emir var “ben” diyerek cevap verdi. Emir’e bir daha Cuma’ya gitmemesi gerektiğini söylediler. Emir ise onlara Cuma’ya vatandaşla birlikte gittiğini vatandaşın bunu olumlu karşıladığını söyledi. Abiler ona son dönemde riya olarak birçok askerin Cuma’ya gittiğini hatta başkentte camide askerlerin bilerek kimlik düşürdüğünü bunun nedenin ise imam bulunca Kara Kuvvetlerine iadeye getirilsin de hükümete yaranalım düşüncesi olduğunu söylediler. “Saçma” dedi Emir. Cuma’ya gidenleri mi takip ediyorsunuz artık ne biçim iş bu! diye ekledi. Abiler yukarıdan bu kişilerin listesinin istendiğini Cuma’ya giderse Emir’in de listeye girebileceğini söylediler. Emir kendisini liste başı yapabileceklerini belirtti. Bunun dışında garip bir istek daha vardı. Abiler çağırılınca gelmeyen arkadaşların asla tekrar aranmayacağını yukarıdan yine bu kişilerin isimlerinin istendiğini 15 günde bir buluşma yapılacağını gelmeyenlerin peşinden koşturmayacaklarını söylediler. Emir “yine liste başı ben olacağım” desenize dedi.

Bu abidik gubidik istekleri bizden isteyenler, neden istediklerini bilmiyorlardı. Çünkü yukarıdan gelmişti. Emir bunları şöyle bir yorumladığında aklına bir tek şey geliyordu. Cuma’ya gidenler takip ediliyor çünkü darbe yapılınca gelin bakalım sahtekârlar denilip meslekten ihraç edileceklerdi. 15 günde bir gelmeyenlerin listesi tutulacak ve darbeden sonra vay hainler diye kendisinden hesap sorulacaktı. Ne garip bir hayattı bu! Darbe başarısız olursa Emir hain olacak, darbe başarılı olur ise Emir yine hain olacaktı. Neticede zaten darbe başarısız olmuş ve Emir hain olmuştu.

Emir dayanamadı ve direkt sordu. Tarık Toros nerede Ekrem Dumanlı nerede, birçok ismi yüksek abi neden yurtdışına gidiyor hem de ışık hızıyla! Diye sordu. Abiler cevaben bunun Pensilvanya’nın emri olduğunu ve imkânı olan herkesin yurtdışına çıkması gerektiğini söylemişti. Bu ne alaka. “Başarısızlık üzerine kurulu bir darbe mi yoksa darbe başarısız olursa diye bir tedbir mi?” diye düşünmemek elde değildi. Artık altın soruyu sormanın zamanı gelmişti ve Emir soruyu sordu. “Ne zaman darbe yapıyorsunuz peki?”! Etraf birden buz kesti herkes birbirine baktı kaldı. Abiler bu nereden çıktı diye sordular. Emir onlara yeni emeklilik yasasında gündeme gelen albayların “cemaat bizi emekli edip darbe yapacak” dediğini söyledi. Bunun üzerine kıvırcık saçlı abi uzun süre cemaatin asla darbe yapmayacağını böyle bir şeyin cemaatin meşruiyetine aykırı olacağını anlattı. Diğer abi ise “ancak şu an darbe gibi bir organizasyonu cemaatten başka organize edecek bir güç yok ama dediğimiz gibi bize ters” dedi. Ergenekoncuların bir yıl sonra 2017 Eylül’de darbe için hazırlık yaptıklarını bunun için bu sene Şûra’da cemaate yakın albayları emekli etmek istediklerini anlattı. Emir artık duyacağı her şeyi duymuştu. Olay yerinden hızla ayrılması gerekiyordu. Abilere başka bir şey var mı? diye sordu Emir. Abi ona bu yaz askeriyeyle ilgili Ergenekoncuların çok kötü bir şey yapabileceklerini dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Emir bu olaydan birkaç ay sonra Türkiye gazetesinde Fuat Uğur’un yazısını okudu (Uğur Fuat, “Tavuklar tarda sayılır”, Türkiye Gazetesi, 21 Nisan 2016) . Aylardan henüz Nisan’dı. Artık kafada Emir’in her şey netleşmişti. Cemaat darbe yapacaktı. Bundan kurtuluş yoktu. Buhara’dan tayin olmadan önce kendisini tayin daireden aramış ve güney doğuda başka bir Tugay’a tayin olacağını söylemişlerdi. Ancak ne hikmet ki Emir Suriye sınırına tayin olmuştu. Bunun nedenini ise 16 Temmuz’da tayin olamadığı o tugaydaki kalemiye şube müdürü tutuklandığında anlamıştı. Emir’in cemaati bu darbede satma ihtimali olduğundan bu tugaya tayin olması uygun görülmemişti.

Sonuçta o lanet olay gerçekleşti. Tanktan polis müdürü çıkmıştı. Emir’in Buhara’dan tanıdığı ve cemaatten olduğunu düşündüğü onlarca kişi darbede başroldeydi. Akıncı üstünden sivil imamlar çıkmıştı. Cemaat kanadı sadece inkâr ediyordu. Saçma sapan şeyler söylüyorlardı. Emir’in en çok üzüldüğü kısım ise birçok insanın şehit edilmesi idi. Keşke hükümet kanadı bunu olmadan engelleyecek bir tedbir alsaydı. Abilerinin tesbihatlarla, cevşenlerle büyüttüğü talebeleri ise Pensilvanyalı hocanın güç hırsı ve iktidar mücadelesi uğruna cansız bedenleri ile asker üniformalı olarak yerde yatıyorlardı.

Evet benim hikayem bu lanet günün şafağında son buldu. Yaşadığım her şeyi yazdım. Şu cemaat denen örgütün içindekilere son bir seslenişim olsun. Bu lanet uğruna çocuklarınıza nehirlerde kıymayın. Maddi sıkıntılar haricinde cemaatin sırlarını saklayalım diye ve cemaat istedi diye ülkenizden kaçmayın. Emin olun hicret falan etmiyorsunuz. Bu yalanlar ve kötülükler imparatorluğuna itaat etmeyin. Emin olun kullanılıp ATILACAKSINIZ.

Devam etmeyecek bitti.

Eski Üsteğmen Emir Yıldız