“Erkekseniz Münferitliğinizi 10 Yıl Önce İlan Etseydiniz!” İthamına Karşı Düşüncelerim - Münferit Fikir Platformu

SON

28 Eylül 2019 Cumartesi

“Erkekseniz Münferitliğinizi 10 Yıl Önce İlan Etseydiniz!” İthamına Karşı Düşüncelerim





Bu ve buna benzer ithamları özellikle sosyal medyada son zamanlarda çokça şahit olmaktayız. Şu an hala cemaate olan bağlılıklarını sürdürdüğü anlaşılan kişilerden gelen bu ithamları kabaca şu görüşler etrafında toparlamak mümkün: “Erkekseniz Hizmetin nimetlerinden faydalanırken bunları söyleseydiniz!”, “Hizmet sizi köyden aldı, okuttu ve bir yerlere getirdi, menfaatiniz bitince de üzerine çıkıp tepiniyorsunuz.”, “Soruların çalındığını gördüğünüz anda ayrılsaydınız ya da bunun gereği olarak savcıya gidip gördüklerinizi anlatsaydınız!”

Durumu kabullenememe, içine sindirememe ve biriken öfke sonucunda ağızdan çıktığı anlaşılan bu görüşleri kısmen anlamakla birlikte, muhatabın yanlış adreste arandığını, faturanın yanlış kişilere kesildiğini ve bunun da daha farklı kırılmalara neden olduğunu düşünüyorum. Öncelikle bugün yüksek sesle eleştiri getirenlerin daha düne kadar hiç eleştirmediklerini, durumu olduğu gibi kabul ettiklerini varsaymak doğru bir düşünce değil. Bugün eleştirenlerin hemen hemen hepsi belki kısık kısık da olsa bire bir görüşmelerde de alçak tondan bu eleştirileri yaptığına bizzat şahidim. Mesela tanıdığım ve çok sevdiğim Büyük Bölgeci (esnaf sorumlusu) bir abi 2010 KPSS sınavına girip çok az bir farkla sınavı kazanamamıştı. Sonra da bu soru çalma hadiseleri ortaya çıkınca bire bir görüşmemizde ağlamaklı bir edayla bunu yapanlara hakkımı helal etmiyorum demişti. Hatta aynı abi geçen beni arayıp ne yapıyorsun falan diye halimi hatırımı sormuştu. Kendisinin de içerden (hapisten) yeni çıktığını, yeni yeni kendine gelmeye başladığını söylemişti. Bu abiye ben bugün de çok saygı duyuyorum ve hala cemaate sempati de duysa inanın çok değer veriyorum kendisine.

Şimdi bunun gibi pek çok kişisel eleştiri getirenler dün de vardı bugün de. Bugün dünden farkı sadece bunun tonu biraz yükseldi. Yaşanan travmaların büyüklüğünün çapı da dikkate alınırsa bu da çok normal bir şey. Bu konuda bence diğer bir husus da şu. İnsanların herhangi bir aidiyetinden (bu parti, cemaat, tarikat, din, vatandaşlık vs. olabilir.) kopuş süreçleri hemen bir anda olmaz. Bunun birtakım aşamaları vardır. Öncelikle duygusal aşama, sonrasında fikri aşama en sonunda da nihai kopuş yani tamamen yollarınızı ayırırsınız. Yani bu bir süreç ve bu sürecin başıyla sonu arasındaki eleştirenlerin tonlarındaki farklar da bu açıdan gayet normal.

Mesela yazının başlığındaki 10 yıl önceye atıf yaparsak bu tarihsel süreç açısından da kendi yaşadıklarımla örtüşüyor. 2009 yılında ilk ve son kez bu cemaatin soruları çaldığına şahit olmuştum. Çünkü o yıl hususi 8. Sınıf öğrencilerim vardı ve askeri lise sınavlarından birkaç gün önce bağlı olduğum abi bu soruları çocuklara çözdürmem için bana vermişti. Bana bunlar askeri lise sınavında çıkacak sorular dememişti ama bu durumdan işkillenip soruları ÖSYM’den teyit edince durumu anladım. Tabi duygusal açıdan belki de ilk en büyük travmam bu oldu. Duygusal olarak olumsuz anlamda çok etkilendim ama kopma aşamasına tabi ki gelmedi. Sonuçta 2 yıllık bir bağlılığınız var bu yapıya ve bu duruma bir kişi ancak eğer abilerin yönlendirmesiyle üniversite 1’de üniversiteyi bırakıp askeriyeye gitmezse en erken üniversite 2. sınıfın sonunda şahit olabilir. Tabi o günün şartlarında (sanırım 19 yaşındayken) buna kendi içinizde mantıklı bir açıklama getirmeye çalışıyorsunuz ya da üstünüzdeki abinin çarpıtılmış tevillerine falan sarılıyorsunuz. Ama getiremiyorsunuz tabi ki. O yaşlarda entelektüel açıdan da buna karşı koyabilmek en azından benim için mümkün olmadı. Sadece bu durum içinize sinmiyor ve vicdanınız kaldırmıyor ancak dinen nasıl bir açıklama getirilir bunu o yıllarda yapamadım açıkçası. Bu durumun benim üzerimdeki en büyük etkisi de belki dinin özüne yönelmek oldu. Yaklaşık iki yıl sanırım bunun üzerinde kafa yordum ve kendime yetecek kadar, yolumu aydınlatacak kadar dinle özellikle İslam diniyle alakalı bilgi edinmeye çalıştım. Bunun sonucunda da yapıdan giderek artan bir şekilde fikri açıdan da kopmaya başladım. Sanırım bu işte son nokta da okulu uzatmam oldu.

Sonrasında aidiyet bağım olmadan, ideolojik ya da duygusal bir yakınlık hissetmeden para karşılığı 17/25’e kadar devam ettim. 17/25’te de fiili olarak tamamen koptum (daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi 17/25 olaylarıyla alakası yok kopmamın). Zaten duygusal ya da fikri anlamda bir bağınız olmadan sadece para karşılığı bu yapıda çalışmak da çok zor bir mesele. O kadar işte çalıştım çaycılık garsonluk da yaptım ama bu kadar mobbing yapılan, istişarelerde yenilen fırçaların haddinin hesabının olmadığı başka bir iş görmedim. Çok esnek çalışma saatleri ve tatilinin de hemen hemen hiç olmaması da cabası. O yüzden 17/25’te ayrılmam çok da zor olmadı. 
17/25’ten bugüne gelen süreçte ise ilk başlarda cemaate karşı sadece vefa duygusu kalmıştı bende. Yani eskinin hatırı vardır, o kadar yıl kalmışız, güzel de dostluklarımız (*) olmuş, vs. Ama bu süreçte de iki şeye çok takıldım:

Birincisi, benimle hususi birim için görüşmek istediler hatta uçak biletimi falan da aldılar. Ama o iş olmayınca yani sigara içmem, bamteli dinlememiş olmam, istenilen yere gitmememden dolayı eski abilerimin benimle irtibatı bıçak gibi kesildi. Ya en azından şunu beklerdim. Atandığım şehre gelip beni oradaki sorumlu kişiyle tanıştırmalarını, bizim eskiden abimizdi şimdi de burada sizinle beraber olacak demelerini umdum açıkçası, hani burada sohbetlere devam edebilirsin diyebilirlerdi. Zaten bunu yapmaları da gerekiyordu ama yapmadıkları için de kimse hesap mesap sormazdı. Çünkü önemli olan hususi, birim, vs. işlerdi. Orada da kişilerin şahıslarına değil, tamamen bulundukları konum itibariyle bir değer verilirdi. Yani deşifre olduysanız, atıldıysanız falan yine sizinle işleri olmazdı.

Takıldığım ikinci mesele de ayrılmadan önce adıma çıkartılan hatta Bylock yüklenmesi oldu. Sağ olsunlar bu yüzden işimden oldum, göz altına alındım az kalsın tutuklanıyordum da. Bu konuda kendimi mayın eşeği! gibi hissettirdiler doğrusu. Bu olayla birlikte cemaatin insana bakışını tam anlamıyla öğrenmiş oldum. İnsana tam da hayvan gibi değer veriyorlardı. Burada hayvana hakaret söz konusu değil. Her canlıyı kendi varlığında değerlendirmek gerek. Ama bize biçilen değer maalesef bu yönde oldu. İşte bu iki şeyden dolayı şu an vefa falan da hissetmiyorum. Nötrüm yani nefret bile etmiyorum. Hissizim bu konuda çünkü hiçbir şey yok içimde. Ha o abiye de çok görmüyorum çünkü o kendi kastıyla bana o hattı aldırmadı. Üstten gündem geldi o da zaten ayrılacağımı da bildiği için bana aldırdı. Benim burada tek kabahatim hat alıp vermek. Ha ben almasaydım başkasının adına alacaktı yine pazarcı teyze gibi farklı bir kişi daha mağdur olacaktı. Sonra da hayatında hiç karakola gitmemiş insanları devletle bu şekilde muhatap ettiler. Onlar da bildiklerini anlattılar sonra da itirafçı diye hain ilan edildiler! Bunu kendi üstüme falan da alınmıyorum sadece bir kesimin hislerini paylaşıyorum. Çünkü bana böyle dese de demese de hiçbir şey ifade etmiyor benim açımdan. Vız gelir tırıs gider hesabı. Ama insanları siz bu hale getirdiyseniz burada sorgulanması gereken bu insanlar değil, buna sebep olan her türlü kişi ve gruplardır. Gidin küfrünüzü onlara edin, içinizdeki kini, öfkeyi onlara akıtın. Böyle yapmakla daha farklı kırılmalara sebep veriyorsunuz çünkü. İnsanların zaten dünya kadar ızdırabı, acıları var, bir de böyle üzerlerine gelmeyin insanların! Cemaat adına trollük yapıp üslubu bu kadar yere düşürmeyin. 

Son bir husus ta şunu söylemek istiyorum. Cemaatin insanları köyden alıp okuttuğu, sahip çıktığı sonra da bu kişilerin bugün sırtını döndüğü şeklinde ifadeler hiç şık olmadı gerçekten. Belki çok eskiden o dediğiniz şekilde insanlar mevcut oldu. Cemaatin köyden alıp okuttuğu, belki de çalınan sorularla bir yerlere getirdiği insanlar vardı. Ama benim de içinde bulunduğum pek çok kişi için cemaate minnet duymamızı sağlayacak tek şey barınma ihtiyacımızı karşılamaktı. İnsanlar emekleriyle gelip üniversiteyi kazanmışlar, okumuşlar, bitirmişler sonra hakkıyla gidip atanmışlar. Bunun karşılığında da o insanların çoğu gecesini gündüzüne katıp öğrenci bakmış, görev almış, memleketini bile gidememiş, ev taşımış, vs. Kimse merak etmesin bu cemaat sana 1 veriyorsa senden en az 10 almıştır. Eğer bunları bir ölçüye vurursak cemaat bize borçlu çıkar, biz cemaate değil! Bedava da kalmadık sonuçta ben bugünün parasıyla iaşe artı kira 400-500 TL. para veriyordum. Dediğim gibi üslubu bu kadar bel altına düşürmeden tatlı tatlı ayrılalım. Çirkinleşmeye hiç gerek yok! 

-Abdulvahap YILDIRIM

Not: Kendimden çok referans veriyorum, çok bahsediyorum belki. Ama bunlar inanın kasti değil, sadece durumu tanıklamak, açıklamak için başvurduğum bir şey sadece. O yüzden affınıza sığınıyorum.

*Evet, dostluklarımız da kalmadı maalesef. Şimdi adamların ismini vermişiz o adam bir daha senle konuşur mu? Hiç sanmam. Şahsen insani olarak görüşmek istediğim abilerim kardeşlerim de vardı. Çoğunun düğünü gidip taktığım çeyrek altınlar vardı. Onlar da gitti Şaka tabi bu. Helali hoş olsun. Ama dostluklarımız bari kalsaydı. O yüzden bizi bu hale getirenler utansın diyorum, başka da bir şey demiyorum. Sağlıcakla!

13 yorum:

  1. Hep aynı şeyleri yaşadık.20 yıl bu işin içinde bulundum.vefa adına hiç bir şey görmedim .bence mesele ,hizmetin içinde olup olmama değil..iyi insan kötü insan olna meselesi...öyle kalitesiz ,şerefsiz,bencil insanlar tanıdımki, makam sahibi. Bu işin içinde olan..ama öyle güzel ,kaliteli abiler ablalar tanıdımki, ben hâlâ o kişilere hayranlıkla yâd ediyorum.Allah razı olsun onlardan ..mesele iyi insan kötü insan meselesi..vesselam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abdulvahap YILDIRIM28 Eylül 2019 20:11

      Faruk bey kesinlikle öyle. Yüzde yüz katılıyorum. Önemki olan insanlık meselesi. Mesela bir abimiz vardı esnafçı abimiz adam gerçekten veli bir kişilikti. Sabah namazını kaçırdığı için o gün ceza olarak yemek yemediğini bilirim. Kalitesiz insanlar da malesef vardı. Zaten benim eleştirdğim şahıslar değil oluşumun kendisi. Yani şahsı manevisi tüzel kişiliği. Malesef bu eleştiriyi insanlar kendi üzerlerine alıyorlar, sanki onları eleştiriyoruz gibi düşünüyorlar. Film de sanırım burdan kopuyo.

      Sil
    2. Kesinlikle öyle muhterem hocam

      Sil
    3. Abdulvahap YILDIRIM28 Eylül 2019 21:11

      Aman abi ben muhterem hoca olmıyım sonra farklı şeyler çakıyo kafamda :)))

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Abdulvahap YILDIRIM28 Eylül 2019 21:59

      Eyvallah Muhterem abim .))

      Sil
  3. Dünyanın bütün temelleri karmaşa üzerine kuruludur. Siyasi, dini, ekonomik ve ahlaki durumlar artık tanımlanamayacak derecede kaotik bir yapı arz etmekte.

    bunun nedeni, devletlerin, kurumların, siyasi ve dini yapıların birden fazla kimliğe, çok sayıda ajandaya sahip olması.

    Amacı adalet olmayanlar, kaosları planlarlar ve bulanık suda balık avlarlar. böylece başkaları için kaos ve belirsizlik olan durumlar onlara rant olur.

    YanıtlaSil
  4. Okumadıysanız "Kesin İnançlılar" true believer kitabını okuyun.
    20 yıl cemaatte aktif çalışmış birisi olarak kitabı okuyunca çok şaşırdım.
    1951 de yazılmış ve cemaatin tüm taktik ve çalışma sistemşni anlatıyor.
    Yani cemaat örgütlenmesinin öteki kapalı örgütlenmelerden farkı olmadığını anladım.
    Cemaatte birey olarak bir değeriniz yoktur. Dava için adanmış adi sıradan bir piyonsunuz, bir isim, bir çetelesiniz, bir mücrimsiniz,
    Tevazu adı altında kendinizi sıfırlayınca hiçbşrşeyi sorgulayamaz, hiçbir talepte bulunamaz, iştişare adlı tebliğ tolantılarında hiçbir fikir üretemezsiniz.
    Zaten hiç olduğuna inanan bir günahkar sadece itaat eder, günahlarına tevbe eder.
    Neden daha önce eleştirmiyordunuz diyenler farkında değil ama, cemaat sizi uyuşturduğu için böyle bir şansınız yok. Eleştirdiğiniz an zaten dışlanıyorsunuz. Şu an sizi suçlayan cemaat mensupları da bu uyuşukluk halindeler, onlara kızmayın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tavsiye icin tesekkurler okuyacagim

      Sil
    2. Abdulvahap YILDIRIM29 Eylül 2019 15:34

      Ben de ilk fırsatta okuycam. Tavsiyeniz ve yorumunuz için de ayrıca teşekkürler. Ancak benim karşı çıktığım nokta şu daha düne kadar aynı safta olan aynı istişareye giren insanların kanlı bıçaklı hale gelmesi birbirine karşı bilenmesi ve tüm bu olan bitenlerin faturasını şu an kendini bi nebze soyutlamış daha eleştirel bakan hatta itiraçı olmuş insanlara çıkartmıl olması. Bu sanırım şu an tepe kadronun da dilediği bir şey ve onların da bu işine geliyor. Sonuçta kalan kişiler kemik bir cemaat mensubi olup çıkıyor. Ama bu üslubu küfür hakaret dolu bu çirknin bel altı söylemleri de kınıyorum ve asla bir cemaat mensubuna yakıştıramıyorum!

      Sil
    3. Yıldırım bey, aynı safta kişilerin kanlı bıçaklı olduğunu söylediniz.
      Çok iyi bilirsiniz ki islamda dinden çıkan öldürülür. Her türlü insani ilişki artık imkansızdır. Cemaat mensubu olsun olmasın en merhametlisi bile kendi grubundan ayrılana hiçbir merhamet göstermez. Bu tutum dinin ruhunda vardır.

      Sözüm ağır gelecek belki ama sadece durum tespiti için söylemek zorundayım, islam kendinden olmayan herkese karşı nefret dinidir, kuranı açın ilk sayfalardan itibaren lanetlerle başlar. İkna değil korku ve sindirme dinidir. Bu durum malesef tüm islami grupların ruhuna işlemiştir.
      Bu dinin doğası budur, bir gruptan çıktınız mı artık her türlü nefreti, aşağılanmayı hak edersin. Onun gibi düşünmüyorsan artık şeytansın, yola gelmen imkansızdır, cemiyet için bir zehirsin, yok edilmelisin.
      Muhalif olan yok edilir... Kabul etmek çok zor ama durum bu malesef.

      Sil
    4. Genel hatlarıyla yorumunuza katılıyorum. Ancak 'dinin ruhunda' bu var mı bunu inanın kafamda bir türlü yerli yerine oturtamıyorum. Dini uygulamaları bir kenara bırakıyorum hadi insan faktörü var onda diyelim ama Kuran'da şöyle yapmazsanız sizi yakarım cehenneme atarım gibi ayetleri anlayamıyorum. Bu konuda John Milton'In deyimiyle 'Cehenneme gidebilirim ama böyle bir Tanrıya asla saygı duymam.' demekten alıkoyamıyorum. Sağlıcakla!

      Sil
    5. Kuranda birçok şeyi anlayamamanız normal, aslına İbrahimi dinler en temelinde yanlış bir argümanla başlıyorlar. Bu da ''inanmamanın suç olması''

      İnanmamak hiçbir zaman suç olamaz. Bir şeye inanmak demek, insanın aklı ve vicdanıyla, kesin bilgi sahibi olunmayan bir durumda yüksek ihtimalli gördüğü şeydir. Ve bu irade ile seçilen bir şey değildir. Size bir konu daha gerçek görünüyorsa artık bitmiştir, siz ona inanıyorsunuz.

      Peygamber çıkıyor diyor ki ben bir tecrübe yaşadım, bana inan. İnanmazsan öldürürüm, ve cehenneme gidersin. Desen ki '' söylediğin şeyler mantıklı, mesela tanrı tek olmalı diyorsun tamam, ama senin vahiy aldığına inanmıyorum, bence sen öyle olduğunu sanıyorsun'', böyle desen Allah seni sonsuza kadar yakacak.

      Hiçbir hakim verdiği karardan dolayı suçlanamaz, yanlış karar verse bile akıl ve vicdanıyla inandığı kişi lehine karar vermek zorundadır.
      Hiçbir jüri taraflardan birine inandı veya inanmadı diye suçlanamaz.

      İbrahimi dinlerin en temel argümanı yanlıştır, kabul etmek zor biliyorum ama
      islam, Hz Muahammdedin rüyalarının ve vahiy olduğuna samimi olarak inandığı düşüncelerinin ürünüdür.

      Allahın insan ilettiği vahiy 3. kişiler aracılığıyla olmaz, bizzat bize verilen aklımız ve vicadanımız peygamberdir, vahiydir, onları dinlemekle mükellefiz başkasıyla değil.

      Sil