Header Ads Widget

test banner

Bir Yol Hikayesi


Otobüsün camında kendi yansımana bakıyorsun. Camda yansımalar senle oynamaya, gölgesiz şekiller suretler çizmeye başlıyor. Önündeki koltukta oturan kadının kulaklığından sızan müzik kargaşası aklını fena karıştırıyor. Müzik mi dinlesen yahut şu son zamanlarda nükseden şiddetli yazma dürtüsüne uyup bir şeyler mi karalasan kararsızsın. Ayın on dördü, geceye gizemli, müphem bir aydınlık örtmede... Şehirlerarası ırak yollar otobüsün altından kayıp gitmede... Şoför mahfilinden dertli dumanlı başıyla Hasan Dağı’nı belli belirsiz seçebiliyorsun. Bir şeylerle meşgul olmalısın, yoksa zihnine karamsar düşünceler düşecek, muzaffer ama yılgın kalbin sıkışacak, biliyorsun. Dışarıda uzayan ucu bucağı belirsiz bozkırda kuru otlar bile üşüyor. Düşünüyorsun… Uzakta şiddetli rüzgâra direnen yalnız bir ağaç olmalı, gelip geçen yolcuya kederli çehresini fark ettirmeye çalışan. Sana dikiyor gözlerini ağaç... 

Ayakkabının tekini çıkarıp dizini altına alıyorsun. Önünü aydınlatan loş sarı ışıkta, defterine itinayla bir elma ağacı çiziyorsun; meyveleri tatlı kırmızı. Fakat elindeki kâğıtta her şey nedense sarı ekşi... Birden dünyan da sararıyor, köyünün yamacına hazan değiyor. Ihlaya ıhlaya çıkıyorsun ağaca. Bu, çocukken çıktığın evinin önündeki koca dut ağacı değil mi? Sararan yapraklar arasından aşağı eğiliyorsun. Annenler koca bir çul sermiş, sacın altını yakmış; konu komşu toplanıp ekmek açmada... Sırtını kalın bir dala dayayıp zihnine akan tatlı sert öykünün akışına bırakıyorsun kendini…

***

Burada gizlenmiş bir “Ruknettin” öyküsü olduğu doğrudur.

***

Akışına kaptırdığın öyküye noktayı koyamıyorsun, dışarıları izlemeye çalışıyorsun bir süre. Otobüs camında hayallerin… Mutlu bir aile düşü yansımış. Kardeşine oyuncak getiren babanı kıvançla izlerken acı acı gülümsüyorsun. Küçük kız bir hüma kuşu, sevinçten uçuyor. Özlemle sarılıyor, annen bir dağ ceylanı. Abin damat tıraşı olmuş, parlıyor. Sevdiceğini görecek az sonra…

Dağlanmış zihnin alev alev, mütemadiyen işliyor. Yolculukta uyku hiç semtime uğramaz senin. Ondan oluyor bütün bunlar. Muavinin koridora sıktığı lavanta kokulu parfüm ile daldığın küçük dünyandan şimdilik uyanıyorsun. Derin bir nefesle lavantayı içine çekiyorsun. “Sayın yolcularımız lütfen ayakkabılarınızı çıkarmayın, otobüs kötü kokuyor!” ikazı ile irkiliyorsun. Öyle ya toplu yaşamın bir adabı olacaktı, sense düşüncesizlik etmişsin. İnce fikirden sayarsın kendini bir de. Yan koltukta oturan ihtiyar:

“Bre yo’oruum, aaşamdan beri yazıyn yazıyn bitmiy, neydin sen?” 

Sabah olmak üzere. Alaca aydınlık karanlığı adım adım takip ediyorken güneş mahcup, gülen yüzünü göstermeye yeltenmekte. Ufuk turuncuya kesmiş. Otobüs Gavur Dağı’nın tünellerini bitirmiş yokuş aşağı, rüzgârı yara yara ilerliyor. Antepli ihtiyara içini dökemiyorsun. Yaranı deşer diye korkuyorsun:

“Çocukluğumu özledim Hacı emmi. Öylesine karaladıydım biraz işte.”

“Ne ossa çocukluk gıymatlı evlat. Artık her kılığa giriyi, bi çocuk kimi masum olamiy kahpe dünya.”

-Edebi Sosyolog


author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönder

0 Yorumlar