Cemaat Soru Çalmadı Çünkü Adem Yavuz Arslan Kpss Sınavına Hiç Girmedi! - Münferit Fikir Platformu

SON

6 Eylül 2019 Cuma

Cemaat Soru Çalmadı Çünkü Adem Yavuz Arslan Kpss Sınavına Hiç Girmedi!


Vatandaşlık derecesi düşürülerek giderek ayrı bir toplumsal grup olma temayülü gösteren bir KHK’lı olarak tamamen kendi gözlemlerime dayanarak Fethullah Gülen grubuyla ilgili Türkiye’deki toplumsal algıyı şöyle özetleyebilirim: Bu yapı Türkiye’de hemen hemen tüm toplum kesimleri tarafından nefret objesi haline gelmiş durumdadır. Bu yapı mahkumiyetlerden en ağırını Ağır Ceza Mahkemeleri’nde verilen müebbetlerle değil, toplumun gözünde itibarını, prestijini, kredisini, meşruiyetini sıfırlamasıyla almıştır. Daha da kötüsü Allah’la kul arasındaki engelleri ortadan kaldırmak iddiasıyla yola çıkıp insanları Allah’tan daha da soğutmuştur. Güven duygusunu zedeleyerek aile, arkadaş, toplum birliğinin temelini derinden sarsmıştır. Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Görüldüğü gibi kaybedilenler gazete, dergi, okul, kolej, banka vb. gibi belki insanüstü bir çabayla tekrar elde edilebilecek maddi temelde şeyler olmayıp bir daha tekrar inşa etmesi güç manevi hasletlerdir. İşte bu yapıya kaybettiren din istismarı, maneviyat sömürüsü, sistemin belki de en baştan bozuk tasarımı, kadrolaşma, kamu gücü kullanarak farklı toplum kesimlerine yapılan hukuksuzluklar, mağduriyetler vs. yanında toplumun tüm katmanlarını bu nefret olgusu çevresinde kenetleyen soru çalma hadisesidir.

Saydığım bu hususların pek çoğu belki de bu toplumun yalnız bir kısım unsurlarının hayatını olumsuz etkiledi ancak soru çalma artık tüm toplumun bütün halinde üzerinde ittifak ettiği, yapının olumsuz marka imajının oluşmasında en belirleyici etkendir. Her ne kadar darbe ve hemen sonrasında bu yapıya bakış darbecilik, vatan hainliği ve ihanet çevresinde yoğunlaşsa da darbe sonrası sıcak atmosferin dağılmasıyla artık toplumsal algı bakımından bu ibre yine soru çalma meselesine doğru dönmüş durumdadır. 


Başlığın çok ilginç olduğunun farkındayım. Ancak, soruların çalınması iddiasının (aslında olgusunun) halihazırdaki cemaat(*) üyelerince ne şekilde büyük bir ciddiyetle (!) ele alındığını göstermesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Yazının başlığı her ne kadar bu yaygın iddia karşısında kişisel bir rasyonel argümantasyon örneği olsa da aynı zamanda kolektif inkâr stratejisinin bir izdüşümünü de yansıtmaktadır. 


Adem Yavuz Arslan ismini tanımayanlar olabilir. Kendisi kapatılan Bugün Gazetesi eski Ankara temsilcisi. Şu an ise hakkında açılmış davalar ve son dönemde yaşanan malum olaylar neticesinde Amerika’da kendi deyimiyle sürgün(**) olarak yaşayan bir gazeteci. Çalıştığı gazetenin Fethullah Gülen’le olan bağlantısı ve örgüte yönelik suçlamalara karşı adeta örgütün gönüllü basın sözcüsü konumundan Fethullah Gülen’e en az sempati derecesinde bağlı bir kişi olduğunu anlıyoruz. Tabi her hafta yine Gülen’le bağlantılı olduğu düşünülen birkaç gazeteci meslektaşıyla düzenli olarak yaptığı programlardan bağlılığının esasında sempati düzeyinin çok üstünde bir derecede olduğu da düşünülebilir. Yazının başlığını teşkil eden söz de cemaatle ilgili birtakım suçlamalara yönelik bilhassa da toplum tarafından yaygın olarak dillendirilen soru çalma meselesine karşı son programlardan birinde kendisi tarafından dile getirilmişti.(Link 1:08:00-1:08:20)

Arslan, konuşmasında özet olarak cemaatin soru çalmadığını buna gerekçe olarak da kendisinin Kpss sınavına hiç girmediğini belirtmişti. Peki bu konuda Arslan haklı olabilir mi? Kendisi Kpss sınavına girmediği için cemaat soru çalmamış olamaz mı? Esasen bu soruların doğru olma ihtimalini göz önünde bulundursak bile bunun da kendi içinde daha büyük sorunları ihtiva ettiği gerçeğiyle yüz yüze kalıyoruz. 21.yüzyılın belki de en dahiyane bu akıl yürütmesini doğru kabul edersek bu sefer yine tersten sonuç aynı çıkıyor. Nasıl mı? Mesela, Arslan’ın girdiği tüm sınavların cemaat tarafından çalındığı alt anlamı da çıkıyor bu ifadeden. Çünkü kendisi Kpss’ye girmediği için cemaatin bu soruları çalmış olamayacağını iddia ediyor. Bu ifadeyi tersten okursak girdiği tüm sınavlar bir şekilde cemaat tarafından çalınmış manası çıkıyor. Bu durumda cemaatin soru çalmadığını iddia edebilmek için Arslan’ın hayatında hiçbir sınava girmemiş olması gerekiyor. Peki bu mümkün mü? Maalesef Türkiye’de sınav gerçeği ile öğrenim hayatına adım atar atmaz karşılaştığımızdan kendisi de bu ülkenin bu toprakların çocuğu olarak bu ülkenin eğitim sisteminden geçtiğinden bu ihtimal de sınıfta kalıyor. Evet, cemaatin bu konudaki suç dosyasını bir sınavla kapatabilmek mümkünken Arslan’ın bu açıklamalarından sonra sayı artarak yüzler hatta binleri bile bulabiliyor. Peki bunda Arslan’ın suçu ne? Cemaat soruları çaldıysa onun ne suçu var? Suçun şahsiliği ilkesi en temel hukuk prensibidir. Soruları çalan cemaat olduğuna göre Arslan cemaate aidiyet bağından dolayı bu suçun sorumlusu olarak gösterilemez. Arslan’ın bu dahiyane argümanla cemaatin suçsuz olduğunu iddia etmesi çok düşük de olsa çalınan bu sorularla mı mezun olduğu sorusunu akla getirir ki bunun çok zorlama bir yorum olacağını not ederek bu beyin yakan akıl yürütmelere artık bir nokta koyalım. Peki gerçekten cemaat soruları çaldı mı?


Evet, cemaat gerçekten soruları çaldı. Çünkü ben bunu bizzat kendi gözlerimle gördüm. Peki nasıl gördüm? Ben bu yapıda sırasıyla ev abiliği, BTM, BÜM, BBTM, EÜM; orta üç (O3), hususi-genel lise ve takip gibi çeşitli vazife ve görevler aldım. Bunların bugün benim açımdan ne övünülecek ne de yerilecek bir durumu söz konusu değil. Sadece somut olgular üzerinden, yapıp ettiklerimden olayın tüm boyutlarıyla açığa çıkarılmasına çalışıyorum. Bu görevleri, bunların karşıladığı içeriği az çok bilen herkes benim yalan söylemediğimi anlayacaktır. Ama yine de yalan söyleyebilir miyim? İnsanoğluyum ayağım kayabilir, iftira atabilir ve yalan söyleyebilirim tabi ki de. Ancak, bu meselenin çözümünde yani birbirinin tam aksi iddialara savunan taraflar arasında çözüme ulaşabilmek üzere çok temel bir hukuk prensibi olan olağan hayatın akışına aykırılık kuralını işletebiliriz. Bu kuralı çok somut bir örnek üzerinden şu şekilde anlatabiliriz: Mesela müşteki sıfatıyla savcılığa bir kadın tarafından fiziki veya sözle tacize uğradığım iddiasıyla şikâyette bulunsam savcı soruşturma açsa dahi muhatap hakkında (şikâyet edilen kadın) hâkim en fazla tutuksuz yargılama kararı alacaktır. Bu somut olayda özneleri yer değiştirdiğimizde yani bir kadın hele de çocuk yaştaysa müşteki sıfatıyla savcılığa bir erkek tarafından fiziki veya sözle tacize uğradığım iddiasıyla şikâyette bulunsa hâkim yüzden doksan dokuz ihtimalle erkek hakkında tutuklama kararı çıkartacaktır. Neden? Çünkü olağan hayatın akışında tacize uğrayan taraf maalesef kadınlar olmaktadır.


Bu sefer kendimle ilgili bir örnek daha vermek istiyorum. Ben 2014 yılında yani 17/25’ten sonra bu yapıdan tamamen ayrıldım. Sonrasında devlete atanıp göreve başladım. Bu süre içinde Birim’de (***) görev almam yönünde eski abilerim görüşmek istediler. Görüştüm de. Ancak, sigara kullanıyor olmam ve abinin en son ne zaman Bamteli izledin sorusuna hiç izlemedim cevabını vermem ve nereye istersek oraya tayin olur musun demesi üzerine de sadece memleketimde görev yapmak istediğimi belirttiğim için o işte olmadı. En son ayrılmadan abinin benden ricası üzerine aldığım hatta bylock yüklemiş olması nedeniyle de ihraç oldum. Tabi ben de bu nedenle savcılığa gidip tek tek bildiğim her şeyi anlattım. Bu konuda üniversitecilik yapmış olmam ve isim hafızamın da fena olmaması nedeniyle epey teferruatlı bilgi de verdim. Ha gizli tanık olmadım, adımı soyadımı da gizlemedim. Sonra bana ulaşan abiler oldu. İşte bu yaptığımın doğru olmadığı, bunun vebali bulunduğu, klasik ahirete yönelik tehditlerle ikaz edildim diyelim. Tabi ben de madem o kadar ahireti düşünüyordunuz da benim adıma hat aldırıp neden ihraç olmama sebep oldunuz deyince seni biz mi ihraç ettik, Bylock kullanmak suç muymuş gibi cevaplar verdiler. Suç değildi de neden kendi adınıza almadınız deyince de baktılar ki olacak gibi değil o zaman biz de sana dava açarız, bize iftira attı diye savcılığa şikâyette bulunuruz diye açıktan tehdit ettiler. Hay hay deyip kapattım. Ha bu konuşmalar yüz yüze gerçekleşmedi. Aklınıza hemen Bylock, Eagle gibi programlar gelmesin. Sosyal medya üzerinden konuşmuştuk. Fake bayan isimleriyle mesaj atmıştılar. Ne yalan söyleyeyim ben de eski sevgililerimden (bu sevgililer abilik dönemine ait değil sonrasında olmuştu :) ) falan sanmıştım o yüzden öyle cevap da veriyordum. Sonra görüntülü aradıklarında eski abilerim (!) olduklarını öğrendim. Sonra biraz düşündüm acaba iftira davası açsalar tutturabilirler mi diye. Ama tutturamazlar arkadaşlar. Çünkü bu da olağan hayatın akışına aykırı. Düşünün verdiğim savcılık ifadesinde bilmem ne kadar subay, hakim, savcı, bölgeci, talebici vs. adı var. Normal hayatta bu kadar insanı tanımam mümkün değil. Mesela size deseler ki 15 tane farklı rütbelerden kendi akrabanız da olmayan subay adı verin bir ay da mühlet size. Ama isim soy isim bitirdiği bölüm üniversite vb. bilgiler de olacak. Bunun için internete girip baksanız bulamazsınız çünkü güvenlik gerekçesiyle Meb’de olduğu gibi personel isimleri kurum sitelerine konulmaz.  Ya tek tek askeri birliklere gidip oradan bulmaya çalışacaksınız ki sanırım nizamiye kapısından bile içeri sokmazlar sizi ya da tanıdığınız bir subaydan kendi tanıdığı arkadaşlarını vb. isimlerini ver diyeceksiniz ki kimse de böyle bir işe girişmez zaten. İşte bu yüzden bu durum olağan hayatın akışına aykırı olduğundan iftira davası vb. açamazlar. 


Peki olağan hayatın akışına ne yön verir? Başlıca gelenek, görenekler, örf adetler, gündelik yaşam pratikleri, somut durumlar, bilimsel gerçekler vs. Yani olağan hayatın akışı kuralı kişi hakkında isnat edilen suçu işlediğine dair kesin hüküm taşımasa da üzerinde kuvvetli şüphe varlığını göstermekte bu nedenle de hukuki bir nitelik taşımaktadır. Peki bunun konumuzla ne ilgisi var? Aslında çok. Mesela ben böyle başımdan büyük bir iddiayı kesin surette savunuyorsam benim yalan söylüyor olmam için yalanı bir alışkanlık haline getiren, önüne gelene iftira atan, düzenbaz biri olmam gerek. Bu konuda adli sicil kaydımın da bu tür suçlarla dolu olması gerek. Peki böyle bir durum var mı? Beni tanıyan herkes bilir ki ben böyle karakterde birisi değilim. Hadi ben böyleyim diyelim binler on binler de bu karakterde, çevresine durmadan çamur atan insanlar mı? Böyle olma ihtimali gerçekten de hayatın olağan akışına aykırı değil mi? Bu sitede de özellikle Ahmet beyin bu konudaki yazılarında da belirtildiği gibi soruları bağlı bulunduğu abilerden yemin ettirilerek aldığını iddia eden onlarca beyan var. Hukukta kişinin kendi beyanı esastır yani doğru olduğu kabul edilir. Bu kişiler başkaları soru çaldı diye değil, bizzat kendilerinin bu soruları abilerden temin ettikleri şeklinde ifade beyan ediyorlar. Bu ifadelere göre ya bu kişiler gerçekten bu suçu işlediler ya da suçu işlemeyip sırf cemaate kara sürmek, bu oyuna çekmek için o kadar yıl hapiste kalmayı, bir daha mesleğe dönememe hatta aldığı tüm maaşları devlete tekrar faiziyle birlikte geri ödeme, toplum içine çıkamama gibi sonuçları olan yüz kızartıcı bir suçu yüklendiler. Tabi ikinci ihtimalin akıl ve mantıkla bağdaşır hiçbir yanı yok. Kendileri de bal gibi biliyor ki cemaat soruları çaldı. Tüm bu değerlendirmeler ışığında hukuki olarak cemaat soru çalmıştır diyen bir kişi yalan söylememiş olur. Hele bunu benim gibi gözleriyle de görmüşse kesin olarak soru çalıyorlar demekte de hiçbir mahsur yok.


Bu durum da Adem bey maalesef bilerek ya da bilmeyerek yalan söylemiş oluyor. Burada ya kazanımlarını kaybetmeme adına belki de bir diyet borcu olarak kendisi inanmasa bile gerçeğin aksini dile getiriyor ya da gerçekten böyle bir durumla karşılaşmadığından ve cemaate de bu konuda leke konduramadığı için koruma refleksiyle bunu yapıyor. Birinci ihtimalin zaten affedilir bir yanı yok. Bunun için söylenecek tek söz Allah affetsin! şeklindedir. İkinci ihtimalde ise herhangi bir suç unsuru bulunmamakla birlikte gazetecilik bakımından kabul edilemez taraflar bulunmaktadır. Bu kadar açık kaynağa düşmüş, hayatın olağan akışına tümüyle aykırı, tanık beyanlarıyla sabit bir meseleyi kesin ve sabit bir ön kabulle reddetmek gazetecilik bakımından büyük bir başarısızlıktır. 


Peki cemaatte kim ya da kimler soru çaldı? Hangi boyutlarda bu soru çalma olayı gerçekleşti? Cemaat tabanında geniş bir yaygınlıkla bilinen bu meseleye neden itiraz edilmedi veya yalnızca cılız tepkiler vermekle geçiştirildi? Görgüye dayalı bilgilerim ve tanık beyanlarına dayanarak cemaatte bu soru çalma olayları en çok Ordu, Polis, Yargı, Mit, Tib gibi genellikle cemaatin kendisi açısından önemli, hususi gördüğü kurumların giriş sınavları ve bu birimdeki hususi elemanları takip eden sivil imamların çalıştığı kurumların sınavlarında yoğunlaştığını söyleyebilirim. Cemaatin asıl amacı devletin etkin kurumlarını bizzat ele geçirerek diğer kurumlarıysa etki altında bırakarak devlet içinde mutlak otoritesini tesis etmektir. Ordu, yargı ve emniyet cemaat açısından her devrin altın çocukları olarak başı çekmektedir. Asıl olan bu birimlerde istenilen seviyeye gelindiğinde yani belli sayıda cemaat mensubunu bu birimlere sokunca başka bir hususi birim daha da hususileşir ve akın halinde buraya sızma başlar. Mesela genellikle hususi hizmetlerin ne kadar önemli olduğunu belirtmek üzere sıkça kullanılan altın metaforuna göre 2000’lerde askeriye bir eleman sokmak 1 altın, bir savcı veya hâkim yetiştirmek 1 gümüş değerinde ise bu oranlar 2010’lara doğru asker/subay için 1 altın, hâkim savcı için 3 altın olmuştur. Görüldüğü gibi bu önem sırası her dönem aynı olmamakta, şartlara ve ihtiyaca göre çok önemli bir birim daha sonra daha az önemli veya daha az önemli bir birim daha çok önemli birim haline gelebilmektedir.  Sivil imamlarda ise öncelik tatilinin çok olması daha esnek bir çalışma koşuluna sahip bulunması dolayısıyla öğretmenlik ve eğitimle ilgili meslekler tarafındadır.


2010 Kpss sınav sorularının çalınmasını da bu açıdan sivil imam ve asker eşlerine yönelik olduğunu düşünüyorum. Soruların verilmesiyle hem bu adam sokma işi hızlanacak, hem zaman ve emek kaybının önüne geçilecek hem de kişilerin yapıya bağımlı hale gelmeleri sağlanarak aidiyetleri güçlendirilecektir. Sonuçta cemaatin insan kaynağı oldukça sınırlı olduğundan bu konuda kendisi açısından adam ıskalama lüksü yoktur. Bu yapıdan olmayanların hâkim, savcı olamaz algısının toplumda güçlü bir şekilde hissedildiği yıllarda bile ev+yurt+dost (yani evde yurtta kalmayıp şakirtlik açısından evde kalan elemanlardan farksız) hukuk fakültesi öğrencilerinin oranının %4 olduğunu hatırlıyorum. Yani en parlak döneminizde bile sizin olurunuz olmadan hâkim savcı olunamadığı algısının iyice yerleştiği zamanlarda dahi yalnızca 100 hukukçudan 4’ü bu yapıyla bağlantılıydı. Zaten milletvekili genel seçimlerinde ülke genelinde bir tane bile milletvekili seçtiremeyen oldukça azınlık bir sosyal gruptan bahsediyoruz. Bunun dışında asıl hedef için gerekli insan ve mali kaynağı daha hızlı ve etkin olarak elde edebileceği farklı meslek gruplarına da zamanla yönelmeler görülse bile bunlar kalıcı olmaktan uzak periyodik yönelimlerdir. Zaten bu tür durumlarda cemaat kendi elemanı yetmediğinde çoğu zaman dost ve arkadaş grubundaki diğer elemanlarından destek almaktadır. Örneğin ortaokul ikinci sınıf öğrencisi devşirebilmek için yazın Kuran kurslarından uygun çocukların eve aktarılmasında bu dost imamlardan (Fetö imamı değil, Diyanet’e bağlı normal camii imamı) uzun süre yararlanılmıştır. Bu camilerde abiler yazın imama yardımcı olmak amacıyla sırf Allah rızası için bütün bunları yaptıklarını anlatmalarına rağmen aslı amaç hususi yedinci sınıf öğrencisi bulmaktır. 


Cemaatin bu soru çalma olayını oldukça sistematik olarak yıllardan beri yaptığı biliniyorsa da bunun ne genişlikte ve yoğunlukta olduğu tam olarak bilinememektir. Şüphesiz bu ancak geçmişe dönük tüm sınav sonuçlarının ayrıntılı olarak tekrar analiz edilmesiyle ortaya çıkabilecektir. Ama ben kişisel olarak bunun ordu, emniyet ve yargıda yoğunlaşmış olduğu düşünüyorum. 

Son olarak bu konuda neden tabanda çok fazla tepki yükselmedi eleştirisine gelince bununda sanırım ideolojik, menfaat ilişkisi ve korku gibi gerekçeleri vardı. İdeolojik olarak bu hususta “Büyük kazanımlar adına küçük birtakım günahlar irtikap edilebilir” gibi ucu açık son derece çarpık bir anlayış tabandan bir kısım insanların buna yönelmesinde ya da en azından sessiz kalmasına sebep oldu. Bu çarpık anlayışın aslında soru çalmayla sınırlı kalmadığını darbeye kadar varan tüm hukuksuz, gayri ahlaki işlere zemin oluşturduğu da bir gerçek. Yani tabandaki bir kısım insanlar bu konuda Fethullah Gülen cevaz verdiği bu işin vebalini ahirette kendisi üzerine aldığı inancına sahipti tıpkı merhum başbakan Bülent Ecevit’e şefaat edeceği gibi. Tabi İslam tarihinden de bir takım belki uydurma hadis, menkıbe ya da ayetlerin çarpıtılması suretiyle de bir dayanak da oluşturulmuştu. Üzülerek söylemeliyim ki tabanda bunun alıcısı vardı. Ben ne düşündüm diye sorarsanız hiçbir zaman kafama yatmadı bu düşünce. “Müftiler size fetva verebilir ancak siz yine de vicdanınıza danışın” hadisi bana bu konuda hep yol gösterici oldu. Hadis belki de uydurma ama aslından çok faslı yani verdiği mesaj önemli. Menfaate gelince evet bu bir kısım insanlar için çok cazipti. Hele ataması çok zor bir bölümü bitirdiyse kim uğraşacak o kadar Kpss falan çalışmaya hem o kadar çalışsan bile yine atanma ihtimali zor diye düşünmüş olabilirdi bir abi. Zaten hoca da fetva vermişti dinen de sakıncası yoktu kul hakkı yemiş olmanın sebep olduğu vicdan azabı da yaşamayacaktı sonuçta! Evet, dediğim gibi bir kısım insanlar menfaatleri için bu işe teşne oldular ve o yüzden de maalesef sessiz kaldılar. Son husus ise belki beni de içine alan bir grubun neden cılız tepkiler verdiğinin açıklaması olabilecek korku meselesi. O yıllarda (benim net şahit olduğum sınav 2009 Askeri liselere giriş sınavı) bu olaya şahit olmanın hukuki bir sonuç doğurmayacağı inancı kısaca. Kimi kime şikâyet edeceksiniz? Düşünün o yıllarda üniversite ikinci sınıf öğrencisi savcıya gidip ya bak bunlar soru mu çalıyor diyecek. Bu yapılmalıydı belki bilmiyorum kendimi aklamaya falan çalışmıyorum ama böyle bir şey yapmayıp sessiz tepkiler verdim belki de. Her neyse sonuçta bu da bir gerçek ve sonuç olarak bir kısım insanlar da bu suretle sessiz kaldılar.


Evet, toparlayacak olursak böyle bir inkâr cemaati az çok bilen tanıyan insanlar için hiçbir anlam ifade etmemektedir. Herkes de bal gibi biliyor ki sorular çalındı. Bunun o’cular, bu’cular, şu’cular da çalmıştı! diye savunmalarla geçiştirilecek bir tarafı yok. Herkesin hesabı ayrı kardeşim. Sen kendine bak! Başkasının hataları senin yanlışını örtmez, doğrulamaz. O yüzden son olarak Adem Yavuz Arslan ve onun gibiler lütfen artık bu milletin aklıyla daha fazla dalga geçmeyin! Yüreğiniz varsa gelin ne söyleyecekseniz buradan Türkiye’den söyleyin!


-Abdulvahap YILDIRIM


*Cemaat, yapı, örgüt vb. bu kavramları karışık olarak kullandım sanırım. Ancak, bunların neyi işaret ettiklerini herkes bildiğinden bu konuda farklı adlandırmaların da çok bir önemi yok.


**Kendi deyimiyle sürgün ama gerçekte kaçaktır benim açımdan. Neyle suçlanıyor gerekçeler, deliller doğru mu yanlış bilmem ama bu sonucu değiştirmiyor. Sonuçta ben de ceza aldım ve üç gün de nezarette kaldım. Kaçmayı da hiç düşünmedim. Ha hukuk tam olarak işliyor mu? Hayır kesinlikle. Ama kaçmak haklıysan bile seni haksız durumuna düşürüyor.


***Birim, dar anlamıyla muvazzaf subayların takibini yapan sivil abiler demek. Genel anlamıyla ise cemaat için tüm hususi sayılan kurumlardaki elemanların sivil imamları anlamına gelmektedir. 


28 yorum:

  1. Cemaat ve birçok islami grup ''soru çalma, kadrolaşma yani kadro çalma, ihaleyi yandaşa verme yani para çalma'' gibi işlemleri suç olarak görmez. Bunlar cihattır.

    Bunu sebebi çarpık ilami yorumdur. Dünyayı Darül islam ve Darül harp diye ikiye ayırır.
    Müslüman olmayan herkes düşmandır. Örtük veya açık bir savaş vardır. Müslüman olmayan herkes düşman görülür, onlar bir şekilde etkisiz kılınmalı ya müslüman yapılmalı ya da müslümanların boyunduruğu altına alınmalıdır.

    Bu amaçla soru da çalınır, ihaleler peşkeş çekilerek para da çalınır.
    ''ihaleyi bir kafire mi verelim yani, öğretmenlik kadrosun bir imansız gelip çocukları zehirlesin mi yani'' gibi argümanlarla her türlü bölücü, düşmanlaştırıcı eylem legal hatta cihat kabul edilir.

    Aslında kendileri gibi olmayan herkese karşı ahlak kurallarının işlemediği yani ahlaksız bir tavır vardır. Bu manevi cihatta yalan da, aldatma da, iftira da, çalma da herşey mübahtır.

    Bu çarpık ve düşmanlaştırıcı, ahlaken kabul edilmez anlayış maalesef birçok dini grupta halen vardır. İhalelerle milletin parası çalınmakta, sınav bile yapmadan kadrolar doldurularak istikballer çalınmaktadır.

    Yanlış islam ve cihat yorumundan kurtulmadan sonuç değişmez. A cemaati gider B tarikatı gelir ve biz hep hayal kırıklığı yaşamaya devam ederiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet kesinlikle öle. Hem teork olarak hem de İslam tarihine bakıldğında bu görüşünüzü destekleyen çok ciddi veriler var. Yabana atılmayacak bir görüş.

      Sil
    2. kelimeleri çıplak haliyle söyleseniz olay çok kolay çözülecek. darül islam barış kapısı darül harp savaş kapısı... islam aynı zamanda arap dininin de adı. Bunun bize anlattığı şey şu arap dinine mensup olmayanlar savaş kapısında. yani hepsine saldırmak müslümanın görevi... ne çarpık din arkadaş bu islamiyet ya valla bunca yıllık dinim olmasa tanrının vardır bir bildiği demesem katlanılır gibi değil gerçekten.

      Sil
  2. Burdan bir duzeltme yapmak istiyorum. Adem Yavuz Arslan cumlesini oraya buraya cekmeye bence gerek yok. Konusmasinda soru calmadi cemaat demiyor. Adem Yavuz Arslan cemaat taraftari bir yazar tarafli biri ama argumanlari savundugu degerler yanlis olan biri degil.
    Yani burdan suraya gelmek istiyorum. Adem Yavuz Arslan ile Ekrem Dumanliyi ayni kefeye koymamak lazim.

    Eger gazeteciliginden takip ettiyseniz muthis bir sekilde dogruyu arastiran ve gun yuzune cikaran bir yazar. Cemaat taraftari olmasinin en buyuk nedenlerinden biri cogumuza gore Turkiyede ki derin devletin karistirdigi haltlari daha fazla vakif olmasindan olabilir.

    Ben kendisini takip ettim. Cemaatin cok fazla taraftari olmasina ve Cemaatin hatalarini cok yazmamasina hazzetmesemde, soyledikleri dogru olan meslegini hakki ile yapan birine karsi saygili olmak lazim.

    Ozellikle bunlari yaparken cok cesitli tehditlere karsi yapmis birinin bir cumlesini alip bu yaziyi onun etrafinda yazmak bence haksizlik.

    Yazidakiler dogru ve cemaatin soru caldigi haksizliklar yaptigi muhakkak fakat Adem Yavuz Arslanin isminin bu yazida gecmesi oksimoron olmus.

    Belki Adem Yavuz cemaatle baglantili olup cogu insanin parmakla gosterebilecegi ornek gazetecidir.
    En son yaptigi Riza Sarraf davasi muhabirligide buna ornek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben gazeteciliğini çok bilmemekle beraber takip edebildiğim kadarıyla aidiyeti dolayısıyla malesef gazetecilik bakımından taraflı bir tutum sergilemekte. Mesela ben hep Ahmet Takan ve Abdulkadir Selvi arası bir gazeteciyi hayal etmişimdir. Yani ne Selvi kadar gerçekçi ne de Takan gibi komplo teorisi kokan arka plan bilgilerine yaslanan bir gazetecilik taraftarı değilim. İşte Adem Yavuz bey de bu boşluğu dolduran tam bu ölçüde bir gazeteci. O yüzden de sürekli izliyorum ve dinliyorum kendisini. Ancak burada en az bunun kadar önemli olan husus gazetecinin tarafsız olmasıdır. Her mesleğin kendine özgü sözlü ya da yazılı kuralları ilkeleri ve meslek kanunları vardır. Örneğin bir camii imamı içkili camiye gelip namaz kıldırabilir mi? Gayri ahlaki bir tutum ve davranış içinde bulunabilir mi? Elbette hayır. Bu hem teamülde hem de kendi meslek kanunlarında böyledir. Gazetecilik açısından da tarafsızlık olmazsa olmaz en temel ilkedir. Bir gruba siyasi partiye cemaate tarikate bağlı olabilir sempati duyabilirsiniz ancak bu bağ gerçekleri görmenize, hakikatleri ketmetmenize engel olmamalıdır. Bu yapı şeffar bir örgütlenme yapısına sahip olmadığından gazeteciler akademisyenler yazarlar vb. adeta örgütün sözcüsü durumundadır. Görünür yüzünü onlar temsil etmektedir. Bu nedenle temsil vasıfları ve kitle bağları nedeniyle onların beyanlarını kritik etmek eleştirmek ya da desteklemekte bence bir mahsur yoktur. Ayrıca bir okur olarak ben takip ettiğim bir gazeteciyi eleştirebilmek hakkına sahibim. Hakaret edilmediği sürece bunun faydalı olduğunu da düşünüyorum. Mesela burada hangi hususta bir yanlışlık var? Beyan kendisine ait lafın önü arkası bağlamı belli cımbızla çekilmiş çarpıtılmış ifadeler değil. Yazıda hakarette yok. Yani hangi açıdan sıkıntılı? Etik açıdan mı hukuki olarak ahlakan mi? Bu hususlarda bir problem yoksa o zaman her türlü eleştiri ifade özgürlüğü kapsamına girer. Yani bugün tüm toplumun nefretini çeken en önemli mesele bu soru çalma hadisesi. Bunu bir gazeteci bu kadar bir basitlikte reddebilir mi? Bunu kabul mü edelim sizce? Geçenki programlarından birinde yine Alev Alatlı'nın hükumet politikalarını destekleyen sözleri karşısında Adem Bey damadının ihale aldığını bu nedenle bu tür beyanlarda bulunduğunu iddia etmişti. Bu kadar gizli kapakları ilişkilere vakıf bir gazeteci nasıl olur da soru çalınması gibi ayyuka çıkmış bir meseleyi bilemez? Bilmemeyi bırakın bizi aptal yerine koyup bu kadar basitlikte bir inkara yönelir mi? O yüzden lütfen burada hata yanlış iftira yalan vs. varsa buna hiçbir şey diyemem ancak bunlar yoksa o zaman ifade özgürlüğü hakkımı kullanıyorum kusura bakmayın.
      Abdulvahap YILDIRIM

      Sil
    2. Adem! senmisin yoksa, bu tip saçma savunmaları bir tek adem yapar, nerede görsem tanırım.

      Sil
  3. "Abiler, benden habersiz hattımda bylock kullanmışlar. Ben bundan dolayı ihraç edildim aslında hiç bylock kullanmadım" diyen birkaç kişi daha biliyorum. Ne yalan söyleyim başlarda pek inanmamıştım ama bu tip yazıları okudukça fikrim değişmeye başladı. Sanırım bu bylock işi biraz da mahremleri korumak ve gizlemek için tabana yayıldı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam bu senin benim fikrimin değişmesiyle ilgili değil tamamen teknik bir mesele. Hattın kullanıldığı ille benim yaşadığım şehir ayrıca benim kullandığım şahsi hat farklı yerlerden yani şehirlerden sinyal veriyor. Bir kez bile aynı yerden sinyal vermemiş. Yani ben kullanmadım vs. gibi argümanlarla değil bu tür teknik veriler önemli olan.

      Sil
  4. Adem Yavuz Arslan, gazeteci falan değil, kusura bakmayın. Bildiğiniz örgüt militanı. Hasbelkader bunu medyada görevlendirmişler o kadar.
    Bildiği konular, işte cemaat polis ve askerinin kendisine anlattığı konular. Yoksa gerçek gazeteci gibi herhangi bir konuda dava dökümanlarını okuyup araştırma yapan çeşitli kaynaklardan bilgi toplayan biri değil.
    Cemaat polisi ve askeri'nin usb ile verdiği dökümanları kendi adıyla yayınlamak ve medyada cemaati savunmak ile görevli, sadece örgüt propagandası yapan, hasbelkader gazeteci olarak görevlendirilmiş örgüt militanlarından biri.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir tespit. FetulaTçılık=Algı=Fitne

      Sil
  5. Adem Yavuz fetocunun tekidir. Fakat burada soyledigi sey cemaaat soru calmadi cunku ben KPSS'ye girmedim degil. Soyledigi sey cemaat soru caldi diyorlar oysa ben KPSS'ye hic girmedim diyor. Yani bu niye beni baglasin, bunu niye bana soyluyorsunuza getiriyor. Bu soyledigi de hakli bir arguman degil. Fakat ben KPSS'ye girmediysem cemaat soru calmamistir gibi anlamsiz bir sey soyluyor degil. Bence yazar adami yanlis anlamis.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba aslında evet öyle bir mana da çıkarılablir ama devamında bunların saçmasapan uydurma şeyler olduğunu söylüyor yani inkar ediyor yine. Yorum farkı olabilir kesinlikle ben öyle bir mana çıkarmıştım yazıyı da ona dayanarak yazmıştım ama dediğiniz gibi de olabilir. Ama sonuç bence değişmiyo ki yine bir inkar. Alev Alatlının damadının ihaleleri nasıl aldığını bilen bir gazeteci böyle bir meseleyi bilmiyor mudur sizce? Yani üzerinde durulması gereken mesele bu.

      Sil
  6. "En son ayrılmadan abinin benden ricası üzerine aldığım hatta bylock yüklemiş olması nedeniyle de ihraç oldum. Tabi ben de bu nedenle savcılığa gidip tek tek bildiğim her şeyi anlattım. ... Düşünün verdiğim savcılık ifadesinde bilmem ne kadar subay, hakim, savcı, bölgeci, talebici vs. adı var."

    Eşim bulunduğu anadolu şehrinden üniversiteyi kazanarak İstanbul'a gelmiş sene doksanların sonu. Zamanında bunların dershanesine gittiği için aileden de yardım edecek kimse olmayınca bunların evlerinde kalmaya başlamış. Üçüncü sınıfta biraz gözü açılınca ayrılmış sene 2001. Zaten ayrıldıktan sonra klasik fetöcü taktikleriyle dışlamalar, yıllarca yediği içtiği arkadaşları yolda görünce selam bile vermeden kafayı çevirmeler vs. Neyse de kendine bir düzen kurmuş atlatmış o süreci ama ondan beri adamlara düşman olmuştu. Sonra 15 Temmuz sonrası senin gibi birisi gidip bildiği herşeyi bu cümleden 20 yıl önce aynı evde birlikte kaldığı insanalrın ismini verdiği için atıldı işinden. İşten atılması bir şey değil KHK lı oldu, belki çoluk çocuğumuza kadar bulaşacak bir pislik. Senin gibi birisi yüzünden. Yaptığını ahlaklı bir davranış gibi anlatmışsın. Kusura bakma ahlaklı bir davranış değil. Eğer adamın hala fetöyle işi olduğunu biliyorsan başka bir şey ama bilmem ne zamandan tanıdığın herkesin herşeyin ismini vermek vs. ahlaksızlıktır zira bu süreç adil bir süreç değil. Kendilerine gelince 17 Aralık milat diyorlar, sıradan insanlara gelince yeri geldiğinde 20 yıl önceki ilişkiler yüzünden terörist ilan ediyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız kesinlikle. Bu konuda aynı düşünüyorum sizinle. Ben bu yazıyı yazan kişiyim yani Abdulvahap YILDIRIM. Ama burada bir intikam söz konusu değil adını doğru koymamız gerek. Bu aslında bir haklı öfkeydi. Gelelim isimleri neye göre verdiğime. Benim iki temel kriterim vardı sayın yorumcu: Fetö referansıyla hakim savcı subay vs. olduğunu bildiklerim ve 15 Temmuz a kadar bölgede görevli BBTM, Doktor, Bölgeci vs. yani vazifeli kişiler. İlk kategoriyi BBTM lik vb. vazifeler yapan adamlar zaten gayet iyi bilir. Kimin böyle girip girmediği az çok bellidir. Mesela bi tane rütbesini bilmediğim bir abi vardı benim de ev abisiyken BTM liğimi yapmıştı. 2010 Kpss den yüksek puan almıştı sonrasında Meb e değil gidip abilerin isteğiyle subay olmuştu. Ama bu abi hakkıyla Kpss den o puanı aldığını ben biliyorum. Çok zeki ve çalışkan bir insandı. Hakim karşısında da aynı şeyi söyledim. Zaten Fetö subay yapacağı adama neden Kpss sorularını versin bu hiç mantıklı değil. Abinin tek şanssızlığı bunlara uyup subay olması oldu. Gerçi öğretmen olsaydı bu sefer de sendikadan vs. ihraç olurdu ya o da ayrı bi konu. Birinci kategori için dediğim gibi dışardan bi adam bilemez ve insanlara bilmeden iftira atmış olur. Ben şahsen bunların zaten aldıkları maaşların vs. haram olduğunu düşündüğümden bu konuda vicdan azabı da duymadım. Gelelim bölgede görevli abilere. Bakın bu insanlar genelde başkalarının adına hat aldırıp program vs yüklediklerinden devlet bunları isim isim bulması söz konusu değil. Devletin bulabildiği ancak benim gibi mayın eşeği! olarak kullanılmış kişiler. Mesele benim hattımda bylok üzerinden dört kşiyle sık olarak irtibat kurulmuş. Bu kişlerin ifadelerini de okudum. Adam bilmem kaç yaşında köylü ben köyden hiç çıkmadım diyo yani ya oğlu ya yeğeni adamın üzerine hat aldırıp kullanmışlar. Şimdi benim yerime kendinizi koyun siz ihraç oluyosunuz ve bu adamları da biliyosunuz ama bunlar kendi üzerlerine hat vs. almadıkları için de yakalanmıyolar. Bu durumda ne yapardınız? O yüzden benim yaptığım intikam değil haklı öfke. Ben bunu etkin pişmalık alayım diye de yapmadım. Öyle olsaydı gizli tanık olur ismimi de gizlerdim galiba. Sayın yorumcu ben de vicdan taşıyorum. Öyle her önüne geleni bilmem fil tarihindeki isimleri vermedim. Mesela 17/25 ten sonra ayrılan kendi emeğiyle de öğretmen olan bi çocuk vardı. Ben mesela bunu vermedim. Onu verseydim dediğin gibi vicdanen çok rahatsız olurdum. Deseydim iftira da atmamış olurdum ama yine de doğru bulmadığım için öyle bişey yapmadım. İsim verirken dediğim gibi ben bu şekilde hareket ettim. Ha harken böyle mi yapmıştır bilemem ama beni yazmışsınız ben de bu şekilde hareket ettim. İyi günler dilerim.
      Abdulvahap YILDIRIM

      Sil
    2. asıl sizin gibilerin bu şeyden payınızı sonuna kadar almanız gerekiyor. 20 yıl önceymiş de bilmem neymiş. hadi oradan hıyar ağası sen de... siz yavşaklar bu khklarla atılmasaydınız yapılan hukuksuzluklar umrunuzda mı olacaktı? biz önce çıktık kendimizi kurtardık aman ne akıllıymışsınız bravo size... size dokunmayan yılanları bin yaşatan siz değil misiniz? umrunuzda mıydı canınız yanmasa... sizin gibi kendini kenara çekmeye çalışan kaypak insanların damatlardan reislerden okyanus ötesine selam gönderen götürenlerden ne farkı var acaba. iyi ki de atıldınız iyiki de paçanızı kurtaramadınız beter olun...

      Sil
    3. Ayni entry icerisinde hem hukuksuzluk hem de hic tanimadigin ve neyi savundugunu bilmedigin bir insana (kim hangi hukuksuzlugu savunmus?) yapilan haksizliklari savunuyor olman hukuktan ne anladigini cok iyi gosteriyor. Sizin demokrasiden anladiginiz Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin demokrasisidir. Hukuktan anladiginiz yassi ada hukukudur. Basimiza ne gelmis olsa hukukumuzu savunurdun? Neyi savundugumuzu dusunuyorsun ve neyi savunmus olursak neyi hak etmis oluruz? Bu sorular fazla mi kompleks geldi? Surekli tekrar ettiginiz akil bilim gibi kelimelerin dindar bir insanin anlamadan okudugu surelerden farki yok sizler icin. Anlamadan tekrar ediyorsunuz dogmatik inanclarinizi pekistirmek icin. Kompleks sorulara kafaniz basmiyor. Sorgulamadan iman ettiginiz ideolojileriniz ugruna insanlarin hayatini karartirken bir ISIDcidan daha fazla eliniz titremez sizlerin.

      Turkiye'nin niye boyle oldugunu dusundugunde hep digerleri geliyor degil mi aklina? Gercekteyse Turkiye sen boyle oldugun icin boyle. Senin tercihin senin gibi dusunmeyen herkesin hayatlarinin karartilmasi yonunde oldugu icin boyle zira digerlerinin tercihi de senin hayatinin karartilmasi yonunde. Daha kotusunu soyleyim sana senin eline bir daha guc gecmeyecek. Turkiye'nin sosyolojisi ortada. Belki seriat devleti olmayacak Turkiye ama bildigimiz sekliyle cumhuriyet rejimi de en azindan 15 Temmuz 2016'dan itibaren bitmistir. Tum umidinizi bir zamanlar dusman oldugunu merkez sag siyasetcilerden cok da farki olmayan Imamoglu gibi insanlarin kazanmasina baglamis olmaniz da bunu gostermiyor mu? Bundan sonra bu ulkenin tercihi ulkeyi Imamogullari mi yonetsin Erdoganlar mi yonetsin olacaktir ama senin dusuncen hic bir zaman iktidara gelemez (bir zaman aday olmasin diye muhtira verilen Gul'u CHP az kalsin CB adayi yapacakti gecen secimde). Iyiki de gelemez. Bunun bedeli benim isten atilmamsa ben memnuniyetle oderim bu bedeli.

      Sil
  7. Yaptığın şey Ahmet beni dövdü, ben de Mehmeti dövdüm gibi olmuş. Onların sana yaptığının acısını sen de başkasından çıkarmışsın. Ülkede yaygın bir durum bu zaten. Devletin yaptığı da bu. Fetöcüler bana darbe yapmaya kalktı. Fetöcüleri yakalaymıyorum o zaman dershanesine gideni, selam vereni kimi yakalıyorsam hıncımı onlardan çıkarayım, halk da kan istiyor zaten, onları da tatmin ederiz. Kendisi 17 Aralığa kadar Pensilvanyadan çıkmayanlar, 15 Temmuz'un generallerini şahsen atamış olanlar, bursunu kurbanını bunlara verenler bugün 20 yıl önceki ilişkisi yüzünden atılan eşime terörist muamelesi çekmeye kalkıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada kaç kişi böyle ifade vermiş bu önemli. Yani tek bir kişinin verdiği bir ifadeden çok birşey olmaz ama eğer bir kaç kişi aynı isim üzerinde beyanda bulunuyorsa burada kurum en fazla açığa alır. Ben tek bir kişinin ifadesinden ötürü böyle ihraç olmuş biri açıkçası duymadım. Zaten ben de buna itiraz ediyorum kendim de 17/25'ten sonra ayrılmıştım. Burada ayrılmayanlara suçlar gibi bir imam yok yani 15 Temmuz'a kadar insanlar anlamamış olabilir. Bunun da çok değişik nedenleri var. O yüzden asıl milat 15 Temmuzdur. Halk için de durum böyle. Bakın ben baylock kullanmadığımı mahkeme kabul etmesine rağmen bankasya sendika vs. de yok 2014 sonrası hiçbir bağlantı ifade beyan eden hiçbirşey yok ama yine de 2,5 yıl ceza aldım neden çünkü abilik yaptım vs. Amcam sormuştu naptın diye dedim 2,5 yıl ceza aldım. Naptın lan adam mı öldürdün adam öldürüne o kadar ceza vermiyolar diyip sinirlendi. Kendisi de Akplidir normalde. Dediğim gibi tabanda bu işin milatı 15 Temmuz'dur. Hani diyorlardı ya Tayyip Erdoğan çağrı yaptı bıraksaydınız diye. Ee diyorum bıraktım işte yine aynı sonuç. Dolayısıyla ben de aynı kaderi paylaşıyorum malesef. Ama bu orta vadede çözülür inancındayım. Şöyle düşünmek gerek ya bunların referansıyla falan işe girseydik? Soru çalıp devlete atansaydık? O zaman ne hukuken ne vicdanen elle tutulur bir yanı olmazdı. O yüzden böyle düşünüp bunu da kader açısından değerlendirmek gerek diyorum eğer inançlıysanız. Değilseniz de inanın bilmiyorum başka nasıl bir hareket tarzı geliştirilebilir.

      Sil
    2. Kurumun kritiklik seviyesine gore 17 25 Aralik'tan cok once dershanesine bile gidenin atildigi oluyor. Bu surecin tek bir kurali yok. Ozellikle kritik kurumlarda cok basit suphelerden bile atabiliyorlar.

      Sil
    3. Örgütlü suçlarda ahmet, mehmet diye birşey yoktur.

      Sil
    4. Orgutlu sucun kapsami 20 yil once dershanesine gidenleri kapsiyorsa, sanirim darbenin generallerini bizzat atamis olanlarin, daha once YAS'ta atilacaklari zaman onlara sahip cikmis olanlarin, onlari o pozisyonlara getirmis olanlarin, Ergenekon'un savcisiyim diyenlerin, fetoculer onun bunun porno kasetlerini ortaya dokerken bunlari meydanlarda ne ozeli kardesim genel genel diyerek tepe tepe kullananlarin. Daha sonrasinda 17-25 Aralik'tan bile sonra fetoculerin ortaya doktugu tapelerle siyaset yapanlarin ver Bilali ah hilali diyenlerin hepsinin o orgutlu sucun icerisinde olmasi gerekir. Ama tabi ki kural oyle islemiyor. Eger adami birileri atmaya karar vermisse cep telefonunun ayni baz istasyonundan sinyal almasi vs. bile yeterli gorulebiliyor ve senin gibi adamlar da bunlarin ne kadar mantikli kriterler olduguna kendisini inandiriyor. Oysa Huseyin Gulerce bile hic goz altina dahi alinmadan tum itibariyle fetoculerle mucadele etmeye devam ediyor. Gunun bilinde Fethullah'la Tayyip anlasirsa muhtrem Hoca Efendi'ye fetocu demeyin sizi gidi fetoculer gitmeseydin 20 yil once dershanesine sana nefes almak bile fazla diyecekler diye korkuyorum.

      Sil
    5. Yiğidim, feto ile tayyip zaten anlaşmalı hareket ediyor. Fetocuların yaptığı her salvodan, laz bakkal zekası ile sürekli yeni kazanımlarla çıkmasını başka nasıl açıklayabilirsin ki. Tavşan kaç tazı tut, sonuç: hoşgeldin Yeni Türkiye. Olan bu halkın çocuklarına oluyor.

      Sil
  8. Ya sallamasana hain herif..yıllarca cemaatin ekmeğini yemissin sikisincada ne biliyosan ötmüşsün..ceza evinde 864 tane bebek var. O kadar ablamız yatıyor kadınlar kadar olamamışsın salak herif..koyun lahanayı yemiş yemiş sapına gelince meee demiş sen aynı o gibisin..Ben 1 sene hapis yattım 2 tane küçük çocuğun var..cemaatin yanlış yaptığı şeyler de mutlaka oldu ama senin gibi hain serefsizler yüzünden birsürü aile ve bebek hapse girdi..inş o bebekler ahirette senin ve ailenin yakana yapışırlar ve hesabını sorarlar sizin gibi korkak tirsaklara

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abdulvahap YILDIRIM29 Eylül 2019 15:45

      Süleyman bey merhabalar. Öncelikle yorumunuz için teşekkürler. Acılarınız içtenlikle paylaşıyorum. Ancak bana karlı yönelttiğiniz suçlamalara katılmıyorum. Hakaret ve küfüre varan bu üslubu da kınıyorum ve asla bir cemaat mensubuna yakıştıramıyorum. Tüm olup bitenleri benim gibi insanlara fatura etmenizi de anlayamıyorum. Sonuçta benim adıma hat aldırılıp bylock yüklenmiş ve ben işimden güücmden olmuşum göz altına alınmışım. Sonrasında ise yasal hakkımı kullanıp bildiklerimi anlatmışım. Burada asıl suçlanması gereken ben değil beni ve benim gibileri bu duruma getiren kişi ya da kurumlardır. Sizin tercihiniz de farklı bir yönde olmuş buna da saygı duyarım ve aynı şekilde bana da saygı duymanızı beklerim. Cematin de ekmeğini yedim evet. Evinde kaldım ancak bu bir ömür minnet altında kalmamı gerektiren bir durum değil. Bunun karşılığı zaten yeterince hizmet dip koşturduk çocuk baktık yazın memleketimize gitmedik ev taşıdık vs. Yani ortada minnet duyulacak birşey da gremiyorum açıkçası. Bu suçlamarınızın ben hepsini ben 'Erkekseniz minferitliğinizi 10 yıl önce ilan etseydiniz! ithamına karşı düşüncelerim' başlıklı yazıda gerekçe ve ayrıntılarıyla açıkladım. Okumanızı tavsiye ederim. Sağlıcakla!

      Sil
  9. Gelinen nokta çok acı 

    tus forumlarında “...Bundan 7-8 kadar yıl önceydi. 5-6 defa girdiğim ÜDS lerden 50-60 arası alıp duruyordum. Meşhur bir TUS dersanesinin Meşhur bir sahibi -ki iyi İngilizce bilmesi ile de tanınır- yerime ÜDS ye girebileceğini söyledi. "Sen de sarışın gözlüklüsün ben de, kimse anlamaz bile, ben böyle çok kişiye ÜDS-KPDS kazandırttım" dedi. Tabi teklifini "bütün akademik hayatımı b.k çukurunun üzerine bina edemem" diyerek reddettim. 1-2 sınav daha sürünüp kendim 71'imi aldım. Eğer yakalanırsa "sevgili JOKER abimin" aleyhine tanıklık ederim. Allah islah etsin, bir adamın her işi mi YAMUK olur ya?”

    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4964&page=62
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=10037
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4309
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=9306
    bundan çıkan anlatılan ve ya kanaatimize göre anlatılmayandan hissedilen anlam tusdata tus hazırlık dersanesinin paralel yapi feto Fethullah Gülen cemaatine genç klinisyenler yapılanması içinde herkesten farklı özel ve çok fazla kontenjan ayırdığı ve iyilik yapmak icin ücretsiz aldığı kişisel verileri yasadışı kaydettiği yani fişleme yaptığı.. tusdata ve veya uz.dr sami selçukbiricik in sponsoru olduğu drtus.com rus forumunda obunme ve guc gösterisi olarak anlatılan ösym den bilgi sızdırmalarını maddi güç ve fethullah gülen fetö paralel yapı veya cemaat örgüt bağlantısı olmadan nasıl yapılabileceği şayanı hayret bir konu olarak şüpheleri celbetmekte haklıdır tusdata ve veya sahibi uz.dr. sami selçukbiricik feto paralel fethullah gülen mensubumudur iskenderpaşa hakyol mensubu mudur bilinmez ve olsa da olmasa da özel hayatı kendi tercihidir saygı duyulmalı ancak ilişkiler ağı ağacın kurdu/ Mustafa Önselin kitabındaki gibi rahatsız edici giriftlikte.. Bu arada ösym nin sınava başkasının yerine girdiği tespit edilen tus Dersanesi sahibi ifadesi ile kamu oyunun anladığı kişinin büyük ihtimalle uz Dr Sami selçukbiricik olduğu kanaati oluşuyor. Ösym nin ve uzman doktor sami selçukbiricik in de aksi bir beyanı yok ..soruşturmaların akamete uğraması bu ortamda bu bağlantılarla ve tusdata maddi sponsorluğunda yayın yapan dr tus sitesinde Drtus.com tus forum sitesi moderatörlerinin ösym ve yök te tanıdıkları olduğu ve maddi gücü fazla olduğu icin ösym de yök te muhatap kabul ediliyor itibar goruyor beyanları zaten malumun ilanı bir durum .
    ÖSYM kampanyaları ile bir yandan tusdata bir yandan STV ve zaman gazetesi bir yandan taraf gazetesi ile ÖSYM'nin şifre ve hatalı soru ve sınavlarla gündeme gelirken kpss, ve polis hakim sınavları yolsuzluğunun unutturulduğu gündemin ösym ciddiyetsizliğiyle yaptığı hatalı sorular üzerinden kampanyalarla her sınav döneminde ösym yolsuzluğu gündeminin değiştirilip kpss sınavı ve diğer sınav soru çalmalarının ve siyaset ,ÖSYM ve yök teki kirli bağlantıların, irtibatlı kişiler ali veli halil delil isa musa sema fatma her kimse bunlar ayıklanmadığı gerçeğinin örtüldüğü . .
    Kanser gibi hasta hastalıklı bir ilişki zinciri değil mi
    Her sınavda sorular alındı mı çalındı mi sızdı mi sızdırıldı mi kaygısı yersiz Mi? Ateş olmayan yerden duman çıkar mı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abdulvahap YILDIRIM15 Ekim 2019 12:48

      Kesinlikle haklısınız. Keşke bu yorumu yazı olarak yayımlsanız herkes istifade etse çok güzel olur bence.

      Sil
  10. ÇALINMIŞ YILLAR! Yavuz Selim DEMİRAĞ "Her haliyle "organize çete" olduğu kanıtlandığı halde Askeri Sınavlar, KPSS ÖYS, TUS, ALS buz dağının görünen kısmı. Bu ülkede son 13-14 yıl yapılan tüm sınavların yok hükmündedir.
    "Soruşturuluyormuş" gibi yapıldığına en başından beri inanmadığımı defalarca yazdım. Alın size son bomba! Tıpta Uzmanlık Sınavları. Hırsızlık çetesine yıllarca göz yumdular. Tıp camiası farklıdır. TUS'u mercek altına alanlar neredeyse 50 yıldır hangi fakültenin öğrencilerinin hangi derecelere girdiğini iyi bilir. O halde başta 2014 TUS'unu inceleyin. Son yıllardaki TUS'u mercek altına alın. Hangi üniversitelerin birden bire öne çıktığını belki anlarsınız. Bu yazdıklarımın adına "suç duyurusu" mu denir yoksa "durum tespiti" mi bilmem. Titiz bir çalışma ile bütün bu sınav hırsızlıklarının faillerini tek tek tespit ederek, yargıya teslim edilmelidir.
    BİR TUS FORUMUNDAKİ YORUM:
    ÖSYM TUS DAVALARI HİÇ BİTMEYECEK!!!!. Her TUS sınavı öncesi ve sonrası süreçlerde:
    1-ÖSYM’nin 16.09.2014 tarihli Basın Duyurusunda “bir hazırlık dersanesinin forumlardaki organizasyonundan bahsedilmekte, sınava girmediği halde mağduruz diye gazetelere verilen ilandan bahsetmekte ve başkasının yerine sınava girdiği tespit edilen malum dershane sahibi olarak tanınan kişi” diye bahsettiği organize yapı, dersane ve kişiler?
    2-Sürekli yanlış TUS sorusu, iptal, soru açıklamama türü mahkemede %100 kaybedeceği kesin davalık durum oluşturarak her sınav sonrası kaosa neden olan ve devlet kurumu?
    4-Her sınav sonrası hatalı sorular üzerinden hakkımızı arayan tus forum sitesi, dersane ve avukatlar?
    6-Her sınav sonrası hatalı sorular üzerinden ÖSYM ‘ye dava açılmasını tek gündem yapan dersane ve tus forum sitesi?
    7-ÖSYM’ye dava için dersane ve tus forum sitesi tarafından yönlendirildiğimiz avukat?
    8-Biyologların TUS’a girebilmesi davasında yönlendirildiğimiz avukat?
    9-Biyologların TUS’a girebilmesi davasında davacıların tüm dava masraflarını karşılayacağını açıklayan ve karşılayan TUS/DUS dersanesi?
    10-Hürriyet-Milliyet-Akit vs gazetelerine verilen sayın cumhurbaşkanım mağduruz diye ÖSYM gazete ilanlarını fonlayan dersane?
    11- Bu ilanlarda tüm doktorlar adına ilan veren doktor olmayan dersane çalışanı?
    12-15 dakikada bir mahkemeyi aramak için “TUS TELEFON TİMİ” kuran Tus forumu?
    13-Mahkemeye baskı için “ORGANİZE OLUP MAHKEME BAŞKANINA GİTME“etkinliği yapan Tus forumu?
    14-Bilirkişilere baskı yapmak için “BİLİRKİŞİ İLE GÖRÜŞME GURUBU” oluşturan Tus forumu?
    15-ÖSYM Hukuk Müşavirliğine baskı için” TUS ÖSYM HUKUK TİMİ” oluşturan Tus forumu?
    16-Bahse konu Tus forum sitesini yüksek rakamlarla fonlayan dersane?
    17-ÖSYM Başkanının avukatı?
    18-Dersane sahibinin avukatları?
    19-ÖSYM davalarında tus forumlarından yönlendirildiğimiz avukatlar?
    20-ÖSYM Başkanının avukatı, ÖSYM davalarının avukatları yakınlığı?
    21-ÖSYM Başkanının avukatı ile ÖSYM şüphelilerinin avukatı aynı mı?
    22-ÖSYM-YÖK yetkilileri ile yakın hemşehrililik irtibatı olan dersane sahibi?
    23-Hukuk bürosunda çalışan avukatlar ile ÖSYM ve YÖK üyeleri arasında ticari ortaklık bağlantısı?
    24-ÖSYM’nin Basın Duyurusunda “bir hazırlık dersanesinin forumlardaki organizasyonundan bahsedilmekte ve başkasının yerine sınava girdiği tespit edilen malum dershane sahibi olarak tanınan kişi” diye bahsettiği organize yapı ile çok yakın irtibatlı ÖSYM-YÖK üyeleri?
    25-ÖSYM karşıtı faaliyetleri organize eden ve başkasının yerine sınava giren dersane sahiplerinin davetine icabet eden ÖSYM-YÖK üyeleri?
    26-Hukuk bürosunda çalışan avukatlar ile dersane sahipleri arasında ticari ortaklık bağlantısı?
    27-Hukuk bürosunda çalışan avukatlar, ÖSYM ve YÖK üyeleri ve dersane sahipleri arasında ticari ortaklık bağlantısı?
    28-Dersane sahibiyle ortaklık bağlantısı olan ÖSYM ve YÖK üyeleri?
    29-Hukuk bürosunda çalışan avukatlar ile ÖSYM ve YÖK üyeleri arasında kankalık bağlantısı?
    31-ÖSYM’nin bahsettiği “herkesi ÖSYM karşıtı faaliyete sevk eden menfaat grupları” ile yakın irtibatlı ÖSYM-YÖK üyeleri ve
    Bunların her davetine icabet eden ÖSYM-YÖK üyeleri?

    YanıtlaSil
  11. Abdulvahap YILDIRIM15 Ekim 2019 12:51

    Bunları sanırım ben dahil çk kimse bilmiyor. Keşke yazı olarak yayımlanıp herkesle paylaşılabilse çko güzel olur bence.

    YanıtlaSil