Kült - Münferit Fikir Platformu

SON

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Kült


2016 yılının sonlarına doğru bir zamanda televizyonda "Leah Remini: Scientology and the Aftermath" adında bir belgesel çıktı karşıma. 90'ların sonu, 2000'lerin başında oldukça popüler olan hatta Türkiye'de de yayınlanan "King of Queens" dizisinin başrol oyuncularından Leah Remini'nin yapımcılığını üstlendiği bu programda, kendisinin ve kendisi gibi Scientology dininden ayrılan bir grup insanın yaşadıklarının anlatıldığı bir belgeseldi bu. Benim ilgimi çekmesinin sebebi "The Cemaat" ile ilgili duygularımın ve düşüncelerimin çok benzerlerini Scientology dini tarafından mağdur edildiğini iddia eden insanlardan duymamdı. Genel olarak, bu dinin insanları kullandığı, işi bitince veya daha fazla birşey (kısaca para) elde edemeyeceğini anlayınca da bir kenara attığı, dışladığı ve organize bir şekilde taciz ettiği anlatılıyordu bu belgeselde.
Yalnız ben esas şoku Scientology dininin ne olduğunu öğrendiğimde yaşadım. 
En basit anlatımıyla, bu din L.Ron Hubbard tarafından ortaya atılan "modern bilimde akıl sağlığı" iddiasıyla insanları kendine çeken, insanlığın problemlerini kendi içinde çözebileceği fikrini öne sürerek, önerdiği metotlarla (önemli bir kısmının bilimsel geçerliliği oldukça şüpheli olan) dünyayı kurtarma iddiasında olan bir din. Takipçileri gerçekten de dünyanın kendilerine muhtaç olduğuna inanmış, insanlığı kurtarma iddiasında olan insanlar, tıpkı "The Cemaat"in celladına aşık efsunlanmış takipçileri gibi. 
Teolojik doktrini ilk planda manevi keşif olsa da, daha derine indiğinizde işin içinde uzaylılar olduğunu görüyorsunuz. İlerleyince daha da karmaşıklaşan uzaylı, hidrojen bombalı, intergalaktik teolojik temeli olan bir din. Pek çok kimse için bu oldukça afaki ve uçuk bir fikir olabilir. Benim için öyle örneğin. Esas problem de burada. Nasıl oluyor da Scientology dinini benimsemiş insanlar "The Cemaat" mensuplarına bu kadar çok benziyorlar? Nedir bu ortak nokta? Bu benzerliğin esas sebebi nedir? 
(Öncelikle hatırlatmakta fayda var. Ben konunun uzmanı değilim. Ama zaten bu da bir akademik makale değil. Bir blog.)
Cevap tek kelime. Kült. The Cemaat de mi kült? Hem de nasıl!
Peki kültler nasıl çalışıyor?
Öncelikle, manevi ihtiyaçlarından ötürü kendilerine yakınlaşan insanları sadece kendi kaynaklarından besleyerek gerçekle aralarına bir takım duvarlar örüyor. Örneğin, (ser rehber) supervisor seviyesindeki insanlardan duymuş olabileceğiniz "Bunları okuma abicim, bozulursun" öğüdü.
Daha sonra insanlar iş ve meşguliyetleri itibariyle bu yapılara mecbur ediliyor. Düşünsenize, CV hazırlamadan, iş görüşmelerine girmeden, olağanüstü bir kolaylıkla iş-güç sahibi oluyorsunuz. Bütün bunların birebir örnekleri "The Cemaat" yapısında da, Scientology dininde de var. Örneğin, ABD'deki Charter çalışanlarının işe alınma şekli.
Tabi ki aile ve eş seçimi kültün yüce liderleri tarafından organize ediliyor. Bundan sonra da bir kısa döngü içerisinde hayat geçip gidiyor. Ta ki kişisel veya toplumsal bir bunalımla insanlar bazı sorgulamalara başvurana kadar.
En üzücü sonuçlardan biri de, insanlığı kurtarmak için yola çıkan insanların kandırılıp insanlıktan çıkarılması, sıradan bir fert olmayı bile beceremeyen zombilere dönüşmesi.



Bütün bu benzerlikler karşısında, ilk şoku atlatıp inkar seviyesini aştıktan sonra hissedilen tarif edilemez bir hayal kırıklığı. Hayal kırıklığını atlatınca da geçmişe dönük bir pişmanlık. Son olarak da fert olma arzusu. Bağımsızlık, fikirde özgürlük. Nitekim münferit. Merhaba.




-Huzeyfe Yılmaz





7 yorum:

  1. Bi defa cemaat hak din islam uzerine hatta ehli sunnet uzerine ve tek amaci Kuran ve iman hizmeti. Dunyalik beklenti yok, cemaat kapali kutu degil aksine diyalogu savunan farkli kesimlerle sanatcilarla sporcularla siyasetcilerle vb iletisim kuran dinamik bir sivil toplum hareketi idi.
    Scienteology dini ise batil birsey hristiyan desen degil ateist desen degil. Yani dayandigi bi hakikat ya da kok yok.
    Hizmet insaninin amaci kendi cemaatine hizmet degil insana hizmet ve dunyadan kopmadan mistiklesmeden.
    Cemaatten olup cemaat icinde calisanlar cogunluk degil azinlik.
    Bunlari okuma bozulursun konusuna gelince de bunlar sahsi gorusler tum cemaate mal edilmemeli. Sonucta cemaat lideri bati klasiklerini de okumus, tarih, felsefe, bilim kitaplari da okumus birisi. Yani bunu okuma tavsiyesi bi anne babanin tavsiyesi gibi kotu niyetli degil ama sonucta emir de degil.

    YanıtlaSil
  2. Aslinda tam da anlattigim seyi orneklemissiniz Seda hanim, tesekkurler.
    'Lideri okumus" demek biz okumasak da oluyor demek. Aklini teslim etmek demek.
    Twitter'da da yazdim: Inanc noktasinda, yada teolojik temelleri itibariyle bir benzerlik kurmuyorum. Zaten anlatmaya calistigim sey de bu tam olarak. Bu kadar birbirine benzemeyen yapilarin nasil oluyor da takipcieri uzerindeki etkileri benzer oluyor. Ornegin, "hizmet" dediginiz organizasyonun yonetici kadrosunu yillar once yurtdisina cikaracak ve orada bir hayat kurabilmelerini saglayacak organizasyonu hazirken nasil oluyor da tabandaki insanlar Meric'te cocuklariyla bogulmaya mahkum ediliyorlar? (Onlara bu zulmu yapanlari tartismiyoruz, bunu bir not edelim.) Demek ki bu insanliga hizmet degil. Adina "hizmet" dedikeri organizasyonun elitlerine hizmet. Siz hala bu insanlara inaniyorsaniz sayet, bence efsunlanmissiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. This comment has been removed by the author.

      Sil
    2. Huzeyfe bey, fikirlerinize katilmiyorum, cunku:
      1) Turkiye'de yurtdisina cikamamis onde gelen insanlar var, kimi hapiste kimi gaybubette kimi siniri gecmeye calisiyor. Bunu tamamiyla gormezden geliyorsunuz.
      2) Cikabilen insanlar -cemaatin neresinde olurlarsa olsun- cikmayip zulme maruz kalsalar daha mi iyi olurdu? (Bu arada disclosure: Hizmet'le su an hicbir maddi bagim bulunmamaktadir. Hatta bulusmalara gitmesem birilerinin cagiracagindan bile supheliyim.)
      3) Anekdotlardan yola cikarak olcek olarak fazlaca buyuk sonuclara ulastiginizi dusunuyorum.

      Cemaati dogrudan/dolayli maddi menfaat araci olarak kullanmanin elestirilmesi, bunu engelleme yollari, seffaflik, hesap verebilirlik, istisare, tedbir, resmiyet vs. tartisilmasi gerekli konular. Fakat, cogu zaman dogru problemlerden yanlis sonuclara ulasildigi kanatindeyim. Bizim arkadaslarin elestiri yaparken diyalektige basvurmasi sahsen sevindigim bir nokta, fakat bazi elestirilerde ciddi mantik hatalari mevcut. Bu elestirileri yaparken sebep-sonuc iliskilerini duzgun kurma, yaygin logical fallacy'lerden kacinma vb. tartisma dinamiklerinde kusur yapmamaya ozen gostermek bence uretken elestiri uretmenin on sarti.

      Bu yazidaki kult benzetmenizin de ciddi bir fallacy oldugunu dusunuyorum. Scientology ve Hizmet arasindaki bir kisim ortak ozellikler var, Scientology bir kulttur, demek ki Hizmet de bir kulttur, dogru bir sonuc degil. Hizmetin kultlerle ortak ozelligi olan kisimlarinin tartisilmasi gerektigi konusunda hemfikiriz.

      Dahasi hizmeti elestirirken ulasilacak standartlarin bulunan topluluga gore degisecegi kanaatindeyim. Turkiye'deki sistemin Amerika'da uygulanmaya calisilmasinin yanlisligi artik bilinen bir sey, bunun sonuclarinin fiiliyata ne kadar gececegini gorecegiz ve takip edecegiz. Fakat mesela Amerika'da calisacak sekilde dizayn edilecek seffat/hesap verilebilir bir sistemin ornegin bir Afrika ulkesinde veya otoriter bir rejimle yonetilen bir ulkede realitelere toslayip fazla ideal kalacagini ongormek zor degil. Benzer sebepten, Turkiye'yle alakali hizmet elestirilerinde yayginca gordugum kusurlardan biri Turkiye'nin bazi realitelerini gormezden gelmek, genelde Avrupa/Amerika'da oturmus demokratik kurumlari gozlemleyen fakat Turkiye'deki tecrubesi oldukca az olan veya kulaktan dolma olan egitimli arkadaslarda denk geliyorum buna (ben de bunlardan biri sayilabilirim).

      Son olarak, biraz alakasiz kacabilir, fakat Hizmet'e su an yapilan elestirileri bir yonden Facebook'a privacy sebebiyle yapilan elestirilere benzetiyorum. Ikisi de kimsenin daha once bu contextte ve bu olcekte kimsenin yapmadigi "yeni" islerdeki kusurlari sebebiyle elestirmesi kolay, cozum uretmesi zor meselelerden sorumlu tutuluyor. Her ikisinin de yapmaya calistigi sey muglak sosyal dinamikler ve sinirlarla alakali.

      Bu da benim iki sentim. Selamlar.

      Sil
    3. "oturmus" degil "oturan" olacak, typo icin silip bir daha duzeltmeyeyim.

      Sil
  3. Simdi o yonetici kadrosu zaten surekli yurtdisina gezilere falan gidiyorlar o yuzden hepsinin pasaportu, vizesi vardi. 17/25 den sonra da alt kadroya dokunulmadi ve kimse de dokunulacagini beklemiyordu ama yoneticiler hep diken ustundeydi cunku asil sorumlu onlardi. Onlarda erkenden disariya ciktilar. 15 temmuza kadar hala aktif calisan cok kisi vardi ki kendilerine sira gelecegini tahmin edemediler bir anda darbe olunca da cikamadilar ve cogu tutuklandi ya da khk magduru oldu. Sizin dusunceniz rte nin kopyasi ne demisti akillilar kacti akilsizlar kaldi gibi bisey.
    Son olarak 15 temmuz ile 17/25 arasi kimse kimseyi alikoymadi isteyen cikabilirdi. Ama kimse duzenini bozmak istemedi cunku ben dahil kimse rte nin bu kadar zulum yapacagini tahmin edemedi. Belki bu surec gecer diye dusunduler. Hidayet karaca, boydaklar, gibi bazi ust duzey kisiler de kacmadi kacamadi. Kacanlardan da ailesini getiremeyen bir suru yonetici var su an ab de abd de vesselam

    YanıtlaSil
  4. Bilkentte gercekten bunlari okuma abicim bozulursun seklinde bir ogut duydunuz mu? ben abilik yaparken sizlere hic bu sekilde bir ogut vermedim, hatta hayatim boyunca kimseye boyle bir ogut vermedim. en fazla bazi kitaplari elestirmisimdir ama sakin okumayin bozulursunuz falan demedim. hatta bilkentte genel olarak kimsenin boyle birsey dediigini sanmiyorum, tekil bir iki vaka olmussa bilemem. benim tanidigim butun abiler, kendim de dahil, gayet herseyi okuyordu, kimseye de okumayin demiyordu.

    YanıtlaSil