Hâşim Kılıç’ın Çıkışı Üzerine Bir Değerlendirme - Münferit Fikir Platformu

SON

27 Nisan 2019 Cumartesi

Hâşim Kılıç’ın Çıkışı Üzerine Bir Değerlendirme


-->

Hâşim Kılıç’ın AKP eleştirisi üzerine çeşitli tepkiler gördüm. Ben de kendi bakış açımı paylaşmak istiyorum.

Devletin veya kişilerin yaptığı yanlışlara ses çıkarmak sıradan bir vatandaş için bir erdemdir. Bununla birlikte birçok kişinin birinci dereceden vazifesi değildir. Bir heykeltıraşın, bir aktörün anayasanın çiğnenmesine karşı sessiz kalması, tercih meselesidir. Onaylamayabiliriz, ama suçlayamayız da bu kişileri. Öte yandan Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın sessiz kalması bunlardan çok farklıdır. Bu kişinin birinci dereceden sorumluluğudur ses çıkarmak. Burayı açmak isterim.

Güçler ayrılığı ilkesi bakkaldan ekmek çalan bir çocuğun yargılanması için gerekli değildir. O zaten yargılanır. Burada adaleti engellemeye çalışan çıkmaz kolay kolay. Güçler ayrılığı, yasama veya yürütmeden birileri yasaları çiğnerse müdahale edilebilsin diye vardır. Çünkü bunlardan birisi hukuksuzluk yaparsa müdahale etmek çok zordur. Bu zor, çok kritik durumda düzeni sağlasın diye ‘yargı’, güçler ayrılığındaki dengelerden birisi olmuştur. Yargı, bu gücü yasama ve yürütmeye karşı kullansın diye güçler ayrılığı ile özel bir güce kavuşmuştur. Anayasa Mahkemesi de güçler ayrılığı ilkesinin, yargının bağımsızlığının pratiğe döküleceği en üst kurumdur. Mesela Amerika’da Supreme Court’un (en yüksek mahkeme) görevlerinden birisi de şudur: “Anayasa ile çatışan yasama veya yürütme faaliyetlerini geçersiz kılma” (kaynak için link).

Eğer Anayasa Mahkemesi bu gücü gerektiği zaman pratiğe dökmezse, çok kritik bir zamanda sistemi felakete sürüklüyor demektir. Bu açıdan, Hâşim Kılıç bir boşanma hâkimi değildi, Anayasa Mahkemesi Başkanı’ydı. Anayasal sistem, yasama ve yürütme tarafından ihlal edildiğinde Hâşim Kılıç sesini çıkarmakla görevliydi. İhmal ettiği görev buydu. Yaptığı çok kritik bir hataydı. Düzgün işleyen bir sistemde bu ihmalin kabul edilebilir bir tarafı yok. Şöyle örnek vereyim, eğer Haşim Kılıç’ın yaptığı ihmali ABD’deki yargıçlar yapıyor olsaydı, Trump ülkenin altından girip üstünden çıkmış olurdu, ABD hukukunu şimdiye kadar bitirmiş olurdu.

Diğer yandan, Hâşim Kılıç sesini çıkarsa ne olurdu? Ne olacak, büyük ihtimal hapse atılırdı. En fazla bir tavuğun 20.000 askerle kapışmasına benzer bir şey izlerdik. (Videoyu izleyenler, evet, hayal kırıklığı :/) Benzer durumda görevinin gereğini yapmış bir kişi olarak Yakup Saygılı’ya (17 Aralık’taki amir polis) bakabiliriz. Radikal’e verdiği röportajında şöyle söylüyordu:

“Operasyon, adli amirler olan Cumhuriyet Savcısının talimatı ile yapıldı. Bu emir verildikten sonra geri dönüşü yoktur. Sonuçları ise şahsım için öngörülebilirdi. Ankara’nın iradesi ile 2 saat içinde görevden alınacağımı düşünmüştüm. Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. Adli bir görevin yerine getirilmemesi düşüncesi, benim aldığım eğitimler, hukuk ve demokrasi anlayışıma uygun değildir. Bu sebeple kolluk, kendisine adli bir emir verildiğinde, uygulayıp uygulamamayı değil, en iyi şekilde nasıl uygulayacağını planlamalıdır.”

Görüldüğü gibi, Yakup Saygılı başına gelecekleri bile bile görevini yerine getirmiş. Hâşim Kılıç da benzer bir muameleye maruz kalırdı diye düşünüyorum. Bu açıdan çok da Kılıç’ın üstüne gidilecek bir durum yok. Devletin zaten iyice raydan çıktığı bir zamandı. Türkiye Cumhuriyeti hiç anayasal bir düzene tam anlamıyla sahip olmuş muydu ki son 10 yılda olsun…

Hâşim Kılıç dik dursaydı başını sıkıntıya sokardı ama vicdanini rahat olurdu. Bunun yerine görevini ihmal etti, sıkıntıya girmedi, rahatını bozmadı. Geriye kötü bir entelektüel miras bıraktı. Ama daha fazlası değil. Bozuk sistemin mimarı değildir Kılıç. Kılıç’ı, şu anki sistemin sorumluları arasında ilk 100’e sokmam mesela.

Tüm bunları göz önüne aldığımızda Hâşim Kılıç’ın şu an muhalefet ediyor, konuşuyor olması, hiç konuşmamasından daha iyidir. Zararı olmaz. Faydası olur mu, zaman gösterir. Ama konuşsun. Belki bir şeylerin düzelmesine faydası olur. Bunda kötü bir şey yok. Bu vakitten sonra sistemi tamamen düzeltmeyi kim desteklerse, buna kim yol hazırlarsa, benim nazarımda güzel bir şey yapmış olur. Geçmişini öne sürmem. Hâşim Kılıç’ın da taşın altına elini koymasını bir çeşit kefaret gibi görebilirim. Yeter ki Meriç’te insanlar ölmesin, KHK zulmü bitsin, Kürtlere zulüm bitsin, yeter ki azınlıklar, muhalif düşünenler kendisini ülkede tehlikede hissetmesin. Kısaca, ülkedeki tüm kesimlere adaletin ulaşmasına katkı sağlayacak herkesi, fazla bir beklentiye girmesem de alkışlarım.


-->
-Enes Gökçe

16 yorum:

  1. Haşim Kılıç evet yanlış davranmıştır. 17-25 Aralık'ta bir darbe girişimi olduğunu ve yapılan hukuksuzlukları anlatmalıydı.

    İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı 25 Aralık'ta basın toplantısı yapmış ve yapılan hukuksuzluklara özetle "Dün sizlere bir basın açıklaması vermiştik. Orada şöyle demiştik, başsavcıların savcılar üzerinde denetim yetkisi vardır, bu yasada böyle yazılmıştır. Soruşturmaları başsavcılar başlatır ya da yetki verdiği vekiller ve cumhuriyet savcıları yaparlar. Başsavcılığımız 200 kadar savcıyı bünyesinde barındırıyor, bu 200 savcı rastgele kendi kendine ne soruşturma başlatır ne de bitirir" diyerek karşı çıkmıştı. Video linki: https://www.youtube.com/watch?v=RHXyoJLl4PM

    Ne hikmetse operasyonlardan başsavcının haberi olmuyor ama başsavcıdan önce Zaman gibi medyanın haberi oluyor.

    Yakup Saygılı bir savcıya itaat etmemişti. Savcıyla beraber bir darbe girişimi bulunmuştu.

    17 Aralık'tan kısa süre önce AK Partiden Şükür gibi vekiller istifa ediyor, 17 ve 25 Aralık'ta Fatih Belediyesi, Toki soruşturması, Bakan çocuklarına gözaltılar, Ağaoğlu gibi kişilere gözaltı, Halk bank soruşturması, Zarraf soruşturması ve nihayet Bilal Erdoğan'a gözaltı kararı, bu esnada sızan tape'ler , ayrıca aynı vakitlere denk getirilmeye çalışılan Selam Tevhit davası ve bir iki hafta sonra Mit tırları operasyonu.

    Bu bir savcının yapabileceği bir iş değildir. Yakup Saygılı savcıya itaat ettim diyerek kurtulamaz. Organize bir hareketin parçasıydı. Haşim Kılıç'tan beklenen o gün Turan Çolakkadı gibi davranmasıydı. Yoksa sizin beklediğiniz gibi bir davranış değil.

    YanıtlaSil
  2. Tesekkurler yorumunuz icin.

    "Bu arkadaşlar ne ahlak ne de hukuk bıraktılar!" sozunu soyledi Kilic. Bu cikisinin muhattabini AKP idi, 17-25 Aralik savcilari, polisleri degil. Konusmanin baglamindan bunu cikardim ben.

    Hasim Kilic'in bu tespiti zaten uluslarasi insan haklari, hukuk kuruluslari tarafindan soylenen birseydi. Ilginizi cekerse, Rule of Law indeksinde Turkiye'nin durumuna bir goz atmanizi tavsiye ederim:
    http://data.worldjusticeproject.org/#/groups/TUR

    Uluslararasi raporlarin hemen hemen hepsi benzer seyleri soyluyor. Hepsi bir olmus yalan soyluyor degiller. Bu raporlar, Turkiye'de hukukun onceden de kotu oldugunu ama son yillarda iyice raydan ciktigini soyluyorlar.

    Ilginizi cekerse, daha fazla rapor icin:
    https://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=22853&LangID=E
    https://www.ecfr.eu/scorecard/2016/wider/37
    https://www.hrw.org/world-report/2019/country-chapters/turkey

    Saygilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. beyefendi buraya dünya kadar link koysanız da maalesef yukarıdaki yoruma cevap vermiş olmazsınız.sizleri takip sebebimiz,belki hataları görmüş,zararın belli bir kısmından geri dönme düşüncesi oluşmuş,bundan sonra 'tabandaki ibadet'kesimi zarar görmesin diye ne yapabiliriz düşüncesindendir.şu (bana göre)doğru olmayan :türkiyenin en zeki çocukları söylemi belki sizleri hala buraya itiyor,insanları hala ikna edebileceğinizi sanıyorsunuz.kendinize ve mazlumlara yazık ediyorsunuz.Allaha emanet.

      Sil
    2. 1) 17 Aralik'ta bir yetki gaspi olmadigi gibi dogal olarak bir darbe de yoktur. Zira darbe bireylerin veya kurumlarin yetkilerinin disina cikmasi durumudur. Bir hukumeti rahatsiz eden herseyin adi darbe degildir, oyleyse hukumet disindaki butun birimler kapatilsin, devlet hukumete indirgensin. Savcilar herhangi birinin asti degildir, ne mulki amirlerine ne de yargidaki idari amirlerine yaptiklari, yapacaklari bir operasyonla ilgili bilgi vermek, onay almak zorunda da degildirler. Oyle bir zorunluluk olsa kimsenin hukumet aleyhine dava acamamasi gerekir. E nerede kaldi kuvvetler ayriligi?
      2) Yargi sureclerinin medyaya sizmasi, malesef Turkiyede cok yaygin bir hukuki ihlal olmakla birlikte buradan yola cikip 17 Aralik darbe denemez. Oyle olsa hemen her onemli savcilik operasyonu darbe olurdu.
      3) 17 Aralik'ta ki iddialarin hepsinin dogrulugu kabak gibi ortada iken, hala 17 Aralik uzerinden cemaate vurmak ve hukumeti savunmak yaziktir. Cemaate uyuz oluyorum, ya da Erdogani cok seviyorum, calarsa calsin helali hos olsun diyebilirsiniz. Bu bir tercihtir, ama gayet dogru duzgun bir operasyona darbe diyemezsiniz.
      4) cemaatin yargida yapilanmasi var, operasyonu yuruten savci savci kimligi ile degil cemaat aidiyeti ve akp nefreti ile hareket ediyordu diyebilirsiniz. Burada hakli olursunuz. Ama ayni savcilar, cemaat kimlikleri herkes tarafindan bilindigi halde, bir iki yil once Ergenekon operasyonlarini yaparken de o zaman bunlar hukuki degil, savcilar cemaate bagli ve kemalist nefreti ile hareket ediyorlar demis miydiniz? Ustelik Ergenekon ve Balyoz davalarinda pek cok supheli sey oldugu, hukukun ihlal edildigi ve bazi masum insanlarin haksiz yere suclandigi ortaya cikmis oldugu halde, 17 Aralik'taki herseyin dogru oldugu hem tapeler hem Riza Sarraf'in itiraflari hem de aslina bakarsaniz AKP'lilerin yaptigi cesitli savunmalarda net bir sekilde ortaya cikmis durumda.
      4)Ortada bir darbe varsa bu sorusturmalari kapattiran Turan Colakkadi gibilerin ve HSYK nin darbesidir. Savcilarin emrini yerine getirmeyen kolluk kuvvetlerinin darbesidir. Zira yetkilerinin disinda hareket etmislerdir.
      5)Cemaatin devlette varligi elestirilebilir, cemaatci savcilarin yaptigi rezilce pek cok davadan bahsedilebilir, Ergenekon balyozdaki usulsuzlukler, ya da carsi iddianamesi gibi. Ama 17 Aralik, gorundugu kadariyla tertemiz bir dava, sanki mazlum birileriymis gibi saydiginiz bakan cocuklari ve tabi babalari da bu ulke tarihinin gordugu en buyuk hirsizlardir.
      6)Cemaat tabaninin Turkiye'nin en zeki cocuklari olduguna ben de katilmiyorum. Sekuler kesimde ne cevherler var. Bu isler zaman meselesi, bir kac kusak gecmesi gerekiyor. Ama muhafazakar kesimin acik ara en zeki ve donanimli genclerinin cemaatciler oldugu ortadadir. Delil gormek isteyen Turkiyenin son bes yilina bakabilir. Cemaatin devletten temizlenmesi ve yerlerine AKP yanlisi muhafazakar ve milliyetcilerin getirilmesinden sonra devletin ve idarenin tepe taklak asagi gitmesi basli basina ispattir. Gerci bunun konumuzla alakasi yok, niye yazdiniz bilmiyorum ama bunu da soylemeden gecmek istemedim.
      7) Ozetle cemaatin cok hatasi vardir, bunlarin buyuk kismi genis kitlelere ancak malum olmustur. Bundan sonra zararin telafi edilmesi, masum insanlarin daha fazla zarar gormemesi konusunda haklisiniz. Cemaatin bu hatalarindan temizlenmesi, temizlenemiyorsa kendini lagvetmesi gerekmektedir. Ama butun bunlar gene de 17 Aralik in temiz bir operasyon oldugu gercegini degistirmiyor.

      Sil
    3. sonlarda yazdığınıza göre mutabık olur,başlardaki ayrıntılara takılmaya niyetim yok.ben hayatımda bu kadar uzun yazı yazmayı yazacak ne kafa dinginliği nede sabır sahibi olamadım maalesef.yalnız ayrıntı olmakla beraber yanlış gördüğüm 5-10 tane ifadeden hatırladıklarıma cevap vermeye çalışayım.
      1-)4-5 gün sonra cevap verdiniz tesadüfen gördüm,bakmayabilirdim.
      2-)17/12 de yolsuzluk yok demedim,olduğu kabak gibi ortada olmakla beraber(nitekim sonuçları oldu)tc tarihindeki en büyük yolsuzluk demek fazla abartılı geldi bana.sakın yanlış anlaşılmasın,1 kuruşa bile razı değilim ve kendi adıma helal etmiyorum.bu ülkede yolsuzluk dünde vardı bugün de vardır hatta maalesef yarında olacaktır bu insan hazinemizle(!).
      3_)savcıların görevlerini aştığını kötü niyetli olduklarını çok kişi söyledi,yukarıda ilk yorumda var tekrara gerek yok.ayrıca telefon dinlemelerinde bir bakan takıldığı zaman dinlemeyi kesmeleri(hukukçu değilim ayrıntı bilmiyorum)çok kişi tarafından söylenince yüzüne itiraz edilmeyip daha sonra başka mecralarda yine kendine göre(maalesef sizin yaptığınız gibi)yorumlar yapılıyor.
      4-)ben darbe demedim ama en hafif tabiriyle(sadece) bir yolsuzluk operasyonu olmadığını söyleyebilirim.
      herhalde bu kadar uzun yazarak kendi rekorumu kırdım:)))
      Allaha emanet.

      Sil
    4. 2- İstanbul Başsavcılığı'nın 2012'deki kararına göre ""Medyaya sızdıranın soruşturması başka savcıya verilir" Ne hikmetse Başsavcının haberi olmayan soruştumadan Zaman gibi medyanın haberi oluyor ama başsavcının haberi olmuyır. Başsavcı Çolakkadı bu görevi başka savcılara verince de hukuksuzluk oluyor. Başsavcı istediği dosyayı başka savcıya verebilir. İşbölümü başsavcıya aittir. Burada savcı başsavcıya güvenmezken neden sızdırdığı medyaya güvenmektedir? Burada zaman gibi medyayı kendi amirinden daha güvenilir yapan nedir?

      Ben 17 25 Aralık'taki hırsızlıkları tabii ki kabul etmiyorum. Kabul etmediğim operasyonun biçimi. Elde edilen delillerin elde ediliş şekli hukuk dışıdır. Ve bir Cemaat eliyle yapıldığı kamuoyunun malumudur. Yorumunuz kamuoyunu her zamanki gibi saf ve enayi yerine koymaktadır. 17 25 Aralık Tahşiye Selam TEvhid Tape'ler Mit tırları operasyonları FETÖ operasyonlarıydı ve hukuk dışı yollarla hukuk görünümü altında yapolmıştır. Buna kamuoyu şahittir. İStediğiniz kadar hukuktu, evrensel hukuktu diye iddia edin.

      Karı koca evlilikleri boyunca birbirini aldatmıştı. Bundan da haberdarlardı. İki taraf da delilleri hukuk dışı toplamıştı. Sonra çirkefleştiler ve bütün kirli çamaşırları ortaya döktüler. Bu sayede Hizmetsel ve Siyasal İslamcıların büyün kirli çamaşırlarını görmüş olduk. Karı koca gibiydiniz. Ben iki taraftan da beriyim.

      Sil
    5. sizinle buyuk oranda mutabigiz, yukaridaki ilk yorumda 17 Aralik icin darbe denmisti, ben ona cevaben yazdim. Yazinin yazari degilim, dun ilk kez gordum, yorum biraktim, aradan 4-5 gun gecmis olabilir. Konuyu uzatma derdinde degilim ancak bir iki nokta var
      1- Haklisiniz Colakkadi nin yaptigi teknik olarak darbe degildir, cunku yetkisine uygun hareket etmistir, darbe olan savcilarin emrine uymayarak yetkilerine uymayan kolluk kuvvetlerinin yaptigidir. Onu yanlis yazdim. Colakkadi nin guvenilir olmadigi ise davanin serencaminda ortaya cikti zaten. Yetkileri dairesinde bu davayi ortbas edebilmek icin ugrastigi aciktir. Bu da bazi medyanin niye Colakkadi dan guvenilir oldugunu gosterir sanirim. Bu dosyanin medyaya sizdirilmasini hukuki kilmaz elbet.
      2) 17 Aralik in organize bir cemaat faaliyeti oldugunu kimse yatsimiyor, tek yazdigim, ayni savcilar, ustelik hukuka daha az riayet ederek Kemalistlere yonelik operasyon yaptiginda kimse kotu niyet aramiyordu, ne zaman abdestli hirsizlara operasyon yapti, birden savcilarin cemaat kimligini hatirladilar. bu iki yuzluluge isaret ediyorum sadece.
      3) Son olarak, 17 Aralik delillerin elde edilis sekli de dahil olmak uzere her seyiyle tertemiz davadir. Ben de hukukcu degilim ama takip edebildigim kadariyla dava icerisinde Ergenekon Balyoz da gordugumuz tarzda hic bir hukuksuzluk, iftira vs yok. Savcinin niyeti, kimligi vs bu gercegi degistirmez. Dediginiz gibi sadece yolsuzluk operasyonu degillerdir, ama hukukidir, darbe degildir, ve ayni zamanda yolsuzluk operasyonudur. Memlekete bir gun hukuk gelirse ve zaman asimi olmazsa ayni deliller uzerinden yargilama yapilabilir ornegin. Bu cemaatin bazi diger operasyonlari icin gecerli degil mesela.

      Sil
    6. Öncelikle Ergenekon, Balyoz operasyonlarına önce çok iyi bakmıştım. Sonra Samanyolu ve Zaman'daki yayınlarının çirkefliği beni bıktırdı. Tepki olarak 2010'da Zaman aboneliğini bıraktım. Bu çifkeflikler beni soruşturmaya itti. Soruşturdukça pis bir iktidar savaşı olduğunu anladım. Bunun için çok okudum. Islak imza rezilliği, virüs bulaştırmalar v.b. hepsini okudum. Özellikle 2010'da çevremdeki bir çok kişinin kpss'den alakasız bir şekilde yüksek puanlar alması cemaata olan azıcık sempatimi de tüketmeye yetmişti. Arkadaşlarımdan duyduğum kripto yazarlarınızı internetten okudum. Hepsi zırvaydı. Cemaatin bataklığa saplanacağı bu kripto yazarlardan belliydi.Bunlar AK Parti Cemaat cemaat savaşının emarelerini 2011'de vermişlerdi bile. Fakat cemaat tabanı hala AK Parti'ye oy toplamakla meşgüldü. 12 Haziran 2011 Seçimlerinde partililerden daha fazla çalışan cemaat üyelerine derin abilerin bir savaş içinde olduğunu söylediğimde bana gülüyorlardı.

      Yukarıdaki satırları "önce Ergenekon'u soruşturun" demeniz üzerine yazdım.

      17 25 Aralık'ta ise tertemiz bir delil edinme yoktu. Olabildiğince kirli yöntemler vardı. Bu kirli yöntemlerin örnekleri bu blogtaki Trakya günlükleri dizisinde bulabilirsiniz. Öncelikle 17 25 Aralıkta dinlenen kişiler sahte isimlerle alınan izinlerle dinlenmişti.

      17 Aralık ise 12 isimsiz ihbarla başlamıştı. Bu ihbar yöntemi FETÖ'nün klasik bir yöntemiydi.

      Mesela 2011'deki bir ihbar hikayesi şöyle:

      "Eskişehir Yıldıztepe Mahallesi Seyitgazi Caddesi taksi duraklarının yanında bulunan ankesörlü telefondan “155 Polis İmdat” hattı arandı. Arayan kişi, adının “Ali Tekin” olduğunu söyledi.

      Bir ihbarda bulunacaktı.

      İddiasına göre; Eskişehir Akarbaşı Mahallesi Olgunlar Sokak 26/7’de 80 kilo eroin maddesi vardı ve birkaç saat içinde İstanbul’a sevkiyatı yapılacaktı.

      İhbar hattı görevlisi, ihbardan ve ihbarcıdan şüphelendi. Zira, son zamanlarda asılsız bomba ihbarları alıyorlardı. Keza telefonun ucundaki seste garip bir şive de vardı. Gerçek değildi sanki…

      Şüphe üzerine, kendisini “Ali Tekin” diye tanıtan ihbarcı telefonda oyalatıldı ve aynı anda bölgedeki ekiplere haber verildi:

      Kimdi bu ihbarcı?

      Bu sorunun yanıtı için polis ekipleri aramanın yapıldığı ankesörlü telefonun oraya gitti ve ihbarcı yakalandı.

      Ve gerçek kimliği belli oldu:

      Yakalanan; Eskişehir İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli Başkomiser Erkan Soydan’dan başkası değildi.

      Kendisini “Ali Tekin” diye tanıtan Başkomiser Erkan Soydan tedirgindi. “Deşifre ettiniz, istihbari çalışamalar yapıyordum” gibi sözler söyledi.

      İhbar sahteydi.

      Sonuçta…

      Konu; dönemin Eskişehir Emniyet Müdürü Naci Kuru’ya iletildi.

      Sahte ihbarcı Başkomiser Soydan hakkında soruşturma yürütülmesi için görevlendirilmeler yapıldı.

      Yani bürokratik kağıtlar dolduruldu.

      Ancak…

      Hiçbir işlem yapılmadı.

      Skandalın üzeri örtüldü." site link: https://odatv.com/hanefi-avciya-kumpas-kuran-polis-yunanistana-kacarken-yakalandi-1612171200.html

      Bu iğrenç ihbarın ses kaydını youtube'den şu linkten dinleyiniz:

      https://www.youtube.com/watch?v=zQVueVOsR5g

      Bu son yorumum.



      Sil
    7. 4. bir kişi olarak şunları belirtmek isterim ki
      1) 17 ve 25 aralık farklı operasyonlar sadece aynı savcıların yaptığı farklı polislerin iştirak ettiği operasyonlar.
      2) Kamuoyunun bildiği RIZA ZARRAF'IN dahil olduğu operasyon 17 aralıktır.
      3) 25 aralık operasyonunu kamuoyu bilmez, o ayrı bir operasyon, nasıl delillendirildi, hukuksuzluk var mı bilmiyoruz
      4) Savcılar kaçtı, Polisler ise kaldı. Yakup Saygılı polislerin başındaki isim. Yukarıdaki röportajda ne diyor? Cemaatten olduğunu inkar ediyor mu? Etmiyor peki kripto biri ne yapardı? Önder aytaç'ın cemaatten olduğunu nasıl inkar ettiğini videoya bakmanızı öneririm.
      5) 17-25 aralık operasyonlarının bütüne baktığımızda ben darbe görüyorum , ama 17 aralıka Yakup Saygılı'nın gözünden bakınca bir darbe yok. Peki bu nasıl oluyor?
      6) Yakup Saygılı cemaatten peki derecesini biliyor muyuz? Sadece çocuğunu bunların okuluna gönderip arada sohbetlere giden biri olmadığını nereden bileceksiniz? Adamın profiline baktığınızda aşırı dürüst böyle bir kişi cemaatteki abilerinden emir alıp suça bulaşabilir mi? İstenilen seviyede şakirt mi sizce?
      Yakup Saygılı gibi profildeki birini İstanbul KOM'a atadığınızda zaten 1-2 sene içinde akp'YE operasyon yapacaktır, bu adama emir vermeye gerek var mı? Profiline baktığınız da ne kadar deli olduğunu görebiliyorsunuz değil mi?
      7) Yani bu oyunu üstten kurgulayan Kozanlı Ömer gibiler, kendi vezirlerine bu operasyonu yaptırmamış, bir tane deliyi KOM'a atamışlar o da Rızayı takip etmiş ve bingo. Sonra üzerine 25 aralığı yapmaya çalıştılar direk bilal erdoğanı almaya çalıştırlar olmadı
      8) Olmayınca yasa dışı ses kayıtlarını piyasa sürdüler, o dinlemeleri 17 aralıkçılar yapamaz ellerinde o teknoloji yok. Tib yaptı büyük ihtimal. Hepsi yasa dışıydı, oyunu kuranlar Yakup Saygılının ilk hamleyi yapacağını ön görüş zaten savcı ile de tek tek takip ediyorlar olayı, yakup saygılı yapmasa bile ellerinde 25 aralık kartı varmış zaten.
      9) İşini tamamen hukuka uygun şekilde yapmış olarak gözüken kişi Yakup Saygılı ve ekibidir, yoksa ne savcı ne 25 aralıkçılar ne de cemaatin polis ve yargı imamları sonraki süreçte dibine kadar hukuksuzluklarını sergiledirler.

      Sizin tartışmanıza katkı sunayım dedim çünkü, bir taraf Saygılı'nın yaptığı işi savunurken diğer taraf polis imamlarının piyasa sürdüğü ses kayıtlarının yasa dışılığını sunuyor.

      Sil
    8. " Özellikle 2010'da çevremdeki bir çok kişinin kpss'den alakasız bir şekilde yüksek puanlar alması cemaata olan azıcık sempatimi de tüketmeye yetmişti."

      nasil bir cevreniz varmis sizin? 2010 kpss den alakasiz sekilde yuksek puan alan birkac yuz kisi. ne hikmetse bunlarin da hepsi bu tarz yazilari yazanlarin cevresinde. Ya sizin sosyal cevreniz epey ahlaksiz, ya da siz bizi salak yerine koymaya calisiyorsunuz. Son yorumunuz olmasi isabetli olmus (bu arada usluptan yola cikinca ayni zamanda ilk yorum oldugunu dusunuyorum). yazinin geneli de basit ve basarisiz bir operasyon yazisi havasinda.

      Ustteki 4. kisi olan arkadasa katiliyorum. biz sadece 17 Araligi biliyoruz, orada da gayet guzel yakalamis polisler, kimse camura yatmasin. Sadece katilmadigim konu su, Yakup Saygili cemaate cok bagli, cok sakirt biri de olabilir. Oylemidir degil midir bilmiyorum, bu 17 Aralik operasyonunu ne daha degerli ne de daha degersiz kilar.

      Sil
    9. Muaviye şöyle demiş:

      "- Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: "Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!"

      FETÖ'nün bu kadar soru çalma olayından sonra hala bu konuda milleti salak yerine koyan fedaileri oldukça FETÖ daha çok hukuksuz işler yapar. KPSS hırsızlık iddianamesindendir:

      "3227 adaydan 1970’inin kendi aralarında telefon irtibatının bulunduğu, şüphelilerin; soruları dağıtan ve operasyondan önce yurtdışına firar eden Mehmet Hanefi Sözen'e kadar ulaşan telefon irtibatlarının olduğu (% 61), 1148'inin akrabalık bağının bulunduğu (% 35,5), bunlardan 896 adayın karı-koca olduğu(% 27,7), 2690'ının aynı kurum/firmada çalıştığı (% 83,3), 10 ve üzeri adayın çalıştığı iş yeri kaydı baz alınarak yapılan değerlendirmede ise 167 kurum/özel şirkette 2039 adayın çalıştığı(% 63,1), 1136 adayın aynı adresleri, 217 adayın aynı site veya apartmanı iletişim adresi olarak beyan ettikleri(% 41,9), 1175'inin yüksek başarıya rağmen tekrarlanan sınava katılmadığı(% 36,4), 2052 adayın tekrarlanan sınava katıldığı 1999'unun puanının düştüğü (%97,4) anlaşılmıştır."

      Full çeken bazı eşlerin bir videosu: https://www.youtube.com/watch?v=BShcfHuQKjw

      Sil
    10. kimin kimi salak yerine koydugu bence rakamlarla ortada. Soru calan cemaatin binde birlik kucuk bir kismi, ben hic kimseyi tanimiyorum 2010 kpss den soru calmis olan, bununla suclanan mesela. yasim itibariyle tanimam gerekir ve yillarim gecti cemaatin icinde, ama masallah cemaate gommek icin yazi yazan kim varsa hepsinin cevresinde soru calan tipler var.

      Soru calinmis olmasi ve bir dini cemaatin bu isle aniliyor olmasi basli basina buyuk bir rezalet zaten ama herkesin bu soru calan kisileri tanidigini iddia etmesi de ne bileyim bir acayip.

      eger bir insanin cemaatten tanidigi kislerin ciddi bir kesimi bu hirszlardan olusuyorsa, yukarida iddia edildigi gibi, ya bu insanlar ahlaksizlik kisilerle arkadaslik kurmak gibi garip bir egilime sahipler ya da alenen yalan soyluyorlar.

      Sil
    11. Rakamlara girmeyelim. Sadece 2010 KPSS değil, ÜDS ve ALES, Emniyet, Askeriye ve daha bir çok sınav. Küçümsenecek kadar değil. Hem rakamlar az olsa da "çaldılar ama az çaldılar" diyenlerden ne farkımız kalır?

      Evet bu arada ben salağım hem de ahlaksız bir salağım. Kabul ediyorum. Soru davasından yatan akrabam da, davası sürerken tahliye olup Meriç'ten kaçan akrabalarım da ahlaksız. Akrabalarım da olsa kabul ediyorum. Biz ahlaksızız. Beni ve bizi güzel yerden vurdun. Gerçekten çok ahlaksızız. En büyük ahlaksızlığım ve salaklığım ise bu akrabalarımı ben uyandıktan sonra 2009 ve 2010 sonrasında cemaate giderken kapı eşiğine yatıp "beni çiğnemeden gidemezsiniz. Bu yol yol değildir." demememdir.

      Şimdi mutlu oldunuz mu?

      Ama küçücük çocuk yaştaki evladım olarak gördüğüm yakınlarıma soruları organize şekilde veren cemaatin FETÖ kısmı ahlaksız değil. Siyasal İslamcılar ve Hizmetsel İslamcılar salakları ve ahlaksızları çoktan bulmuş: Ben ve benim çevrem. Soruların verilmesine göz yuman devlet büyükleri ve FETÖ değil. Ahirette iki kesimin de yakasına yapışacağım. Ben iftiracıysam sen de benim yakama yapış Vesselam.

      Sil
    12. kimseyi bir yerden vurmak istedigim yok. Soru calan, bunu organize eden, buna goz yuman, bunu duydugu bildigi halde kulaginin ustune yatan (mesela benim gibi bunu birinci elden bilmeyen ama illa ki sagdan soldan duyan) hepimiz, konumumuza gore ahlaki bir zaaf icindeydik. Insallah hepimiz ders almisizdir.

      Sil
  3. Yakup Saygılıya o talimatı veren savcı kimdi, şu an nerede. Cevap Muammer Akkas.
    Yazar Yakup Saygılı ile Savcı arasındaki cemaatci iliskiyi kamufle ederek güzelleme yapmış.

    YanıtlaSil
  4. Haşim Kılıç'ı bozulan sistemin mimarları listesinde ilk 100'e sokmam demişsiniz. Haklısınız, şahıslardan bir lise oluşturulsa bence de ilk 100'e giremez. Aslında şahıslardan bağımsız olarak bozulan sistemin gerçek mimarını arayacak olursak bu tartışmasız cehalet olurdu. Türkiye'de son 15 senede yaşananlar eğer halkımız bir Fransız halkı bilincinde olsaydı mesela asla yaşanmazdı. Siyasileri denetleyici mekanizmalar bellidir. Birisi medyadır. Medya baskı altına alındığında, susturulmaya çalışıldığında Fransız halkı buna geçit vermezdi. Diğer bir denetletici mekanizna yargıdır. Yapılan hukuksuzluklara Fransız yargıçlar müsaade etmezdi. En önemli denetleyici mekanizma ise rutin iktidar değişiklikleridir. Uzun süreli iktidarlar batağa saplanır. Ara ara iktidar değişimleri yaşanması iktidarlar üzerinde "aman yanlış yapmayalım yoksa bizden sonra gelenler bizden hesap sorarlar" baskısı oluşturur ve bu baskı onları terbiye ederdi. Bizde hiçbir denetleyici mekanizma tutmadı ve batağa saplandık. Çünkü halk cahil. Kalabalıklar yapılan yanlışlarda sorgulamadan adeta büyülenmişcesinr yetersiz kapasitede bir liderin arkasında durduğunda felakete sürünmek kaçınılmaz oluyor. Örnek mi? cemaat. örnek mi? reisçi yüzde elli. zaten onun için yerimizde debeleniyor ülke olarak kalkınamıyoruz. Boşuna bu coğrafyaya ortadoğu lağımı denmiyor.

    YanıtlaSil