Header Ads Widget

test banner

Hakikate Dair Aforizmalar

Bir şey biliyor olmak isterdim. Ne yazık ki, birçok şey bilen biri olarak ne kadar az şey bildiğimi biliyorum. İlerleyen yaşım mı beni değiştirdi, ben dururken çevremdeki her şey hızla değişti mi, onu da bilmiyorum. Gerçek olan şu ki merak ediyorum, anlamak istiyorum. Anlamak mı dedim, hangi ‘anlamak’ olduğunu da bilmiyorum. Galiba sadece ‘anlam’a ihtiyacım var. ‘En iyi anlam bizde’ diye hemen koşturmayın. Sanırım Don Kişotluk yapıp onu ben bulacağım bu sefer müsaadenizle. Yoksa ben nasıl ben olurum. Siz olmak istemiyorum, beni bana bırakın. Ne de olsa bizden çok var çarşı pazarda. 

Uzay boşluğunda dönüp duran dünyamız, kanlı tiyatroların gösterildiği bir sahne mi demişti biri. Yok, benden trajedi çıkaramazsınız. Bütün tarihsel büyük olaylar hemen hemen iki kez yinelenirmiş zira. “İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.” Entelektüellerin imamı Marx böyle demiş. ‘Ne saçma’ demeyin, kimseye gülmüyorum. Alınmayın, Marx’ın şakirdi olmayacağım. Diyalektiğin bu tarafından konuşmayı deneyeyim bir de: Peygamber Muhammed mealen “Mümin, bir delikten iki kez ısırılmaz” buyurmuş. Adalet yolunda inançlı kardeşlerim! Teslim olduk da mümin mi olamadık. Ne çok kanan ne çok kandıran var! İnsanın en kolay kandıracağı kişinin kendisi olduğunu düşünerek kendinize insaf edin. Şu üç günlük darıdünyaya yalanlarla avutulmaya mı geldik? İnançlı dedimse her şeye, her denilene inanmayın.

Hatırlarım, rahmetli anneannem az bilir çok inanırdı. Dindar kadındı, abdestini alır ezanını beklerdi küçük penceresinde. Elinde tesbih. Sisli dumanlı hayallerimin ardından görüyorum. Bastonunun ucuna taktığı azığını iki büklüm sırtına atar, otobüs terminalinden saatlik yolu yürüyerek evimize gelirdi. Yolun ucunda görünce onu çocuk heyecanımla karşılamaya fırlardım. 80’lerin sonları. “Nene” derdim, “babam doğru yolcuymuş ne demek doğru yol.” “Ben eğri yolcuyum, Ecevit’i seviyorum” der, gülerdi. Neredeyse otuz yıl sonra bu sefer anneme oyunun rengini sorduğumda “Şeyh efendimiz ne derse odur” diye yanıtlayınca ne çok geriye gittiğimizi acıyla farkettim. 

Her toplumsal kurumun din bohçasından çıktığı doğrudur. Bir zamanlar büyücü şamanlar hem sağaltıcı (tabip)  hem (siyasi) lider hem ozan hem askerdi. İnsanlığın toplumsal evrim çizgisi ilerledikçe modern yaşam dünyasında uzmanlaşacak, aklın öncülüğünde yeni kurumlar kuracaktık. Meğerse bizde evrim çizgisi ring çizip başladığı yere geri dönmüş. Öte dünyalarla hemhal olduğundan şüphe edil(me)yen ağlamaklı din simsarlarının eli modern hukuktan siyasete, sağlıktan güvenlik işlerine kadar uzanır olmuş. Tedbirli adımlarla vesayetten kurtardıkları ülkeyi bir başka tunç oligarşinin kucağına atmışlar. O gün köprü kapatılıp sonik patlamalarla başkentin üstüne kabus gibi çöküldüğünü görünce çok hayıflandım. Bir kibir ifadesi olarak ‘demiştim’ demek istemiyorum ama gerginliğin varacağı noktanın darbe teşebbüsü olup olmayacağını bir iki ay evvelinden bazı arkadaşlara sormuştum. “Bu çağda bunu yapamazlar, hem kamuda bittiler.” yanıtını aldım hasbıhalin sonunda. İnanmıştım onlara. Oysaki akıl ile inan aynı yerde değilmiş. Şimdi nefes nefese çıktığım ‘fildişi kule’mden gördüğümü size arz edeyim.  Yatırımtavsiyesideğildir. Şahsigörüşümdürkimseyibağlamaz. Münferitimmünferitsinmünferittir. Sizbaşkagözcüleridedinleyinikigözüm:

Ulusalcıları saf dışı etmek isteyen siyasi iktidar semiyotik ikizi Gülencileri kullandı. İnsan kaynağını ve istihbarat ağını (grup dayanışması marifetiyle) çok iyi yöneten Gülenist yapılanma kullanıldığının farkına bile varmadan işgüzarlıkla başka işler de başardı. Siyaset kurumu “the cemaat” tarafından kuşatıldığını fark edince elindeki araçları kullanarak bir nevi savaş başlattı. Günün sonunda kaybeden ulusalcılar ve Gülenistler son kaleden de “YAŞ” kararları ile saf dışı edileceklerini anlayınca el birliğiyle kör bıçak bir darbeye kalkıştı. Evet darbeye kalkışılacağı biliniyordu. Önlenebilecekken önlenmedi, tüm farelerin yuvadan çıkması beklendi. Bu stratejik bekleyiş belki yüzlerce insanın ölümüne neden oldu. Kimsenin günahını almayalım belki de bir taraf, halkın bir satranç oyuncusu olarak sahaya sürüleceğini bilmiyordu. Pijama terliğini giyip perdesini çekerek evinde radyo dinleyen babalarımızı hatırlayalım. Ötekiler de belki Meclis’i, halkı bombalayacak kadar gemi azıya alacaklarını düşünmemişlerdi. Ne yazık ki kavgada yumruk sayılmadı, Filler tepişirken ezilen çimenlerin kıymeti harbiyesi tartışılmadı bile. Oysaki iki tarafın da yücelttiği ‘ethos’ bu değildi. Zülm ile abad olunmaz, mazlumun ahı yerde kalmazdı.

Geldiğimiz noktada kazananın olmadığı, güzel ülkeminse kaybettiği bir vasata hep beraber yuvarlandık. İtiraf edeyim, bir zamanlar ben de iktidar lehine bu kavgada taraf oldum. Çünkü çok keskin bir hisle korkuyordum. Kendimi bildim bileli hep korkarım zaten. ‘Varoluşsal güvenlik endişe’m önce nefsim adına, ailem için, ülkem için beni hep savunmaya iter.  Bir zamanlar başörtülü eşim için korktum, Ergenekon darbecilerinden korktum mesela. Ülkemin Yugoslavya gibi bölüneceğinden korktum. Din bezirganlarının ahtapotun kolları gibi ülkemi saracağından korktum. Bu korku reel politiğe dönüşmüş olacak ki şimdi de tek adam diktatörlüğünden korkuyorum. 

Şu kesinlik saplantısından vazgeçmek önümüze görmek adına bir fırsat olabilir. Değişim değişmez zorunluluksa mutlak doğrularımızdan kuşkulanmak iyidir. Mesela Kemalistler yanılıyor olabilir, tarikat ve cemaatler cehaleti ve karanlığı mutlak temsil etmiyordur belki de. İslamcılar yanılıyor olabilir iktidar denen kızıl elmayı ısırınca kül kedisi prensese dönüşmedi. Hem pozitif felsefe de bir seçenektir belli ki. Gülenistler yanılıyor olabilir, uhrevi bir oluşum değil de, kaskatı kült bir yapı var gibi ortada. Kürt ulusalcılar yanılıyor olabilir, azad bir Kürdistan en iyi seçenek değildir belki.  Aleviler yanılıyor olabilir; ya bugün, Sünni çoğunluğun ötekisi Aleviler değilse… Umarım hep beraber yanılıyoruzdur. Kesin inançlılık bizi bu hale getirdiyse biraz belirsizliği deneyelim. Herkesin devleti ele geçirmek istediğini, çocukların bile bildiği bir ülkede saf-arı-katışıksız değil biraz eklektik-senkretik siyasi yapı iyi gelebilir hepimize. Zordur restorasyon, farkındayım. Kültürden irfana bu minval üzere erişilebilir, belki de... Zamanın sırrına ermiş Bâkî ile bitirelim o halde:

Gitdi Kayser, kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı
Nice Kisrâ geçdi, tâk u tumturâkı kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi, biz dahı yâ Hû didük
Zevkı gitdi ῾âlemüñ, ehl-i mezâkı kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl
Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı.

-Hasan Sarı


author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar